Yazar: editor

  • Ebru Kırant’tan Okul Öncesi Eğitimde Sevgi ve Güven Vurgusu

    Ebru Kırant’tan Okul Öncesi Eğitimde Sevgi ve Güven Vurgusu

     Okul Öncesi Eğitimde Sevgi ve Güven Vurgusu

    Seferihisar’da 5 yıldır hizmet veren Özel Ebru Kırant Anaokulu’nun Kurucu Müdürü Ebru Kırant, okul öncesi eğitimin çocuk gelişiminde önemli bir yeri olduğunu belirterek, sevgi ve güven duygusuyla çocuklara sağlam bir gelecek inşa ettiklerini söyledi.

    9 Eylül Üniversitesi Biyoloji Öğretmenliği Yüksek Lisans ve Anadolu Üniversitesi Çocuk Gelişimi mezunu olduğunu ve eğitim sektörüne dersanede başladığını dile getiren Kırant, farklı alanlarda sürekli eğitimler alarak kendini çok yönlü olarak geliştirdiğini kaydetti.

    Eskiden beri öğrenci ve veli iletişiminin güçlü olduğunu anlatan Ebru Kırant, “İnsan ilişkilerim eskiden beri iyiydi. Her zaman birilerinin hayatında iz bırakabilmek için çaba gösterdim. Bu süreçte, öğrenci aile koçluğu eğitimi, hızlı okuma tekniği, hafıza teknikleri gibi farklı alanlarda eğitimler aldım. Türkiye’de farklı noktalarda, içinde mizahi unsurlar da bulunan veli ve öğretmen eğitimleri vermeye başladım. Seferihisar’a 2010 yılında geldim. Bir okulda biyoloji öğretmeni olarak işe başladım. Bir yandan evde hızlı okuma dersleri de veriyordum. Çocuklarım doğduğu için çalışma hayatına ara verdim. Anne olduktan sonra çocuklarımı anaokuluna götürmek için araştırma yaptım. Ama beklediğim sıcaklığı bulamadım. Belli bir süre sonra küçüklükten beri hayalim olan anaokulu kurma fikrini yaşama geçirmek istedim. Eylül 2017’de Seferihisar Özel Ebru Kırant Anaokulu’nu hizmete açtım ve okul öncesi eğitimde 5 yılı geride bıraktık” diye konuştu.

    EBEVEYNLER ANAOKULU SEÇİMİNDE TİTİZ DAVRANMALI

    Bir anaokulunda velilerin dikkat etmesi gereken önemli noktalar olduğunu kaydeden Ebru Kırant, şunları söyledi: “Anaokuluna girdiğiniz zaman veli olarak o sıcaklığı hissetmeniz gerekli. Eğitim yapay bir tavırla her gün yapılabilecek bir iş değildir. Çocuğun sevildiğini hissetmesi çok önemli. Ben eğitim ve sevgi odaklı bir anlayışla hizmet vermeye çalışıyorum. Özel Ebru Kırant Anaokulu, çocukların vakit geçireceği bir yer değil, hedefleri olan bir kurum. Her söylediğimi yerine getirmek için çaba sarf ederim. Kendi çocuklarımdan çok okuldaki çocukları görüyorum. Öğretmenlerimiz de aynı şekilde özverili olarak çalışıyor. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olduğumuz için öğrencilerimiz eğitime 36’ncı aydan başlıyor. Eğer 35 ayda okula kabul eden varsa o kurumdan şüphe duymalısınız. Çocuğunuzu emanet ettiğiniz ve 3 yıl boyunca vakit geçirecekleri kurumu iyi araştırmanız gerekiyor. Okulun kurucusunu sosyal medyadan da araştırın. Okulun imkanları nelerdir öğrenin. Ücretler en son olarak değerlendirilmeli. Zaten biz en olabilecek uygun eğitim ücretlerini belirliyoruz”

    OKUL ÖNCESİNDE DE KURALLAR VAR

    Okul öncesinde mutlaka bazı kurallar uygulanması gerektiğini vurgulayan Ebru Kırant sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim başlıca üç kuralımız vardır. Arkadaşlarınla temasta bulunamazsın, arkadaşlarına kötü söz söyleyemezsin, kız öğrencilere her zaman öncelik tanımalı ve kibar olmalısın. Herkes birbirine saygılı olmalı, kimse kimsenin hakkını önüne geçmemeli. Bazı kazanımlar küçük yaşlardan itibaren öğrenilirse kalıcı olur. Okulda 3 sınıfımız var. Bir oyun odamız ve uyku odamız var. Haftanın bir günü bale dersimiz var. Onun için ayrı bir bale sınıfımız da bulunuyor. Kültür günlerimiz oluyor. Örneğin bir hafta mısır kültürünü işliyoruz. Herkesin hazırladığı dekorlar bir araya getirilir. Oranın dili başkenti yemekleri nelerdir anlatılır. Öğrencilerimize farklı farklı dünyaların olduğunu gösteriyoruz. Fransızca ve ikinci dil olarak da İngilizce eğitimi veriyoruz. Bulunduğumuz bölgede Fransızca eğitim veren tek okul öncesi kurumuz. Okuma yazmaya hazırlık çalışmalarını bir yandan sürdürüyoruz. Bahçe etkinliklerinin yanı sıra; sınıf içinde müzik, resim ve diğer sanat etkinliklerini de uyguluyoruz. İşin eğitim kısmı kadar, eğlence kısmını da çok önemsiyoruz” (BSHA)

  • “Astiğmat tedavisinde lazer dönemi”

    “Astiğmat tedavisinde lazer dönemi”

    Astiğmat Tedavisi Lazer ile Mümkün. Op. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, halk arasında bilinenin aksine, astigmat rahatsızlığının lazerle tedavisinin mümkün olduğunu söyledi.

    Sık görülen görme kusurlarından biri olan astigmatın, gözlük kullanılmadığında baş ağrısı, bulanık görme ve netlik kaybı gibi rahatsızlıklara neden olduğunu belirten Asena, “Femtosaniye Lasik uygulamasıyla astigmat tedavisinde başarılı sonuçlar alabiliyoruz” dedi.

    Lasik operasyonlarının dünyada yaygın olarak uygulandığını vurgulayan Op. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, “Lasik, excimer laser ile kornea tabakasına yeniden şekil verilerek kırma kusuru dediğimiz göz bozukluklarının düzeltilmesi işlemidir. Kırma kusuru olarak tanımladığımız göz bozuklukları; miyopi, hipermetropi ve astigmattan oluşuyor. Lasik sayesinde bu bozukluklar düzeltilebiliyor” diye konuştu.

    Lazer Tedavisi

    Lazer ile Düzelebiliyor

    Miyop ve hipermetropta olduğu gibi astigmat tedavisinde de femtosaniye lasik uygulaması gerçekleştirdiklerini dile getiren Kaşkaloğlu Göz Hastanesinde görevli Op. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, sözlerine şöyle devam etti:

    “Halk arasında astigmatizmanın lazerle düzeltilemediğine dair yanlış bir kanı hakim. Astigmat da, miyopi ve hipermetropi gibi belli sınırlara kadar lasik cerrahisiyle düzeltilebiliyor. Eğer 1 numaranın üzerinde astigmat varsa ve hastanın göz yapısı uygunsa lazer tedavisiyle görme kalitesi eski seviyesine döndürülebiliyor. Astigmatı olan bazı hastalar kontakt lens kullanamıyor ve yüksek numaralı astigmatlarda lensler yeterli olmuyor. Eğer göz yapısı uygun değilse ve numara çok yüksekse,

    göz içi lens (ICL) tedavisi uyguluyoruz ve bu yöntemle de iyi sonuçlar alabiliyoruz”

    Femtosaniye lasik tedavisinde iki göze de aynı operasyonda yapıldığını ve işlemin birkaç dakika sürdüğünü anlatan Op. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, “Ameliyat hazırlığıyla birlikte, hasta 10 – 15 dakika ameliyathanede kalıyor. Hastanın ameliyat olduğu gün dinlenmesi ve gözünü kapalı tutması gerekiyor. Ertesi gün ise normal yaşantısına dönebiliyor” ifadesini kullandı. (BSHA)

     

  • Cezaevi Muaynelerinde Kelepçe Takılmasın !

    Cezaevi Muaynelerinde Kelepçe Takılmasın !

    Cezaevi Muaynelerinde Kelepçe Takılmasın !

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) İnsan Hakları Kolu, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ve Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), cezaevlerindeki yaşam ve sağlık hakkı ihlalleri ile ölüm orucu eylemindeki Sibel Balaç ve Gökhan Yıldırım’ın sağlık durumlarına ilişkin 3 Ağustos 2022 günü TTB’de bir basın toplantısı düzenledi.

    cezaevi , hükümlü

    Basın toplantısında söz alan TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı, cezaevlerinde uzun zamandır sağlık sorunları yaşandığını, ilaveten adil yargılanma ihlallerinin arttığını fakat Adalet Bakanlığı’nın bu sorunlara kulak tıkadığını söyledi. Cezaevi muayenelerinde kelepçe takılmasına ve kolluk bulunmasına yönelik bir düzenlemenin “ayrımcılığın yeniden hayatımıza getirilmesi” olduğunu söyleyen Dr. Korur Fincancı, sağlık hizmetlerine erişime dönük yeni düzenlemelerin de ayrımcı uygulamaları beraberinde getirebileceğini kaydetti. İHD Yönetim Kurulu üyesi Nuray Çevirmen, Balaç ve Yıldırım’ın sağlık durumlarına ilişkin kısa bir bilgi verdi. Mahpusların insanca yaşamın temel taleplerini dile getirdiklerinin altını çizen Çevirmen, “Biz yaşam hakkının korunması için bu taleplerin karşılanmasını istiyoruz” diye konuştu. ÇHD Yönetim Kurulu üyesi Avukat Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı, Gökhan Yıldırım’ın hapishanede kalamayacak durumda olduğunu ve infaz ertelemesi talep ettiğini aktardı.

    Adli Yargılanma Hakkı

    SES Ankara Şube Eş Başkanı Kubilay Yalçınkaya mahpusların sağlığa erişim sorunlarından örnekler verdi, hem Sağlık hem de Adalet bakanlıklarını göreve çağırdı. Ortak basın açıklaması Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu ve TTB İnsan Hakları Kolu üyesi Dr. Ayşe Uğurlu tarafından okundu. Dr. Uğurlu, sağlık emek meslek örgütleri, insan hakları örgütleri ve hukuk örgütleri olarak Sibel Balaç ve Gökhan Yıldırım’ın yaşam hakkının korunması için başta adil yargılanma hakkı olmak üzere taleplerinin bir an evvel karşılanması gerektiğini belirtti. İşkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muameleye tabi olmama hakkının mutlak bir hak olduğunu söyleyen Dr. Uğurlu, Adalet Bakanlığı’nı Balaç ve Yıldırım’ın taleplerine kulak vermeye ve sorunu çözecek adımlar atmaya davet etti.

  • Hangi meyve suyu neye iyi geliyor?

    Hangi meyve suyu neye iyi geliyor?

     Hangi meyve suyu neye iyi geliyor?

    Uzmanlar, hastalıklardan korunmak ve sağlıklı bir yaşam sürmek için güçlü bir bağışıklık sistemi gerektiğini belirterek, bunun için vitamin içeren, antioksidan ve mineral açısından zengin meyve sularının tüketilmesini öneriyor. Sağlıklı bir diyette meyve sularının özel bir yeri olduğunu belirten Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnançiçeceğin özelliklerine ve sağlığa yararlarına vurgu yaparak “Sofranızdan meyve suyunu eksik etmeyin” ifadelerini kullandı.

    Kayısı Suyu 

    Bir bardak kayısı suyu, günlük A vitamini gereksiniminin üçte birini karşılıyor. Kayısıda bulunan diyet posası sadece kabızlık değil, aynı zamanda hassas bağırsak hastalığı, apandisit, diş hastalıkları, şeker hastalıkları, kalp hastalıkları, kolon kanseri ve hemoroid gibi hastalıkların da oluşum riskini azaltarak bağırsakların düzenli çalışmasını sağlıyor.

    Üzüm Suyu

    A, B ve C vitaminleri açısından zengin olan üzüm suyu, aynı zamanda bol miktarda potasyum ve demir içeriyor. Güçlü antioksidan özelliği sayesinde vücutta oluşan serbest radikallere savaşarak, hücrelerdeki yıpranmışlığı minimuma indirerek bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlıyor.

    Şeftali Suyu

    A ve C vitaminin yanında güçlü bir antioksidan ve A vitamini aktivitesi gösteren beta karoten bakımından zengin bir içecek. İçerdiği diyet lifleri ve antioksidan maddeler, kalp damar sağlığının korunmasında ve kanserden korunmada etkili.

    Nar Suyu

    Kolesterol ve şekeri dengeleyerek kalp sağlığını korumanın yanı sıra kanser hücrelerinin gelişmesini de engelliyor. Nar suyu aynı zamanda bağırsak parazitlerini düşürmede de son derece etkili.

    Vişne Suyu

    A vitamini ve potasyum açısından epey zengin olan vişne suyu, ateşli hastalıklara karşı son derece güçlü bir silah olarak biliniyor. Kandaki asitleşmeyi de temizleyerek mide ve karaciğerin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor.

    Portakal Suyu

    Bir bardağında günlük C vitamini ihtiyacını karşılayacak değerler bulunuyor. Potasyum, folat, B1, B2, B6 vitaminleri ve çeşitli mineralleri içeren portakal suyunun kanser hücrelerinin gelişimini önlediği ve kılcal damarları güçlendirdiği biliniyor.

    Elma Suyu

     Bağışıklık sistemini güçlendirme özelliği bulunan elma suyunun içinde B3, E vitamini ve potasyum bulunuyor. (BSHA)

  • Böbrekleriniz Gerçekten Sağlıklı mı?

    Böbrekleriniz Gerçekten Sağlıklı mı?

    Böbreklerin Sağlıklı Olup Olmadığını Görmek İçin İdrar Tahlili ve Kan Kreatin Değerlerine Birlikte Bakılmalı!

    Böbrek sağlığının başta kalp ve damar sistemi olmak üzere tüm organları etkilediğini söyleyen Nefroloji uzmanı Prof. Dr. Abdullah Özkök, özellikle kronik böbrek hastalıklarının sinsi ilerlemesi nedeniyle hastaların semptomları göremediğini söyledi. Böbreklerin sağlıklı olup olmadığın görebilmek için kan kreatin değerleri ve idrar tahlilinin birlikte bakılması gerektiğine işaret etti.

    Fazla tuz tüketiminden obeziteye, hareketsiz yaşamdan genetik etkenlere kadar birçok etken böbrek hastalıkları için zemin hazırlayabiliyor. Bununla birlikte iyi çalışmayan böbreklerin çok daha ciddi sorunlara neden olabileceğini söyleyen Nefroloji uzmanı Prof. Dr. Abdullah Özkök, özellikle diyabet, hipertansiyon, taş hastalığı ve ailesinde böbrek hastalığı olan kişilerin rutin olarak böbrek sağlığı açısından takibinin çok önemli olduğunu söyledi.

    Polikistik Böbrek Hastalığının İlerlemesini Önlemek Mümkün

    Ailesinde Böbrek Hastalığı Olanlar Dikkat

    Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Nefroloji uzmanı Prof. Dr. Abdullah Özkök’ün verdiği bilgiye göre, toplumda en sık görülün böbrek hastalıklarının başında, şeker hastalığına bağlı gelişen diyabetik nefropati geliyor. Sağlıksız beslenme, obezitenin artması hareketsiz yaşam gibi birçok etkene bağlı olarak diyabet sıklığının giderek artmasının yakın gelecekte diyabetik nefropati vakalarında da artışa neden olabileceğine işaret eden Prof. Dr. Abdullah Özkök, böbrek hastalıklarıyla ilişkili diğer sorunlarla ilgili şu bilgileri verdi:

    “Böbrek hastalığına yol açan İkinci en sık hastalık ise hipertansiyondur. Burada artan tuz tüketiminin çok kötü etkiler yarattığını söyleyebilirim. Türk Nefroloji Derneği kayıtlarına göre son dönem böbrek yetersizliği hastalarının yüzde 36’sında böbrek hastalığı sebebi şeker hastalığı, yüzde 26’sında ise hipertansiyondur. Diğer en sık sebepler glomerulonefritler, polikistik böbrek hastalığı ve böbrek taşlarını sayabiliriz. Polikistik böbrek hastalığı genetik bir hastalıktır, hastalığın genetik geçiş oranı yüksektir. Bundan dolayı ailenin bir bireyinde bu hastalık saptandığında, diğer aile bireylerinin de incelenmesi gerekir. Aynı şekilde bazı glomerulonefrit ve taş tipleri de genetik ve ailesel olarak geçebilmektedir. Bu yüzden ailede böbrek hastalığı olan kişilerin böbrek sağlığı açısından kontrol edilmesinde fayda vardır.”

    İyi Çalışmayan Böbrek Tüm Sistemi Etkiliyor

    Böbreklerin vücuttaki toksik maddelerin atılması, sıvı dengesi ve kan yapımını sağlayan hormonların salgılanması gibi önemli görevleri olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Abdullah Özkök, “İyi çalışmayan böbreklerin toksik maddelerin vücutta birikmesi, kalbin iyi kasılamaması, kalp etrafında sıvı birikmesi, damar tıkanıklıkları ve damar duvarında kireçlenme, vücutta fazla sıvı birikimine bağlı olarak akciğerlerde sıvı toplanması ve akciğer ödemi, yeterli hemoglobin üretilemediği için kansızlık gibi birçok sorunu da beraberinde getirecektir” diye konuştu.

    Böbrek Yetmezliği İleri Evre İse

    Böbrek hastalıklarının en problemli yönünün çok sinsi ilerlemesi olduğunu belirten Prof. Dr. Özkök, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Böbrek hastalıklarında başlangıçta halsizlik, gece sık idrara çıkma gibi hafif şikayetler görülür. Diğer organları da etkileyen daha ciddi bulgular ortaya çıktığında ise genellikle hastalık çok ilerlemiş ve bazı hastalarda maalesef geri dönüşümü olmayan evreye geçmiş olur.”

    Kandaki Kreatin Değeri Ne Anlama Geliyor

    Böbrek hastalıklarının genellikle idrarda protein veya kan kaçağı şeklinde başlayarak en son evresinde süzme fonksiyonlarında bozukluğa ve kan kreatinin değerlerinde artışa neden olduğunu anlatan Prof. Dr. Abdullah Özkök, “Dolayısıyla idrar tahlili yapmadan sadece kan tahlillerindeki kreatinin değerlerine bakarak kimseye böbreklerin sağlıklı denilemez” dedi. Prof. Dr. Abdullah Özkök, bu nedenle çocukluk çağından başlayarak herkesin idrar tahlili ve kan kreatinin değerlerinin kontrol edilmesinin asemptomatik, belirti vermeyen böbrek hastalıklarının yakalanması açısından önem çok önemli olduğunun altını çizdi. Prof. Özkök sözlerine şöyle devam etti: “Kan kreatinin değeriniz normal olabilir fakat çok ciddi böbrek hastalığınız olabilir. Bu yüzden basit tam idrar tahlilinin gözden kaçırılmaması ve kontrollerde mutlaka bakılması gereklidir.  Kanda kreatinin değerinin, tam idrar tahliliniz ve üriner sistem ultrasonunuzun üçü birden normalse böbrek sağlığınız çok yüksek bir ihtimalle iyi olduğu söylenebilir. Bu üç tetkik de böbrek sağlığını değerlendirmede için çok önemlidir.”

    Diyabet Hastaları Yılda Bir Kontrolden Geçmeli

    Diyabet, hipertansiyon, taş hastalığı ve ailesinde böbrek hastalığı olan kişilerin rutin olarak böbrek sağlığı açısından takibinin yapılması gerektiğinin altını çizen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Nefroloji uzmanı Prof. Dr. Abdullah Özkök, “Özellikle diyabet hastalarının hiçbir şikayetleri ve böbrek hastalığı olmasa bile en az yılda bir kez kanda kreatinin değeri, tam idrar tahlili ve idrarda albümin kaçağı açısından kontrol edilmesi gerekir. Bu hastalıklara bağlı böbrek tutulumu olan hastalar, hastalık durumlarına göre daha sık da takibe ihtiyaç duyabiliyor.”

    Fazla Tuz Tüketimi Böbrekleri Bozabilir 

    Toplumsal olarak böbrek sağlımızı korumak için öncelikle diyabet ve obeziteyle mücadele edilmesi gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Abdullah Özkök, alınması gereken önlemler konusunda şunları anlattı: “Fruktoz ve glukoz şurubu içeren içeceklerden mümkün olduğunca uzak durmalıyız. Tuz tüketimini azaltmalıyız. Siz her ne kadar yemeklerinize tuz eklemiyorsanız da eğer fast-food ve hazır, işlenmiş gıda tüketiminiz fazlaysa, çok yüksek oranda tuz tüketiyorsunuz demektir. Tansiyon değeriniz normal olsa bile fazla tuz tüketimi böbrek sağlığı açısından sakıncalı olabilir.” (BSHA)

  • Varis Hastalığında Genetik Özellikler Riski Artırıyor

    Varis Hastalığında Genetik Özellikler Riski Artırıyor

    Varis Hastalığında Genetik Özellikler Riski Artırıyor

    Bir toplardamar hastalığı olan genetik nedenler, uzun süre ayakta kalmaya veya oturmaya bağlı olarak gelişen, meslek hastalığı olarak da bilinen varis hastalığının tedavisinde erken teşhis başarılı sonuçlar veriyor.

    Varis hastalığının en önemli nedeninin aileden gelen genetik yapı olduğunu belirten Özel Sağlık Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Alper Özbakkaloğlu, ailesinde varis bulunanlarda bu hastalığın görülme olasılığının iki katı olduğunu da belirtti.

    Genetik Yatkınlık Etkiliyor 

    Varis hakkında bilgi veren Dr. Alper Özbakkaloğlu, “Varis, bacaklardaki toplar damarların üzerindeki basıncın artması ve buna bağlı damar duvarında damarların içindeki kapakçıkların yapısının bozulmasıyla birlikte damar genişlemeleri ve bacaklarda oluşan görüntü bozukluğudur. Venöz yetmezliğin asıl sebeplerinden en önemlisi aileseldir. Genetik yatkınlığı olan insanlarda varis görülme olasılığı 2-3 kat fazla olmaktadır. Varis daha çok kadınlarda görülmektedir. Hamilelik süreci bu rakamın artmasında rol oynamaktadır. Aile öyküsü olanlarda daha genç yaşlarda, öğretmen veya doktorlar gibi mesleki nedenlerle uzun süre ayakta kalanlar veya pozisyonel bozukluk nedeniyle olanlarda ise daha ileri yaşlarda görülmektedir” diye konuştu.

    Erken Tedavide Başarı Daha Yüksek

    Varisin bacakların tamamında görülebildiğini dile getiren Dr. Özbakkaloğlu, “Varis hastalığında öncelikle örümcek ağı şeklinde kılcal damarlar olarak ortaya çıkmaya başlıyor. Daha sonra Retiküler Varis dediğimiz daha yeşil damar belirginleşmesi halini almaya başlıyor. Bir ileri safhada Varis Pakeleri denilen çapları 6 ila 12 milim arasında değişen belirginleşmiş, yılankavi bir özellik gösteren, kabarıklaşarak ciltten dışarı taşan damarlar halini alıyor. Bir sonraki evrede ise ayak bileği seviyesinde ödem ve renk değişikliği olmaya başlıyor. Daha ileri seviyelerde ise ayak bileği ve çevresinde yara açılmasına da sebebiyet veriyor. Aslında varis hastalığı hep kozmetik anlamda bir rahatsızlığa neden olduğu düşünülse de, tedavi edilmeyen vakalarda bu durum, ayakta iyileşmeyen yaralara ve geçmeyen renk değişikliğine kadar gidebilmektedir. Bu süreç bazı hastalarda daha hızlı ilerler. Bu durum tamamen hastanın yaşam tarzına göre değişkenlik göstermektedir. Bu nedenle erken dönem müdahale, tedavi sonucunu da daha başarılı hale getirmektedir” ifadelerini kullandı.

    Gebelerde Varis Riski Artıyor

    Gebelik döneminde varis riskinin de arttığını vurgulayan Dr. Alper Özbakkaloğlu, “Özellikle fazla kilo alıp vermek damarların üzerindeki yükü de artırdığı için, varislerin tekrar etmesini artarıyor. Kadınlarda topuklu ayakkabı giymek, devamlı sıcak ortamlarda durmak varis riskini de artırıyor. Ağırlık sporuyla uğraşanlarda varis oluşumu bir miktar artırdığı gözleniyor. Kadınlarda özellikle gebelik döneminde karın içi basınç arttığı için damarların üzerindeki baskı da artıyor. Buna bağlı olarak da kadınlarda gebeliğe bağlı olarak yüzde 70’inde varis oluşumu görülüyor. Doğum sonrasında varisler bir miktar azalıyor ama tamamen gerilemiyor. Özellikle ikinci doğum sonrasında daha kalıcı olma eğiliminde oluyor. Gebelere uygun, korunma amaçlı varis çoraplarının kullanılmasını mutlaka öneriyoruz. Emzirme dönemi bittikten sonra da cerrahi veya ilaç tedavisi için kalp damar cerrahisine başvurmalarını öneriyoruz” ifadelerini kullandı. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

     

  • Zika Virüsü – Aedes Sivrisineği Nedir ?

    Zika Virüsü – Aedes Sivrisineği Nedir ?

    Zika Virüsü – Aedes Sivrisineği Nedir ?

    Hamileler ve sık seyahat edenlerin risk altında olduğu Zika Virüsü nedir ? Bu virüsün bulaşmasına sebep olan Aedes Sivrisineği’nin İstanbul çevresinde görülmeye başlandığı bildirildi.

    Aedes Sivrisineği Nerelerde Görülür ?

    Aedes sivrisineği türü İstanbul çevresinde görülmeye başlandı. Zika virüsünün bulaşmasına neden olan ‘Aedes’ sivrisinekleriyle mücadele etme aşamasında ilaçlama faaliyetlerinin yeterli olmaması durumu tüm ülkenin gündeminde. Spesifik olarak dere kenarlarında görülme sıklığına sahip Aedes sivrisineklerine karşı ilaçlama yönteminin uzun vadede alınması gereken önlemler listesinde yeterli olmadığı ve başarılı olabilecek başka yöntemlerin de kullanılması gerektiği gözlenen bulgular arasındadır.

    Aedes Türü Sivrisinekler Zika Virüsünü Bulaştırıyor

    Aedes türü sivrisinekler, daha önceleri Asya ve Afrika’da yaygın olarak görülebilen sinek türleridir. Aedes sivrisinekleri, Zika virüsünü taşıyan ve bulaştırma riski yüksek olan sineklerdir. Dünya çapında araba lastiklerinin dolaşımının artmasıyla eş zamanlı olarak bu sivrisinek türü yayılmıştır. Çocuk Alerji, Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Alerji ve Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay: ‘Özellikle dere kenarlarına yakın bölgelerde daha sık rastlanan Aedes sivrisineğinin ana belirtilerini gözlemlediğimizde; Aedes sivrisineğinin, çocuklar üzerinde sokma işleminden sonra normal sivrisineğe oranla daha büyük ve yara formunda belirtiler bıraktığı sonucunu görmekteyiz. Sivrisinek ısırığından sonra ısırılan bölgelerin kaşınması sonrası kalan izleri incelediğimizde ise normal sivrisinek izlerine oranla daha derin ve büyük formda olduğu rastladığımız bulgular arasındadır’ ifadelerini kullandı.

     

    Aedes Sivrisinekleri Türkiye’de

    Aedes türü sivrisinekler Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, Artvin’den başlayarak Giresun sınırına kadar yerleşik bir popülasyona ev sahipliği yaptığı ve Batum’dan Kırım Yarımadası’na doğru yayılım gösterdiği belirlenmiştir. Aedes türü sivrisinekler virüs taşıma ve bulaş gösterme kapasitesi yüksek bir türdür. Prof. Dr. Ahmet Akçay: ‘Aedes sivrisinekleri yayılmacı bir türdür. Bu tür adaptasyon özelliği sayesinde artık yalnızca yaz aylarında değil; Mart ve Kasım ayları arasında da hayatta kalabilmekte ve hızlı gen aktarımı aracılığıyla soğuk aylarda da hayatta kalabilme yeteneğini geliştirebildiği saptanmıştır’ bilgisini verdi.

    5-7 Yıl İçinde Orta Anadolu’yu Saracak!

    Aedes albopictus türünün Türkiye’nin batısında İstanbul ve Trakya’dan, doğu tarafında ise Doğu Karadeniz Bölgesi’nde bulunan Giresun’a kadar yayılım gösterdiği görülmektedir. Batı tarafta Kocaeli ve Giresun arasında yayılım göstermiş olup olan bu vektörün 5-7 yıl içerisinde Orta Anadolu bölgesine kadar yayılım gösterebileceği yapılan tahminler arasındadır. Tek seferde 200’den daha fazla yumurta bırakabilen Aedes sivrisinek türü, spesifik olarak ağaç kovuklarında, ağaç kök noktalarında oluşan su birikintilerinin içlerinde, atık lastiklerin iç kısımlarında ve longozlarda üremektedir.

     İlaçlama Yöntemi Yeterli Değil

    Yaz aylarında bunaltıcı sıcakların etkisiyle geceleri uyurken dahi camlar açık bırakılıyor. Geceleri daha sık görülebilen sivrisinekler için geceleri yapılan ilaçlamalar yeterli olamıyor. Aedes sivrisinek türünün gözlemlendiği yerlerde hava karardığı andan itibaren pencereler açılamıyor. Prof. Dr. Akçay, Aedes türü sivrisineklerin, iç ve dış mekanlarda, başlıca insanlar olmak üzere diğer canlılardan da gündüz saatlerinde kan emdiğini söyledi. Bu sivrisinek türünün tipik olarak kapalı yerlerde bekleyen ve gizlenen bir tür olup; en fazla 100 metrelik bir menzilde uçabildiğini açıklayan Prof. Dr. Akçay, Aedes türü sivrisinekleri yumurtalarını; bina çevrelerinde yer alan su depolarında, yağmur suyunu muhafaza edebilen araç lastiklerinin içlerinde, dekoratif havuzlarda, boş içecek ve yiyecek kaplarında, çatı katı veya saksı gibi yerlere bıraktığını açıkladı.

    Aedes Isırığına Karşı Önlem

    Aedes cinsi sivrisinekler, başlıca dış mekanlar olsa da hem iç hem dış alanlarda kan emen, saldırgan bir sivrisinek türüdür. Aeres türü sivrisinekler gündüz ve akşamüstü saatlerinde de aktiftir. Prof. Dr. Ahmet Akçay, Aedes sivrisinek ısırığının nasıl geçeceği konusunda spesifik bir bilgi bulunmadığını belirtmiştir. Ancak herhangi bir sivrisinek ısırığı için yapılan uygulamaların aynılarının uygulanabileceğinin altını çizdi ve ekledi: ‘Bunların dışında kökten çözüm odağından bakıldığında ilaçlama uzun vadeli ve net bir çözüm yolu değildir. Çok daha farklı çözüm yöntemlerinin birlikte kullanılması bizi esas sonuca götürür. İlk olarak bataklıkların kurutulması gerekir. Biyolojik yöntemlerin oluşması gerekiyor zira sivrisinek larvalarını yiyen balıklar hala var’ diye konuştu. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

  • KPSS gündemini fırsata çevirmeye çalışan müfterilerle mahkemede hesaplaşacağız

    KPSS gündemini fırsata çevirmeye çalışan müfterilerle mahkemede hesaplaşacağız

    KPSS gündemini fırsata çevirmeye çalışan müfterilerle mahkemede hesaplaşacağız

    Eğitim Bir Sen, KPSS gündemi hakkında önemli bir açıklama yaptı. Sendika tarafından yapılan açıklamada, “Kamu Personel Seçme Sınavı’na (KPSS) ilişkin iddiaların soruşturma konusu edilerek hukuksuzluğun, suçun ve faillerin ortaya çıkarılmasına yönelik adalet arayışının başlatıldığı bir ortamda fesat mihraklarının gündemden istifade ederek karalama ve çamur atma fırsatını kaçırmadığına şahit oluyoruz. Kurumsal itibar suikastçılığını meslek hâline geçirmiş, gündemden ve fırsatlardan beslenme konusunda pek mahir olan, sosyal medya ortamının hukuksuzluğa ve ahlaksızlığa açıklığı sayesinde yalan haber, manipülasyon ve kara propaganda oluşturma yeteneklerini geliştiren bazı odakların ve kişilerin, KPSS soruşturması ile sendikamız arasında güya bağ kurma çabasına girdiğini görüyoruz. “Çamur at izi kalsın” sözünü bir deyim olmaktan çıkararak hayat felsefesi hâline getiren bu ‘yalan makineleri’ kirli emellerine asla ulaşamayacaktır” dedi.

    KPSS Süreci Adil ve Şeffaf Yürütülmeli

    Açıklamada, şu ifadelere yer verildi, “Eğitim-Bir-Sen olarak, şiar edindiğimiz hizmet sendikacılığı ekseninde görevde yükselme-unvan değişikliğinden eğitim kurumu yöneticiliği seçme sınavlarına, adaylık kaldırma sınavlarından kariyer basamakları sınavlarına kadar üyelerimizin mesleki gelişim ve kariyer başarısı için eğitim ve sınava hazırlık hizmetleri sunuyoruz ve sunmaya da devam edeceğiz. Bu hizmetimizin niteliğinin muadillerinden çok daha üstün olmasının oluşturduğu başarı farkının iftira ve çirkin ithamlara dayanak yapılması, ancak itham sahiplerinin ahlaki yetersizliğini ve kinini ortaya koyar. Sendikamız, müfterilere ve haysiyet cellatlarına karşı hukuki yollara başvuracak; iftiracılar adalete hesap verecektir. İnsanımızın iş sahibi olma konusundaki en büyük umutlarından biri olan KPSS sürecinin hukuka uygun, adil ve şeffaf bir biçimde yürütülmesi isteğimizdir. İnfiale neden olan bu olayın soruşturması derinlikli bir şekilde yapılmalı, sorumlular ortaya çıkarılmalı; çıkar hesapları peşinde koşarak bu süreci baltalamaya veya bunun üzerinden haksız menfaat elde etmeye kalkışan tetikçilere fırsat verilmemeli, suçlular adalet önünde hesap vermelidir” (BSHA)

  • Covid Açık Havada Maskesiz Bulaşır Mı ?

    Covid Açık Havada Maskesiz Bulaşır Mı ?

    Covid Açık Havada Maskesiz Bulaşır Mı ? Doç.Dr. Berna Kömürcüdoğlu, yeni varyantların açık havada da bulaşabildiğini, pazar yeri gibi kalabalık alanlarda ve toplu taşımalarda mutlaka maske kullanılması gerektiğini söyledi.

    Korona Bitmedi !

    Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) Enfeksiyon Çalışma Grubu Başkanı Doç. Dr. Berna Kömürcüoğlu, önemli uyarılarda bulundu. Salgının 2,5. Yılına girerken korona hala daha bizi şaşırtmaya devam ediyor. Yeni varyantlarla hastalığın hafifleyeceği endemik bir hal alacağı ve yaz mevsiminin başında vaka sayılarındaki hızla azalma ile beraber, artık korona sorununun kalmadığı algısı bütün dünyaya hakim oldu. Hepimizin bildiği gibi ülkemizde ve dünyada da hem önlemler, maske, mesafe büyük ölçüde kaldırıldı ve bu an aynı zamanda da halkımıza da çok büyük bir rahatlama getirdi. Ama maalesef korona bitmedi, bitmiyor ve varyantlar geliştirerek hızlı bir şekilde yayılmaya devam ediyor ve en son gelişen BA.4, BA.5 varyantı da ana tip Covid-19’a ve Omicron’a göre çok daha fazla bulaştırıcı. Yani açık havada bile normal standart prosedüre göre çok daha kolay ve hızlı bir şekilde bulaşıyor. Hızlı bir şekilde bulaşması nedeniyle de salgının hızını, maalesef devam ediyor. Aynı zamanda da Avrupa’da da vaka sayıları Amerika’dan sonra dünyada en fazla görülen merkezlerden biri olması nedeniyle ve ülkemize de yakınlığı ve gerek turist, gerekse ulaşım yönünde çok kolay yayılması nedeniyle Avrupa’daki artan vaka sayıları da ülkemize yansıması olduğunu görüyoruz.

    BA.4 – BA.5 Varyantları 

    Maalesef yaz döneminde aslında son baharın başında bir vaka sayısındaki artış mevsim itibari ile hem de kapalı alanların daha fazla kullanılacak olması nedeniyle bekliyorduk. Ancak bu BA.4, BA.5 varyantı nedeniyle çok daha erken olarak bir yaz piki yaşıyoruz ve bu hızlı bulaşma nedeniyle açık alanlar da çok fazla korunaklı güvenli değil. Bunu özellikle vurgulamak gerekiyor.

    Peki bu dönemden sonra ne yapılabilir?

    Öncelikle yazın başlayan bu vaka artışlarının kışın kapalı alanların daha fazla kullanılması, havanın soğuması ile virüsün aktivitesinin biraz daha artması nedeniyle çok daha ciddi hastalık, hasta sayısındaki artışlara ve pike sebep olabilir. Bu nedenle yazdan itibaren önlemlerin alınması gerekiyor. Özellikle kapalı alanlarda maske, mesafe kurallarının tekrar konulması, önlemlerin alınması, uyarıların yapılması, açık alanda da özellikle Pazar yeri gibi çok kalabalık alanlarda, toplu taşımalarda mutlaka maske kullanmaya özen gösterilmesi gerekiyor. Bunlarla hastalığın açık havada da bulaşma olabiliyor, yakın temasta ve çok daha kolay standart korona virüs enfeksiyonuna karşı.

    Çocukların Aşılanması

    Bu aşamada aşılama da önem kazanıyor, özellikle okullar açılmadan önce 12 yaş altı nüfuzumuzu biz hiç aşılamadık. Dünyada pek çok ülke 12 yaş altını da aşıladı. Aşılama programında alınması özellikle okullardan çocuklardan evlere taşınan ve yine kolaylaşan virüs bulaşma önlemleri açısında çok önemli.

    Aşılar Etkinliğini Kaybetti

    Ayrıca ülkemizde aşılamanın ilk başladığından bu yana 2 seneye yakın bir süre geçti ve bu sürede ilk en başta olunan aşılar maalesef etkinliğini büyük ölçüde kaybettiler. Özellikle hatırlatıcı doz dediğimiz 3. Ve 4. Doz aşıların şuan Omicron’da özellikle riskli gruplara kabul ettiğimiz yaşlı, ek hastalığı olan kişilere mutlaka yapılmasını öneriyoruz ve kış başlamadan bu hatırlatıcı doz aşıların özellikle kampanya tarzında devletimiz tarafından yapılıp tekrar aşılamanın öneminin vurgulanması çok önemli çünkü ilk doz aşılardan sonra özellikle yaz başında önlemlerin kalkmasından sonra halkımıza genel anlamda Covid-19’un bittiğine ve aşıya gerek kalmadığına dair bir algı oluştu ve aşılama büyük oranda düştü. Genel anlamda koruyucu aşılama oranımız %30’un altına indi ve bu özellikle bulaşmanın hızla arttığı yeni varyantlarda toplumumuzu tekrar enfeksiyona açık bir hale almasına sebep oldu ve yeni varyantların bir miktar aşıdan kaçtığını da biliyoruz, bu nedenle insanlar tekrar tekrar antikordan kaçan yeni varyantlarla enfekte olabiliyorlar.

    En Koruyucu Önlem Hala Aşı

    Ama aşı hala daha çok koruyucu ve aşılı olan kişilerde ağır hastalık ve ölüm oranları çok düşük. Yani aşılar bizi buna karşı koruyor. Hastalığı tamamen geçirmememize neden olmuyor. Hastalığı olmamıza engel olmuyor ama hastalığı hafif ayaktan basit bir grip, üst solunum yolu enfeksiyonu gibi geçirmemize sebep oluyor. Ağır ve ölümcül korona enfeksiyonuna karşı koruyor. Şuan elimizde olan hala daha en etkili koruyucu önlem aşılama, hem maske ve mesafe kuralına dikkat edilmesi. artık biz virüsün nasıl bulaştığını da daha iyi biliyoruz ama maalesef virüs de daha hızlı, daha kolay bulaşarak enfektivitesini arttırıyor. Bu nedenle kış başında yine önlemlerimizi alarak, kendimizi koruyarak, aşımızı yaptırarak kışa hazırlanmamız en doğrusu olacaktır. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

  • Buca Belediye Başkanı Erhan Kılıç: “Çaldıran Mahallesi’nde kimse mağdur olsun istemiyoruz”haberi

    Buca Belediye Başkanı Erhan Kılıç: “Çaldıran Mahallesi’nde kimse mağdur olsun istemiyoruz”haberi

    Buca Belediyesi'nin Ağustos ayı olağan meclis toplantısı Buca Belediye Başkanı Erhan Kılıç'ın başkanlığında gerçekleştirildi.

    Toplantıda komisyonlara havale edilen, henüz karara bağlanamayan önergelerin görüşüldüğü sırada söz alan AK Parti Buca Grup Başkanvekili Ekrem Gündoğdu, Buca Belediye Meclisinin 06.12.2021 tarih ve 2021/162 sayılı kararı ile kabul edilen Buca İlçesi Çaldıran Mahallesi sınırları içerisinde yer alan 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Revizyonu Önerisi'nin karara bağlanması sırasında hiçbir vatandaşın mağdur edilmemesini istediklerini söyledi.

    "Mahalle sakinleri gelecek kaygısı taşıyor"

    Halk arasında kentsel dönüşüm olarak bilinen proje için Çaldıran Mahallesi'nde düzenlenen toplantılara daha önce bizzat gidip katıldıklarını ve mahallelinin sernezişi olduğunu söyleyen Ekrem Gündoğdu, "Kentsel dönüşüm olmalıdır ama kentsel dönüşüm yapılırken burada tapusuz olan tapusunu alamayan yaklaşık 367 vatandaşımız var. Bu vatandaşlarımızın bir hak kaybına uğrayacaklarını, büyük bir endişe içinde olduklarını, biz hiçbir vatandaşımızın mağdur olmasını istemiyoruz. Daha önce Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin yapmış olduğu kentsel dönüşüm projelerini incelediğimizde burada tapulu ve tapusuz ayırt etmeden kimin evi varsa belli bir kriteri sağlıyorsa herkese hak payı verdi. Ama burada bizim imar müdürlüğümüzde görüştüğümelerimizde incelediğimizde maalesef tapusu olmayan vatandaşlarımızın ancak enkaz bedeli alır diye madde koymuşlar, mahalleli çok aşırı bir derecede mağdur durumda, aşırı bir gelecek kaygısı taşıyor. Biz Çaldıran Mahallesi adına belediye başkanı olarak, Cumhur İttifakı olarak, bütün belediye meclisi olarak bu vatandaşlarımızın mağdur olup ezilmemesi için bir çalışma yapılmasını arz ediyoruz" dedi.

    "Burada siyaset değil vatandaşın mağdur olmaması önemli"

    Çaldıran Mahallesi ile ilgili olarak belediyenin bir çalışma içinde olduğunu, konunun hukuki yönden araştırıldığını ifade eden Buca Belediye Başkanı Erhan Kılıç ise burada bir karar alındığında hukuksal olarak bir temele dayanmak zorunda olduğunu söyledi.

    Konuyla ilgili olarak çalışmaların devam edilebilmesi ve imar komisyonunda görüşmelerin devam edebilmesi için yeniden komisyona sevk edilmesini istediklerini belirten Erhan Kılıç, "Komisyonda bulunması şunu sağlar, çok sayıda vatandaşı ilgilendirdiği için daha çok tartışlır, iyi yönde, kötü yönde. Belki de ret verecek komisyon. Diyecek ki şu eksiklikleri gördüm. Şu eksikliklerden dolayı komisyon olarak uygun bulmuyoruz diyecekler belki. O yüzden hukuki yönden haklılığı olduğu müddetçe bir vatandaşın dahi mağdur olması bizim için olmazsa olmazımız. Kimse mağdur olmamalı. Benim kendi düşüncem burada bunun siyaseti olmaz. Burada önemli olan orada yaşayan vatandaşların bu işte mağdur olmamaları. A partisi B partisi diye birşey yok. En az mağduriyet, olabilirse sıfır mağduriyetle bu işi çözmek" dedi.

    Başkan Erhan Kılıç'ın önerisiyle ve meclisin oybirliğiyle madde yeniden imar komisyonuna sevk edildi.

    Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı