Kategori: Sağlık

  • Uzmanı uyardı! Siyasi partiler seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmeli!haberi

    Uzmanı uyardı! Siyasi partiler seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmeli!haberi

    Yerel seçimlerin genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da partiler arasında ciddi bir rekabete sahne olduğunu ifade eden uzmanlar, siyasi partilerin, adayların seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmesi önerisinde bulunuyor. Siyasi partilerin seçim kampanya sürecinde toplumu kutuplaştırmayan bir dil kullanmalarının, toplumsal barışa önemli bir katkı sunacağını dile getiren Siyaset Bilimci Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Mümkün mertebe yumuşak ve toplumu kutuplaştırmayan bir dil kullanmaları, toplumsal barışa önemli bir katkı sunacaktır.” dedi.

    Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Havva Kök Arslan, yerel seçimler öncesi olası kaotik durumları önlemek için yapılması gerekenlere işaret etti.

    “Yerel seçimler, genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da rekabete sahne oluyor”

    Yerel seçimlerin genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da partiler arasında ciddi bir rekabete sahne olduğunu ifade eden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, yerel seçimlerin özellikle büyük şehirlerde partilerin kendi adaylarının kazanmasının, ülkedeki siyasi itibarlarını güçlendirmesi ve iktidarlarını pekiştirmesi açısından, muhalefet partileri açısından da iktidar yarışında güç kazanmak için bir rekabet sahası olduğunu söyledi.

    “Yerel seçimler ülkemizin demokrasi kültürüne olan bağlılığına katkı sunuyor”

    “Böyle bir rekabet ortamında tüm partilerin seçim rekabetinin seçimi gölgelemesine izin vermeyecek şekilde davranması elzemdir.” diyen Prof. Dr. Havva Kök Arslan, şunları dile getirdi:

    “Tüm partilerin seçmenlerine ve seçmenlerin kendi bölgelerindeki sandık tercihlerine saygılı davranacak şekilde davranmaları, seçmenlerine sakin sağduyulu ve bilinçli hareket etme konusunda dikkatli davranmalarını tavsiye etmeleri faydalı olacaktır. Aynı şekilde sandık görevlilerinin de sorumlu vatandaş bilinciyle hareket etmesi ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde şeffaf bir süreç yürütmeye özen göstermeleri olası olumsuz durumları engellemek veya asgariye indirmek açısından büyük öneme sahiptir. Yerel seçimler ülkemizin demokrasi kültürüne ve demokratik değerlerine olan bağlılığına da katkı sunmaktadır.”

    “Adaylar seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmeli”

    Siyasi partilerin, adayların seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmesi önerisinde de bulunan Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Mümkün mertebe yumuşak ve toplumu kutuplaştırmayan bir dil kullanmaları, toplumsal barışa önemli bir katkı sunacaktır. Seçim kampanya sürecinde kullanılacak dil ve genel atmosfer esasen seçim gününe nazaran toplumsal sükunet açısından daha önemlidir. Ancak yine de olumsuz durumlarla karşılaşılması durumunda partilerin de seçmenlerine soğukkanlı davranma konusunda çağrıda bulunmaları faydalı olacaktır.” dedi.

    Seçim dönemlerinde sosyal medyanın rolü ve sorumluluğu nedir?

    Prof. Dr. Havva Kök Arslan, seçim dönemlerinde sosyal medyanın rolünün de tıpkı medya gibi önemli olduğunu kaydederek, “Medyada olabileceği gibi sosyal medyada da bilgi kirliliğinin önüne tamamen geçmek mümkün değildir. Bu nedenle toplumun seçim öncesinde olduğu gibi sonrasında da dolaşıma giren bir bilgiyi teyit etmeden ciddiye almaması oldukça önemlidir. Her kesimden toplumun itibar ettiği ve sorumluluk bilinciyle hareket eden kişilerin paylaşımlarının dikkate alınması, kaynağı ve mesnedi belli olmayan birtakım şoke edici veya galeyana getirici paylaşımlara karşı soğukkanlı olunması her şeyden daha fazla önemlidir. Toplumumuz her ne kadar duygusal ve sıcakkanlı olsa da geçmişte olduğu gibi bugün de doğru zamanda soğukkanlılığını korumasını bilmiştir.” diye vurguladı. 

    “Rekabet siyasetin doğasında var”

    Seçim sırasında şeffaf bir sürecin işletilmesine özen gösterilmesinin önemine işaret eden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Rekabet siyasetin doğasında vardır ve önceki seçimlerde olduğu gibi süreç içinde yer yer sandıklarda itirazlar olacaktır. Bu durumlarda herkesin kurallara ve kanunlara uygun hareket etmesi olası olumsuzlukları en aza indirebilecektir. Tüm vatandaşlar olarak sorumluluğumuz hukuka saygı duyarak, sakin ve huzurlu bir seçim geçirmek ve halk iradesinin en doğru şekilde sandığa yansımasına katkıda bulunmaktır. Bunun yolu da demokratik kültürü özümsemek ve seçmen iradesi hangi bölgede ne yönde olursa olsun saygı duymaktan geçmektedir.” dedi.

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Medtronic, Cerrahide Yenilikçi Uygulamalar İçin Hekimleri Bir Araya Getirdihaberi

    Medtronic, Cerrahide Yenilikçi Uygulamalar İçin Hekimleri Bir Araya Getirdihaberi

    Medtronic tarafından düzenlenen “SurgInspire” başlıklı Genel Cerrahi Zirvesi, Bariatrik & Metabolik Cerrahi, Kolorektal Cerrahi ve Fıtık Cerrahisi konusunda uzman, 18 ülkeden 300’den fazla sağlık profesyonelini İstanbul’da bir araya getirdi. 8-9 Mart tarihlerinde gerçekleşen, ulusal ve uluslararası 19 konuşmacının yer aldığı zirvede, cerrahi bakımın iyileştirilmesi hastalara daha fazla erişim, daha az komplikasyon, daha düşük bakım maliyeti ve daha iyi sonuçlara ulaşma gibi başlıklar ön plana çıktı. 

    En iyi klinik uygulamaların paylaşıldığı zirvede, yenilikçi teknolojilere erişim konusunda etkileşim fırsatı bulan cerrahlar, obezite cerrahisi, metabolik bozukluklar, kolorektal cerrahi ve fıtık cerrahisinin tüm yönlerini kapsayacak geniş konu yelpazesine sahip eğitim programlarına katıldı. Ayrıca, Medtronic Global Araştırma ve Geliştirme, Pazarlama ve Operasyon Departmanlarından temsilciler, Medtronic tarafından üretilen teknolojiler ve mühendislik üzerine sunumlar gerçekleştirdi. Katılımcı hekimler ile Medtronic mühendislerinin etkileşimde bulunma fırsatı yakaladığı sunumlarda hekimler ayrıca Ar-GE geri bildirimleri verme şansı buldular.

    “Medikal İnovatif Teknolojiler ile Sağlığı Geliştiriyoruz”

    Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Medtronic Türkiye, Batı Asya ve Levant Bölge Başkanı Ayhan Öztürk, Medtronic’in tıbbi cihaz endüstrisinde mükemmeliyete ve yeniliğe olan bağlılığına vurgu yaptı. Öztürk sözlerine şöyle devam etti: “Medtronic olarak, sizlerin de katkılarıyla, teknolojik gelişmeler ve stratejik Ar-Ge yatırımlarımızın sinerjisinden yararlanarak sağlık hizmetlerini dönüştürmede sıra dışı bir etki yaratıyoruz. Kendimizi, hastaların yaşam kalitesini artırmaya, klinik çıktıları iyileştirmeye ve tüm genel bakım maliyetlerini yönetmeye yardımcı olmak için klinik olarak ilgili ve ekonomik olarak değerli yenilikler sağlamaya adadık.”

    “Bu amaçla da Türkiye’de dünyanın en gelişmiş eğitim merkezlerinden birini hayata geçirdik. 2014’te açılan Medtronic İnovasyon Merkezi (MIC), Türkiye’nin alanındaki sayılı eğitim merkezlerinden biri olarak faaliyetlerini sürdürüyor. Eğitim merkezimizde alanında uzman ve yetkin personelimizle, sağlık profesyonellerine teknik ve deneyimsel eğitimler veriyoruz. Cerrahi klinisyenlerinin, cerrahi yeterlilikleri ve hasta bakımını geliştiren yeni nesil tedavi seçenekleri ile önemli bir fırsatı temsil ettiklerine inanıyoruz. Cerrahi alanda uzmanlığın artırılması ve hasta bakımının geliştirilmesi amacıyla çalışmaya devam edeceğiz.”

    Sağlığın geleceğine odaklanarak sağlık profesyonellerinin ileri cerrahi teknikler konusunda küresel uzmanlarla etkileşimde bulunmalarına ve önümüzdeki dönemde klinik iyileştirme stratejileri belirlemelerine olanak sağlayan zirve aynı zamanda bir sağlık teknolojileri markası tarafından bağımsız olarak düzenlenen; Türkiye, Batı Asya ve Levant bölgesinin en büyük genel cerrahi organizasyonu olma niteliği taşıyor.

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Glokom Kalıcı Görme Kaybına Yol Açmasınhaberi

    Glokom Kalıcı Görme Kaybına Yol Açmasınhaberi

    Göz sinirinde incelme ve kalıcı görme alanı kaybıyla karakterize bir göz hastalığı olan glokom dünyada 70 milyon kişiyi etkiliyor. Ülkemizde 550 bin kişide glokom tespit edilmiş olsa da  hasta sayısının bu rakamın 4 katı olduğu düşünülüyor. Kalıcı görme kaybının en sık görülen nedenlerinden biri olan ve her yaşta oluşabilen glokom genellikle 40 yaşın üstündeki kişileri tehdit ediyor.   Pek çok hastalıkta olduğu gibi glokomda da erken tanı çok önemli. Zira göz hekimine düzenli gidilmediği takdirde tanı gecikebiliyor, bunun sonucunda görme alanında ve görmede geri dönüşü olmayan kayıplar gelişiyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Coşar, erken tanı konulduğunda ise glokomun kontrol altına alınabildiğine dikkat çekerek, “Bu sayede görme alanını ve görmeyi korumak mümkün olmaktadır. Erken tanı için herkesin, özellikle de riskin artmış olduğu 40 yaş üstündeki kişilerin yılda bir kez göz muayenelerini ihmal etmemeleri gerekmektedir” diyor.
     

    Kardeşlerde risk 4 kat artıyor! 

    Toplumda ortalama göz içi basıncı 16 mm Hg oluyor ve  11-21 mmHg aralığı normal sayılıyor. Glokomun ‘normal tansiyonlu glokom’ adı verilen ve göz içi basıncının normal seyrettiği tipi olsa da, bu hastalık genellikle yüksek göz içi basıncıyla birlikte görülüyor.  En yaygın tipi olan primer açık açılı glokomda göz içindeki sıvıyı göz dışına atan kanallarda tıkanma oluyor, sıvı göz içinde birikiyor ve bunun sonucunda göz içi basıncı artıyor. Bu basınç artışı da göz sinirinde tahribata yol açıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Coşar, glokomda en yaygın görülen primer açık açılı glokom için risk faktörlerini ‘yaşlanma, doğum kontrol hapı kullanımı, diyabet, yüksek tansiyon, kalp-damar ve migren gibi hastalıklar’ olarak sıralıyor. Bunların yanı sıra   aile hikayesinin de önemli bir risk faktörü olduğunu belirten Prof. Dr. Banu Coşar, “Risk çocuklarda 2 kat artarken, kardeşlerde ise daha da yükselerek 4 kat  olmaktadır” diyor. 

    Yan taraflarınızda bulunan eşyalara çarpıyorsanız, dikkat! 

    Primer açık açılı glokomda eğer hasar ilerlemediyse, başlangıçta görsel belirtiler olmuyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Coşar, “Bu nedenle hastalar göz doktoruna başvurmadıkları sürece glokomları olduğunu anlamazlar”  uyarısında bulunarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Glokoma ‘sinsi bir hastalık’ denmesinin nedeni budur. Hastalık ancak çok ilerlediğinde geri dönüşsüz görme alanı kaybı ve görme kaybı gelişebilmektedir. Glokom ilerlediğinde görme alanı yanlardan daralmaya başlamaktadır. Glokomu olanlar yanlarındaki eşyaları görmeyip, çarpabilirler. Bu durum araba kullanırken de güvenliği tehdit edebilir. Glokomun son evrelerinde ise tam körlük gelişebilmektedir” 

    Görme kaybının ilerlemesi önlenebiliyor! 

    Glokomun teşhis edilmesinde görüntüleme yöntemleri büyük önem taşıyor. Bilgisayarlı görme alanı, pakimetri, stereo disk fotoğrafı, konfokal tarayıcı lazer oftalmoskop ile optik koherans tomografi (OCT)   glokomun tespit edilmesinde   başvurulan yöntemleri oluşturuyor. Yapılan çalışmalar, dünyada 6.5 milyon kişinin glokom nedeniyle kalıcı görme kaybı yaşadığını ortaya koyuyor. Oysa erken tanı ve tedavi sayesinde görme sinirinde gelişecek olan hasar durdurulabiliyor, böylece görme kaybının ilerlemesi önlenebiliyor. Tedavide göz tansiyonunun ilk seviyesinden yüzde 25 oranında düşürülmesi hedefleniyor. Ancak her göz için hedeflenen göz içi basıncı; tedavi öncesindeki basınç değeri, göz sinirinde oluşan hasarın şiddeti, hasarın ilerleme riski ve hastanın yaşı gibi çeşitli faktörlere bağlı olarak saptanıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Coşar, glokomun göz damlaları, lazer ve ameliyat ile tedavi edildiğini belirterek, “Genellikle ilk aşamada başvurulan göz içi damlaları sıklıkla etkili olabilmektedir. Glokom damlaları 5 temel gruptan oluşurken, pek çok kombine ilaçlardan da faydalanılmaktadır” diyor. 

    Tedaviden başarılı sonuçlar elde ediliyor

    İlaç tedavisinden cevap alınamayan veya ilaçlara karşı alerji gelişmesi gibi durumlarda göz içi basıncını düşürmek için lazer veya ameliyat yöntemlerine başvuruluyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Coşar, oldukça başarılı sonuçlar alınan bir lazer yöntemi olan SLT (selektif laser trabeküloplasti) tedavisinin son yıllarda yaygın olarak kullanıldığını ifade ederek, “Glokomda bir diğer lazer tedavisi olan siklofotokoagülasyon’un ise TCP (transskleral diot siklofotokoagülasyon) ve ECP (endoskopik diod siklofotokoagülasyon) tipleri mevcut. ECP genellikle katarak cerrahisi ile birlikte kullanılırken, TCP yöntemine ise diğer yöntemlere cevap vermeyen hastalarda son çare olarak başvurulmaktadır”  diyor. Prof. Dr. Banu Coşar, yine etkin sonuçlar sağlanan cerrahi tedavi yöntemlerinde başta trabekülektomi olmak üzere derin sklerektomi ve viskokanalostomi gibi tekniklerden faydalandıklarını vurguluyor. 

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Egeli bilim ekibinden kanser ilaçlarının tedavideki başarısını artırmaya yönelik projehaberi

    Egeli bilim ekibinden kanser ilaçlarının tedavideki başarısını artırmaya yönelik projehaberi

    Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu’nun  (TÜBİTAK) programlarına en çok proje başvurusu yapan ve projesi en çok kabul gören üniversite olan Ege Üniversitesi (EÜ), yeni projelerle başarısını sürdürmeye devam ediyor.

    Yürütücülüğünü Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi Beste Yurdacan Yaşar’ın yaptığı “Huh7 Hücrelerinde Sorafenib Direncini Geri Çevirmede Yeni Bir Tedavi Hedefi: Depo Kontrollü Kalsiyum Girişi” başlıklı proje TÜBİTAK 1002 Hızlı Destek Programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu. 

    Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Egeli akademisyenler tarafından yürütülen projelerin TÜBİTAK nezdinde kabul görmesinin sevindirici olduğunu belirterek, “Akademisyenlerimizin özverili çalışmaları ile her yıl TÜBİTAK’a en çok proje başvurusu yapan ve en çok projesi kabul gören üniversite olmanın gururunu yaşıyoruz. Ege Üniversitesi olarak araştıran, proje üreten tüm akademisyenlerimizin her zaman destekçisi olmaya devam edeceğiz. Projesi kabul gören araştırmacılarımızı kutluyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.

    Araştırmanın içeriği ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Yasemin Eraç, “Hepatoselüler karsinoma kansere bağlı meydana gelen ölümlerin ikinci önde gelen nedenidir ve genellikle kronik karaciğer hastalıkları zemininde ortaya çıkmaktadır. Erken evre hepatoselüler karsinomada cerrahi tedaviler uygulanabilse de hastaların yaklaşık yüzde 50’si hastalığın ileri evrelerinde tanı almaktadır. İleri evre hepatoselüler karsinomanın sistemik tedavisinde kullanılan sorafenib ile tedavi edilen hastaların yaklaşık yüzde 30’u sorafenibden fayda görmektedir ve bu hasta grubu genellikle 6 ay içinde ilaca direnç kazanmaktadır. Direnç gelişimi sonucunda hastalarda tedavi başarısı düşmekte ve sağkalım azalmaktadır. Bu nedenle tedavi süresince ilaca karşı gelişen direnç mekanizmalarının aydınlatılması direncin önlenmesi-geciktirilmesi, ilaç tedavisinden sağlanan yararın sürdürülmesi, tedavinin başarısı ve sağkalım açısından büyük önem taşımaktadır. Proje kapsamında görülme sıklığı giderek artan hepatoselüler karsinomada gelişen sorafenib direncinin gelişiminde yeni bir tedavi hedefi olabileceğini düşündüğümüz depo kontrollü kalsiyum kanallarının rolü araştırılmaktadır” dedi. 

    Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi Beste Yurdacan Yaşar’ın yürütücülüğünü yaptığı projede Prof. Dr. Yasemin Eraç danışman olarak görev alıyor.

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Sabahları Zor Uyanmak, Depresyon Belirtisi Olabilirhaberi

    Sabahları Zor Uyanmak, Depresyon Belirtisi Olabilirhaberi

    Sağlıklı bir uyku düzeni; hem bedensel hem de ruhsal iyiliğe katkı sağlarken, aynı zamanda iş ve okul yaşamındaki başarıyı da artırıyor. Dünya Uyku Günü vesilesiyle, kaliteli bir uykunun önemine ve uyku sorunlarının nedenlerine dikkat çeken Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Emine Esra Okuyucu, “İdeal olan; 10 dakika içinde uykuya geçebilmek ve sabahları yenilenmiş olarak kalkmaktır. Sabah uyanamama sorunun altında uyku apnesi, kalitesiz uyku veya depresyon gibi sebepler olabilir” dedi. 

    Sağlıklı bir yaşamın temel gereksinimlerinden biri de sağlıklı bir uyku düzenli. Uykunun insan sağlığına faydalarına dikkat çekmek amacıyla her yıl Mart ayında, ilkbahar ekinoksundan önceki Cuma günü “Dünya Uyku Günü” olarak kutlanıyor. Yetişkin bir birey, günde ortalama 6-8 saat arası uyumaya ihtiyaç duyuyor. Medicana International Ankara Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Emine Esra Okuyucu; 10 dakika içinde uykuya geçilmesi, uyku bölünmelerinin olmaması ve sabah yataktan yenilenmiş olarak kalkılmasının iyi bir uykunun gereklilikleri olduğunu belirtiyor. 

    Prof. Dr. Okuyucu, kaliteli bir uyku için şu bilgileri verdi: 

    Türkler ortalama 6.5 saat uyuyor

    1. Kişiden kişiye değişmekle beraber, ortalama uyku süresinin 6-7 saat olduğu söylenebilir. Türk insanında bu süre 6.5 saat olarak bulunmuştur. Sağlıklı yaşam için kaliteli ve yeterli uyku şarttır.
    2. İyi ve sağlıklı uyku; uykuya geçişin 10 dakika içinde olduğu, uyku bölünmelerinin olmadığı, sabah yataktan yenilenmiş olarak kalktığı durumlar için geçerlidir.
    3. Uyku bozuklukları çok uyuma, az uyuma ve bunlara bağlı farklı uyku bozuklukları başlıkları altında değerlendirilebilir. Nedenleri ise çok farklılık gösterebilir. Örneğin, depresyonda olan biri çok uyuyabileceği gibi hiç uyuyamayabilir. 
    4. İyi bir uyku; bedenin çalışma temposunu, motivasyonu ve mutluluk indeksini artırır, iş ve okul yaşamındaki başarıya katkı sağlar. 

    Sabah uyanamamak depresyon belirtisi olabilir

    1. Uyku için uyku hijyeni gereklidir. Yani uyuduğumuz oda ne çok sıcak ne çok soğuk olmalıdır. Perdeler gün ışığı girmeyecek şekilde kapatılmalıdır. Odanın havadar, ses açısından korunaklı olması idealdir. Uyku odasında cep telefonu, televizyon gibi aletlerin olmaması gerekir.
    2. Sağlıklı uyku için kişinin bedensel ve ruhsal olarak dingin olması gerekir. Her gün benzer saatlerde uyuma alışkanlığı edinilmeli, uyku öncesi periyotta uyarıcı olarak kabul edilen kafein ve benzeri yiyecek-içeceklerden uzak durulmalıdır. Akşam öğünü az miktarda ve erken saatte yenilmelidir. 
    3. Öğlen uykusu, yetişkin bir birey için gerekli değildir. Erişkin bireyde tek fazlı olan uyku doğru olandır. Yaşlılar ve çocuklarda ise günde iki-üç seferlik uyku periyodu normal kabul edilmektedir. 
    4. Sabah uyanamama durumunun nedenleri vardır. Mesela, gece sağlıklı uyunmamışsa (örneğin, uyku apne sendromu), gece uykuya geçiş zamanı ötelenmişse, kişi geç kalkmayı alışkanlık haline getirmişse veya depresyondaysa sabah uyanmakta güçlük yaşayabilir. Bu sorunların nedenlerine çözüm bulunarak sabahları uyanamama durumu ortadan kaldırılabilir.

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Bu yıl çalışanları 'tükenmişlik salgını' etkiledi! Belirsizliklerden en çok kadınlar ve Z kuşağı çalışanlar etkileniyorhaberi

    Bu yıl çalışanları 'tükenmişlik salgını' etkiledi! Belirsizliklerden en çok kadınlar ve Z kuşağı çalışanlar etkileniyorhaberi

    Pandemi sonrası toplumun ruh sağlığı üzerindeki etkileri giderek daha belirgin hale gelirken, son araştırmalar, bu yıl özellikle çalışanlar arasında yeni bir salgının ortaya çıktığını gösteriyor; tükenmişlik… Ülkemizde tükenmişliğin en önemli sebepleri arasında ekonominin birinci sırada geldiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Her güne bambaşka maceralarla uyanıyoruz. Bu durumdan özellikle kadınlar ve çalışma hayatına dahil olan son jenerasyon Z kuşağı fazlaca etkileniyor.” dedi.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, stresi kontrol etmek ve tükenmişliği önlemek için yapılabilecekleri anlattı. 

    “Her şey bir tık uzağımızda…”

    Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, her şeyin ‘bir tık’ uzağımızda olduğu bir dönemin yaşandığına, yaşam tarzımızın dijitalleşmesi ile insanların harekete geçmek yerine internetten pek çok işi bir tık ile halledebildiklerine ve bunun da hareketin azalması ile içe kapanmayı artırdığına işaret ederek, “Özellikle pandemi sonrası insanların ruh hallerinin kliniğe yansımasına baktığımızda değişimin ‘tükenmişlik’ lehine olduğunu görüyoruz. Araştırmaların güncel sonuçlarına baktığımızda ise 2024 yılında tükenmişliğin özellikle çalışanlar arasında yeni bir salgın olduğu sonucu karşımıza çıkıyor.” dedi. 

     “İş yerlerimiz büyük bir stres kaynağı adeta”

    “İş yerlerimiz büyük bir stres kaynağı adeta.” diyen Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, küresel çapta yaşanan savaşlar gibi çalkantılar, iklim krizinin sonuçları olarak yaşanan sel, dolu gibi çeşitli hava olayları, yapay zekanın hayatımızdaki yerinin artması ile insanların gelişen teknolojiye uyum sağlama sınavına tabi tutulması ister istemez ruh hallerini etkilediğini anlattı.

    “Her güne bambaşka maceralarla uyanıyoruz”

    Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, ülkemizde tükenmişliğin en önemli sebepleri arasında ekonominin birinci sırada geldiğini kaydederek, şöyle devam etti:

    “Sabah uyandığınızda o gün ekonominin nasıl ilerleyeceği, dünyada olan olaylardan ülkemizin nasıl etkileneceği, bunun o gün yapacağınız mutfak alışverişinize etkisinin ne olacağına dair stabilite kaybolmuş durumda. Her güne bambaşka maceralarla uyanıyoruz. Bu durumdan özellikle kadınlar ve çalışma hayatına dahil olan son jenerasyon Z kuşağı fazlaca etkileniyor. 

    “Stres ‘kronik’ hale geldiğinde hastalıkların artmasına neden oluyor”

    Günlük yaşantımızın içinde var olan bu tükenmişlik aynı zamanda kan damarlarımızda dolaşan stres hormonu denilen kortizolün artmasına neden oluyor. Stres ise yıllardır bilindiği gibi ‘kronik’ hale geldiğinde hem fiziksel (kalp hastalıkları, KOAH, obezite, kanser gibi) hem de ruhsal hastalıkların (anksiyete, depresyon gibi) artmasına neden oluyor.” 

    “Mutlaka biyolojik saatimizde uyumalıyız”

    Bugüne kadar yapılan psikoloji çalışmalarının “Stres bir döngüdür. Hayatta kalmamız için gereklidir. Ancak iyi yönetilmediğinde hayatımızı tehdit eder hale gelebilir.” dediğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, işte stresi kontrol etmek ve tükenmişliği önlemek için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

    Sağlıklı bir uyku: Uyumak kendinize iyi bakmak demektir. Uyku sırasında beynimiz öğrendiklerimizi düzenler, gündelik sıkıntıları işlemler ve bizi yeni güne hazırlar. Üstelik gece 21.00-22.00 arası salgılanmaya başlayan melatonin bizim rahat uyumamızı sağlar. O halde gece geç saate kadar uyumamak ve sonrasında kaçırdığımız melatonini ağızdan takviye olarak alıp bedenimizi uykuya hazırlamak sağlıksızdır. Mutlaka biyolojik saatimizde uyumalıyız.

    “İnternetten sipariş yerine markete tempolu bir yürüyüş ile gidin”

    Fiziksel aktivite: Günümüzde her şey bir tık uzağımızda. Maalesef çoğu şey internetten sipariş ediliyor, sosyallik internette yapılıyor, çalışmak ise yine online. Ancak bedenimizin hareket etmeye ihtiyacı var. Hareket endorfin, dopamin gibi mutluluk ve motivasyona dair hormon salgılanmasını sağlıyor. Araba yakıtsız gitmezse bedenimiz de hareket olmadan sağlıklı olamaz. Bugün internetten sipariş yerine markete tempolu bir yürüyüş ile gitmeyi deneyin.

    Üretmek: Mutlaka büyük şeyler üretmek değil kastedilen. Kendi zevk alanınıza göre yaptığınız bir yemek, çizdiğiniz bir tablo, çektiğiniz bir fotoğraf, okuduğunuz kitap zihniniz için bir yenilik ve üretkenlik kapısı olacaktır. Size neyi üretmenin iyi geleceğini bilmeniz için de ünlü filozof Sokrates’in sözünü hatırlatarak anlatmak istiyorum “Kendini bil.” Bunun için kendimizi tanımaya çabalamamız gerekmektedir.

    “Çıkarsız, samimi kişilerle kurduğunuz bağlar kronik stres için en büyük antibiyotik”

    Sosyalleşmek: Yapay zekanın insanlığın yerini aldığı yıllara doğru hızla ilerlerken unutmamamız ve teması asla kesmememiz gereken en önemli nokta sosyal bağlarımızdır. Sizi siz olduğunuz için seven, çıkarsız, samimi, yanlarında rahat hissettiğiniz kişilerle kurduğunuz bağlar kronik stres için en büyük antibiyotik olacaktır.

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Continental Uyarıyor: Uykusuz Yola Çıkmayın!haberi

    Continental Uyarıyor: Uykusuz Yola Çıkmayın!haberi

    Continental, Dünya Uyku Günü’nde tüm sürücüleri uykusuzluğun neden olduğu kazalar konusunda uyarıyor. Hem kendi güvenliğiniz hem de başkalarının güvenliği için direksiyon başına uykusuz geçilmemesi gerektiğini hatırlatan Continental, herkesi bu konuda sorumlu davranmaya çağırıyor.

    Premium lastik üreticisi ve teknoloji şirketi Continental, uykunun insan sağlığına faydalarına dikkati çekmek amacıyla 17 Mart’ta kutlanan “Dünya Uyku Günü” vesilesiyle tüm sürücüleri uykusuz direksiyon başına geçmemeleri için uyarıyor. Günümüzde yaşanan birçok kaza uykusuzluk nedeniyle meydana geliyor. 2023 yılında Nature and Science of Sleep Dergisi’nde yayınlanan bir araştırmaya göre araç kazalarının yaklaşık %20’si yorgunluktan kaynaklanıyor. Continental Türkiye, sürücülerin kısa ya da uzun mesafe fark etmeksizin uykusuz bir şekilde direksiyon başına geçmemeleri gerektiğinin altını çiziyor ve sürücülere şu tavsiyelerde bulunuyor.

    • Özellikle uzun mesafe bir yolculuğa çıkmadan önce en az 8 saat uyuyun, yola yorgun çıkmayın. 
    • Sürüş halindeyken gözleriniz bir noktaya takılırsa ve göz kapaklarınız ağırlaşmaya başlarsa mutlaka aracı güvenli bir yerde durdurun ve temiz hava alın.
    • Uzun yol yapacaksanız yolculuk esnasında kısa da olsa mutlaka iki saatte bir mola verin. Kendinizi çok yorgun hissettiğinizde aracı durdurup kısa uyku molaları verin. Mümkünse şoför değişikliği yapın.
    • Yolculuk sırasında ağır yiyecekler, uyku veren içecekler tüketmeyin.
    • Uyku apnesi gibi problemleriniz varsa, mutlaka tedavi olun. Yanınızda birisi olmadan uzun yola çıkmayın.

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Beyin Gelişimi İçin Çocukların Yeterli ve Kaliteli Uyuması Şarthaberi

    Beyin Gelişimi İçin Çocukların Yeterli ve Kaliteli Uyuması Şarthaberi

    Uyku, hem çocuklar hem de yetişkinler için fiziksel, zihinsel ve duygusal sağlık açısından son derece önemli bir konu. Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Ü. Burçin Yorgancı Kale, güçlü bir bağışıklık sisteminden bellek ve öğrenmeye, kilo kontrolünden zihinsel performansın artırılmasına kadar birçok konuda uykunun vazgeçilmez bir yaşam unsuru olduğunun altını çizdi. Dünya Uyku Günü dolayısıyla yaptığı açıklamalarda özellikle çocuklarda uyku sorunları ve çözümüne yönelik önemli bilgiler verdi. 

    Yetersiz uykunun çocuğun biyo-psiko-sosyal sağlığını, aile-akran-öğretmen ilişkilerini, günlük yaşam aktivitelerini ve davranışlarını olumsuz etkileyen bir durum olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Ü. Burçin Yorgancı Kale, uzun süreli uykusuzluğun vücudun ısı kontrolünde, beslenme metabolizmasında, bağışıklık sisteminde ve diğer düzenleyici sistemlerde bozulmaya yol açtığını söyledi. Çocukların yaşadığı sorunların onlar için olduğu kadar ebeveynlerinin ruh sağlığı üzerinde de olumsuz etkileri olduğunu belirtti. 

    HANGİ YAŞTAKİ ÇOCUK KAÇ SAAT UYUMALI

    Beyin başta olmak üzere tüm organların rejenerasyonu için uykunun şart olduğunu anlatan Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Ü. Burçin Yorgancı Kale, çocuklar için gerekli uyku süreleriyle ilgili şu bilgileri verdi: “Çocuklar, ilk 2 yaşta günün büyük çoğunluğunu uykuda geçirir. Yaşa göre günlük minimum uyku ihtiyacı ilk 3 ay için net bir süre tanımlanmamakta, 4-12 ay arası bebeklerde 12 saat, 1-2 yaş arasında 11 saat, 3-5 yaş arasında 10 saat, 6-12 yaş arasında 9 saat, 13-18 yaş arasında 8 saat kabul edilmektedir. Okul çağı çocuklarında gündüz uyku gereksinimi kalmadığı için sınıfta, serviste, evde gündüz uyuklayan bir çocuğun uyku niteliği değerlendirilmelidir. Bunun yanında ilkokul çağındaki bir çocuğun sabah kendiliğinden uyanması beklenir. 

    Özellikle bebeklik döneminde her bebek farklı bir mizaçla doğduğu için, çocuk sağlığı izlemlerinde ailelerin dikkat etmeleri gereken konuların başında bebeklerini iyi tanımaları ve verdikleri ipuçlarını doğru değerlendirmeleri gelir.” diye konuştu. 

    YAŞAMIN İLK YILLARINDA UYKU SORUNLARI

    Özellikle yaşamın ilk yıllarında uyku-uyanıklık döngüsünün geceleri kesintisiz uykuya evrilmesinin karmaşık ve anne babaları yaşamın ilk birkaç yılında zorlayan gelişimsel bir süreç olarak kabul edildiğini söyleyen Dr. Öğr. Ü. Kale, “Çocuk hekimlerine başvuru nedenlerine bakıldığında yüzde 25-40 arasında çocukların uykuya dalma zorlukları, sık ve uzun süren gece uyanmalarının geldiği görülüyor” dedi. Bebeklerin gecede 6-9 kez kısa uyanıklıklar yaşamasının beklenen bir durum olduğunu belirten Dr. Öğr. Ü. Kale, “Gece yattığında çocuğun uykuya dalması 20 dakikanın altında sürüyor, rutin uyanma saatinde rahatlıkla uyanıyor ve gelişimsel süre dışında gündüz uyku hali ve kestirme gereksinimi yoksa yeterli uyku uyuduğu kabul edilir.” diye konuştu.  

    “EBEVEYNİN RUH SAĞLIĞINI DA ETKİLENİYOR”

    Çocukların gelişimsel süreçlerinde, uyku evrelerinin kendi içindeki döngüsü sırasında kısa uyanıklıkların yaşanmasının normal olduğunu ancak çocuğun bu geçiş sürecinde uykuyu sürdürmeyi öğrenmesi gerektiğini söyleyen Dr. Öğr. Ü. Kale, “Aksi durumda çocukluk çağı davranışsal insomnisi olarak tanımladığımız uyku sorununun gerçekleşmesine yol açabilir” diye konuştu. 

    Özellikle erken çocukluk dönemi uyku sorunlarının çocuk üzerine olumsuz etkilerinin yanı sıra aile işlevselliğini de bozduğu ve ebeveyn ruh sağlığı üzerine olumsuz etkileri olduğunu belirten Dr. Y. Kale, “Artmış dürtüsellik ve saldırganlık, kaygı bozukluğu, karşıt olma karşıt gelme bozukluğu, hiperaktivite, dikkat ve hafıza sorunları, okul başarısında düşüklük, erişkin dönemde alkol, madde bağımlılığı ile ilişkilidir. Çocukluk çağında uykusu kötü olanlar yani kalitesiz ve yetersiz olan çocukların obezite riski de artar” dedi. 

    UYKU SORUNLARI FARKLI HASTALIKLARA DA ZEMİN HAZIRLIYOR

    Çocukluk çağı insomnisinin en sık görülen klinik bulgularına göre farklı profillerinin tanımlandığı bir araştırmayla ilgili ilginç sonuçlar hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Ü. Kale, şunları anlattı: “Çalışmaya katılan çocukların yüzde 17’si uykuya dalmada zorluk, gece huzursuzluk ve gece uyanmalarıyla başvurmuş olup, aile öykülerinde huzursuz bacak sendromu ve anemi (kansızlık) rapor edilmiş. Yüzde 21’inde sabah çok erken uyanma sorunu olup, ailelerinde depresyon ve/veya ruh hali bozuklukları daha sık raporlanmış, gece uyanmaları ve uykuya dalmada zorluk ile gelen çocukların ise yüzde 62’sinde ise allerji ve/veya gıda entoleransı olduğu görülmüş. Tüm bunlar uyku sorunlarının farklı hastalıklarla olan ilişkisini ortaya koyuyor.”

    KALİTELİ UYKU İÇİN UYKU HİJYENİ SAĞLANMALI

    Çocuklar için de kaliteli bir uyku için gerekli şartların oluşturulması yani uyku hijyenini sağlanması gerektiğinin altını çizen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Ü. Burçin Yorgancı Kale bu kuralları şöyle sıraları: 

    • Uyku Rutini Oluşturulmalı: Bebek ve çocuklar için uyku saati ile ilgili rutinler oluşturmalı, bu rutinlerin uygulanması esnasında duyarlı ve sevecen tutum segilenmelidir. Yatmadan önceki son bir saat içerisinde banyo, diş fırçalama, pijama giyme, sarılma, ninni gibi sakin faaliyetleri içeren uyku rutini oluşturulmalıdır. Çocukların yatağa gitme ve yatma zamanları düzenlenmeli, okul günlerinde ve tatil günlerinde yatma ve kalkma saatleri aynı olmalıdır. 
    • Yatmadan Önce Bunlar Yapılmamalı: Çocuğun her gün ev dışında düzenli sportif faaliyetler yapması uyku düzeni açısından yararlıdır ancak yatmadan önceki iki-üç saat içinde ağır egzersizlerden kaçınmalıdır. Yatağa gitme zamanı yaklaştığında sessiz bir ortam yaratılmalı, yatmadan önce yüksek enerji gerektiren oyunlar, aktivitelerden uzak durulmalı. Yatmadan önce ekran maruziyeti, egzersiz yapmak, uykuya dalma süresinin uzamasına, uyku süresinin azalmasına yol açmaktadır.
    • Gündüz Şekerlemesinden Kaçınılmalı: Ergenler her gece gereksinimi olan uykuyu mutlaka almalı, bir gece az uyuyup sonraki günlerde uyku açığını kapatmayı tercih etmemelidirler. Gündüz şekerleme yapma gereksinimi olursa bunun süresinin kısa olmasına özen göstermeli ve şekerlemelerin akşam saatlerinde olmaması, öğle veya öğleden sonra olmasına dikkat edilmelidir. 
    • Sessiz Ortam Sağlanmalı: Uyku kalitesini artırmak için çocuğun odasında sessiz bir ortam sağlanmalıdır. Gürültü, çocuğun uykusunu bozabilir. Küçük çocukları yatırdıktan sonra çocukla bir süre beraber olup onu sakinleştirmek (okşamak, kitap okumak, masal anlatmak gibi) ya da sevdiği bir oyuncakla uyumasına izin vermek yararlı olabilir.
    • Odada TV, Telefon, Bilgisayar Olmamalı: Çocuğun odasında televizyon, telefon veya bilgisayar bulundurulmamalıdır. Elektronik cihazlar çocuğun uykusunu bozabilir ve dikkat dağıtıcı olabilir.
    • Uygun Oda Isısı Sağlanmalı: Oda sıcaklığı da sağlıklı uyku için önemlidir. Bu nedenle çocuğun rahat uyuyabilmesi için uygun bir oda sıcaklığına dikkat edilmelidir. Gece lambaları gibi hafif ışık kaynakları tercih edilebilir. Çocuğun yatağı ve yastığı rahat ve uygun boyutlarda olmalıdır. Bu, çocuğun uyku pozisyonunu ve rahatlığını destekler.
    • Uyku Öncesi Ağır Yemeklerden Kaçınılmalı: Çocuk açken yatırılmamalı ayrıca yatmadan önceki iki-üç saat içerisinde ağır yemekler, büyük porsiyonlardan kaçınılmalıdır. Çocuk gün içerisinde ve özellikle uykudan önce kafein içeren çay, kahve, çikolata gibi içeceklerden uzak durmalıdır.  

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Yapay zekanın su tüketimi korkutuyor!haberi

    Yapay zekanın su tüketimi korkutuyor!haberi

    Yapay zeka modellerinin geliştirilmesi ve çalıştırılması esnasında ekipmanların aşırı ısınmasını önlemek amacıyla soğutma sistemlerinde kullanılan suyun miktarı araştırıldı. Artan yapay zeka uygulamalarıyla 2027 yılında 4.2-6.6 milyar metreküp su tüketilebileceği tahmin ediliyor.

    Son araştırmaların GPT-3 ve BLOOM gibi modellerin ciddi miktarda su ve enerji tüketimine yol açabileceğini gösterdiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “İçilebilir ve kullanılabilir suya erişmedeki zorluk insanlığın paylaştığı en acil sorunlardan biri olduğu için de bu durum oldukça endişe verici.” dedi.

    Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaşyapay zeka uygulamalarının kullandığı su kaynakları ve çevre konusunu değerlendirdi.

    “Uygulamalarının, çevresel açıdan pek çok avantajı bulunuyor”

    Yapay zeka uygulamalarının, çevresel açıdan pek çok avantajı bulunduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Yapay zeka uygulamalarıyla, enerji tüketimi analiz edilebiliyor ve potansiyel tasarruf alanları belirlenerek, enerjinin en iyi şekilde kullanılması sağlanabiliyor. Su kaynakları açısından ise su tüketimini belirleyen algoritmalar ile suya olan ihtiyaç en aza indirilerek; kısıtlı olan kullanılabilir su kaynakları korunabiliyor ve akıllı sulama sistemleriyle ürün çeşidine özel sulama sistemleri geliştirilebiliyor.” dedi.

    “GPT-3 ve BLOOM gibi modellerin ciddi miktarda su ve enerji tüketimine yol açabileceği belirtiliyor”

    Diğer yandan yapay zeka ile ilgili son araştırmalar incelendiğinde, GPT-3 ve BLOOM gibi çeşitli modellerin ciddi miktarda su tüketimi ve enerji tüketimine yol açabileceğinin belirtildiğini kaydeden Dr. Karakaşşöyle devam etti:

    Kaliforniya Üniversitesinde yapılan çalışmada, artan yapay zeka uygulamalarıyla 2027 yılında 4.2-6.6 milyar metreküp su tüketilebileceği tahmin ediliyor. Hızla artan nüfus ve tükenen doğal su kaynakları sebebiyle içilebilir, kullanılabilir suya erişmedeki zorluk insanlığın paylaştığı en acil sorunlardan biri olduğu için de bu durum oldukça endişe verici. Çeşitli yapay zeka modellerinin geliştirilmesi ve çalıştırılması esnasında ekipmanların aşırı ısınmasını önlemek amacıyla soğutma sistemlerinde kullanılan suyun miktarının net olarak belirtilmesi çevresel açısından önemli olacaktır. Bir ürün veya hizmet üretmek için kullanılan tatlı su miktarını gösteren su ayak iziyle birlikte karbon ayak izinin de çevresel açıdan sürdürülebilir yapay zeka modelleri oluşturmak için ortaya konması gerekiyor.”

    “İçilebilir ve kullanılabilir nitelikteki su kaynağı sınırlı”

    İçilebilir ve kullanılabilir nitelikteki su kaynağının sınırlı ve dünya genelinde eşit olmayan bir şekilde dağıldığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Tarımsal veya kentsel amaçlarla birlikte, yapay zeka uygulamaları için de yeraltı veya yüzeysel su kaynaklarından çekilen sular, kullanılabilir su kaynağını azaltabiliyor. Yeraltından ve yüzeysel su kaynaklarından sular çekildikten sonra, su kalitesinde meydana gelen değişim sonraki kullanımlar için su stresi seviyelerine katkıda bulunuyor. Küresel su kaynakları hem miktar hem de kalite açısından yetersiz kalarak, su kıtlığı riski ile karşı karşıya kalınabiliyor.” dedi.

    “Su kıtlığının halihazırda 4 milyar insanı etkiliyor”

    Şiddetli su kıtlığının halihazırda 4 milyar insanı, küresel nüfusun yaklaşık üçte ikisini, her yıl en az bir ay boyunca etkileyebildiğini de anlatan Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Küresel su sorununa entegre ve kapsayıcı yaklaşımlar getirilmediği takdirde, 2030 yılına kadar dünya nüfusunun neredeyse yarısının ciddi su sıkıntısı çekebileceği ve 2040 yılına kadar dünya genelinde yaklaşık her dört çocuktan birinin ciddi su sıkıntısı çeken bölgelerde yaşayacağı yapılan çalışmalarda vurgulanıyor. Ayrıca, yapay zeka uygulamalarının eğitildiği ve çalıştırıldığı yer ve zaman da su tüketimi açısından önemli olabiliyor.” diye bilgi verdi.

    “Yeterince farkındalık oluşmadı”

    Yapay zeka uygulamaları tarafından kullanılan su kaynaklarıyla ilgili yeterince farkındalık oluşmadığını da dile getiren Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Uygulamaların geliştirilip, çalıştırılması esnasında tüketilen su miktarları net olarak ortaya konmadığından, suyun sürdürülebilirliğini sağlamak çok zor olabilir. Su ayak izinin belirtilmemesi, gelecekte çevresel açıdan sürdürülebilir yapay zeka uygulamaları önünde potansiyel engel de oluşturabilir. Sürdürülebilir yapay zeka uygulamaları açısından su ayak izi ve karbon ayak izinin birlikte değerlendirilmesi önemli.” dedi.

    “Yapay zeka uygulamalarının çevresel açıdan oluşturabileceği riskler ortaya konmalı”

    Yapay zeka uygulamalarının, çevre bilimi, sağlık, eğitim ve araştırma, bilimsel yayıncılık, dijital asistanlar, ulaşım ve lojistik, finans ve çeviri gibi alanlarda kullanılabildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaşsözlerini şöyle tamamladı.

    Hayatımızın pek çok alanında kullanılan yapay zeka uygulamalarının çevresel açıdan oluşturabileceği riskler ortaya konmalı. Yapay zeka programları karmaşık olduğundan diğer bilgi işlem sistemlerinden daha fazla enerjiye ihtiyaç duyuyor. Yapay zeka araçlarının tam olarak ne kadar enerji harcadığını tespit etmek ise son derece zor. 

    “Küresel ısınmanın etkileri daha ciddi hissedilebilir”

    2022 yılında yapılan bir çalışmada, BLOOM modelinin eğitilmesi sonucunda 24.7 ton karbondioksit emisyonu; ekipman üretimi ve modelin çalıştırılması sonucunda ise, 50.5 ton karbondioksit emisyonu yaydığı tahmin edilmiş. Karbondioksit sera gazı emisyonları içerisinde en büyük paya sahip olduğu görülüyor. Artan sanayileşme ve nüfus artışıyla birlikte, yapay zeka uygulamalarının da karbondioksit emisyonlarını yükseltmesiyle atmosferdeki sıcaklığın artarak, küresel ısınmanın etkileri daha ciddi hissedilebilir. 

    Küresel ısınma sebebiyle deniz seviyesi yükselmesi, buzulların erimesi, şiddetli rüzgarlar ve şiddetli yağmurların oluşumuyla birlikte, hava kalitesinin bozulması, doğal su kaynaklarının azalması, su kıtlığı ve salgın hastalıklarda artış söz konusu olabilir.”

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Hamilelikte diş tedavisi bebeğe zarar vermiyor, aksine faydası var!haberi

    Hamilelikte diş tedavisi bebeğe zarar vermiyor, aksine faydası var!haberi

    Hamilelik döneminde diş eti problemleri ya da çürüğe yatkınlık olabileceğini, çürüğe yatkınlığın özellikle çok kusması olan kadınlarda daha fazla görüldüğünü ifade eden uzmanlar, kusma sonrası karbonatlı suyla ağzı çalkalamanın çürüklere karşı koruyucu etki gösterebildiğini vurguluyor. 

    Ağız ve diş bakım tedavilerinin hamilelik döneminde de yapılmasının tavsiye edildiğini kaydeden Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Bu durumun bebeğe bir zararı olmaz. Aksine yapılan araştırmalar bebeğe olan faydasının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Çünkü ağız içindeki enfeksiyonlar tüm vücudu etkileyebileceği gibi kan dolaşımı ile bebeğe de geçebiliyor.” dedi.

    Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, hamilelik döneminde diş bakımı hakkında bilgi verdi.

    “Hamilelik döneminde diş eti problemleri ya da çürüğe yatkınlık olabilir”

    Hamilelik döneminde hormonlar değiştiği için ağızdaki birtakım durumlarında biraz daha alevlenebileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Dolayısıyla hamilelikte ağız bakımı biraz daha önem kazanıyor. Hamilelik harici dönemde bir gün diş fırçalamamak bir sıkıntı yaratmazken hamilelik döneminde hormonların da etkisiyle ağız bakımı aksaklığı ağız içinde biraz daha problem yaratabilir. Birtakım diş eti problemleri ya da çürüğe yatkınlık olabilir. Çürüğe yatkınlık, özellikle çok kusması olan kadınlarda daha fazla olabiliyor. Bağışıklık sisteminin etkilenmesiyle birlikte de diş eti problemleri ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle rutin diş fırçalamasını aksatmamak gerekiyor.” dedi. 

    “Hamilelik döneminde diş bakımı artırılmalı”

    Hamilelikte diş bakımının yapılmayacağı bir dönem olmadığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Diş bakımının hiç aksatılmadan hatta gerekirse biraz daha artırılarak yapılması gerekir. Sadece diş fırçalamak değil diş ipi kullanımı da ağız bakımına dahil edilmelidir.” diye konuştu. 

    “İkinci trimesterde diş tedavileri daha güvenli”

    Hamilelik öncesinde ağız bakımı ve diş muayenelerinin yapılmasını tavsiye eden Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Eğer bu yapılmadıysa ve hamilelik döneminde de dişte sıkıntılar varsa sonraya bırakılmadan hamilelik döneminde de tedavi yapılabilir. Mümkünse diş tedavilerinin yapılmasında ikinci trimester daha güvenli görülüyor. Özellikle dişlerde bir çürüğe bağlı apse varsa gerekli tedavi yapılır.” dedi.

    “Kusma sonrası karbonatlı suyla ağzı çalkalamak çürüklere karşı koruyucu etki gösterebiliyor”

    Hamilelikte gargara kullanımını rutinde tavsiye etmediklerini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, hamilelikte sağlıklı dişler için nasıl gıdalar tüketilmesi gerektiğini de şöyle anlattı:

    “Hamilelik döneminde mide bulantısı ve kusma sık görülen bir şey olduğu için bunu telafi edecek özellikle karbonatlı ürünleri tavsiye ediyoruz. Kusma sonrası karbonatlı suyla ağzı çalkalamak ağızdaki asidik ortamı biraz daha baziğe çevirebilir ve böylece çürüklere karşı koruyucu etki gösterebiliyor.  Hamilelikte mikroorganizma dengesi ve bağışıklık sistemi biraz değişebileceği için buradaki bakterilerin çok rahat kullanabildiği yapışkan, karbonhidrattan zengin gıdaların mümkün olduğunca az tüketilmesini tavsiye ediyoruz. Sakız kullanımı faydalı olabilir. Protein ağırlıklı ve pişmemiş gıdaların tüketilmesini tavsiye ediyoruz.”

    Hamilelikte diş röntgeni çekilir mi?

    Hamilelikte diş röntgeni çekilip çekilmemesi konusuna da değinen Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Rutinde çekilmez. Ama illaki gerekli bir durum varsa gerekli önlemler alındıktan sonra diş röntgeni çekilebilir.” dedi.

    Diş tedavisinin bebeğe bir zararı var mı?

    Ağız ve diş bakım tedavilerinin, hem hamile bireyin yaşam kalitesini artırması açısından hem de ağızdaki iltihabi durumu tedavi etmesi açısından hamilelik döneminde de yapılmasının tavsiye edildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Bu durumun bebeğe bir zararı olmaz. Aksine yapılan araştırmalar bebeğe olan faydasının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Çünkü ağız içindeki enfeksiyonlar tüm vücudu etkileyebileceği gibi kan dolaşımı ile bebeğe de geçebiliyor. Dolayısıyla annenin ağzındaki birtakım bakteriyel durumlar bebeğin embriyo sıvısında da ortaya çıkabiliyor. Diş tedavileri gerekliyse yapılması gerektiği tavsiye edilir.” diye vurguladı. 

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı