Yazar: editor

  • Mide Kanserini Tetikleyen Etkenler

    Mide Kanserini Tetikleyen Etkenler

    Mide Kanserini Tetikleyen Etkenler. Uzmanlar, mide kanserine yol açan alışkanlıklar hakkında bilgi verdi. 

    Eski zamanlardan bu yana sağlık konusunda insanlık her zaman ilerleme kat etti. Eski zamanlarda ölümcül olarak nitelendirilen birçok hastalık günümüzde önemini yitirmiştir. Tıpta her ne kadar ilerlenmiş olsa da içerisinde olduğumuz zaman diliminde hala insan sağlığını ciddi seviyede tehdit eden hastalıklar bulunuyor. Bunların başında da kanser geliyor. Kanser, en basit anlatımı ile bulunan bölgedeki hücrelerin düzensiz bir bölünmeyle çoğalmasıyla beliren kötü urlardan oluşuyor. Kanser vücudun birçok bölgesinde ortaya çıkan ve erken önlem alınması gereken bir hastalıktır.

    mide kanseri belirtileri
    Mide kanseri belirtileri

    BU BEŞ ETKEN MİDE KANSERİNİ TETİKLEYEBİLİR

    Yaygın kanser türlerinden olan mide kanseri de erken teşhis yapılmadığında ölümcül düzeye ulaşabilmekte. Gastroenteroloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Çağlıkülekçi, mide kanserini tetikleyebilecek etkenleri anlattı.

    1) Sigara İçmek

    Sigara içmenin akciğer kanserine neden olacağı gibi yaygın bir görüşe sahip olsa da, mide kanserine de neden olabiliyor. Sigara karbonmonoksit, hidrojen siyanür, arsenik, amonyak ve birçok insan sağlığına zararı bulunan maddeleri içermektedir. Bu maddeler yüzünden ise sigara içmek birçok kanser türünde olduğu gibi mide kanserini de tetikleyebilmektedir.

    2) Fazla Kiloya Sahip Olmak

    Dünyada son yıllarda yaşam hızı arttığı için birçok alışkanlığımız değişti. Bunlardan ilk sıralarda gelen ise beslenme alışkanlığı. Hızlı hayat şartlarına adapte olmak isteyen insanlar bir şeyler atıştırıp işlerine devam edebilmek için çareyi sağlıksız yiyeceklerde buldu. Fast food ismi verilen yiyeceklerin öğünlerin yerine geçmesiyle birlikte dünyada artan fazla kilo problemi ve obezitede, mide kanserine sebep olabilmektedir.

    3) Düzenli Olarak Alkol İçmek

    Alkol tüketmenin ileri seviyelerinde bağımlılığa dönüşmesi ihtimali sağlığı tehdit eden faktörlerden birisidir. Alkol tüketiminin sıklaşması neticesinde zararları görülmeye başlanabilir. Beyin ve sinir hücrelerine zarar vermek, alkol etkisinden dolayı kişinin doğru kararlar verememesi, hafıza kaybı veya geçici körlük gibi etkiler olabilir. Alkol içmenin sıklaşmasından dolayı bir bağımlılığa dönüştüğünde mide kanserini de beraberinde getirebilir.

    4) Tütsülenmiş veya Tuzlu Besinleri Fazlaca Tüketmek

    Tütsüleme yöntemi yiyeceklerde sıklıkla peynir, et ve balık ürünlerinde görülmektedir. Bunun yanı sıra sofraların vazgeçilmezi tuz da bolca kullanılmaktadır. İnsanların yediği besinlerin lezzetini artırmasını istemek ne kadar doğal gelse de, her lezzetli yiyecek sağlığımıza iyi gelmiyor. Yiyeceklerin tütsüleme işlemi sırasında polisiklik aromatik hidrokarbonlar oluşmaktadır. Epidemiyolojik çalışmalara göre ise bu tütsülenmiş gıdaların kolon ve mide kanseri gelişme riskini gözler önüne seriyor. Ayrıca tükettiğimiz birçok gıdanın kendisinde tuz bulunurken ayriyeten eklenen tuz da insan sağlığını tehdit etmektedir. Aşırı tuz, tansiyona sebep olup böbreklere zarar verebilirken, mide kanserini de tetikleyebilir.

    5) Turşu Tüketimini Fazla Kaçırmak

    İçerisinde yüksek miktarda tuz ve sodyum içeren turşunun tüketimi konusunda aşırıya kaçmak midenizde bazı sıkıntılara yol açabilir. Vücuda gereğinden fazla alınan turşu midenin içindeki asidin dengesizleşmesine yol açabilir. Bunun sonucunda ise ülser ve reflü gibi mide hastalıkları geçirmenize sebep olabilir. İlerleyen safhada ise mide kanserine bile gidebilir. Mide kanserine neden olabilecek nedenleri sıralayan Prof. Dr. Mehmet Çağlıkülekçi, bu nedenlerin yanı sıra mide kanserinin kalıtsal olarak geçebildiğini veyahut kömür, metal, kereste gibi endüstrilerde çalışmanın da etkileyebileceğini söyledi. Henüz daha sağlığımız yerindeyken yukarıda sayılan beş faktörden uzak durulması halinde mide kanseri gibi amansız bir hastalığı vücudumuzdan uzak tutma ihtimalimiz o kadar yüksek olacaktır. (BSHA)

  • Antep Fıstığı Tüketmenin 14 Faydası

    Antep Fıstığı Tüketmenin 14 Faydası

    Antep Fıstığı Tüketmenin 14 Faydası

    Antep fıstığı, yeterli şekilde tüketildiğinde birçok sağlık sorununun ortaya çıkmasını engelliyor, tokluk hissi oluşturduğu için kilo kontrolü sağlıyor. Yetiştiği bölgelerde ‘yeşil altın’ olarak bilinen ve endüstriyel değeri yüksek Antep fıstığı, yeterli miktarlarda yenildiğinde vücudun ihtiyacı olan tüm vitamin, mineral ve proteinleri sağlıyor. Diğer kabuklu yemişlere göre düşük bir yağ ve enerji içeriği olan Antep fıstığı, antioksidan özelliği ile ön plana çıkıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd, Antep fıstığının faydaları hakkında bilgi verdi.

    Şam fıstığı olarak da biliyor

    Sakız ağacı ailesinden olan Antep fıstığı aslında bir meyvedir. Kuruyemiş olarak tüketilen sert kabuklu meyve Anadolu’da Şam fıstığı olarak da bilinmekte, üreticisine kazandırdığı için de yeşil altın veya altın ağacı olarak adlandırılmaktadır. Meyvenin oluşumu ve gelişimi diğer meyvelere göre biraz farklıdır.

    Mineral ve vitamin deposu

    Mineral ve vitamin açısından zengin olan Antep fıstığı, enerji içeriği yüksek olması nedeniyle helva, baklava ve sütlü tatlılar ile atıştırmalık yiyeceklerde kullanılmaktadır. Sporcular için önerilen bir besin olan Antep fıstığı; protein, yağ ve yağ asitleri ile antioksidan içeriği nedeniyle besleyici değeri yüksektir. Antep fıstığının besin değeri fındık, ceviz ve badem gibi sert kabuklu kuruyemişlerle karşılaştırıldığında bu yemiş daha düşük bir yağ ve enerji içeriğine sahiptir. Diğerlerine göre lif düzeyi de yüksek olduğu için sindirimi daha kolaydır. B1, B6, E ve A vitaminleri ile demir, potasyum, beta-karoten, toplam fitosterol ve lutein değerleri açısından kabuklu yemişlerde birinci sıradadır. Ayrıca Antep fıstığının yağı da kozmetik sanayinde kullanılmaktadır.

    Antep Fıstığı

    Günde 50 gr Antep fıstığı öneriliyor

    1. Antep fıstığının tüketimi ile ilgili yapılan araştırmalarda hastalıklardan korunmaya yardımcı bir besin olarak ön plana çıkmaktadır. Az miktarda tüketiminin dengeli beslenmeye katkısının olduğu ve birçok sorunun ortaya çıkmasını engellediği belirlenmiştir. Vücudun ihtiyacı olan vitamin, mineral ve protein için günde 50 gram tüketilmesi önerilmektedir.
    2. İçeriğinde amino asitlerin % 2’sini oluşturan L-arginin arter genişletici özelliğine sahiptir. Damar esnekliğini koruyarak kan akışının artmasını desteklemektedir.
    3. Bitkisel protein nedeniyle antioksidan flavonoidler, doymamış yağ asitleri ve içeriğindeki posa sebebiyle karbonhidrat toleransını iyileştirdiği ve tokluk kan şekerini dengelediği için tüketimi şeker hastalarına önerilmektedir. Pirinç ve makarna gibi karbonhidrat kaynaklarına eklenerek tüketildiğinde vücuttaki glukoz seviyesini düşürdüğü belirlenmiştir. Antep fıstığı diyabet riskini düşüren etkenlerden biridir.
    4. Uzun süre tokluk hissinin sağlayan ve yemek sonrası kan glikoz konsantrasyonlarının düşmesine etki eden Antep fıstığı, düşük glisemik indekse sahip bir besindir.
    5. Yapılan bir çalışmada ise Omega yağ asitleri yönünden zengin olan Antep fıstığı tüketiminin kan plazmalarında HDL artışından dolayı kolesterol seviyesinin azalmasına katkıda bulunduğu belirlenmiştir. Doymamış yağ asitleri kötü kolesterolü (LDL) azaltmaktadır.
    6. Damar tıkanıklığı ile ilgili hastalıkların önlenmesinde rolü vardır. Ayrıca koroner kalp hastalıkları riskinin azaltılmasına önemlidir. Sodyum içeriğinin düşük;  potasyum, kalsiyum ve magnezyum gibi mineral içeriğinin ise yüksek olmasından dolayı kan basıncının düzenlenmesine katkıda bulunur.
    7. Kilo kontrolünde önemli bir yere sahiptir. Yapılan araştırmalarda çok sık Antep fıstığı tüketen kişilerin zayıf olduğu ortaya çıkmıştır.
    8. Afrodizyak etkisi olan Antep fıstığının erkeklerde cinselliği büyük ölçüde etkilediği belirlenmiştir.
    9. İçeriğindeki bakır nedeniyle demirin vücutta kolay bir şekilde emilimini sağladığı için kansızlığa iyi gelebilmektedir. B6 vitamini nedeniyle de kandaki oksijenin taşınmasına yardımcı olabilmektedir.
    10. B6 vitamini sinir sisteminin düzenli çalışması için gerekli olan bir vitamindir. B6 sinir sisteminin ihtiyacı olan birçok aminoasidin yapılmasına yardım etmektedir.
    11. İçeriğindeki B6 vitamini sayesinde bağışıklık sisteminin güçlenmesine katkıda bulunarak hastalıklara yakalanma riskinin azalmasına yardımcı olmaktadır.
    12. İçeriğindeki yüksek E vitamininin antioksidan özelliği sayesinde Alzheimer hastalığının seyrinin yavaşlatılmasında rol oynamaktadır, hücre yenilenmesine katkı sağlamaktadır.
    13. Zengin mineral ve vitamin içeriği nedeniyle özellikle çocukların tüketmesi gereken bir yemiştir. Sağlıklı bir fiziksel gelişim için çocukların beslenme programına eklenmelidir.
    14. Antep fıstığındaki A vitamini; kemik gelişimi ile büyüme ve kanserden korumada rol oynamaktadır.  (BSHA)
  • Kalp Hastalıkları Tedavisinde Teknoloji Önem Taşıyor

    Kalp Hastalıkları Tedavisinde Teknoloji Önem Taşıyor

    Kalp Hastalıkları Tedavisinde Teknoloji Önem Taşıyor

    Özel Sağlık Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Serdar Biçeroğlu, günümüzde artan stres , dengesiz beslenme, hareketsiz yaşam tarzı, obezite gibi nedenlerle artış gösteren kalp hastalıklarına bağlı ölüm oranının tüm ölümler içinde hala ilk sıralarda yer aldığını söyledi. Uzm. Dr. Serdar Biçeroğlu, bunca teknolojik ilerlemeye rağmen kalp hastalıklarının hala ilk sıralarda yer alması da ölüm oranlarının azaltılabilmesi için başka birşeylere daha ihtiyaç duyulduğunu düşündürdüğüne dikkat çekti. Gelişen teknolojiyle birlikte, kalp hastalıklarında daha etkin tedaviler uygulandığı bilgisini veren Uzm. Dr. Biçeroğlu, “Tarihsel gelişmeler eşliğinde değerlendirecek olursak tıp dünyası her daim kalp hastalıkları ile ilgili heyecan verecek bir yeniliği sunmayı başarmıştır. Başarılı her yeniliğe rağmen beklenti karşılanamamıştır. Kalp damarı hastalıklarının anlaşılması yeni tedaviler gelişmesine fırsat verse de hala kalp krizini önceden gösterecek bir tetkik geliştirilememiştir. Kalbi besleyen damarların görüntülenmesi (koroner anjiyografi) hastalıkların anlaşılması için fırsatlar vermiştir. Zaman içinde teknolojinin ilerlemesi ile ince, kıvrımlı, tam tıkalı damarlara balon yapmak ve stent yerleştirmek imkanlı hale gelmiştir. Stentlerin kullanılması farklı bir durum oluşturmuş, stent yerleştirmede hastalığın fazı ve tipi daha fazla önem kazanmıştır. Stentler ile birlikte kullanılan ilaçların gelişmesi başarıyı artırmış ölüm oranları azalmıştır. Ancak bu defa daha fazla kronik hasta yaşamaya başlamış risk grubu genişlemiştir” dedi.

    Kalp Yetmezliği Malulen Emeklilik Şartları.
    Kalp Yetmezliği Malulen Emeklilik Şartları.

    TEKNOLOJİ AVANTAJ SAĞLIYOR

    Kardiyoloji Uzmanı Dr. Serdar Biçeroğlu, gelişen teknolojiyle birlikte koroner görüntülemede kullanılan bilgisayarlı tomografilerin tanı ve tedavi sürecinde avantaj sağladığına dikkat çekti. Biçeroğlu, “2000’li yılların başında kalp MR’ı üzerinde yoğunlaşan görüntüleme teknolojisi zaman içinde hareketli bir organ olan kalp görüntülenmesinde pratik olmadığı için alternatif aratmıştır. İşte tam olarak bu zaman diliminde koroner görüntülemede bilgisayarlı tomografiler kullanılmaya başlanmıştır. Bu alanda teknolojik ilerleme hızlıca bilim ile buluşup hastalığın anlaşılması konusunda yardımlar sunmaya başlamıştır. Görüntülemeden elde edilen veriler ile uygulanan hastaların takibi birleştirilip bilimsel neticeler elde edilmiştir. Bu bilgiler ışığında risk grupları daha doğru tespit edilmeye başlanmıştır. Tüm damarların görüntülenmesinden elde edilen bilgi ile diğer tüm damarlardan daha ince olan kalp damarlarının hastalıkları hakkında bilgi sahibi olunabilmiştir” ifadelerini kullandı. (BSHA)

  • Çocuk Teslimi Artık Uzman Kişiler Aracılığıyla Yapılacak

    Çocuk Teslimi Artık Uzman Kişiler Aracılığıyla Yapılacak

    Çocuk Teslimi Artık Uzman Kişiler Aracılığıyla Yapılacak

    Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelikle boşanan eşler, çocuklarını görebilmek için icra dairelerine değil uzmanların görev yaptığı “Adli Destek Ve Mağdur Hizmetleri Müdürlükleri”ne başvuracak. Süreç hakkında bilgi veren İzmirli Avukat Nevin Can, teslimin uzman kişiler aracılığıyla, çocuk dostu şeklinde tasarlanan çocuk görüşme merkezlerinde yapılacağını söyledi.

    Nevin Can, “Ebeveynlerin ayrılmaları ile birlikte mahkeme tarafından ortak çocukların birlikte yaşamadıkları ebeveynleri ile görüşmeleri için kişisel ilişki kurulması kararı verilmektedir. Ülkemizde yıllardan beri kişisel ilişki kurulması kararının icrası, diğer kararlar gibi icra müdürlükleri aracılığıyla yerine getirilmekteydi. Görevleri yalnızca hukuki işlemleri yerine getirmek olan ve çocuk gelişimi ya da psikoloji gibi alanlarda herhangi bir eğitimi olmayan icra memurları, yine aynı durumdaki polis memurları ile birlikte çocuğun yaşadığı eve gitmekte ve onu bir ebeveynden zorla teslim alarak diğer ebeveyne teslim etmekteydi. Bu süreç çoğu zaman çok küçük yaştaki çocuklara ciddi bir travma yaşatmaktaydı” diye konuştu.

    Çocuklar İçin Uygun En İyi 8 At!

    UZMANLAR DAHİL OLACAK

    Süreç içerisine uzmanların dahil edildiğini belirten Can, “Yıllarca Türk hukukunda ciddi bir sorun olmaya devam eden çocuk teslimi nihayetinde meclisin gündemine girmiş ve 30 Kasım 2021 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan kanun ile İcra İflas Kanunu ve Çocuk Koruma Kanunu’nda değişikliğe gidilmiştir. Yapılan değişikliğe göre çocukların teslimi görevi icra müdürlüklerinden alınarak yeni kurulan adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüklerine verilmesi ve yeni kurulan müdürlükte icra memurları ve polis memurlarının aksine psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıların görevlendirilmesi öngörülmüştür.

    UYGUN BİR YERE GETİRİLECEK

    4 Ağustos tarihinde çocuk teslimine ilişkin yönetmelik de yürürlüğe girdiğini ve bu sürecin detaylarının nasıl yürüyeceği belirlendiğini kaydeden Avukat Nevin Can, “Buna göre, taraflardan birinin ortak çocukları diğer tarafa teslim etmeyi reddetmesi durumunda öncelikle adli destek müdürlüklerinde kendisiyle herhangi bir iletişim vasıtası ile iletişime geçilerek çocuğu belirlenen yere getirilmesi istenecektir. İlgilinin çocuğu belirlenen yere getirmemesi durumunda ise bu durum kendisine yazılı olarak bir kez daha bildirilecektir. Böylece çocuğun yaşadığı eve polis memurları eşliğinde gidilmesi ve çocuğa travma yaşatılmasının önüne geçilmeye çalışılmıştır. Yazılı bildirim içeriğine çocuğun belirlenen yere getirilmemesi halinde ilgili hakkında şikayette bulunulacağı ve üç aya kadar disiplin hapsi uygulanacağı da yazılacaktır. İlgilinin tüm bunlara rağmen çocuğu belirlenen yere getirilmemesi halinde müdürlük tarafından kendisi hakkında şikayette bulunularak ceza yargılaması başlatılacaktır.

    EN ÇOK ÇOCUKLAR ETKİLENİYOR

    Nevin Can, alınan bu önlemlerin olumlu olduğunu dile getiren Can, “Yapılan bu değişiklik ile çocukların zorla teslim alınmasından kaynaklanacak travma tamamen engellenemeyecek olmakla birlikte en aza indirilmek adına mümkün olan tüm önlemlerin alındığı görülmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki zaten stresli ve en çok da çocuklar için zor olan ayrılık sürecinde çocukların travma yaşamasını engellemenin tek yolu, anne ve babaların kişisel sorunlarını bir kenara bırakarak yalnız ve yalnız çocuklarını ilgilendiren konularda birlikte çalışmaya çabalamalarıdır. Zira çocuğun resmi görevlilerce teslim alınma süreci ne kadar düzeltilmeye çalışılırsa çalışılsın mutlaka çocuğun yararına aykırı olduğundan ve bu süreçten olabildiğinde kaçınılması gerekmektedir (BSHA)

  • Bilinçli Su Tüketimi Nasıl Olmalı ? (BSHA)

    Bilinçli Su Tüketimi Nasıl Olmalı ? (BSHA)

    Bilinçli Su Tüketimi Nasıl Olmalı ? Saf su değil sağlıklı su tüketilmeli. Prof.Dr. Müfit Zeki Karagülle, bilinçli su tüketimi hakkında önemli bilgiler verdi. 

    Hava sıcaklıklarının artması, günlük düzenli ve yeterli su tüketimini sağlık açısından elzem hale getiriyor. Ancak tüketilen suyun mutlaka sağlıklı ve güvenli olması gerekiyor. Arıtma işlemiyle saflaştırılan içme sularının tercih edilmesinin, faydadan çok zarar verebileceğine dikkat çeken Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji uzmanı Prof. Dr. Müfit Zeki Karagülle, bilinçli su tüketiminin önemini anlattı.

    Bol Su İçmek Zayıflatır mı?

    Uzmanlara göre hava sıcaklığındaki yüksek artış hem yeterli su tüketimini hem de sağlıklı suya erişimi daha önemli hale getiriyor. Günlük su tüketiminde güvenilir olmayan kaynakların tercih edilmesi ise özellikle sıcak yaz günlerinde, içme suyu kaynaklı sağlık sorunlarının yaşanmasına neden oluyor.

    Yeterli ve düzenli su tüketiminin, sağlıklı bir yaşantının vazgeçilmez koşulları arasında bulunduğunu vurgulayan Profesör Dr. Karagülle,“Ancak güvenli ve sağlıklı içme suyuna ulaşmak da en az ihtiyacı karşılayacak miktarda su tüketimi kadar önemli” dedi. Prof. Dr. Karagülle, “İçme amacıyla kullanılan sular mutlaka ulusal ve uluslararası geçerli olan sağlık ve hijyen koşullarına uygun olmalıdır. Farklı yöntemlerle arıtılarak kullanılan suların tüketilmesi düşünüldüğü gibi güvenli ve sağlıklı olmayabilir. Hatta mineral eksikliği başta olmak üzere bazı sağlık sorunlarına yol açabilir” uyarısında bulundu.

    “Sağlıklı su doğal, temiz, sağlık otoritelerince denetlenen ve mineralleri uzaklaştırılmadan tüketime sunulan olmalıdır” 

    Şebeke suyu, ambalajlı doğal mineralli ve doğal kaynak sularının hem dünyada hem de Türkiye’de farklı içme suyu seçenekleri arasında bulunduğunu belirten Prof. Dr. Karagülle,şunları söyledi: “Son yıllarda ülkemizde ileri su arıtma teknolojilerine, örneğin ters ozmosa dayanan arıtma teknolojileri ile şebeke sularının ev ya da işyerlerinde arıtılıp içme suyu olarak kullanılması öne çıkıyor. Bu yöntemle kimyasal kirlilikten ‘arınmış’ ve ‘kolay içilebilir’ ama aynı zamanda mineralleri de uzaklaştırılmış ‘demineralize’ (mineralsiz) hale gelmiş içme suyu elde edilmiş oluyor. Oysa bir içme suyunun sağlık riski taşımaması, başka bir deyişle insan sağlığına zarar vermemesi, en başta iki temel nitelik taşımasına bağlıdır. Bunlardan ilki, suyun bakteriyolojik olarak temiz yani hijyenik olması, ikincisi ise kimyasal yönden sağlıklı ve risksiz olmasıdır.”

    “Arıtılmış saf suda hiçbir mineral kalmaz”

    Evsel su arıtma cihazlarındaki teknolojiler ile şebeke suyu mikrobiyolojik ve kimyasal olarak güvenli hale getirilmeye çalışılırken tamamen mineralsizleştirildiğini ve mikrobiyolojik yönden de bazen daha fazla kirletildiğini ifade eden Prof. Dr. Karagülle, şu bilgileri verdi: “Bu yüzden bu şekilde arıtılan suların sağlıklı olma koşulu yerine getirilemiyor. Arıtma sonrası elde edilen bu tür sular, neredeyse saf ya da damıtılmış su niteliği taşıyor. Saf su, sağlıklı ve doğal demek değildir. Saf su soğutma sistemlerinde, ilaç üretimlerinde, araçların akülerinde yaygın olarak kullanılır, ancak içme suyu olarak uygun değildir. Doğada hiçbir canlı saf su tüketmez. Saf su tüketimi, insanlar için de sağlıksız bir seçenektir.”

    Evsel Su Arıtma Suda Nasıl Bir İşlem Yapıyor

    Prof. Dr. Karagülle,“Yaptığımız araştırmada, şehir şebeke suyu ters osmoz ile çalışan bir evsel su arıtma cihazı ile arıtılma işlemine tabi tutuldu, arıtma öncesi ve sonrası su örneklerinin fiziko-kimyasal ve bakteriyolojik analiz sonuçları karşılaştırıldı. Böylesi bir arıtma işleminin şebeke suyunun fiziko-kimyasal ve bakteriyolojik kalitesinde iyileşmelere neden olmadığı, tersine olumsuz sonuçlara yol açtığı görüldü. Ayrıca işlem sudaki insan sağlığı açısından yararlı olan başta kalsiyum ve magnezyum olmak üzere minerallerin tamamını sudan uzaklaştırarak cihazdan çıkan suyu mineralsiz, neredeyse saf su haline getirdi” diye konuştu. Arıtılmış suyun magnezyum ve kalsiyum içermediğini, oysa bu minerallerin insan sağlığında yaşamsal rol oynadığını hatırlatan Prof. Dr. Karagülle, sözlerine şöyle devam etti: “Kalsiyum ve magnezyum vücudumuzda birçok temel fizyolojik işlevleri olan minerallerdir. Kalsiyum kemiklerimizin ve dişlerimizin yapı taşıdır ve kemik ve diş sağlığından sorumludur. Kalp ve damar kasları ve çizgili kas kasılması, kan pıhtılaşması ve sinir iletiminde de önemli rol oynar. Kalsiyum eksikliğinden kaynaklanan en yaygın hastalık osteoporozdur. Kalsiyum eksikliğinin magnezyum eksikliği ile birlikte hipertansiyona neden olduğu da bildirilmiştir. Magnezyum eksikliği, hipertansiyon, kalp damar hastalıkları, damar sertliği ve diyabet gibi çeşitli patolojik durumların ortaya çıkma riskini artırır.”

    “Sağlıklı su, yaşlılar ve çocuklar için kritik önem taşıyor” 

    Sürekli demineralize arıtılmış su içenlerde çeşitli hastalık risklerinin de devreye girdiğini vurgulayan Prof. Dr. Karagülle, sözlerini şöyle tamamladı: “Yapılan bilimsel araştırmalar, arıtılmış su tüketiminin kısa ve uzun vadelerde bazı sağlık sorunlarını ortaya çıkardığı gösteriyor. Özellikle, arıtılmış su bir insanın yaşantısında içtiği ve yemeklerinde kullandığı tek su olduğunda, sağlık riskleri kaçınılmaz hale geliyor. Bunun sonucunda orta ve uzun vadede her yaştaki kişilerde en başta mineral eksikliğine, özellikle de kalsiyum ve magnezyum eksikliğine bağlı sağlık problemleri gelişiyor. Özellikle yaşlılar ve çocuklar bu bakımdan daha fazla risk altındalar. İçme suyunda hem magnezyum hem de kalsiyum eksikliğinin okul çağındaki çocuklarda büyüme geriliği ve artmış diş çürüklerine yol açtığı gözlemlenirken, yetişkin nüfusta ise bazı kanser türlerine neden olabildiği öne sürülüyor. Çocuklarda artmış kemik kırılma riskine, ileri yaşlarda Alzheimer ve Parkinson gibi bazı nörodejeneratif hastalıklara, hamilelerde erken doğum ve düşük doğum ağırlığı gibi sorunlara neden olduğunu gösteren kanıtlar da var. Oysa bu cihazlar ile arıtılmadan tüketime sunulan sular, özellikle doğal kaynak ve doğal mineralli sular, belli düzeylerde mineral içeren sulardır. Ayrıca tabi oldukları yasal denetim ve kriterler nedeniyle de sağlıklı ve güvenli niteliği taşıyan sulardır. Dolayısıyla içme suyu olarak doğal olarak belirli düzeylerde mineral içeren, doğada her türlü kirleticilerden korunmuş halde bulunan doğal yeraltı su kaynaklardan elde edilen ve denetlenen güvenli ve sağlıklı sular tercih edilmelidir.” (BSHA)

  • Tobb İle Mesleki Eğitim Merkezleri Alanında İş Birliği

    Tobb İle Mesleki Eğitim Merkezleri Alanında İş Birliği

    Tobb İle Mesleki Eğitim Merkezleri Alanında İş Birliği Mesleki Eğitim Merkezleri İş Birliği Protokolü, Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun katılımı ile gerçekleşen törenle imzalandı.

    Kapsama alınan oda ve borsa üyesi işletmelerle mesleki eğitim merkezlerinin eşleştirilmesine yönelik protokolün imza töreninde konuşan Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer, mesleki eğitimin ayağa kaldırılmasında ilk hamleyi olan 81 ilde 81 Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi projesinin de TOBB ile hayata geçirildiğini, bu paydaşlığın bugüne kadar farklı açılımlarla devam ettiğini söyledi.

    Tüm dünyada akademik olarak başarılı öğrencileri mesleki eğitime çekmek için çalışmalar yapıldığını anlatan Özer, Türkiye’de katsayı uygulaması gibi yanlış bir uygulama ile başarılı öğrencilerin mesleki eğitimden uzaklaştığını ifade etti. Katsayı uygulaması sonrasında meslek liselerinin hiçbir liseye yerleşemeyen öğrencilerin gittiği, başarı beklentisi düşük bir okul türü hâline geldiğini hatırlatan Bakan Özer, böylelikle okullar arası başarı farklarının derinleştiğini kaydetti.

    Katsayı Uygulaması Kaldırıldı

    2012 yılında katsayı uygulaması kaldırıldıktan sonra Millî Eğitim Bakanlığının mesleki eğitimi güçlendirmek için çabaladığını dile getiren Özer, TOBB Başkanı ile TOBB üyeleri ile bir araya gelerek yeni bir modeli hayata geçirdiklerini belirtti. Daha önce iş gücü piyasasının okullara laboratuvar ve atölyeler yaptığını ve sonrasında eğitim sürecinden uzaklaştığını ifade eden Özer, şunları kaydetti: “Başkanımızla birlikte dedik ki biz madem Millî Eğitim Bakanlığı olarak iş gücü piyasasına eleman yetiştiriyoruz. Birlikte süreci yönetelim. Maddi yük bizde… Müfredatı birlikte güncelleyelim. Öğrencilerin işletmedeki beceri eğitimini birlikte planlayalım. Mesleki eğitimin kalitesi için çok kritik olan öğretmenlerin alan ve atölye öğretmenlerinin işbaşı ve mesleki gelişim eğitimlerini birlikte planlayalım. Ama iki şeyi yapalım. Arz talep dengesini rasyonel bir zemine oturtalım ve istihdamda öncelik tanıyalım. İşte bu attığımız adım bir anda siz değerli sektör temsilcileri tarafından müthiş teveccüh gördü.  Çok kısa sürede akademik olarak başarılı öğrencilerin meslek liselerine teveccüh ettiğini gördük. Meslek liseleri artık yüzde 1’lik başarı diliminden öğrenci almaya başladı.”

    Üretimden Meslek Lisesi Öğrencileri Pay Aldı

    Bu gelişmelerin ardından mesleki eğitimde üretim kapasitesinin artırıldığını anlatan Özer, “Burayı özellikle sizlerin huzurunda biraz daha netleştirmemiz gerekiyor. Mesleki eğitimdeki aslolan şey, yaparak üreterek eğitimdir. Öğrencinin öğrenmesi için gerçek iş ortamında elini üretim bandına koyması lazım. Tüm süreçlerde aktif olarak yer alması lazım. Millî Eğitim Bakanlığının şöyle bir iddiası yok: ‘Biz eğitimi bir kenara bırakalım. Üretim yapalım, piyasayla rekabet edelim.’ Böyle bir derdimiz yok. Bizim derdimiz üretim kapasitesini eğitim- üretim- istihdam çevrimini güçlendirecek şekilde o zincirin bir halkası olarak inşa etmek.” dedi. Kapasite artırımıyla birlikte Türkiye’deki 3 bin 574 mesleki teknik Anadolu lisesinde öğrencilerin eğitimle ilişkilerinin güçlenmeye başladığını aktaran Bakan Mahmut Özer, “Yıllardan beri dezavantajlı öğrencilerin kümelendiği meslek liselerinde öğrenciler üretime yaptığı katkı kadar pay almaya başladılar. 2021 yılında üretimden meslek lisesi öğrencileri pay aldılar.” ifadelerini kullandı. Mesleki eğitimdeki üretim kapasitesinin artırılmasının Kovid-19 salgını gibi olağanüstü süreçlerde maske, maske makinesi, solunum cihazı gibi ürünlerin üretilmesine katkı sağladığını ve meslek liselerinin kara gün dostu olduğunu gösterdiğini aktaran Özer, mesleki eğitim merkezlerine ilişkin bir bilgiyi paylaştı.

    50 AR-GE Merkezi Açıldı

    Özer şunları söyledi: “Geçmişten gelen alışkanlıklar var. Mesleki eğitim merkezlerinde biliyorsunuz haftada bir gün okula gidiliyor. Dört gün işletmede beceri eğitimi yapan bir dual mesleki eğitim modeli. Bazı mesleki eğitim merkezlerinde üretim yapıldığını gördük. Aslında mesleki eğitim merkezlerinde üretim yapılamaz. Çünkü öğrenci haftada bir gün okula gidiyor. Belli temel dersler alıyor. Üretim mekanizması yok. Onun için bu sene itibarıyla mesleki eğitim merkezlerindeki üretim kapasitesini sıfırlıyoruz. Oralar çünkü üretim yeri değil.” Ülkelerin kalkınmasında, rekabet gücünün artmasındaki en kritik noktanın fikrî mülkiyet ve sınai haklar olduğuna da değinen Özer, bunun için ilk defa meslek liselerinde AR-GE merkezleri kurulduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile 50 AR-GE merkezi açılışı yaptıklarını, şu anda sayının 55’e ulaştığını anlatan Özer, şöyle devam etti: “Son on yılda Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda öğrenci ve öğretmenlerin tescilini aldığı ürün sayısı, 29’dur arkadaşlar… Yani yıllık 2.9 tescile sahip olmuş Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullar. Biz hemen meslek eğitimindeki bu üretim kapasitesini fikrî mülkiyetle ilişkilendirdik. Eğitimler düzenledik. Bir anda meslek liselerindeki başvuru sayıları artmaya başladı ve meslek liselerindeki bu kapasiteyi bilim sanat merkezlerine, fen liselerine, diğer liselerimize, diğer okullarımıza, halk eğitimi merkezlerine, olgunlaşma enstitülerine paylaştırdık. 2022 yılında hedef olarak 7 bin 500 ürünün tescilini almayı hedeflemiştik. Bugün itibarıyla 7 bin 700 tescil aldık. Bakın 2.9… 7. Bin 700… İşte bu kültür tüm okullarda yaygınlaştıkça sadece eğitimin kalitesi artmayacak, aynı zamanda ülke çok daha girişimci ruha sahip olan gençlerle çok daha rekabet gücünü artırarak dünyayla rekabet edebilirlikle iddia sahibi olma yolunda emin adımlarla ilerleyecek.”

    Aynı zamanda tescil edilen bu ürünlerin ticarileşmesi için de çalışma yürütüldüğünü belirten Bakan Mahmut Özer, 2022 yılında 74 ürünün ticarileştiğini anlattı. Meslek liselerinin artık dünyaya ihracat yapmaya başladığını duyuran Özer, “En son İstanbul Sanayi Odasıyla birlikte işte yine bu kapsamda, iş birliği kapsamında yürütmüş olduğumuz okulda kâğıt havlu üretimi yapılarak Portekiz’e ihracat yapıldı ve ilk tırı biz uğurladık orada ama sadece kâğıt havlu üretimi yapılmadı. Kâğıt havluyu üreten makinenin üretimi de yapıldı. Bu, gerçekten çok kıymetli bir şey… Bunu bir basamak daha ilerlettik ve sadece Türkiye’nin ihtiyacı olan, iş gücü piyasasının ihtiyacı olan nitelikli eleman kaynağını üretmeyelim. Aynı zamanda gönül coğrafyamızdaki, Balkanlar’daki insanlar için de mesleki eğitimde bir şekilde örnek olalım, onlara eğitim verip geri gönderelim diye bir adım atarak yedi uluslararası mesleki teknik Anadolu Lisesi açtık.” dedi.

    Eğer sorunların kaynaklarına doğru teşhis konulup adımlar atılırsa kısa sürede başarılar ortaya çıktığını belirten Özer, artık meslek liselerinin ülkenin umudu olduğunu söyledi.

    “Çırak ve kalfa sayısı 600 bin 888’e ulaştı”

    Mesleki eğitim merkezlerine lise diploması imkânı getirildiğini, 25 Aralık 2021’de 3308 Sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nda yapılan düzenleme ile hem işveren hem de öğrenciler için cazip bir mekanizmanın oluşturulduğunu ifade eden Özer, “Rakamlara yetişemiyoruz. 25 Aralık 2021’de 159 bin olan bu ülkedeki çırak ve kalfa sayısı bugün itibarıyla 600 bin 888’e ulaştı.” dedi.

    Yıl sonu itibarıyla hedefin 1 milyon gencin mesleki eğitim merkezleriyle buluşturulması olduğunu kaydeden Özer, meslek liselerinde nasıl ki güzel hikâyeler yazıldıysa mesleki eğitim merkezlerinde de aynı başarılara imza atılacağını dile getirdi. TOBB üyelerine bu sayıyı birlikte artıralım çağrısı yapan Bakan Özer, şunları kaydetti: “Mesleki eğitim merkezine kayıt yaptıran öğrencilerimize biz iki aylık süre veriyoruz. İşletme bulsun diye… Çoğu zaman da çoğu yerde işletme bulmakta sıkıntı yaşıyor gençlerimiz. İşte artık bu iş birliği protokolüyle siz değerli üyelerin, Başkanımızın himayesinde siz değerli oda ve borsa başkanlarının süreçlere doğrudan müdahil olmasıyla, mesleki eğitim merkezlerine kayıt yaptıran öğrencilerimiz doğrudan işletmelerle eşleştirilmiş olacak. Böylelikle sadece ülkenin ihtiyaç duyduğu insan kaynağının yetiştirilmeyeceğini, OECD’nin kritik göstergelerinden olan “ne eğitimde ne istihdamda yer alan genç sayısının yani genç işsizliği”ni azaltılacağını belirten Özer, protokole emek verenlere teşekkür ederek imzaların hayırlı olmasını diledi.

    Hisarcıklıoğlu: “İşverenlerimizi mesleki eğitim merkezlerinden öğrenci almaya davet ediyorum”

    TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ise özel sektörün mesleki eğitim merkezlerinden daha çok istifade etmesi gerektiğini belirterek “Ben bu kapsamda gençlerimizi, mesleki eğitim merkezlerine kayıt olmaya, işverenlerimizi de mesleki eğitim merkezlerinden öğrenci almaya davet ediyorum.” dedi. Hisarcıklıoğlu, törende yaptığı konuşmada memleketin öncelikli meselesinin eğitim olduğuna inandıklarını söyledi.

    TOBB’un eğitim alanında yaptıklarına değinen Hisarcıklıoğlu, “Özel sektör olarak nitelikli çalışan bulamamaktan, mesleki eğitimin ihtiyaçları karşılamamasından şikâyet ediyorduk. Mesleki eğitimde kamu-özel sektör iş birliğini artırmak, özel sektörün rolünü güçlendirmek istiyorduk. Mesleki eğitim, özel sektörün insan kaynağını karşılamada en önemli vasıta olsun istiyorduk. Bu, bizim yirmi senedir gündemimizde olan bir konuydu. Bakanımız Sayın Mahmut Özer’den bu konuda hem büyük destek hem de önemli icraatlar gördük.” diye konuştu. Hisarcıklıoğlu, mesleki eğitimin, eğitim dünyasında yeniden cazibe merkezi hâline geldiğine işaret ederek Türkiye genelindeki meslek liselerindeki doluluk oranının 2022 LGS’de yüzde 95 olduğunu söyledi. Konuşmaların ardından protokol, Özer ve Hisarcıklıoğlu tarafından imzalandı. İş birliği protokolü, mesleki eğitim merkezleri ile TOBB’a bağlı oda ve borsaların eşleştirilmesini, söz konusu merkezlerindeki öğrenci sayısının artırılmasını, oda-borsa üyesi şirketlerin bu merkezlerden daha fazla öğrenci almasını öngörüyor. (BSHA)

  • Karaciğerin en yakın dostları: Greyfurt ve limon

    Karaciğerin en yakın dostları: Greyfurt ve limon

    Karaciğerin en yakın dostları: Greyfurt ve limon Vücudun en büyük iç organlarından biri olan karaciğer, hayati fonksiyonların yerine getirilmesi için gerekli olan enzimlerin üretilmesine yardımcı oluyor.  Halk arasında karaciğer temizlenmesi olarak bilinen karaciğer detoksifiyesi ile organların kendi kendine yenilendiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Süleyman Yedibela, “Karaciğere iyi davranırsak ve yaşam tarzımızı değiştirirsek etkili detoksifikasyon ile organlar kendini yenileme imkânı bulabilir. Hayat tarzı ve beslenme alışkanlığının değişmesi karaciğer sağlığı için çok önemli” açıklamasında bulundu.

    Belirli gıdaların tüketimi organlar üzerinde doğrudan bir etkiye sahip. Özellikle sebze-meyvelerin karaciğer sağlığı için faydalı olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Süleyman Yedibela, “Narenciye grubunda yer alan greyfurt, karaciğeri temizleme etkisine sahip bir besin. İçindeki acı maddeler yağ sindirimine yardımcı olan karaciğer enzimlerinin üretimini arttırır ve de detoksifikasyonunu destekler. Greyfurtun yanı sıra limon ve diğer turunçgiller de karaciğer enzimlerinizi harekete geçirdikleri ve yüksek C vitamini içerdikleri için bağışıklık sistemini güçlendirip karaciğer hasarlarının en aza indirilmesine yardımcı olur” dedi.

    Sebzeler karaciğer temizliğinde etkili

    Sebzelerin lif, vitamin ve mineraller açısından zengin olduğunu ve özellikle brokoli, turp, enginar, kuşkonmaz, domates, biber gibi sebzelerin karaciğerde detoksifiye edici özellikler uyguladığını vurgulayan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Süleyman Yedibela, “Tüm turpgiller karaciğerdeki hücre yapılarının onarımı için oldukça önemli. Ayrıca, alkali olan bu sebzeler toksinleri yok etmeye yardımcı olurken detoksifiye edici özellikler ile karaciğerde dengeli bir asit-baz dengesine katkıda bulunurlar” dedi.

    Ceviz, avokado, zeytinyağı, chia tohumu ve bademin de karaciğer temizliğinde etkili olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Süleyman Yedibela, “İçerisindeki amino asit ve L-arginin sayesinde temizleyici etkileri bulunuyor” şeklinde konuştu.

    Zerdeçal ve zencefil karaciğer kanseri riskini düşürüyor

    Sarımsak, zerdeçal ve zencefil gibi baharatların içerdiği bileşenler sayesinde karaciğer enzimlerini harekete geçirdiğini ve karaciğerdeki kanser hücrelerinin büyümesini engellediğini söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Süleyman Yedibela, “Sarımsak, toksinlerin karaciğerden atılmasını destekler. Ayrıca, Asya bölgesinde yaygın olarak kullanılan zerdeçal ve zencefil, antioksidan etkilere sahiptir. Diğer yandan, karaciğer enzimlerinin oluşumunu teşvik eder, toksinlerin emilimini sağlar ve böylece karaciğerin toksinleri daha iyi atmasına yardımcı olur. Yapılan araştırmalar, zerdeçal ve zencefil gibi baharatların karaciğer hasarının belirtilerini azalttığını ve kansere karşı önleyici bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor” dedi.  (BSHA)

  • Öğretim yılına hazırlık ödeneği artırılmalıdır

    Öğretim yılına hazırlık ödeneği artırılmalıdır

    Öğretim yılına hazırlık ödeneği artırılmalıdır

    Eğitim-Bir-Sen  Cumhurbaşkanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı’na başvurarak, öğretim yılına hazırlık ödeneğinin en az yıllık TÜFE değişim oranına tekabül eden tutarda artırılmasını talep etti.

    Sendikadan konuyla ilgili şu açıklama yapıldı,

    657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun ek 32. maddesinde, “Eğitim ve öğretim hizmetleri sınıfına dahil öğretmen unvanlı kadrolarda görevli olup; fiilen öğretmenlik yapanlara (ilköğretim ve okul müdürleri ile yardımcıları, cezaevi okullarında çalışan öğretmenler, yönetici, eğitim uzmanı ve eğitim uzmanı yardımcıları dahil) her öğretim yılında bir defaya mahsus olmak üzere ve öğretim yılının başladığı ay içinde Milli Eğitim Bakanı tarafından belirlenecek tarihte Bakanlar Kurulunca belirlenecek miktarda, öğretim yılına hazırlık ödeneği ödenir” hükmü yer almaktadır.

    Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmet Koluna İlişkin Toplu Sözleşme

    Diğer taraftan, 2022 ve 2023 yıllarını kapsayan Kamu Görevlilerinin Geneline ve Hizmet Kollarına Yönelik Mali ve Sosyal Haklara İlişkin 6. Dönem Toplu Sözleşme’nin “Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmet Koluna İlişkin Toplu Sözleşme” bölümünün “Öğretim Yılına Hazırlık Ödeneği” başlıklı 11. maddesinde, “657 sayılı Kanunun ek 32 nci maddesinde öngörülen öğretim yılına hazırlık ödeneği; 2022 yılında 1.325 TL, 2023 yılında 1.400 TL olarak ödenir” hükmü bulunmaktadır.

    Danıştay 2. Dairesi’nin 24.09.20212 karar tarihli ve 2012/7631 Esas 2012/5556 Karar sayılı kararında da ifade edildiği üzere, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun Ek 32. maddesine göre öğretim yılına hazırlık ödeneği, öğretmenlerin fiilen yürüttükleri görevin gereği olarak öğretim yılı boyunca ortaya çıkabilecek ders araç ve gereçleri ile şahsi ihtiyaçlarının teminine katkıda bulunmak, böylece etkin ve verimli çalışmalarına olanak sağlamak amacıyla ödenmektedir. Ancak toplu sözleşmenin akdedildiği 2021 Ağustos ayından bu yana TÜİK Temmuz 2022 verilerine göre TÜFE değişim oranları bir önceki yılın (2021) Aralık ayına göre yüzde 45,72, bir önceki yılın (2021) aynı ayına göre yüzde 79,60, on iki aylık ortalamalara göre yüzde 49,65 oranında artmış bulunmaktadır. Bu durum, 2021 Ağustos ayında akdedilen toplu sözleşmede öngörülmüş öğretim yılına hazırlık ödeneği miktarının satın alma gücünün, ödeneğin amacını yerine getiremeyecek şekilde aşırı düşmüş olduğunu ortaya koymaktadır.

    Bu nedenle, 657 sayılı Kanun’un ek 32. maddesi çerçevesinde 2022 ve 2023 yıllarını kapsayan Kamu Görevlilerinin Geneline ve Hizmet Kollarına Yönelik Mali ve Sosyal Haklara İlişkin 6. Dönem Toplu Sözleşme’nin “Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmet Koluna İlişkin Toplu Sözleşme” bölümünün 11. maddesine göre ödenmekte olan 2022 ve 2023 yıllarına münhasır öğretim yılına hazırlık ödeneğinin en az yıllık TÜFE değişim oranına tekabül eden tutarda artırılması ve bu amaçla ilgili toplu sözleşme metninde değişiklik yapılması elzemdir. (BSHA)

  • Atama ve Nakil Yönetmeliği

    Atama ve Nakil Yönetmeliği

    Türk Sağlık Sen tarafından YÖK’e kamu üniversitelerini kapsayan Atama ve Nakil Yönetmeliği çıkarılması için başvuru yapıldı.

    Sendika Atama Nakil Yönetmeliği hakkında yaptığı açıklamada, şu ifadeler yer aldı, “Yapılan başvuruda hizmet kolumuzda yer alan Üniversite Hastanelerinde görev yapan personellerin atama ve nakil işlemleri, mazeret tayinleri ve kurumlar arası geçişlerde mağduriyet yaşadıkları belirtildi. Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’nın döner sermaye, görevde yükselme ve unvan değişikliği gibi özellikli konularda ayrı bir yönetmeliği olmasına rağmen atama ve yer değiştirmelere ilişkin ayrı bir yönetmeliğin bulunmadığına vurgu yapıldı. Aile birliği, sağlık durumu, eğitim durumu, becayiş ve alt bölge tayinleri gibi mazeret tayinlerinde dahi sorun yaşandığı belirtildi. Başvuruda Üniversiteleri kapsayan bir atama ve yer değiştirme yönetmeliği çıkarılarak Üniversiteler arasındaki nakillerde kurum muvafakatlarına takılmamasının sağlanması ve Üniversiteler arası geçişlerin kurum içi yer değişikliği gibi değerlendirilmesi istendi. Bu çerçevede personele mazeret tayinleri ve kurumlar arası geçişlerde kolaylık sağlanması ve yaşadıkları mağduriyetlerin giderilmesi adına yasal düzenleme yapılması talep edildi” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

  • D Vitamini Eksikliği Belirtileri – BSHA

    D Vitamini Eksikliği Belirtileri – BSHA

    D Vitamini Eksikliği Belirtileri. Yaşlılıkta D Vitamini Eksikliği Kemik Kırılganlığını Artırıyor

    Dünya genelinde D vitamin eksikliği oranları bölgelere göre değişmekle birlikte yüzde 30 – 90 arasında görülüyor. Ülkemizde de D vitamin eksikliğine sıkça rastlanıyor ve özellikle yaşlı bireylerde daha sık görülüyor.  İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı Doç. Dr. Birkan İlhan yaşlı bireylerde D vitamini eksikliğinin önemini ve D vitamini kaynaklarını anlattı.

    D Vitamininin en önemli kaynağı güneş 

    D vitamini deride güneş ışınları yardımıyla sentezlenir. Bu yüzden halk arasında güneş vitamini olarak da bilinmektedir. Sentez için cilde direkt güneş ışını teması gereklidir. Besinlerle ise ancak çok az miktarda alınabilir. Ciltte sentezlenen ve besinlerle alınan D vitamini karaciğerde ve böbrekte değişime uğrayarak daha etkili bir forma dönüşür. D vitamini, barsaklardan yiyeceklerle alınmış olan kalsiyum ve fosforun emilmesini sağlar. Böylece kemiğin mineralizasyonunun yani sertliğinin oluşmasını sağlar. Kasların sağlığı için de gereklidir. D vitamini eksikliğinde kemiklerde zayıflık, kemik kırılganlığında artış, kaslarda zayıflık, düşme riskinde artış ve kırıklar meydana gelebilmektedir.

    vitaminler ve vitamin takviyeleri

    D Vitamini neden yaşlı bireylerde daha sık görülüyor?

    Yaşlanma ile hareketliliğin azalması, kapalı mekânlarda geçirilen sürenin uzaması, cildin D vitamini oluşturma kapasitesinin azalması, ek olarak D vitamininin besinlerle alımında yetersizlik, barsak emiliminde azalma ve böbrek aktivitesindeki düşüklük, ileri yaşlarda D vitamini eksikliğinin daha sık görülmesine yol açıyor.

    Kemikler yumuşuyor ve kırılganlığı artıyor 

    İleri yaşlarda görülen D vitamini eksikliğinde kemikler yumuşar (osteomalazi), kemik kütlesi azalır ve kemik kırılganlığı (osteoporoz) artar. Dengede bozulma ve kas gücünde azalmaya yol açtığı için düşmeler daha sık görülür ve kemiklerde, özellikle de kalçada kırık oluşabilir. Ayrıca ağrı, kas krampları, özellikle elde ve bacaklarda kas kasılmaları görülür. Ağrı genellikle belden başlayıp kalça, sırt ve kaburgalara yayılabilir. D vitamin eksikliğinde yürüme ve hareket etme kabiliyeti de azalır. Hatta yapılan bazı çalışmalarda D vitamini eksikliğinin unutkanlık, depresyon, bağışıklık, kanser ve kalp-damar sistemi ile ilgili hastalıklarla ilişkili olduğu da görülmüştür.

    D Vitamini kaynakları nelerdir?

    D vitamini ihtiyacının ancak yüzde 10-20’si gıdalar ile alınabilirken yüzde 80-90’ı ise deride güneş ışığı (UVB) etkisi ile sentezlenerek karşılanır. Yani birçok insan için D vitamininin temel kaynağı doğrudan temas edilen güneş ışınlarıdır. Kıyafetlerin üzerinden ya da camların arkasından alınan güneş ışınları D vitamini sentezinde etkin değildir. Kullanılan güneş kremleri de ciltte D vitamini yapımına engel olmaktadır. Gıdalardan yağlı balıklar (somon, sardalya, kılıç, uskumru, ton balığı …), balık yağı, yumurta sarısı, süt, tereyağı, yulaf, tatlı patates, sıvı yağ ve karaciğerde D vitamini mevcuttur. Bitkilerden maydanoz, yonca ve ısırgan otu D vitamini içerir.

    Günlük D Vitamini gereksinimi ne kadardır? 

    65 yaş ve üzerindeki erişkinlerde gençlere nazaran daha yüksek vitamin D dozları önerilir. Bununla birlikte D vitamini ölçüm sonuçlarına göre ve hedeflenen D vitamini değerlerine göre kişiye uygun doz hekim tarafından belirlenmelidir. Kemik ve kas sağlığı için beraberinde yeterli miktarda kalsiyum da alınmalıdır. Kalsiyum alımı günde 1200 mg olmalıdır. Örneğin her 100 mg beyaz peynirde 169 mg kalsiyum, 100 mg kaşar peynirinde 350 mg kalsiyum, 100 mg sade-az yağlı yoğurtta 183 mg kalsiyum bulunur.

    Eksikliği kadar fazlası da zararlı 

    D vitamini dozlarının hekim tarafından ayarlanması önemlidir, çünkü D vitamininin düşüklüğü gibi yüksek dozlarda alımının da zararları var. D vitamini zehirlenmesinde kan kalsiyum düzeyi çok yükselerek böbrek taşları, böbrek yetmezliği ve diğer hayatı tehdit edici durumlara neden olabiliyor.  Tedavide çoğunlukla D vitamini içeren damla, kapsül veya tabletler kullanılır. Ampul formlarındaki D vitaminleri çok yüksek dozlar içerdiğinden yalnızca kısıtlı bir hasta grubunda kullanılmakta olup yaşlı bireylerde neredeyse hiç tercih edilmez.  Yaşlı bireylerde kişiye uygun dozlardaki vitamin D takviyesinin kalça ve omurga kırıklarını azaltmaya yardımcı olur. Ayrıca düşmeleri azalttığı, kemik kuvvetlenmesine yardımcı olduğu, kas gücünü iyileştirdiği, ağrıları ve krampları azalttığı bilinmektedir. Kalp damar sistemi, unutkanlık, depresyon, kanser üzerine olumlu etkileri de vardır.

    Güneşlenirken dikkat!

    İleri yaştaki bireyler sıcağa karşı daha savunmasızlardır. Çünkü vücut sıcaklığındaki değişiklikleri fark edebilme ve düzeltebilme yeteneği yaşla birlikte azalır. Ayrıca birçok yaşlının birden fazla sayıda kronik rahatsızlığı ve kullandığı birçok farklı ilaç vardır. İlaçların bazıları vücuttan su kaybını artırır ve böylelikle sıcaklarda vücudun susuz kalmasına neden olabilir. Bu da böbrekler başta olmak üzere birçok organı olumsuz etkiler.  Dehidratasyon güneş çarpması ile ilgili sağlık sorunlarının en başında gelir. Bu nedenle yaşlı beslenmesinde bol su içmek önemlidir. Vücuttan su kaybını artırabileceği için alkollü veya kafeinli içeceklerden kaçınılmalıdır.  Baş bölgesini korumak için geniş şapkalar takmak ve günün çok sıcak saatlerinde, özellikle açık havada egzersiz gibi yorucu etkinliklerden kaçınılmalıdır. Havada yüksek nem olduğu zaman, vücudun terleme yoluyla kendini soğurma yeteneği zorlaşır. Baş ağrısı, baş dönmesi, mide bulantısı, kalp atışlarının hızlanması, göğüs ağrısı, bayılma ve nefes almada güçlük sıcağa ve güneşe fazla maruziyetin göstergeleri olabilir. Bu gibi belirtiler görüldüğünde dikkatli olunmalıdır.  (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)