Yazar: editor

  • Anne adayları, sıcak havalarda bunlara dikkat

    Anne adayları, sıcak havalarda bunlara dikkat

    Anne adayları, sıcak havalarda bunlara dikkat

    Kadın Hastalıkları ve Doğum doktorlarından Prof. Dr. Ebru Dikensoy, aşırı sıcaklardan daha çok etkilenen hamilelerin, dikkatli olmaları gerektiğini söyledi.

    Terlemeyle Gerçekleşen Sıvı Kaybı İdrar Yolları Enfeksiyonuna Yol Açabilir

    Terlemeyle gerçekleşen sıvı kaybının, idrar yolları enfeksiyonuna neden olabileceğini belirten Prof. Dr. Dikensoy, “Bu da sancıların tetiklenmesiyle erken doğum riskini meydana getirebiliyor. Bunu önlemek adına hamileler günde en az 2.5 litre su tüketilmeli. Ayrıca gebeler günlük kıyafetlerinde daha açık renkli kıyafetleri tercih etmeli. Güneşli havalarda dışarı çıkan hamileler, cilt lekelenmelerini önlemek için en az 50 faktörlü güneş kremi sürmeli” dedi. Kişiye özel sağlık sorunlarına yönelik tavsiye niteliğinde kararlar veren online medikal danışma platformu eKonsey.com, artış gösteren kişiye özel bakım talebine; bilgi, tecrübe ve çoklu bakış felsefesiyle benimsediği bütüncül tıbbi yaklaşımla yanıt veriyor. Prof. Dr. Tibet Erdoğru tarafından kurulan online medikal danışma platformu Dikensoy, son günlerde artan hava sıcaklıklarının ve özellikle nemli havaların etkisinin, ciddi sağlık sorunlarını tetikleyebileceğini açıkladı. Prof. Dr. Dikensoy, bu sıcak havalardan özellikle hamilelerin daha olumsuz etkilenebileceğini ve gebelerin daha dikkatli olması gerektiğini belirterek anne adaylarına uyarılarda bulundu.

    Anne adaylarının en çok merak ettiği ve araştırdığı konuların başında ‘Hamilelikte oruç tutulabilir mi?’ sorusu geliyor. Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Gökalp Öner, “Anne adayının herhangi bir hastalığı ve erken doğum riski yoksa; sahur yapmak ve bol su tüketmek koşuluyla oruç tutabilir” diyor “Yurt içinde ve yurt dışında yapılmış çalışmalarda hamilelerin oruç tutmasında herhangi bir sakınca olmadığı gösterilmiştir” diyen Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Gökalp Öner, hamilelere Ramazan ayını sağlıklı geçirmeleri için önerilerde bulundu… Bazı riskli durumlarda gebelerin oruç tutması önerilmez. Bunlar; gebelik şekeri, gebelik yüksek tansiyonu, bebeğin suyunun azalması, kanama riski, gelişim geriliğinin olduğu durumlar ya da erken doğum riski olanların oruç tutması önerilmez. SAHURSUZ ORUÇ OLMAZ Oruç tutacak olan hamilelerin mutlaka sahur yapmaları gerekiyor. Proteinden ve liften ağır beslenmeleri gerekiyor ki gün içerisinde şekerleri düşmesin. Sahurda yumurta, ceviz, badem, az tuzlu peynir, kaşar peynir ve hatta bir bardak süt tüketmelerini öneriyorum. Çok şekerli, tuzlu ve yağlı gıdalardan, kızartmalardan uzak durulması gerekiyor. Sahurda az yağlı, az tuzlu gıdalar tercih edilip yemek yedikten hemen sonra yatılmamalı. Su, gebeliğin devamında önemlidir. Hamilelerin günde 3 litre su tüketmeleri gerekiyor. Bunu da iftar ile sahur arasında tüketmeleri gerekiyor ki bebeğin suyu azalmasın. Oruç nedeniyle az sıvı alınması durumunda eğer bebeğin suyu azalırsa erken doğum riski ortaya çıkabilir. Hamileler herhangi bir durumda hemen doktorlarına başvurmalı. Bebek hareketleri azalıyorsa, bebek günde en az 10 defa hareket etmiyorsa acilen doktorlarına başvurmaları gerekir.

    Günde En Az 2,5 Litre Su Tüketilmeli

    Prof. Dr. Ebru Dikensoy, önümüzdeki haftalarda hem hava sıcaklığında hem de nem oranlarında yüksek bir artış beklendiğini söyledi. Aşırı sıcak havalarda, vücut ısısı zaten normalden yüksek olan anne adaylarının daha da zor bir döneme girebileceğini söyleyen Prof. Dr. Dikensoy, “Terleme yoluyla kaybedilen sıvı miktarının, günde en az 1.5 litre ekstra su içerek telafi edilmesi gerekiyor. Özellikle havanın sıcaklıkla beraber nemli olduğu bölgelerde terlemeyle gerçekleşen vücut sıcaklık düzenlemesi tam gerçekleşemiyor ve sıcaklık çok daha fazla hissediliyor” dedi.

    Sistit (İdrar Yolu Enfeksiyonu)

    Vücuttaki terleme ve nefesle gerçekleşen sıvı kaybı, aynı zamanda idrar miktarında azalmaya dolayısıyla da idrar yolları enfeksiyonunda artışa neden olabildiğinin altını çizen Prof. Dr. Dikensoy, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Sistit dediğimiz idrar yolu enfeksiyonlarındaki artışın en önemli kaynağı hem idrar miktarındaki azalma hem de idrar yolu enfeksiyonları ajanlarıyla karşılaşılmadaki sıkılık (deniz ve havuz gibi) olarak karşımıza çıkıyor. İdrar yolu enfeksiyonları nedeniyle mesanede hissedilen spazm şeklindeki kasılma ve ağrılar ise rahimde sancıları tetikleyerek erken doğum riskini arttırabiliyor. Bunu engellemenin en güzel yolu sıcak yaz günlerinde günde en az 2, 2.5 litre su tüketmekten geçiyor. Su aynı zamanda rahimdeki kasılmaları azaltan bir etkiye de sahip. İdrar çıkışını artıran tein ve kafein gibi maddeleri barındıran çay ve kahve benzeri içeceklerden uzak durmanın da faydası olacaktır. Taze mevsim meyveleriyle yapılacak sütlü meyveli içecekler (smootie), limonata ile nane gibi serinletici ve rahatlatıcı içecekleri fazla tüketmek daha avantajlı olacaktır.

    Gebelik Depresyonuna Dikkat!

    Pamuklu ve Açık Renkli Kıyafetler Tüketilmeli

    Gebelikte bebeği beslemek için artan metabolizma hızı, annelerin vücut sıcaklığını normale göre 1 derece artırıyor. Hamilelerin, sıcaklık hissini ve terlemeyi engellemek adına daha pamuklu ve açık renkli kıyafetleri tercih etmeleri gerekiyor. Sentetik, naylon ve vücudu saran kıyafetlerin giyilmemesinde fayda var. Unutulmamalı ki; dar ve sentetik iç çamaşırları ile taytlar, genital bölgede ısıyı ve nemi çok artırdığı için vajinal mantar enfeksiyonlarını tetikleyebiliyor. Bu enfeksiyonlar da erken doğum için bir tehdit oluşturuyor.

    Güneş Kremi Kullanılmalı

    Gebelik süresince, progesteron hormonu cilde renk veren melatonin miktarını artırdığı için ciltte lekelenmeler daha fazla oluyor. Güneşli havalarda dışarı çıkan hamilelerin, yüzlerine ve güneş alacak cilt bölgelerine en az 50 faktörlü güneş kremi sürmeleri, cilt lekelenmeleri oluşmasını engellemek adına yardımcı olacaktır. Tüm gebelere bolca su tüketmelerini, açık renkli ferah kıyafetler tercih etmelerini, mevsim meyveleriyle yapılan güzel buzlu içecekler tüketmelerini öneriyor, keyifli bir yaz mevsimi geçirmelerini diliyorum.” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

  • Talatpaşa Laboratuvarları Atırımlarını Teknoloji Odaklı Sürdürüyor

    Talatpaşa Laboratuvarları Atırımlarını Teknoloji Odaklı Sürdürüyor

    Talatpaşa Laboratuvarları Atırımlarını Teknoloji Odaklı Sürdürüyor

    İzmir’de 1996 yılında faaliyete başlayan Talatpaşa Laboratuvarlar Grubu, insan kaynağı ve teknoloji alanındaki yatırımlarıyla sağlık sektöründeki büyümesini sürdürüyor.

    Son 6 yılda 5 şubeye ve yaklaşık 60 kat işlem hacmine ulaşan Talatpaşa Laboratuvarlar Grubu, 2023 yılında (27. hizmet yılında) 250 bin hastaya ulaşmayı ve 1,5 milyondan fazla test yapmayı hedefliyor.

    Talatpaşa Laboratuvarlar Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Uzm. Dr. Serdar Seven, teknolojik altyapıda uluslararası standartlara sahip test ve tanı cihazlarıyla Talatpaşa, Alsancak, Karşıyaka, Bayraklı ve Balçova şubeleriyle hizmetlerini sürdürdüklerini söyledi.

    Hizmet kalitesine önem verdiklerini ve gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirten Uzm. Dr. Seven, “Talatpaşa olarak tüm dünyada kabul gören CE ve FDA onaylı test kitleri ve cihazlarımızla birlikte profesyonel ekibimizle çalışmalarımıza devam ediyoruz. Her sene yaklaşık 150 bin hastaya hizmet vermekte ve erken teşhisle yaşam sürelerini dolaylı etkilemekteyiz. Düzenli olarak sağlık yatırımlarına ve yeni teknolojileri yakından takip etmeye devam ediyoruz. Her zaman için hasta odaklı çalışan, hızlı ve doğru sonuç vermeyi ilke edinmiş laboratuvarlar zinciri oluşturmak hedeflerimizin başında geliyor” diye konuştu.

    YENİ YATIRIMLAR YOLDA

    Yeni laboratuvarlarla sektörde büyümelerini sürdüreceklerini ifade eden Uzm. Dr. Serdar Seven, şu bilgileri verdi: “Çok yakında İzmir’in kuzey hattını kapsayan bir şube ile sektör dinamiklerinin üstünde bir hizmet anlayışını hayata geçireceğiz. Teknolojik altyapımızı sürekli güncelliyor ve en güvenilir şekilde hasta sonuçlarımızı saklıyoruz. Tüm hizmetlerimizi plan doğrultusunda dijital dönüşüm sürecine sokuyoruz. Yakın zamanda bir mobil uygulama ile başta hekimlerimiz olmak üzere hasta ve hasta yakınları için çağın gereğine uygun bir dijital süreç başlatmış olacağız. Uzun vadedeki hedefimiz ise önce yurtiçinde Ege Bölgesi dışına çıkmak, sonrasında ise ülkemizi yurtdışında açacağımız şubelerle temsil etmek”

    REFERANS LABORATUVARI OLMAYI HEDEFLİYOR 

    Yüzde yüz memnuniyet oranını karşılayarak bölgenin referans laboratuvarı olmayı hedeflediklerini kaydeden Uzm. Dr. Serdar Seven, “Talatpaşa Laboratuvarlar Grubu olarak uluslararası teknolojik altyapıya sahip 5 farklı laboratuvar ile İzmir’de 26 yıldır hizmet veriyoruz. Personel sayımız ise 55’e yükseldi. İşlem hacmi de yaklaşık 60 kat arttı. Her biri alanında profesyonel kadromuzla yatırım planlarımızı bugüne kadar başarıyla gerçekleştirdik. Bundan sonra da gösterdiğimiz büyüme ve gelişim ivmemiz ile Ege Bölgesi’nin referans laboratuvarı olmayı hedefliyoruz. İçinde bulunduğumuz dönem için sağlık sektöründe en önemli ihtiyaç işgücü. Süreç içinde yatırımlarımızı sadece tesis ve teknolojik altyapıya yönelik değil, şirket içi eğitim planımız ile sağlık kadromuz için de sürdürüyoruz. Nitelikli sağlık hizmetini alanında profesyonel, tecrübeli ve geleceği takip eden kadromuzla sunmak istiyoruz” ifadesini kullandı.

    ALTIN STANDARTLARI KULLANIYORUZ

    Uzm. Dr. Serdar Seven, laboratuvarda çalışılan tüm testlerin altın standart veya altın standarda en yakın cihazlar ve metotlarla gerçekleştirildiğini vurguladı.

    Uzm. Dr. Seven şöyle devam etti: “Laboratuvarlarımız ISO 9001-2015 Kalite Yönetim Sistemi belgesine de sahip. Laboratuvarımızda çalışılan tüm testler altın standart veya altın standarda en yakın cihazlar ve metotlarla çalışılır. Çalışılan tüm testler iç kalite standartları prosedürlerine uygun olarak kalibre ve kontrol edilir. Çalıştığımız testler aynı zamanda bağımsız dış kalite kontrol firmaları tarafından denetlenir. Hastanın karşılanması, kayıt işlemleri, kanının en acısız ve konforlu şekilde alınması, sonuçlarının en hızlı ve doğru olarak çalışılıp raporlanması büyük bir titizlikle yapılır. Hasta odaklı, memnuniyet esaslı çalışmak kurum kültürümüzdür” (BSHA)

  • Acıbadem, Özel Ortopedia Hastanesi’ni Satın Aldı

    Acıbadem, Özel Ortopedia Hastanesi’ni Satın Aldı

    Acıbadem Sağlık Grubu, Adana’da Özel Ortopedia Hastanesi’ni satın aldı. Satın alma fiyatı ile ilgili detay paylaşılmadı.

    Sağlık sektöründe dünya markası olan, Türkiye’nin lider sağlık grubu Acıbadem, Adana’da Özel Ortopedia Hastanesi’ni satın aldı. Anlaşma 9 Ağustos 2022 Salı günü imzalandı. Adana ve çevresine sağlık hizmeti sunmak üzere 2009 yılında Acıbadem Adana Hastanesi’ni hayata geçiren Acıbadem Sağlık Grubu, Adana’daki Özel Ortopedia Hastanesi’ni de bünyesine katarak bölgedeki hizmet yelpazesini daha da genişletti. Adana’da ortopedi hekimleri tarafından 14 yıl önce kurulan ve ortopedi alanındaki hizmetleriyle branş hastanesi olarak faaliyet gösteren Özel Ortopedia Hastanesi; Türkiye, Makedonya, Bulgaristan, Sırbistan ve Hollanda olmak üzere 5 ülkede hizmet veren Acıbadem Sağlık Grubu’nun Türkiye’de 17. dünya genelinde de 23. Hastanesi olarak hizmet sunacak.(BSHA)

  • Doktor Mesleki Sorumluluk Sigortası Hakkında Flaş Haber

    Doktor Mesleki Sorumluluk Sigortası Hakkında Flaş Haber

    Doktor Mesleki Sorumluluk Sigortası Hakkında Flaş Haber. Kamuda Görev Yapan Hekimler Mevcut Düzenlemedeki Eksiklikler Nedeniyle Sigorta Yaptırmaya Devam Edecek !

    Malpraktis Yasası

    Türk Tabipler Birliği Doktor Mesleki Sorumluluk Sigortası Hakkında güncel bilgileri aktardı. İşte o açıklama,

    “Kamuda görev yapan hekimlerden tarafımıza iletilen sorular, kamuoyunda “Malpraktis Yasası” olarak anılan 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nda yapılan Ek Madde 18 düzenlemesi karşısında hekimlerin, zorunlu mesleki sorumluluk sigortalarını yaptırmaya devam edip etmeyecekleri konusunda tereddüt yaşadığını göstermektedir. Bu tereddüdün yaşanması, son derece anlaşılırdır. Zira bilindiği gibi bu madde düzenlemesine göre; kamu kurum ve kuruluşları ve devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamaları nedeniyle idare tarafından ödenen tazminatın ilgili sağlık çalışanına rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından karar verilecektir”

    Doktor Mesleki Sorumluluk Sigortası Hakkında Flaş Haber
    Doktor Mesleki Sorumluluk Sigortası Hakkında Flaş Haber

    Malpraktis Davalarında Kasıt Yoksa

    “Bu düzenleme, Sağlık Bakanı Sayın Dr. Fahrettin Koca tarafından yapılan açıklamalarda “malpraktis davalarında kasıt olmadıkça, tazminatı devletin üstlenmesini sağlayan” kanun maddesi olarak duyurulmuştur. Şu hâlde (hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının eylemlerinin çok çok büyük bir kısmı taksirli olduğuna, yani kasıt içermediğine göre) idare tarafından rücu edilen tazminat ödemesi istisnai olacaktır. Ancak 1219 sayılı Yasa’nın Ek Madde 12 düzenlemesine göre, ister özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışsın, ister kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapsın, isterse mesleğini serbest olarak icra etsin tüm hekimler, tıbbi kötü uygulama (malpraktis) nedeniyle kendilerinden talep edilebilecek zararlar ile kurumlarınca kendilerine yapılacak rüculara karşı sigorta yaptırmak zorundadır. Bu maddedeki zorunlu sigortaları yaptırmayanlara, mülki idare amirince sigortası yaptırılmayan her kişi için (5.000) beş bin Türk Lirası idari para cezası verileceği de aynı maddede düzenlenmiştir. Bu madde aynen yürürlüktedir”

    Zorunlu Hekim Sigortası Primleri

    “Her ne kadar 3359 sayılı Yasa’nın Ek Madde 18 düzenlemesi henüz kanun teklifi iken Sağlık ve Adalet Komisyonlarında yapılan görüşmelerde, bu konuya dikkat çekilerek özel sigorta şirketlerine aktarılan bu primlerin anlamsız hale geleceği; kamunun tazminat tutarlarını finansmanında sürdürülebilirliğin de sağlanması bakımından -zorunlu sigorta düzenlemeleri yapılmadan önceki tarihlerden bu yana TTB tarafından dile getirilen- özel sigortacılık anlayışından vazgeçilip bu amaçla kamusal fon oluşturulması gerektiği bir kez daha ifade edilmiştir. Ne var ki düzenlemenin sigorta boyutu üzerinde hiç durulmamıştır. Bir yandan yasanın bu şekilde eksik çıkarılması, bir yandan da 1219 sayılı Yasa Ek Madde 12 hükmünün varlığını koruması, kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan hekimlerimizin de mesleki sorumluluk sigortası yaptırmaya devam etmelerini zorunlu kılmaktadır” (BSHA)

  • Tarım Zehirlerinde Rekor Artış

    Tarım Zehirlerinde Rekor Artış

     Tarım Zehirlerinde Rekor Artış

    Tarım zehirleri sebebiyle 2022 yılının ilk yarısında Avrupa Birliği’nden Türkiye kaynaklı 259 bildirim yapıldı. Gıda güvenliği ve sağlıklı bir gelecek için mücadele eden Zehirsiz Sofralar Platformu, Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan sorumlu ve önlemini baştan alan bir yaklaşımla yönetim bekliyor.

    Pestisit, yani tarım zehiri kalıntısı sebebiyle 2021 yılında Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden yapılan Türkiye kaynaklı 372 bildirim ile, önceki üç yılın ortalamasının yaklaşık üç katına çıkarak rekor kırıldı. 2022 yılının henüz ilk yarısında ise bu bildirimlerin sayısı 259’a ulaştı. Kalıntı bildirimlerindeki artış eğilimi, geçen yıl kırılan rekorun da aşılabileceğini gösteriyor. Üstelik bildirimlere göre yasaklı madde tespiti de hâlâ devam ediyor. Bütün bu veriler, gerekli önlemlerin alınmadığını, denetimlerin yeterli ve uygun bir şekilde yapılmadığını ortaya koyuyor.

    Tarım ve Orman Bakanlığı, pestisit kalıntıları konusunda iç pazarda denetimler yapıyor. Ancak denetim sonuçlarının taklit ve tağşiş yapıldığı kesinleşen gıdalarda olduğu gibi şeffaflıkla paylaşılmaması ve ihraç edilen ürünlerde pestisit kaynaklı bildirimlerin artması, iç pazara sunulan ürünlerde daha fazla pestisit bulunabileceğine dair tüketicilerde endişe yaratıyor.

    Tespit edilen pestisitler endişe verici

    AB Gıda ve Yemler için Hızlı Alarm Sistemi (Rapid Alert System for Food and Feed-RASFF), Türkiye’den ihraç edilen limon, greyfurt, biber, mandalina, portakal, nar, asma yaprağı, ayva, domates, karpuz, maydanoz, üzüm, armut, kabak, patlıcan, yeşil fasulye ve keçi boynuzu zamkında limit üstü pestisit kalıntısı tespit etti.

    Tablo 1.  Türkiye Menşeli Bildirim Yapılan Ürünler

    AB’nin tespit ettiği bazı pestisit aktif maddelerin, ABD Çevre Koruma Ajansı (Environmental Protection Agency-EPA) ve Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (The International Agency for Research on Cancer-IARC) tarafından muhtemel kanserojen ve AB ve Japon Kimyasalların Sınıflandırılması ve Etiketlenmesi için Küresel Uyumluluk Sistemi (GHS) tarafından kısırlığa, üreme sağlığı bozukluklarına ve kansere neden olduğu belirtiliyor. Ayrıca, GHS tarafından solunduğunda ölümcül etkilere yol açan, toprak ve su için yüksek derecede toksik olduğu kanıtlanan ve EPA tarafından arılar için oldukça zararlı olduğu belirtilen maddeler de bu pestisitler arasında yer alıyor.

    Tablo 2. RASFF Bildirimlerinde Tespit Edilen Bazı Pestisitlerin Yol Açtığı Etkiler

    Dış pazarda itibar kaybı, iç pazarda endişe hakim

    Avrupa Komisyonu, 2019 yılında, Türkiye’den gelen limon, yeşil biber, nar ve asma yaprağında tespit edilen tarım zehirleri sebebiyle bu ürünlerin daha sık analiz edilmesine karar verdi. Tarımsal üretim potansiyeli yüksek olan Türkiye, ihraç ürünlerinde pestisit kullanıldığının uluslararası ölçekte ortaya konması ile ticari itibarını kaybediyor.

    AB RASFF portalında yayınlanan 2020 yılına ilişkin raporun tehlike ve ürün kategorisine göre yapılan değerlendirmesinde, 2020 yılında en çok bildirim yapılan 10 konu başlığının 3’ünde Türkiye’nin adı geçiyor. Bu bildirimlerin sebebinin 190 parti meyve ve sebzede pestisit, 58 parti meyve ve sebzede aflatoksin ve 38 parti tohum, kabuklu yemiş ve türevi ürünlerde aflatoksin tespiti olduğu görülüyor. 2022’nin ilk yarısına bakıldığında, limit üstü pestisit kalıntısı tespit edilen meyve ve sebze sayısı 249 ile 2020 yılını çoktan aşmış durumda.

    Bakanlık yetkilileri tarafından Gıda Güvenliği Bilgi Sistemi’ne (GGBS), ülke genelindeki tüm gıda ve yem işletmeleri, bu işletmelere yönelik denetimler, alınan numuneler, numunelerin analiz sonuçları, işletmelere uygulanan idari cezalar, yaptırımlar, ithalat ve ihracat kayıtları gibi bilgiler giriliyor. Ancak, bu bilgiler halkın erişimine açık değil. Avrupa’da olduğu gibi ülkemizde de GGBS verilerinin halkın erişimine açılmasını talep eden Zehirsiz Sofralar Platformu, son dönemde rekor seviyeye ulaşan kalıntılı ürünlere ilişkin halkın endişelerinin giderilmesi gerektiğini vurguluyor.

    “Tarım zehirlerine mahkûm değiliz”

    Zehirsiz Sofralar Platformu çatısı altında faaliyet gösteren Pestisit Eylem Ağı’nın tüm canlılara zarar veren pestisitlerin yasaklanması ve doğa dostu üreticilerin desteklenmesi için başlattığı Zehirsiz Kampanya’ya bugüne kadar 170 bini aşkın kişi imza desteği verdi. Kampanya sayesinde pestisitlerin zararları konusunda kamuoyunda farkındalık yaratıldı.

    Tarım ve Orman Bakanlığı, AB geçiş sürecinde 200’ün üzerinde, kampanya döneminde ise 27 pestisit aktif maddesinin kullanımını yasakladı. Ancak kampanya talepleri arasında yer alan, Dünya Sağlık Örgütü’nün “son derece tehlikeli”, “yüksek seviyede tehlikeli” ve “muhtemel kanserojen” olarak belirlediği 13 aktif maddeden 9’u hâlâ yasaklanmadı. Buğday Derneği Gıda Yüksek Mühendisi Merve Atınç, ülkemiz tarımında hâlâ kullanılan 9 pestisit aktif madde ile birlikte, başta bebeklerin ve çocukların hormon sistemine zarar veren, havayı, suyu ve toprağı kirleten pestisitlerin ivedilikle yasaklanması için tüm vatandaşları gıdasının sorumluluğunu alarak kampanyaya destek olmaya çağırıyor.

    Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan, Pestisit Eylem Ağı tarafından hazırlanan “Zehirsiz Sofralar İçin Yol Haritası” metnini dikkate almasını talep ettiklerini belirten Atınç, “Tarım zehirlerine mahkûm değiliz. Dünyada ve Türkiye’de pek çok çiftçi zehirsiz gıda üretiyor. Sağlıklı bir gelecek için daha fazla ekolojik ve ekonomik kayba ve hastalığa sebep olmadan bir stratejik eylem planı geliştirmeli, doğru politikalar izlenmeli ve böylece pestisitlere dayanan konvansiyonel tarım sisteminin yerini agroekolojik, organik ve onarıcı tarıma bırakması sağlanmalı.” diyor. (BSHA)

  • KPSS İddiaları Araştırılmalı (BSHA)

    KPSS İddiaları Araştırılmalı (BSHA)

    KPSS İddiaları Araştırılmalı ! Eğitim Sen, KPSS iddiaları hakkında açıklama yaptı.

    Geçmiş yıllarda KPSS ve YGS’de yaşanan kopya skandalları

    KPSS iddiaları araştırılmalı

    Çeşitli sosyal medya mecralarında ve haberlerde, KPSS 2022 sorularının “Yediiklim Yayınları”na ait deneme sınavlarında yer aldığına dair iddialar ve bu iddiaları destekleyen örnekler yer aldığını belirten Sendika yetkilileri, “Her ne kadar ÖSYM iddiaların asılsız olduğu yönünde bir paylaşım yapmışsa da iddiaların daha ciddi biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle kamuoyunu ikna edici bir yöntem izlenmelidir” dedi. Açıklamada, “Geçmiş yıllarda KPSS ve YGS’de yaşanan kopya skandalları ve söz konusu skandallar karşısında siyasi iktidarın hep bir ağızdan “kopya yok, şifre yok” demesine rağmen ortaya çıkan gerçekler, yaşanan skandalların yargı tarafından üstünün örtülmeye çalışılması, kurum yöneticilerine siyasi iktidarın arka çıkması, haklarını savunan öğrenciler ile çocuklarının ve öğrencilerinin emeğini, geleceğini savunan velilerin ve öğretmenlerin darp edilmesi, haklarında açılan davalardan cezalar alması, yaşanan skandalların ancak ve ancak AKP ve cemaat kavgasından sonra açığa çıkması, bu süreçte kimsenin siyasi sorumluluk almaması ve getirilen her eleştirinin “Algı yaratılıyor, delil yok, siyasi istismar konusu yapılıyor!” denilerek susturulmak istenmesi zihnimizde tazeliğini korurken, söz konusu iddialar herkesin aklında soru işaretleri oluşturmaktadır” denildi.

    ÖSYM Yapısı Değişti !

    Açıklama şu ifadelere yer verildi. “Özellikle belirtmek isteriz ki siyasi iktidarın “bizden olanlar ve olmayanlar” diye toplumu kutuplaştırdığı ve bunun da normalleştirilmek istendiği bir dönemde, bu ve benzeri iddialar, gençlerin ve öğrencilerimizin umutlarını ve yarına dair güvenlerini yok ediyor! Her sınav için adaylardan yüksek tutarda paralar isteyen ÖSYM’nin ve geçmişteki skandallar sonrasında ÖSYM’nin yapısını değiştiren siyasi iktidarın asıl sorumluluğunun “böylesi iddiaların gündeme dahi gelmesini engellemek” olduğu unutulmamalıdır. Benzer skandalları protesto ettiği, gençlerimizin emeğine ve geleceğine sahip çıktığı için üyeleri yargılanan ve cezalar alan bir sendika olarak, bu süreci yakından takip edeceğimiz bilinmelidir. Bu kapsamda yaşanan skandalın ardındaki gerçeklerin tüm boyutlarıyla açıklanmasını, KPSS soru kitapçığının tamamının yayınlanmasını ve KPSS’ye giren gençlerimizin hak kaybı yaşamasının engellenmesini istiyoruz” (BSHA)

    Kaynak Eğitim Sen 

  • Türk bilim insanları Maymun Çiçeği için PCR Tanı Kiti geliştirdi!

    Türk bilim insanları Maymun Çiçeği için PCR Tanı Kiti geliştirdi!

    Türk bilim insanları Maymun Çiçeği için PCR Tanı Kiti geliştirdi Yakın Doğu Üniversitesi araştırmacıları, COVID-19’dan sonra, Maymun Çiçeği hastalığını 1 saatte saptayabilen PCR Tanı Kiti geliştirdi.

    Maymun Çiçeği Tanı Kiti

    Dünya Sağlık Örgütü tarafından “küresel acil durum” olarak ilan edilen, maymun çiçeği hastalığı endişe yaratmaya devam ediyor. COVID-19’a nazaran pandemi yaratma riskinin oldukça düşük olduğu açıklanan hastalık için yine de gerekli önlemlerin alınması gerekiyor. Bu önlemlerin başında ise PCR Tanı Kiti geliştirilmesi geliyor. COVID-19 sürecinde başta geliştirdiği yerli PCR Tanı ve Varyant Kiti olmak üzere, yürüttükleri bilimsel çalışmalarla önemli bir tecrübe edinen Yakın Doğu Üniversitesi bilim insanları, maymun çiçeği hastalığına yönelik araştırmalarında da önemli bir yol kat etti. Yakın Doğu Üniversitesi araştırmacıları, COVID-19’dan sonra, maymun çiçeği hastalığını saptamak için de PCR Tanı Kiti geliştirdi. Yakın Doğu Üniversitesi bünyesinde geliştirilen Maymun Çiçeği PCR Tanı Kiti ile hastalığın teşhisi 1 saat içerisinde konulabiliyor.

    Maymun Çiçeği Hastalığı PCR Testi İle Tespit Edilebilir Mi ?
    Maymun Çiçeği Hastalığı PCR Testi İle Tespit Edilebilir Mi ?

    Maymun Çiçeği Vakalarında Tanı Nasıl Konulur

    Kitin kullanım ve üretim izinleri için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı’na başvurmaya hazırlanan Yakın Doğu Üniversitesi, gerekli izinlerin ardından üretime geçerek KKTC’nin olası maymun çiçeği vakalarında ihtiyaç duyacağı tanı kitlerini üretmeyi planlıyor. Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ: “COVID-19 sürecinde edindiğimiz tecrübelerle, olası bir maymun çiçeği salgınında da ülkemizin ve toplumumuzun ihtiyaçlarını karşılamak için hazırız. Yakın Doğu Üniversitesi bünyesinde çalışmalarına devam eden tam donanımlı laboratuvarları ve yetkin kadrolarıyla COVID-19 sürecinde geliştirdikleri koruyucu burun spreyi, yerli PCR Tanı ve Varyant Analiz Kiti gibi önemli projeleri hatırlatan Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, “Sahip olduğumuz olanaklar, yetkin akademik kadrolarımız ve COVID-19 sürecinde edindiğimiz tecrübelerle, olası bir maymun çiçeği salgınında da ülkemizin ve toplumumuzun ihtiyaçlarını karşılamak için hazırız” ifadelerini kullandı.

    PCR Tanı Kiti ile Teşhis

    Maymun çiçeği virüsünü saptamak için Yakın Doğu Üniversitesi bünyesinde tasarlanan PCR Tanı Kiti’nin bu yönde attıkları ilk somut adımlardan biri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, “Başta üniversitemiz bünyesinde faaliyet gösteren Kit Üretim Laboratuvarı ve Genom Analiz Laboratuvarı gibi tam donanımlı laboratuvarlarımız olmak üzere sahip olduğumuz tüm olanaklarla toplum sağlığı için çalışmaya ve üretmeye devam edeceğiz” dedi. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Tıbbi Genetik Laboratuvarı Sorumlusu Doç. Dr. Mahmut Çerkez Ergören: “Tasarladığımız PCR Tanı Kiti ile maymun çiçeği teşhisini 1 saat içerisinde koyabiliyoruz” COVID-19 salgınında KKTC’de tek yerli PCR Tanı Kiti’ni Yakın Doğu Üniversitesi’nin kendi ekipleri tarafından tasarlandığını hatırlatan Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Tıbbi Genetik Laboratuvarı Sorumlusu Doç. Dr. Mahmut Çerkez Ergören, “Maymun Çiçeği virüsüne yönelik PCR Tanı Kiti’ni de aynı disiplin ile çok çalışarak hayata geçirdik. Yine bir ilke imza atan ekip olmanın gururunu yaşıyoruz” ifadelerini kullandı. Tasarladıkları maymun çiçeği PCR Tanı Kiti ile teşhisi deri üzerinde oluşan kabuk içindeki sıvıdan alınan örnekle yaptıklarını söyleyen Doç. Dr. Mahmut Çerkez Ergören, “Tasarladığımız kit ile bir saat içerisinde maymun çiçeği tanısı konulabiliyor” ifadelerini kullandı. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

     

  • Sağlık Emek-Meslek Örgütlerinin Açtığı Davada Karar Alındı

    Sağlık Emek-Meslek Örgütlerinin Açtığı Davada Karar Alındı

    Sağlık Emek-Meslek Örgütlerinin Açtığı Davada Anayasa Mahkemesi’nden Aile Hekimliği Ceza Yönetmeliği’nin Sözleşme Feshi Maddesine İptal Kararı verildi.

    Mahkeme kararı ile ilgili  TTB Hukuk Bürosu Görüşü Şöyle

    Cumhurbaşkanlığı tarafından 30 Haziran 2021’de yayımlanan, aile sağlığı merkezi çalışanları üzerinde yarattığı baskı nedeniyle “ceza yönetmeliği” olarak adlandırılan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği’ne karşı Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) de içinde olduğu sağlık emek-meslek örgütleri tarafından açılan davada ilk kazanım elde edildi.

    Danıştay 2. Dairesi’nin “Anayasa’ya aykırılık” gerekçesini ciddi bularak başvurduğu Anayasa Mahkemesi, 5 Ağustos 2022 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan kararında ceza yönetmeliği ile yeniden düzenlenen Aile Hekimliği Kanunu’nun 8. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “sözleşmenin feshini gerektiren nedenler” ibaresinin iptaline hükmetti.

    İptal kararına ilişkin TTB Hukuk Bürosu tarafından hazırlanan bilgi notu şöyle:

    Hekim kamuoyunda “ceza yönetmeliği” olarak adlandırılan 30.06.2021 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği’nin hukuka aykırı pek çok hükmünün iptali ve öncelikle yürütmesinin durdurulması istemiyle TTB ve sağlık emek örgütleri tarafından dava açılmıştır. İptali istenen düzenlemeler arasında, yönetmeliğin “Sözleşmelerin Yenilenmemesi” başlıklı 7’nci, “Sözleşmenin Feshi” başlıklı 10’uncu ve “Sözleşmenin İhtaren Sona Erdirilmesi” başlıklı 11’inci maddelerinin ve yönetmeliğin ekinde yer alan “Ek 3-Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli” de yer almaktadır. Davada ayrıca bu maddelerin dayanağı olan 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nun 8. maddesinin 2. fıkrasında yer alan, “sözleşmenin feshini gerektiren nedenler” ibaresinin Anayasa’ya aykırılığı iddiamız ciddi bulunarak iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması da talep edilmiştir.

    Danıştay 2. Dairesi, TTB ve diğer sağlık emek örgütlerince ileri sürülen Anayasa’ya aykırılık iddialarını ciddi bularak Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur. Anayasa Mahkemesi 05.08.2022 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan E.2022/43 K.2022/81 sayılı kararında,

    • Anayasa’nın 70. maddesinde yer alan “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir” şeklinde belirtilen hakkın sadece kamu hizmetlerine girmeyi değil kamu hizmetlerinde bulunmayı/kalmayı da güvence altına aldığı, sağlık çalışanının sözleşmesinin feshedilmesi suretiyle kamu hizmetinden çıkarılması sonucunu doğuran kuralın kamu hizmetlerine girme hakkına yönelik bir sınırlama getirdiği,
    • Anayasa’nın 49. maddesinde “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir” denilmek suretiyle herkesin çalışma hakkına sahip olduğunun hüküm altına alındığı, 5258 sayılı kanunun 3. maddesi uyarınca Türk vatandaşı olmayan kişilerin de anılan kanun kapsamında sağlık çalışanı olarak görevlendirilebilmesinin mümkün olduğu gözetildiğinde sözleşmenin feshini gerektiren nedenlerin yönetmelikle düzenlenmesini öngören kuralın Türk vatandaşı olmayan sağlık çalışanlarının da çalışma hakkını sınırladığı,
    • Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanacağının hüküm altına alındığı, buna göre temel hak ve özgürlükleri sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olmasının yeterli olmayıp yasal kuralların keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekeceği,
    • Temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olmasının Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de gereği olduğu, hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerektiği, Kanunda bulunması gereken bu niteliklerin hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunlu olduğu,
    • Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının sözleşmelerinin feshini gerektiren nedenlerin Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceğine ilişkin kuralın, yaptırım konusu eylemleri belirlememek suretiyle ilgililerin hangi somut fiil ve olguya dayanılarak sözleşmelerinin feshedileceğini belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanımadığı, sağlık çalışanlarının kamu hizmetlerine girme ve çalışma haklarını sınırlayan sözleşmenin feshini gerektiren nedenlere ilişkin genel ilkelerin ortaya konulup kanuni çerçevenin çizilmediği, konunun bütün ayrıntılarıyla düzenlenmesi yönetmeliğe bırakılmak suretiyle yürütmeye sınırsız, belirsiz, geniş bir düzenleme yetkisi tanındığı, bu itibarla kamu hizmetlerine girme ve çalışma hakkına sınırlama getiren kuralın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olmadığı ve bu yönüyle kanunilik şartını taşımadığı,
    • Anayasa’nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez” denildiği, yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması ve bu yetkinin devredilememesinin, kuvvetler ayrılığı ilkesinin gereği olduğu, türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından kural olarak kanun koyucunun genel ifadelerle yürütme organını yetkilendirmesi yeterli olmakla birlikte Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda genel ifadelerle yürütme organına düzenleme yapma yetkisi verilmesinin yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturabildiği, bu nedenle Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların atanması, özlük hakları gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerektiği; kuralda Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü ve temel hakların sınırlandırılmasına ilişkin olan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının sözleşmelerinin feshini gerektiren nedenlere ilişkin olarak genel ilkeler ortaya konulmadan, kanuni çerçeve çizilmeden, sözleşmenin feshini gerektiren durumlar genel hatlarıyla da olsa belirlenmeden, ilgili hususların tamamının düzenlenmesinin yönetmeliğe bırakılması suretiyle yürütmeye sınırsız, belirsiz, geniş bir düzenleme yetkisi tanındığı, bu itibarla kuralın yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesiyle de bağdaşmadığı

    gerekçesiyle 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nun 8. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “sözleşmenin feshini gerektiren nedenler” ibaresinin iptaline karar vermiştir.

    Sözleşme Feshini Gerektiren Nedenler

    Kararda ayrıca 5258 sayılı kanunun 8. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “sözleşmenin feshini gerektiren nedenler”ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesinin uygun görüldüğü de belirtilmiştir. Anayasanın 153. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar. Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilen bir norma, iptal kararlarından sonra geçerlik tanımak mümkün değildir. Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal hükmüyle Anayasa’ya aykırılığı sabit ve bilinir hale gelen bir hukuk kuralının uygulanmaya devam etmesi, Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ile hukuka bağlı devlet ilkelerine açıkça aykırı düşecektir. 5258 sayılı kanunun aile hekimliği sözleşmesinin feshine ilişkin hükümlerinin iptal edilmesi karşısında anılan kanun hükmüne dayalı yönetmelik hükümlerinin de hukuka aykırı olduğu açık olup Anayasa Mahkemesi’nce öngörülen yürürlüğün ertelenmesi süresi içinde de bu düzenlemelerin uygulanma olanağının kalmadığının kabulü gerekmektedir (BSHA)

  • Sağlık-Sen, Sağlık Bakanlığı’nın “İdari İzin” Hakkındaki Görüş Yazısını Mahkemeye Taşıdı

    Sağlık-Sen, Sağlık Bakanlığı’nın “İdari İzin” Hakkındaki Görüş Yazısını Mahkemeye Taşıdı

    Dava dilekçesinde, 6. Dönem Toplu Sözleşmenin, Sağlık ve Sosyal Hizmet Koluna İlişkin Toplu Sözleşme Bölümünün 44’üncü maddesine atıf yapıldı. Buna göre, resmi ve dinî bayram tatili sebebiyle verilen genel idari izin günlerinde hizmet veren sağlık çalışanlarına çalıştıkları süre ile orantılı olarak izin kullandırılacağının, izin kullandırılmasının mümkün olmadığı durumlarda ise nöbet ücreti ödenebileceğinin yer aldığına dikkat çekildi. Temmuz ayı içerisinde yer alan Kurban Bayramı nedeniyle 13 Temmuz ve 14 Temmuz 2022 tarihlerinde kamu görevlilerinin idari izinli sayılmalarına karar verildiği hatırlatılan dilekçede, şu ifadelere yer verildi:

    Sağlık Bakanlığı Hukuk Hizmetleri

    “2022 Temmuz dönemi aylık çalışma süresinin resmi tatiller ve idari izin süresi düşüldükten sonra 125 saat olarak mı yoksa idari izin süreleri de aylık çalışma süresine dâhil edilerek 141 saat üzerinden mi değerlendirileceği hususlarında oluşan tereddüttün giderilmesi için Sağlık Bakanlığı Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan yazı ile uygulamadaki farklılıklar giderilemediği gibi toplu sözleşme ile getirilmiş olan söz konusu hükme ve hükmün ruhuna aykırı bir uygulamaya sebebiyet verilmiştir.” “Davalı idarenin işleminin bu hali ile uygulamayı doğrudan etkilediğinden kesin ve yürütülebilir işlem niteliğinde olup, iptali gerekmektedir” denilen dilekçede, Temmuz ayı için mesai saatinin 125 saat olduğu, toplu sözleşme hükmü gereği 125 saatin üzerindeki çalışmaların karşılığında ücret ödenmesi gerektiği kaydedildi. Sağlık-Sen açtığı davada, görüş yazısının hukuka aykırı olduğuna dikkat çekerek,  yazının öncelikle yürütmesinin durdurulmasını ve bilahare iptalini talep etti. (BSHA)

  • Covid-19 Erken Doğum Riskini Arttırıyor

    Covid-19 Erken Doğum Riskini Arttırıyor

    Araştırmaya göre hamileliğin ileri dönemlerinde Covid hastalığına yakalanmak erken doğum riskini arttırıyor.

    Gebelik Müjdesi PRP Tedavisi ile Mümkün Oluyor!

    İsrail’deki Maccabi Sağlık ve Bakım Hizmetlerinin Araştırma ve İnovasyon Merkezi önemli bir çalışmaya imza attı. Bilim adamları ileri hamilelik döneminde olan kadınların maske takmasını ve sosyal mesafeye dikkat etmesini öneriyor. Ama 29 haftadan öncesindeki enfeksiyon, erken doğum riski bulundurmuyor. Hamileliğin son üç aylık döneminde Covid-19’a yakalanan kadınlar normal oranlara nazaran üç kata yakın bir oranda erken doğum yapıyor. Araştırmalara göre 34 haftalık hamilelikte bu oran yedi kata kadar çıkabiliyor. Araştıranlar son üç aylık dönemde artan bu riskler nedeniyle kadınların enfeksiyondan kaçınması adına maske takmasını ve sosyal mesafeye uymasını tavsiye ediyor. Araştırmalar, enfeksiyonun 24 ve 28 haftalık hamilelikte herhangi bir erken doğum benzeri bir durumda bir riski olmadığını da belirtiyor. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)