Yazar: editor

  • Anjiyo Sonrası Şüpheli Ölüm

    Anjiyo Sonrası Şüpheli Ölüm

    Sağlık Bakanlığı Anjiyo Sonrası Şüpheli Ölüm İçin Müfettiş Görevlendirdi 

    İzmir’deki özel bir hastanede kalp anjiyosu ardından gerçekleşen şüpheli ölüm hakkında Sağlık Bakanlığı müfettiş görevlendirdi. Başmüfettiş Mümin Sokat, açılan soruşturma kapsamında otopsi kararı verilen Abidin Karataş’ın kızı Avukat Gülşah Karataş’ın iddialarını 6 saat boyunca dinledi. 

    Hastane: *Tüm Hekimlerimiz Görev Başındaydı*

    Kontrol amaçlı kalp anjiyosu olduktan üç gün sonra yaşamını yitiren Abidin Karataş’ın kızı ve avukatı Gülşah Karataş, Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada yeni iddialarda bulundu. Operasyonun gerçekleştiği Özel Medicana Hastanesi Yönetimi ise yaptığı yazılı açıklamada, “Bu olay özelinde de İddiaların aksine ilgili tüm hekimlerimiz görevlerinin başında olup, İddiaların tamamı mesnetsizdir” denildi. Türkiye’de bir kaç gündür gündem olan “anjiyo sonrası ölüm” haberleri hakkında yeni iddialar gündeme geldi. Kontrol amacıyla götürdükleri hastanede yine kontrol amaçlı anjiyo kararı verilen Abidin Karataş, uygulamadan üç gün sonra yaşamını yitirdi. İzmirli Abidin Karataş’ın kızı Avukat Gülşah Karataş, yeni iddialar gündeme getirdi.

    İZMİRDEKİ ÖZEL HASTANEDE NELER YAŞANMIŞTI ???

     

    Yaşanan olayın ardından Abidin Karataş’ın ailesi, *şüpheli ölüm” iddiasıyla İzmir Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulundu. Medicana İzmir’deki şüpheli ölüme Sağlık Bakanlığı da el attı; gündem olan olayla ilgili bakanlık idari soruşturma başlattı, soruşturmayı başmüfettiş Mümin Sokat yürütüyor. 

    Başmüfettiş Mümin Sokat, İzmir İl Sağlık Müdürlüğünde Gülşah Karataş’ın ifadesine başvurdu. Karataş, 6 saat boyunca ifade verdi. 

    Sağlık Bakanlığı Soruşturma Başlattı

    24 Haziran’da Medicana İzmir hastanesinde tetkik için yapılan anjiyo sonrası fenalaşan Abidin Karataş’ın 1 gün sonra beyin ölümü gerçekleşmişti. Anjiyo işlemi sonrası şiddetli baş ağrısı ve kusma şikayeti yaşayan hastaya doğru tetkik ve müdahalenin yapılmadığını belirten Karataş’ın kızı ve avukatı Gülşah Karataş hastane ve doktorlardan şikayetçi olmuş, savcılık da “şüpheli ölüm” gerekçesiyle soruşturma başlatmıştı.


    Oksijen Tüpü Dışarıdan Getirildi 

     

    Babasına kalp anjiyo sonrası Kalp Anjiyo Müdahale salonunda müdahale edilirken, bir sağlık personelinin koşarak anjiyo salonuna oksijen tüpü getirdiğini, babasının bu oksijen tüpüne bağlanarak yoğun bakım servisine götürüldüğünü anlatan Karataş, “Babama mavi kod alarmından yaklaşık yarım saat sonra solunum tüpü dışarıdan getiriliyor.  Anjiyo Bölümü hastaların kötüleşebileceği bir alan. Bu bölümde hastaya müdahalede kullanılacak çok önemli bir tıbbi cihaz olan solunum cihazı bulunmuyor. Oksijen tüpünün bir sağlık çalışanı tarafından üst katlardan koşarak ve panikle getirilmesi, bu cihazın anjiyo odasında bulunmadığının tartışmasız açık bir delilidir” dedi 

    KALP ANJİYOSUNDAN ÖLEN HASTA HAKKINDAKİ MEDİCANA AÇIKLAMA YAPTI. İŞTE O AÇIKLAMA 

    “24.06.2022 tarihinde  göğüs ağrısı, göz kararması ve baş dönmesi şikayetiyle tekrar hastanemiz kardiyoloji Polikliniği‘ne başvuran hastamıza detaylı muayene sonrası pozitif efor testi nedeniyle koroner anjiyo önerilmiş yapılan anjiyo başarılı geçip darlık olan damarına stent takılmıştır.  İşlem sonrasında baş ağrısı ve kusma şikayeti yaşayan hastaya emboli şüphesiyle gerekli tetkik ve müdahaleler yapılmıştır. Hasta genel durumunun kötüleşmesi üzerine elektif olarak entübe edilip, yoğun bakım servisine alınarak tedavisine devam edilmiştir. Yoğun bakım süreci boyunca gerekli müdahaleler yapılmış ancak iki gün sonra subaraknoid kanama sonucu beyin ölümü gerçekleşen hastamız 27 Haziran 2022 tarihinde vefat etmiştir”

    Tam, Etkin ve Eksiksiz Hizmet

    “Hastamızın tedavi sürecinde tüm çağdaş tıbbi ve deontolojik kurallar uygulanmış olup, tam, etkin ve eksiksiz hizmet verilmiştir. İddiaların hiçbir mesnedi bulunmamaktadır. Hastamızın vefatı sonrasında konu savcılığa intikal etmiş, İzmir Cumhuriyet Başsavcılık makamınca gerekli soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma neticesi kamuoyu ile tüm açıklığı ile paylaşılacaktır. Önemle belirtmek isteriz ki; 30 yılı aşan süredir, hastalarına güvenle sağlık hizmeti sunan Medicana Sağlık Grubu, bundan sonra da tüm hasta ve hasta yakınlarının sağlık sorunlarında yanında olacak ve destek olmaya devam edecektir. Bu olay özelinde de İddiaların aksine ilgili tüm hekimlerimiz görevlerinin başında olup, İddiaların tamamı mesnetsizdir. Kamuoyuna saygılarımızla” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) 

    VİDEO…

    Avukat Kızı BSHA’ya Anlattı 

     

  • Böbrek Taşı Hakkında Doğru Sanılan 7 Yanlış!

    Böbrek Taşı Hakkında Doğru Sanılan 7 Yanlış!

    Böbrek Taşı Hakkında Doğru Sanılan 7 Yanlış!

    Yeterince su içmemek, aşırı tuzlu yemek, uzun süre yüksek proteinli diyetler yapmak ve hareketsizlik gibi birçok etkenle böbrek taşının görülme sıklığı son yıllarda giderek artıyor. Günümüzde daha çok 20-50 yaşları arasında tespit edilen ve erkeklerde kadınlara göre daha sık görülen böbrek taşının tekrarlayabilen bir hastalık olduğunu belirten Acıbadem Bakırköy Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof.Dr. Enis Rauf Coşkuner “Böbrek taşı görülen hastaların yüzde 50’sinde 10 yıl içinde yeniden taş oluşabiliyor. Böbrek içinde oluşan taşlar genelde sinsice ilerleyip tesadüfen tespit edilirken, böbrekten idrar yollarına doğru hareketlenen taşlar ise şiddetli yan ağrısı, bulantı, kusma, idrar yapım şikayetleri, idrarda kanama, ateş gibi gürültülü bir tabloyla karşımıza çıkabilir. Taş düşürmeye ilişkin ağrı, insanın duyabileceği en şiddetli ağrılardan biri olarak kabul edilir. Teşhisin bir an önce netleştirilip ağrının acil olarak giderilmesi ilk yapılması gerekendir.” diyor. Böbrek taşının tedavisinde; düşürülebilecek boyutlar için medikal tedavi, kırılması uygun taşlarda uygulanabilen vücut dışı taş kırma yöntemleri ve her ikisi için de uygun olmayan taşlarda endoskopik yöntemlerle taşa cerrahi olarak müdahale uygulandığını belirten Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner, yaygın görülen bu hastalığa dair halk arasında doğru bilinen yanlışların da tanı ve tedaviyi geciktirdiğini söylüyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner, böbrek taşında toplumda doğru sanılan 7 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

    “Taşı düşürdüm, kurtuldum!” YANLIŞ!

    DOĞRUSU: Genellikle şiddetli ağrılar geçince hasta taşını düşürmüş olabileceğini, hastalığın artık tekrarlamayacağını düşünüyor. Oysa hastanın taş düşürme tedavisi sürecinde ve bu sürenin bitiminde mutlaka doktor kontrolünde olması gerekiyor. Zira taşın düştüğü tam tespit edilmeden tedavi sürecinin tamamlanmış sayılmayacağını belirten Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner “Taş düşürdüğü tespit edilen hastaya, düşürebileceği bir taşı mevcutsa, medikal düşürme tedavisi ve ek öneriler yapılabilir.” diyor.

    “Böbrek taşları için en ideal tedavi su içmektir!”: YANLIŞ!

    DOĞRUSU: Böbrek taşları için sıvı alımının artırılması, bunun da çoğunlukla su ile karşılanması şüphesiz çok önemli. Ancak böbrek taşı tedavisi için sadece su içmek yeterli değil. Günde en az iki veya üç litre su içmekte fayda var. Fazla sıvı alımının da olumsuz etkileri olabileceği hatırda tutulmalıdır.

    “Taş düşürmede kaynak suları ve bitkisel tedavi çok faydalı!”: YANLIŞ!

    DOĞRUSU: Taş için medikal tedavinin mutlaka bir ürolog tarafından önerilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner şöyle konuşuyor: “Herkesin taşı kendine özeldir. Taş düşüren diğer tanıdıklardan veya çevreden alınan bilgi kişide yanlış sonuçlar doğurabilir. Kişinin idrar yollarının anatomik yapısı, taşın yeri ve büyüklüğü, böbrek fonksiyonlarına olan etkisi, beraberinde başka hastalık varlığı veya ilaç kullanımı gibi pek çok özellik dikkate alınarak tedavi planı yapılmalıdır. Taşın yok olmasını sağlayacak veya düşmesini kolaylaştıracak mucizevi bir su veya bitki şu ana kadar bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Üstelik bitkisel içerikli ve tedavi kanıt düzeyi çok düşük yöntemler çok ciddi tehlikelere yol açabilir.”

    “Her yan ağrısı böbrek taşından kaynaklanır!”: YANLIŞ!

    DOĞRUSU: Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner “İdrar yollarında tespit edilen taşlarda yan ağrısı önemli bir bulgu olmakla birlikte bu her zaman geçerli değildir. Bu nedenle, ağrı yapabilecek diğer hastalıkları ve komşu batın içi organlara ait hastalıkları ayırıcı tanı da gerekebilir.” diyor.

    “Taşın kaynağı kalsiyumdur. Diyette bunu kısıtlamak gerekir!”: YANLIŞ!

    DOĞRUSU: En sık görülen taş tiplerinde ana bileşen kalsiyum olsa da, sorun kalsiyum alımını kısıtlayarak tedavi edilemiyor. Günlük kalsiyum alımının bilinçsiz bir şekilde düşürülmemesi gerekiyor. Kalsiyum kısıtlaması ancak yapılacak değerlendirme ile tespit edilebilir.

    “Taş tedavisinde ameliyat en son çaredir!”: YANLIŞ!

    DOĞRUSU: Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner “Tedavinizin nasıl planlanacağına  bir ürolog karar vermelidir. Tedavideki sıralamayı veya ilk tedavinin ne olacağını onun kararına bırakmak daha doğru olur. Eğer alternatifiniz varsa hekiminiz size seçenek sunacaktır. Ama bazı koşullarda cerrahi yöntemin ilk seçenek olması gerekebilir.” diyor.

    “Ameliyat oldum, bir daha sorunum olmaz!”: YANLIŞ!

    DOĞRUSU: Taş hastalığı insan hayatında uzun bir dönemi kapsadığından taş düşürmüş veya ameliyat yapılmış hasta periyodik kontrolde tutuluyor. Böylece yeni taş oluşum riski için hasta takipte olarak erken tespit edilen yeni taşlar daha kolay ve bilinçli bir şekilde tedavi ediliyor. Ayrıca taşın analizi yapılıp, hastanın taş oluşumu için kan ve idrarından yapılan tetkiklerle taş oluşma ihtimalini azaltacak tedbirler alınabilir. (BSHA)

  • Oyun oynamanın yaşı yok ama kuralları var

    Oyun oynamanın yaşı yok ama kuralları var

    Oyun oynamanın yaşı yok ama kuralları var  

    Oyun hayatı öğrenmenin, sosyalleşmenin, vakit geçirmenin ve paylaşımın en önemli araçlarından biri. Teknolojinin gelişmesi ve oyunların dijitalleşmesi ile her yaş grubuna hitap eden yeni bir dönemi yaşıyoruz. Artık dünyanın öbür ucundaki oyuncularla oyun oynamak bir hayal değil.

    Online oyun oynama keyfi ne yazık ki siber suçlular için de bir cazibe merkezi durumunda. Çocukların, gençlerin, her yaştan oyun tutkunlarının sadece takma isimleri ile tanıdıkları yabancı insanlarla iş birliği yapmaları ya da oyun oynamaları, beraberinde riskler getiriyor. Kötü niyetli insanların oyun ve oyun gruplarına sızması sık rastlanılan bir durum. Saldırganlar genellikle kredi kartı bilgileri de dahil olmak üzere oyuncuların hesaplarını ele geçirmek istiyorlar. Siber zorbalık olarak adlandırılabilecek davranışlarda bulunan ve başkalarının bir oyunu oynama şevkini kırmak için tüm yolları deneyecek insanların da olabileceği gözden çıkarılmamalı.

    ESET Türkiye Ürün ve Pazarlama Müdürü Can Erginkurban çocukların, gençlerin ve oyun tutkunlarının güvenli bir oyun alanında bulunabilmeleri için dikkat etmeleri gereken ipuçlarını paylaştı.

    Oyunlarınızı satın alın 

    En yeni oyunları ücretsiz indirmek cazip olabilir ama bu önemli bir risk taşır. Daha önce de birçok kez görüldüğü üzere, popüler oyunların “ücretsiz versiyonlarına” ait direkt bağlantılar ya da torrent dosyaları, genellikle kötü amaçlı aktörler tarafından kasten yayılan virüslü dosyalara yönlendirme yapar.

    Hile yapmayın 

    Hileler oyunu kolaylaştırabilir ama aynı zamanda, herkesin deneyimini berbat eder ve oyuncuyu çeşitli tehditlere maruz bırakabilir.

    Yaşa uygun oyunlar seçin 

    Çocuğunuz için güvenilir bir oyun ortamı seçerken ebeveyn olarak sizin denetleyici olmanız gerekir. Uzman forumlarında ya da önerilerde, yaş uygunluğu ile ilgili önerilere göz atabilirsiniz.

    Güncelleyin ve yama kullanın

    İster akıllı telefonda ister tablette, ister güçlü bir bilgisayarda oynuyor olsunlar, oyun tutkunları cihazlarını daima güncel tutmalıdır. Bu güncelleme ihtiyacı işletim sistemi, oyun istemcisi (Steam ya da Origin gibi), oyunların kendileri ve tarayıcılar gibi diğer programlar için de geçerlidir.

    Bir güvenlik çözümü kullanın

    Oyun cihazları, daima kötü amaçlı saldırıları algılayıp engelleyebilen, tehlikeli bağlantıları saptayabilen ve zorla içeri girmeye çalışan kötü amaçlı yazılımları güvenli bir şekilde kaldırabilen güvenilir bir güvenlik çözümü ile düzgün şekilde korunmalıdır. Günümüz çözümlerinin birçoğunda rahatsızlıkları önleyen oyun modu bulunduğundan, oyun esnasında gecikme ya da kesinti yaşama konusunda endişelenmenize gerek kalmaz.

    Güçlü şifreler ve 2FA kullanın

    Tahmini parolalar girmek saldırganların çok iyi oldukları bir konudur. Bu nedenle, parolaları uzun ve güçlü tutmak çok büyük bir fark yaratabilir. Güvenilir parola yöneticileri, tüm gizli kodlarını tek bir yerde oluşturup güven içinde saklayabildikleri için oyun tutkunlarının kendilerini daha iyi korumalarına da yardımcı olabilir. Oyuncular iki faktörlü kimlik doğrulamasını da etkinleştirmelidir, çünkü saldırganlar doğru parolayı tahmin etseler bile bu işlem saldırı girişimlerini engelleyecektir.

    Şüpheli tekliflerden uzak durun

    Bir şey gerçek olamayacak kadar iyiyse büyük olasılıkla iyi değildir. Bu dijital dünyanın temel kuralları içerisinde yer alır.  Birçok oyuncu bedava oyun ya da özel ürün vaatleri içeren sahte bir sevecenlikle tuzaklara çekilmiş ve sonrasında da bedelini ödemek zorunda kalmıştır. (BSHA)

  • Yaz Aylarında Çocuklarda Kemik Kırıklarına Dikkat

    Yaz Aylarında Çocuklarda Kemik Kırıklarına Dikkat

    Yaz Aylarında Çocuklarda Kemik Kırıklarına Dikkat

    Yaz mevsiminde daha çok hareketlenen ve dışarıda daha fazla zaman geçiren çocukların bitmeyen enerjisi, kendilerini sakınmadan hareket etmeleri, durmadan koşup oynamaları zaman zaman el, bilek, ayak, bacak ya da parmaklarda kırıkların meydana gelmesine sebep oluyor. Her kırığın iyileşme süresi birbirinden farklı olurken, çocukların beslenme şekilleri de bu süreyi etkiliyor. Çocukluk çağından itibaren D vitamini seviyesi ve kalsiyum depolarının doldurulması ileri yaşlar için önem taşıyor. Her kırık için farklı tedavi yöntemi bulunurken, ailelerin çocuklarını ameliyat ettirmekten sakınmaları ise bazı kalıcı hasarlara neden olup çocukların büyüme ve gelişimini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Hakan Özsoy, çocuklarda kemik kırıkları ve tedavileri ile ilgili bilgi verdi.

    Çocukların kemikleri rahat eğilip bükülebilir

    Her yaş grubunda farklı kemik kırıkları görülebilmektedir. Taze bir ağaç dalına benzeyen çocukların kemikleri, rahat eğilip büküldüğü için esnektir ve genellikle çok parçalı kırıklar oluşmaz. Çocuklarda parkta oynarken, bisiklete binerken ve koşarken meydana gelen el bileği ve dirsek kırıkları sıklıkla görülmektedir. Ayak bileği ve bacak kırıkları da çocuklarda meydana gelen kırıklar arasında bulunmaktadır. Her kırığın iyileşme süresi birbirinden farklı olmakla birlikte, kemiğin üzerini saran periost yani kemik zarı çocuklukta daha kalındır ve kemiğin kaynamasına yardımcı olmaktadır. Çocuklarda el bileği kırıkları 3-4 haftada iyileşirken ileri yaşlarda bu süre 4-6 haftaya kadar çıkmaktadır. Yaş ilerledikçe kırılan kemiğin kaynama süresi uzamaktadır.

    Küçükken kalsiyum depolarını doldurmak ileri yaş için önemlidir 

    Çocukluk çağındaki kırıklarda günde 1-2 bardak süt içmek veya süt ürünü tüketmek kırığın hızlı kaynamasında önemli bir rol oynamaktadır. Kalsiyum depolarını çocukluk çağlarından itibaren doldurmak ileri yaş için de önemli bir yatırımdır. Aynı zamanda D vitamini seviyesi de hem genel vücut sağlığı hem de kırık iyileşmesi açısından önem taşımaktadır. Çocuklarda D vitamini seviyesi düşükse mutlaka takviye edilmesi gerekmektedir.Hem bacağı hem kolu kırılmış kişilerin ya da çocukların beslenmesine daha çok dikkat edilmelidir. Kırık vakalarında tüketilmesi önerilen kelle paça çorbaları çok yüksek kalori içeren besinlerdir ve basit kırıklarda tüketilmesine gerek yoktur. Ancak çoklu kırıklar nedeniyle vücudun çok fazla enerjiye ihtiyacı olan durumlarda ise tüketilebilir.

    Tedavi kırığın yapısına göre değişir 

    Her kırık için farklı tedavi yöntemleri bulunmaktadır. Bazı kırıklar alçı ile bazıları da ameliyat ile tedavi edilebilmektedir. Alçı ile tedavi edilen bir kol kırığında kaynama olmuyorsa ya da yanlış bir kaynama meydana geldiyse kırık ameliyat edilmeli, vidalar ve tellerle desteklenerek tedavi edilmelidir.

    Ameliyattan kaçınmak kalıcı hasarlara neden olabilir

    Çocuklar çok hareketli ve aktif oldukları için basit kırıklar çok sık meydana gelir. Bu kırıkların kaynaması genellikle kolaydır. Ancak daha ciddi bir tablo oluşturan çocuklarda dirsek kırıklarının ise çoğunlukla ameliyat edilmesi gerekmektedir. Ameliyat ile kırıklar çok net tespit edilebildikleri için teller ve vidalarla hastayı uzun süre alçıda tutmadan günlük hayatına kavuşturmak mümkün olabilmektedir. Aileler gerektiği durumlarda çocuklarını ameliyat ettirmekten kaçınmamalıdır. İhtiyaç olduğu durumlarda ameliyattan kaçınmak kırıklar nedeniyle bazı kalıcı hasarların oluşmasına neden olabilir. Ameliyat sonrasında çok hızlı bir şekilde iyileşme sürecine giren hastalar, fizik tedavi ile birlikte eski sağlıklarına ulaşabilmektedir. (BSHA)

  • Uykuda Gelen Mucize: Melatonin

    Uykuda Gelen Mucize: Melatonin

    Uykuda Gelen Mucize: Melatonin

    Bugün birçok insan uyku problemleriyle boğuşuyor. Sanayileşme ve modern hayatın etkisiyle daha fazla uyarana maruz kalarak uyuyan ya da hiç uyumayan kişilerde melatonin salgılanması kısıtlı oluyor. Bu da uyku bozukluklarına yol açıyor. Melatonini doğal yollardan desteklemek önem taşıyor ancak yeterli olmadığı durumlarda takviye kullanmak gerekebiliyor. Çalışmalar, melatonin seviyesinin yaşla birlikte düştüğünü ve bunun da uyku bozuklukları gibi sirkadiyen ritimle ilgili şikayetleri artırabileceğini göstermiştir.

    Uyku
    Mutluluk Hormonu

    Peki melatonin neye iyi geliyor?  Vücudumuzun biyoritmik önemine dikkat çeken Dr. Elif Pahsa, melatonin üretimi için gerekli olan etmenleri ve faydalarını anlattı.

    Kaliteli uyku için karanlık şart

    Melatonini epifiz bezinden salgılanan mucize bir hormon olarak niteleyen Dr. Elif Pahsa, melatoninin vücudun biyoritmini düzenlemekten sorumlu olduğunu belirterek her hücreyi etkilediğine dikkat çekiyor. Melatoninin gece uykusu sırasında vücudu yenileyip bağışıklığı güçlendirdiğini ve birçok hastalıktan korunmayı sağladığını ifade eden Pahsa “Melatonin gece 23.00’da salgılanmaya başlıyor, 02.00 civarında en üst düzeye ulaşıyor. Daha sonra azalarak yerini sabaha karşı kortizol hormonuna bırakıyor. Ancak melatoninin salgılanabilmesi için bazı şartların sağlanması gerekiyor. Öncelikli olarak karanlık bir ortam şart. En ufak bir ışık hüzmesinden bile etkilenebiliyor. Bu nedenle gece lambası kullanmamak, akşamın ilerleyen saatlerinde telefona bakmayı bırakmak gerekiyor. Telefon ışığı da mavi ışık yayarak bu salgılanmayı etkiliyor” diyor.

    Doğal yollarla vücudun melatonin üretimi desteklenebilir

    Melatonin için dışarıdan alınan desteklerin de faydalarına değinen Pahsa, öncelikle doğal yollarla vücudun melatonin üretimini desteklemek gerektiğini söylüyor. Işıktan uzak, kaliteli bir uyku uyumanı n ve   proteince zengin içerikli gıdalarla beslenmenin öneminin altını çizen Pahsa,  “Vücuttaki B6 vitamini eksikliğinin önlenmesi de melatonin üretimi açısından gereklidir diyor.

    Melatoninin faydaları

    • Vücudun normal fonksiyonlarına katkı sağlayan melatonin hormonu, uyku kalitesini artırıyor. Melatonin takviyesi, uykusuzluk ya da jet-lag gibi durumlarda uykunun düzenlenmesini destekliyor. Melatonin hormonu uyku kalitesine katkısı dışında bağışıklık sistemi, vücut sıcaklığı, kan basıncı ve kortizol hormonu seviyesinin düzenlenmesine de katkı sağlıyor.
    • Bağışıklığı güçlendiren melatonin, kansere karşı da kalkan görevi görüyor. Melatoninin kanser hücrelerini küçülttüğünü gösteren birçok klinik çalışma bulunuyor.
    • Melatonin hormonu aynı zamanda güçlü bir antioksidandır. Bu özelliği sayesinde hem göz yapılarını hücresel hasara karşı korur hem de kısırlık tedavisinde yumurta kalitesini iyileştirerek hamile kalma oranlarında artış sağlar.
    • Melatonin, vücuttaki hasarlı hücreleri onarır, anti-aging etkisi  sağlar.
    • Melatonin, menopoz kaynaklı ateş basması, gece terlemelerinin şiddet ve sıklığını azaltır. Aynı zamanda kemik sağlığı üzerine koruyucu etkileri vardır.
    • Kulak çınlaması ve Alzheimer gibi sorunların çözümü için de melatoninin fayda sağladığını gösteren klinik çalışmalar var.  (BSHA)
  • Hipertansiyon işitme kaybı sebebi

    Hipertansiyon işitme kaybı sebebi

    Hipertansiyon işitme kaybı sebebi

    Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 2050 yılına kadar 700 milyondan fazla insanın işitme kaybı yaşayacağı tahmin ediliyor. Çocukluktan ileri yaşlara kadar görülen ve çoğunlukla yaşlı yetişkinleri etkileyen işitme kaybının sadece “iyi duyamama” sorunu olmadığını söyleyen Odyoloji Doktoru Bahtiyar Çelikgün, “İşitme kaybı, iletişimi ve sosyal etkiletişimi engelleyerek sosyal izolasyona neden oluyor. Yaşlanma, genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerle birlikte hipertansiyon da işitme kaybı için bir risk faktörü. Bu riskleri taşıyan kişilerin belirli aralıklarla işitme testi yaptırması işitme sağlığı açısından önemli” açıklamasında bulundu.

    Hipertansiyon, Dünyada Ve Ülkemizde Birincil Ölüm Nedeni!

    İşitme kaybı ile yaşam kalitesinin korunması arasında önemli bir ilişki olduğunu dile getiren Çelikgün, “İşitme kaybının birçok nedeni olabilir; yaşlanma, genetik kalıtım, gürültüye maruz kalma ve ilaca bağlı yan etkiler ana nedenler arasında yer alıyor” dedi.

    Hipertansiyon hastaları belirli aralıklarla işitme testi yaptırmalı

    Yakın zamanda yapılan çalışmaların hipertansiyonun duyma organlarını olumsuz etkilediğini açıklayan  Çelikgün, “Yükselen kan basıncı kılcal damarlardaki kan akışını ve kandaki oksijen taşıma özelliğini azaltabiliyor. Bu durum da enerjisiz kalan duyma organlarının bozulmasına yani işitme kaybına neden olabiliyor. Hipertansiyon hastalarının doktorlarıyla görüşerek uygun tedavi yöntemlerini uymaları gerekiyor. Bununla birlikte belli aralıklarla işitme testi yaptırarak işitme kaybı için olası risklere karşı önlem almaları yaşam kalitelerini korumak için oldukça önemli” uyarısında bulundu. (BSHA)

  • Anatolia Geneworks, Maymun Çiçeği test kitini de geliştirdi

    Anatolia Geneworks, Maymun Çiçeği test kitini de geliştirdi

    Maymun Çiçeği Test Kiti Geliştirildi

    Pandeminin en yoğun olduğu dönemde COVID-19 tanı kitlerini üreterek başta Avrupa olmak üzere dünyanın birçok ülkesine gerçekleştirdiği ihracat ile adından söz ettiren Anatolia Geneworks; son dönemde dünya genelinde endişe yaratan ve Türkiye’de de görülmeye başlanan ‘Maymun Çiçeği Virüsü’ tanısında kullanılan test kitini geliştirdi.

    Maymun Çiçeği virüsünü saptayan kitler Avrupa, Güney Amerika, Afrika, Orta Doğu ve Güney Asya ülkelerinde geçtiğimiz Haziran ayından itibaren sağlık profesyonellerinin kullanımına sunuldu.Moleküler Biyoloji ve Genetik Uzmanı Dr. Ayşe Kanneci, şirketin COVID-19 virüsünü tespit eden SARS-CoV-2 test kitlerinde olduğu gibi Maymun Çiçeği virüsünün tanısında da Türkiye’den ve dünyadan gelecek taleplere yanıt verebilecek kapasiteye sahip olduğunu söyledi.

    Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) açıkladığı son verilere göre, aralarında Türkiye de dahil olmak üzere 88 ülkede, 28 bin 220 kişide görülen maymun çiçeği vakasına karşı, birçok ülkeden test kiti talepleri artıyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gibi bazı ülkeler kitlere erişimde sıkıntı yaşadığını belirtiyor. Kanneci: ‘‘Anatolia Geneworks olarak milyonlarca test ve yüzlerce cihaz üretebilecek bir alt yapıya sahibiz. Bu anlamda Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dahil, tüm dünyanın ihtiyacına yanıt verebilecek kapasiteye sahibiz.’’ açıklamalarında bulundu.

    1,5-2 Saat İçerisinde Pozitif Vakalar Tayin Ediliyor

    Yaşadığımız COVID-19 pandemi süreci sona ermeden, başka bir salgın endişesinin gündeme gelmesi, ilgiyi bir kez daha tanı kitlerine çevirdi. Bu kapsamda kurulduğu 2010 yılından günümüze, 70’ten fazla ülkeye tanı kitleri ve cihazları ihraç eden Anatolia, maymun çiçeği virüsünün kontrol altına alınması için de test kitlerini hem Türkiye’de hem de dünyada sağlık profesyonellerinin kullanımına sunmaya devam ediyor. Dünya genelinde salgın tehdidi devam eden ve tedavisi bulunmayan hastalığa, bu kitlerle teşhis konularak salgının önüne geçilmesi hedefleniyor. Risk durumunu geçtiğimiz haftalarda ‘Uluslararası Öneme Sahip Halk Sağlığı Acil Durumu’ olarak güncelleyen Dünya Sağlık Örgütü; maymun çiçeği virüsünün bulaşmasıyla mücadele etmenin en iyi yolunun; kişinin kendini izole etmesi, doğruluğu ve duyarlılığı açısından en yüksek güvenilirliğe sahip Real-Time (Gerçek zamanlı) PCR yöntemiyle test yapılması olduğunu vurguladı

    Maymun Çiçeği Virüsüne Yönelik Test Kiti

    Kanneci: “Maymun çiçeği virüsünün teşhisine yönelik de Real-Time PCR kitleri üretiyoruz. Altın standart olarak nitelendirebileceğimiz tekniklerden biri olan PCR teknolojisi için, en güvenilir ve en erken tanıyı veren test kitleri diyebiliriz. Maymun çiçeği virüsü genellikle fiziksel temasla ve insan biyolojik sıvılarıyla insandan insana bulaşabiliyor. Biz test kitlerimizle, nazofarengeal sürüntü, tam kan ve serum örnekleri gibi farklı örneklerden virüs tayini yapıyoruz. Ayrıca vücudumuzda oluşan döküntülerden de örnek alarak virüs genomunu direkt olarak tespit edebiliyoruz. Erken teşhisin özellikle salgın hastalıkların önlenmesinde çok önemli olduğu günümüzde, Real-Time PCR testlerimizle 1,5-2 saat içerisinde sonuç alınabiliyor ve böylece pozitif vakalar tayin edilebiliyor.” (BSHA)

  • Kıkırdak hasarına kök hücre çözümü

    Kıkırdak hasarına kök hücre çözümü

    Kıkırdak hasarına kök hücre çözümü

    Obezitedeki artış ve nüfusun yaşlanmasına bağlı olarak her geçen gün daha fazla kişi kıkırdak hasarı rahatsızlığı yaşıyor. Kıkırdak hasarının tedavisinde ise vücutta başka hücrelere dönüşebilme kapasitesine sahip kök hücreler ile yapılan uygulama önemli bir yer tutuyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Meriç, “Kıkırdak hasarına bağlı ağrı ve hareket kısıtlılığı olan hastaların şikayetlerinin azaltılmasında kök hücre uygulaması ile başarılı sonuçlar elde ediliyor. Bu uygulama, özellikle kıkırdak gibi kendini yenileme özelliği olmayan dokuların onarılmasına imkan tanıyor. Tedavinin başarılı olmasında doğru hasta seçiminin yanı sıra kök hücrelerin uygun ve güvenilir tekniklerle elde edilmesi de önemli” dedi

    Halk arasında kireçlenme olarak bilinen kıkırdak hasarı oldukça sık görülen bir rahatsızlık. Kıkırdak hasarı 45 yaş üstü yetişkinlerin %19’unu ve 60 yaş üstü kişilerin %37’sini etkiliyor. Kıkırdak hasarı en çok diz eklemini tutuyor ve diz ekleminde ağrı, şişlik ve eklem hareketlerinde kısıtlama en yaygın görülen şikayetler arasında yer alıyor. Kıkırdak hasarı çoğu zaman ilerleyerek hastaların günlük hayatlarında ciddi ağrıya ve yaşam kalitesinin düşmesine sebep oluyor. Obezitedeki artış ve nüfusun yaşlanmasına bağlı olarak her geçen gün daha fazla sayıda kişi bu rahatsızlıktan ötürü ağrı çekiyor.

    Kıkırdak dokusu, damarı olmayan ve kanla beslenmeyen bir bölge olduğundan üzerinde hasarlanma meydana geldiğinde geri döndürülemeyen kayıplar oluşabiliyor. Fazla kilo nedeniyle aşırı yük binmesi, uzun süre aynı pozisyonda oturmak ve hareket azlığı gibi etkenler kıkırdak zedelenmesine neden oluyor ve bu zedelenmenin sebep olduğu ağrı nedeniyle kişinin hareketleri kısıtlanabiliyor.

    Kıkırdak hasarının tedavisinde ise birçok yöntem bulunuyor. Bu yöntemler arasında özellikle ameliyat için erken dönemde olan veya ameliyat olmak istemeyen hastalar için kök hücre uygulaması yer alıyor.

    Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Meriç, kıkırdak hasarında kök hücre uygulamaları üzerine son yıllarda birçok klinik çalışma yapıldığını belirterek “Kıkırdak aşınmasının erken döneminde yani 2’nci ve 3’üncü evre gibi erken aşamalardaki hastalarda kök hücre tedavisi ile etkili sonuçlar alınabiliyor. Kıkırdak harabiyeti nedeniyle ağrısı olan ve ağrı kesicilerle veya fizik tedavi ile sonuç alınamayan hastalarda cerrahi tedaviye gereksinimi azaltmak veya ötelemek için uyguladığımız kök hücre ile yapılan çalışmalarda uzun süre etkili olduğunu görüyoruz” dedi.

    Kök hücre kaynakları nelerdir?

    Kök hücrelerin vücutta başka tip hücrelere dönüşebilme özelliğine sahip ana hücreler olduğunu ifade eden Meriç, “Pratikte kök hücreler en sık olarak kemik iliğinden ve yağ dokusundan elde edilir. Leğen kemiği ve göbek yağı çok sayıda kök hücrenin alınabileceği kaynaklardır ve hafif bir sedasyon ve lokal anestezi ile hastalar tamamen uyutulmadan iğne ile alınan bu kök hücreleri ayrıştırma işlemleri sonrasında hasarlı bölgelere uygulanır. Bu işlem yaklaşık 20-30 dakika sürer. Kök hücreler aynı zamanda ağrıdan sorumlu inflamasyonu ve ağrı kesici etkiye sahip proteinler ve hasarlı dokunun tekrar gelişmesini sağlayan hücresel ürünlere sahip” şeklinde konuştu. Kemik iliği ve göbek yağının farklı özellikleri olduğunu belirten Prof. Dr. Gökhan Meriç yağ dokusunun kemik iliğine göre çok daha fazla sayıda kök hücre ihtiva ettiğini ve kıkırdak aşınması nedeniyle diz içine yapılan enjeksiyonların karşılaştırıldığı bir çalışmada yağ dokusundan elde edilen kök hücrenin hastaların ağrıların azaltılması ve hareketin artırılmasında PRP, kemik iliği kaynaklı kök hücre ve hyaluronik asitten daha etkili olduğunu gösterdiğini söyledi.

    “Hasta seçimi ve doğru teknik önemli”

    Kişinin kendi vücudundan elde edilen kök hücrenin uygulamasında amacın dokunun hasarlanma sürecinin yavaşlatılması, ağrı azaltılarak hareketin tekrar kazanılması olduğuna dikkat çeken Meriç, şöyle devam etti: “Kök hücre uygulamasında hastalar en çok hasarlı kıkırdağın kendini yenileyip yenilemediğini merak ediyor. Bu konuda yapılan çalışmalar, kök hücre uygulaması sonrasında çekilen MR görüntülemelerinde uygulama öncesine göre hastaların kıkırdak volümünde artış tespit edildiği gösteriyor ve bu oldukça umut verici. Ancak yeni bir tedavi olduğu için daha fazla veriye ihtiyaç var. Tedavinin başarısını artıran ana etmenlerin başında uygun teknikle fazla sayıda aktif kök hücrenin elde edilmesi ve doğru hasta seçimi geliyor. Müdahale gerektirecek durumlarda kök hücre kapalı veya açık müdahalenin yerini tutmaz ancak müdahale ile birlikte yapılan kök hücre uygulamaları tedavinin başarısını artırıyor.” (BSHA)

  • Van’a 2022 Yılında 2,5 Milyar Liralık Eğitim Yatırımı Müjdesi

    Van’a 2022 Yılında 2,5 Milyar Liralık Eğitim Yatırımı Müjdesi

    Van’a 2022 Yılında 2,5 Milyar Liralık Eğitim Yatırımı Müjdesi

    Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer, Van Valiliğinde düzenlenen il eğitim değerlendirme toplantısına katıldı. Özer, toplantı sonrasında Van ilinde 2022 yılında eğitim yatırımları için kullanılacak bütçenin yaklaşık 2,5 milyar liraya çıkarılması kararı aldıkları müjdesini açıkladı.

    Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer, Van temasları kapsamında ilk olarak Valiliği ziyaret ederek şeref defterini imzaladı, ardından il eğitim değerlendirme toplantısına katıldı.

    Bakan Özer, toplantı sonrası yaptığı açıklamada kapsamlı bir değerlendirme yaptıklarını belirterek Van’ın eğitimde çok daha güçlü ve daha iyi bir altyapıya sahip olması için yapılacakları ele aldıklarını söyledi. Van ili için Millî Eğitim Bakanlığının 2022 yılında 705 milyon liralık yatırım planladığını belirten Özer,  yeni okul yapımı, mevcut okulların güçlendirme ve donatım çalışmaları için 1 milyar 750 milyon liralık ilave bütçe verilmesinin kararlaştırıldığını kaydederek “Van’ın yatırımlarını yaklaşık 2,5 milyara çıkarmayı kararlaştırdık.” dedi. Sadece Van’da değil, tüm Türkiye’de yatırımlarda öncelik verilen konularının başında güçlendirme çalışmaları olduğunu ifade eden Bakan Özer, bu kapsamda sağlamlaştırma gereken okulları yıkıp yeni okullar yaptıklarını belirtti. Güçlendirme ihtiyacı olan okullarda da bu çalışmaların desteklendiğini anlatan Özer, artırılan bütçe ile Van’da güçlendirme ihtiyacı olan okul kalmayacağını söyledi.

    Güçlendirme çalışmaları için yaklaşık 170 milyon, yıkılan okulların yerine yenilerinin yapımı için ise yaklaşık 380 milyon liralık ek bütçenin verileceğini kaydeden Özer, okul öncesi eğitimde okullaşma oranlarını artırmak için yapılacak çalışmaları da şöyle özetledi: “Hepinizin malumu olduğu üzere Millî Eğitim Bakanlığının şu anda öncelikli politikalarının başında okul öncesi eğitimdeki okullaşma oranlarını artırmak geliyor. Yani 3-5 yaşındaki okullaşma oranlarını OECD ülkelerinin okullaşma oranlarını eriştirmek için Sayın Cumhurbaşkanımızın açıkladığı gibi 3 bin yeni anaokulunu tüm Türkiye’ye kazandıracağız. Şu an itibarıyla bu proje kapsamında 1.110 bağımsız anaokulunu hizmete aldık. Yani süreç çok başarılı bir şekilde devam ediyor. Biz bu projeyi başlattığımız zaman Türkiye’de 2 bin 872 bağımsız anaokulu vardı. Biz bir yılda mevcut anaokullarından çok daha fazlasını Türkiye’ye kazandırmak için yola çıktık ve bunun yaklaşık üçte birlik miktarını bitirdik. Şu anda planlamalar takviminin ötesinde, öncesinde ilerliyor. Bütçeyle ilgili hiçbir sıkıntımız yok. İnşallah, 2022’nin sonuna kadar ülkemize 3 bin yeni anaokulunu kazandıracağız.”

    2022 yılı sonuna kadar Van ilinde 101 yeni anaokulunun yapımı tamamlanacak

    Bakan Özer daha önce Van iline 35 bağımsız anaokulu yatırımı için bütçe verdiklerini, bugün 66 yeni bağımsız anaokulu daha yapılması kararı aldıklarını ifade ederek ” Van’da, inşallah, 2022’nin sonunda kazandırılacak anaokulu sayısı 101’e çıkmış oldu. Bu rakam çoğu ildeki rakamların çok çok ötesinde… Burada da yaklaşık 690 milyonluk bir ilave yatırımı Van’ımıza kazandırmış olduk.” diye konuştu. Türkiye’de doğal gaza erişimi olup da dönüşümü yapılmayan hiçbir okul bırakmama kararını da hatırlatan Özer, Van’da bu kapsamda yapılan çalışmaların da başarılı bir şekilde devam ettiğini söyledi. Okulların büyük onarımlarının da yeni eğitim öğretim yılına hazırlanması için çalıştıklarını belirten Özer, bunun için de 150 milyon liralık ilave yatırımın kente kazandırıldığını dile getirdi. 2022-2023 eğitim öğretim yılı hazırlıklarının 17 Haziran’da okulların kapanmasından bir hafta sonra başladığını anımsatan Bakan Mahmut Özer, ilk defa okulların açılışı öncesinde temizlik, kırtasiye, küçük onarım ve donatım bütçesini okullara doğrudan göndermek için bir seferberlik başlattıklarını söyledi. Özer, Van’a bu çerçevede de 88 milyon liralık bütçenin bugün itibarıyla gönderildiği bilgisini paylaştı. Van’da 250 milyon liralık bir başlangıç ödeneği ile ikili eğitimin yüzde 30-40’ını ortadan kaldıracaklarını, 2023 yılı sonuna kadar ise kentte ikili eğitim yapan hiçbir okulun kalmaması için çalışmaların devam edeceğini kaydeden Bakan Özer, verilen yeni yatırımların Van’a hayırlı uğurlu olmasını dileyerek kentte eğitim süreçlerini başarıyla yürüten tüm yöneticilere teşekkür etti. (BSHA)

  • Obezite cerrahisi sonrası tekrar kilo aldıran 3 önemli hata!

    Obezite cerrahisi sonrası tekrar kilo aldıran 3 önemli hata!

    Obezite cerrahisi sonrası tekrar kilo aldıran 3 önemli hata!

    Obezite ameliyatı olan hastaların en çok korktuğu konunun ameliyattan sonra yeterli kilo kaybı sağlayamamak veya verdikleri kiloları geri almak olduğunun altını çizen Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Murat Baki Yıldırım, “Ameliyat sonrası verilen kiloları geri almanın en önemli nedenleri olarak hastaya uygun olmayan cerrahi yöntem seçimi, ameliyat sonrası iyi danışmanlık alamamak ve yanlış yeme alışkanlığı sayılabilir” dedi.

    Menü Etiketleri Obeziteyi Önleyebilir mi?

    Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre vücut kitle endeksi 35’in üzerinde olup ek hastalığı olan (tansiyon, şeker veya uykuda solunum durması gibi) veya vücut kitle endeksi 40’ın üzerinde olan kişilerin ‘morbid obez’ olarak nitelendirildiğini belirten Dr. Murat Baki Yıldırım, obezite cerrahisi sonrası tekrar kilo almayı önleyecek önerilerde bulundu.

    AMELİYAT KARARINI HEYET VERİR

    Düzenli diyet sonrası kilo veremeyen obezite hastalarının, obezite cerrahisi adayı olduklarının altını çizen Doç. Dr. Murat Baki Yıldırım, “Obezite cerrahisi öncesi hastalar diyetisyen, endokrinoloji uzmanı, psikiyatri uzmanı ve genel cerrahi uzmanında oluşan bir heyet tarafından değerlendirilerek ameliyata karar verilir. Ameliyat sonrası yeterli kilo kaybını sağlamak ve bu kiloyu korumak için en önemli basamak hastaya hangi cerrahinin yapılacağına karar vermektir” şeklinde konuştu.

    10’DAN FAZLA YÖNTEM UYGULANABİLİR

    Obezite cerrahisinde 10’dan fazla yöntem bulunduğunu işaret eden Doç. Dr. Murat Baki Yıldırım, “Şu an için en fazla kullanılan yöntemlerin başında halk arasında tüp mide olarak bilinen sleeve gastrektomi gelmektedir. Bu yöntemde mide dikey ekseninde boylu boyunca kesilerek 1,5 cm çapında bir tüp haline getirilir. Bu yöntem ile hastalarda ameliyat sonrasında 40-60 kilo civarında kilo kayıpları sağlanabilmektedir. Tekniğin hastaya sağladığı fayda hem midenin küçülmesi ile az gıda ile doyumun sağlaması hem de midenin açlık hormonu (ghrelin) salgılayan bölümü çıkartılmasına bağlı açlığın azalmasıdır” ifadelerini kullandı.

    6 Soruda Obezite Testi!

    KİLOLARI GERİ DÖNDÜREN YANLIŞLAR

    Hastaların en çok korktuğu konunun ameliyattan sonra yeterli kilo kaybı sağlayamamak veya verdiği kiloları geri almak olduğunu altını çizen Doç. Dr. Murat Baki Yıldırım, yeterli kilo verememenin ya da verilen kiloları geri almanın önemli sebeplerini şu şekilde sıraladı:

    • “Birincisi, hastaya uygun cerrahi seçimin yapılmamasıdır.
    • İkincisi hastanın ameliyat sonrasında danışmalık alabileceği bir merkez olmamasıdır. Bunu açmak gerekirse; cerrahi sonrası hasta ameliyat olduğu merkezle veya doktorla tam bir uyum içerisinde olmalıdır. Hangi diyete ne zaman başlayacağı, hangi besinlere kaçıncı hafta geçeceği, ne kadar protein tüketeceği, he kadar karbonhidrat tüketeceği ve bir sorun ile karşılaştığında sonraki adımın ne olacağı konusunda ameliyat olduğu merkeze doğrudan ulaşım sağlayabilmelidir. Yani kısaca ameliyat sonrası takipleri düzenli yapılmalıdır.
    • Üçüncü etken ise obezite cerrahisi uygulanan hasta bunun nihai bir sonuç değil, sadece bir kapıyı açan anahtar olduğu bilincinde olmalıdır. ‘Ben obezite ameliyatı oldum, artık istediğim her şeyi sınırsızca yiyip içebilirim’ anlayışı yanlış bir anlayıştır. Obezite ameliyatı hastaya düzenli yeme alışkanlığı kazanmasında yardımcı bir etkendir. Hasta ameliyat sayesinde düzenli yeme alışkanlığını yaşam biçimi haline getirmelidir.”

    REVİZYON CERRAHİLERİ MÜMKÜN

    Obezite ameliyatı sonrası geri kilo alımının yüzde 15-20 civarında olduğunu gösteren bazı araştırmaların mevcut olduğunu belirten Doç. Dr. Murat Baki Yıldırım, “Diğer taraftan da yüzde 80-85 hasta obezite ameliyat sonrası kilolarından kalıcı olarak kurtulmaktadır. Bu sizin ameliyat sonrası kendinize nasıl baktığınız ve cerrahınızla uyumunuza bağlıdır” dedi. Doç. Dr. Murat Baki Yıldırım, “Obezite cerrahisi geçirmiş ve sonrasında tekrar kilo almış iseniz revizyon cerrahileri her zaman mümkündür. Unutmayın ki obezite ciddi bir sağlık problemidir” diyerek sözlerini sonlandırdı. (BSHA)