Yazar: editor

  • “Göz Sağlığı İçin Akdeniz Tipi Beslenme Önemli”

    “Göz Sağlığı İçin Akdeniz Tipi Beslenme Önemli”

    “Göz Sağlığı İçin Akdeniz Tipi Beslenme Önemli”

    Yapılan araştırmalar sonucunda zeytinyağı, balık, taze sebze, meyveler ile et ve et ürünlerini kapsayan Akdeniz tipi beslenmenin göz rahatsızlıklarını azalttığı kanıtlandı.

    Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, Avrupa’nın farklı ülkelerinde 5 bin kişi üzerinde yapılan araştırmaya göre Akdeniz tipi beslenmenin yine yaşlanmayla birlikte görülen sarı nokta hastalığında da olumlu etkileri olduğunu söyledi.

    Asena, “Zeytinyağı, balık, taze sebze, meyvelerle, et ve et ürünlerini kapsayan Akdeniz tipi beslenme, göz sağlığını korumak açısından önemli. Akdeniz tipi besinler antioksidan maddeleri içeriyor. Yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan ve görme noktasında dejenerasyona yol açan sarı nokta hastalığı görme kayıplarına neden olabiliyor. Bugüne dek pekçok hasta bizlere göz sağlığı için nasıl beslenmeleri gerektiğini soruyordu. C vitamini ve Akdeniz tipi beslenmenin göz sağlığını koruduğu, yapılan araştırmalar sonucunda kanıtlanmış oldu. Her gün bir elma yemek bile sarı nokta hastalığı riskini azaltmaktadır” diye konuştu.

    C VİTAMİNİ KATARAKTI ÖNLÜYOR

    Op. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, antioksidan içeren ve C vitamini açısından zengin narenciye, brokoli, çilek, biber, kivi, portakal gibi yiyeceklerin düzenli olarak tüketilmesinin katarakt oluşumunun önüne geçtiğini de kaydetti.

    İngiltere’de 2 bin 54 ikiz üzerinde 10 yıl süreyle yapılan araştırmaya göre düzenli olarak C vitamini alan grubun, almayan gruba oranla katarakt oluşumunda % 30’a varan azalma görüldüğünü belirten Asena, şunları söyledi: “Katarakt oluşumunun % 35’ini genetik unsurlar, diğer % 65’ini ise beslenme, yaş, alkol sigara tüketimi, şeker hastalığı ve aşırı gün ışığı gibi çevresel faktörler oluşturuyor. Bizim ülkemizde ise 60 yaşın üzerindeki her bin kişiden 5’i katarakt ameliyatı oluyor. C vitamininin antioksidan özelliği nedeniyle katarakt oluşumunun önüne geçtiği yapılan deneylerle ortaya kondu” (BSHA)

  • Bakan Özer, Bengü Türk’te Eğitim Gündemini Değerlendirdi

    Bakan Özer, Bengü Türk’te Eğitim Gündemini Değerlendirdi

    Bakan Özer, Bengü Türk’te Eğitim Gündemini Değerlendirdi

    Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer, Bengü Türk’te canlı yayımlanan Gündem Özel programında eğitim gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Bakan Özer’in değerlendirmelerinden öne çıkan bazı başlıklar şöyle:

    Millî Eğitim Bakanlığı olarak eğitimin tüm kademelerinde kalite odaklı çok boyutlu iyileştirmeler yaptıkça ülkemiz, daha müreffeh bir ülke olacaktır. Millî Eğitim Bakanlığı olarak tüm eğitim birimlerimizde fikrî mülkiyetle ilgili yatırımlarımızın ödüllerini alıyor olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Başarılı bir şekilde sonuçlanmak üzere olan LGS sürecinde öğrencilerimizin %98’inin istedikleri okullara yerleştiklerini görmekten mutluluk duyuyoruz. 2021-2022 LGS sürecinin en dramatik artışı, mesleki teknik eğitime yönelişte gerçekleşti. 2022-2023 eğitim öğretim yılı hazırlıklarına 17 Haziran’da okulları kapatır kapatmaz başladık ve okullarımızın temizlikten kırtasiyeye her türlü ihtiyacını temin etmek üzere tüm ekiplerimizle ülkemizin her yerinde, sahada aktif olarak çalışıyoruz. 2022-2023 eğitim öğretim döneminde ilk kez ders kitaplarıyla birlikte yardımcı kaynaklarımız da öğrencilerimizin masasında olacak. İlk defa bu yıl temel eğitime de bütçe göndermeye başladık. Eğitimde tüm kademedeki okulların temel ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Bugün eğitim sistemimizde 1,2 milyon öğretmenimiz var ve bu sayının yüzde 70’i son 20 yılda atanmış.

    Bu yıl atamalarda okul öncesine ağırlık verdik

    10 yıllık öğretmen, uzman öğretmenliğe başvurabilir. 180 saatlik eğitim alarak sınavdan başaralı olan öğretmen 1 derece alır ve artı eğitim öğretim tazminatı hakkı kazanır. Yüksek lisans yapmış olan öğretmenimiz bu sınavdan muaftır. 10 yıllık uzman öğretmen, başöğretmenliğe başvurabilir. 240 saatlik eğitim alarak sınavdan başaralı olan öğretmen başöğretmen unvanı alır. Öğretmenlik kariyer basamakları, öğretmenlerin özlük haklarını iyileştirecek bir sistem. Türkiye’de kariyer sisteminde sınav yapılmayan hiç bir alan yok. Sınavsız bir kariyer sistemi inşa etmek mümkün değil. Uzman veya başöğretmenlik sınavımızda öğretmenlerimizin yeterliliklerini ölçmüyoruz. Bu sınav, sadece alınan eğitimi değerlendiren bir sınav. Türkiye’de öğretmenlerimiz lisansüstü eğitim konusunda istekliler. Bu isteği kariyer sistemiyle birleştirme kararı aldık.

    “Öğretmenlerimiz eğitim sistemimizin biricik varlıklarıdır”

    Uzman veya başöğretmenlik sınavında biz öğretmenlerimizin öğretmenlik yeterliliklerini ölçmüyoruz. Bu sınav, sadece uzman öğretmenlikte 180, başöğretmenlikte 240 saat alınan eğitimi değerlendiren bir sınav. Türkiye’deki öğretmenlerimizin lisansüstü eğitimi tamamlama oranları OECD ülkelerine göre çok düşük. Türkiye’deki öğretmenlerimiz bu konuda istekliler. Bu isteği kariyer sistemiyle birleştirelim ve master yapan öğretmenimizi uzman öğretmen, doktora yapan öğretmenlerimizi de başöğretmen yapalım istedik. Milletin iradesinin tecelligâhı Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. 1 Ekim’de açıldıktan sonra ilaveler gelir. İlave iyileştirmeler yapılır. Bize düşen, Millî Eğitim Bakanlığı olarak onları uygulamaktır. Sınavı geçemeyen, öğretmen olarak çalışmaya devam edecek. Herhangi bir problem yok. Zaten her yıl bu sınav tekrarlanacak. Dolayısıyla öğretmenimiz bir daha sınava girmek istemiyorsa önümüzdeki yıla kadar tezsiz yüksek lisans yapabilecek herhangi bir alanda. Kariyer sisteminin gerektirdiği şekilde süreçle ilgili işleyen bir mekanizma var, sonuçta her öğretmen öğretmendir. Başöğretmen de öğretmen, uzman öğretmen de öğretmendir. Şu an itibarıyla eğitim sisteminde, yani bu kanun 14 Şubat 2022 yılında yayınlanmadan önce eğitim sistemimizin içinde 75 bin 701 uzman öğretmen var, aynı zamanda başöğretmen de vardı. Öğretmenlerimize yardımcı olmak için çalışıyoruz. Mesela, örnek kitapçıkla ilgili bir çalışmamız yoktu. Örnek kitapçık yayımlayarak öğretmenlerimizin tedirginliğinin ortadan kalkmasıyla ilgili bir çalışma başlattığımızı da kamuoyuna duyurduk. Öğretmenlerimiz eğitim sistemimizin biricik varlıklarıdır. Öğretmenlerimiz ne kadar güçlü olurlarsa eğitim sistemimiz o kadar güçlü olur. Türkiye Cumhuriyeti devleti de o kadar güçlü olur.

    “12 Eylül’de okullarımızı açacağız”

    1 Eylül’de öğretmenlerimiz normalde okula gelecekti. 1-2 Eylül’de okullarda eğitimler başlayacaktı. Buradan tüm öğretmenlerimize müjdeyi verelim. Öğretmenlerimiz 1-2 Eylül’de idari izinli sayılarak 5 Eylül’de okula gelerek hazırlık süreçlerine dâhil olacaklar. Öğretmenlerimizin mesleki gelişimlerini, kişisel gelişimlerini desteklemek için çok ciddi yatırım yapıyoruz. Öğretmenimizi ne kadar desteklersek eğitim sistemimiz o kadar güçlü olur. Bu bilinçle ilk defa öğretmenlerin mesleki gelişimlerinde paradigma değişimine gittik. Yani Bakanlık olarak merkezî bir planlamadan uzaklaştık. Tamamen okul temelli mesleki gelişim programına odaklandık. 2020 yılında Bakanlığın düzenlemiş olduğu merkezî ve mahallindeki eğitimlere katılan öğretmenlerin sertifika sayısı 1.2 milyon. Öğretmen başına düşen eğitim saati, 44 saat. 6 Ağustos’ta ben göreve başladım ve hızlı bir şekilde öğretmenlerle ilgili önceliklerimizi belirleyerek süreçleri hızlı bir şekilde yeniledik ve 2.9 milyon öğretmene ulaştık. Düzenlemiş olduğumuz eğitimler sayesinde öğretmen başına düşen eğitim saati, 94’e çıkarak son on yılın en yüksek rakamına ulaştı. Bu seneki hedefimiz, her öğretmenin en az 120 saat mesleki gelişim eğitiminden yararlanması. Gerçekten öğretmenlerimiz sadece eğitim, öğretimde değil, Kovid sürecindeki vefa çalışma gruplarından diğer alanlardaki desteklerine kadar illerimizde, ilçelerimizde, mahallelerimizde, köylerimizde ülkenin yüz akı. Biz de Bakanlık olarak onların çalışma koşullarını iyileştirmek, daha iyi noktaya taşıyabilmek ve özellikle bu süreçte kişisel gelişimlerini desteklemek için istedikleri eğitim ile ilgili de her türlü desteği verdik vermeye de devam edeceğiz. Geçen sene 2021-2022 eğitim öğretim yılı 6 Eylül’de başladı, biliyorsunuz. Devir teslim töreninde açıkça bir şey söyledim: Dedim ki okulları açmamız için vakaların sıfırlanmasını beklemeyeceğiz. Beklemeye tahammülümüz yok çünkü bir buçuk yıl okullar kapalı kaldı. Okullar sadece eğitim öğretim yapılan yerleri değil. Eğitim sistemini düşünün… 18,9 milyon öğrenci, 1,2 milyon öğretmen… Eğer siz bu devasa ölçeğe sahip olan bir eğitim sistemini Kovid sürecinde normalleştiremezseniz Türkiye’nin normalleşmesini bekleyemezsiniz. Biz bir taraftan gençlerimizi yetiştirmekle ilgili bu İnisiyatif alarak süreci kararlı bir şekilde götürdük. Aynı zamanda Türkiye’nin de normalleşmesini hızlandırdık. Onun için ben tüm öğretmenlerimize, en içten şükranlarımı sunuyorum. Bu şükranın da teşekkürün de bir nişanesi olarak söz verdiğim gibi tüm öğretmenlerimize ve idari personelimize hem birinci dönem sonunda hem de ikinci dönem sonunda başarı belgesi verdim. İlk defa Millî Eğitim tarihimizde ilk defa, bir Bakan tüm öğretmenlere ve idari personeline yılda iki defa başarı belgesi vermiş oldu. Vakalar artıyor ama grip seviyesinde geçiriliyor. Yeni oluşan durumlara göre, yeni değerlendirmeler yaparız ama mümkün olduğu kadar okulları açık tutmak… Bizim irademiz bu yönde. Millî Eğitim Bakanlığı olarak yaz okullarını devreye soktuk. Yaz okullarını devreye sokmamızın iki amacı vardı: Birinci amacı, bizim öncelik verdiğimiz yerlerde eğitim öğretim başlamadan süreçleri hızlandırmak. İkinci amacı da öğrencilerimizin sosyalleşmesini artırarak Kovid’den kaynaklanan dezavantajlı durumlarını telafi etmek ve onları daha sağlıklı bireyler olma yolunda desteklemek. Bakanlık olarak dil eğitimini önemsiyoruz. Yani ana dil Türkçe eğitimini, matematiği de bir dil olarak görüyoruz. Hepimizin malumu, tüm dünyada göç var, kırsal bölgelerden şehirlere doğru ama özellikle Kovid-19 salgınından sonra yavaş yavaş göçün tersine döndüğünü gördük. Köylerimizde şu anda kullanılmayan okullarımızı vatandaşımızın hizmetine açalım istedik. ilkokul olarak kullanma imkânı varsa ilkokul olarak… Bunun için hemen yönetmelik değişikliği yaptık ve köy okullarına öğrenci sayısına bakılmaksızın açılabilme imkânı getirdik. Anaokullarında bir ana sınıfının açılması için 10 olan öğrenci sayısını 5’e düşürdük. Sadece bu düzenlemeyle 1.800 köyde yaklaşık 20 bin öğrencimiz ana sınıflarıyla buluştu.

    ÖSYM Başkanlığının disiplin amiri YÖK Başkanlığıdır

    Aynı zamanda köy okullarına halk eğitimi merkezleri kuralım istedik. Dolayısıyla biz halk eğitimi merkezleriyle şehirlerde değil, bu köy okullarıyla bütünleştirerek köyde yaşayan vatandaşlarımızın herhangi bir yere gitmeden rahat bir şekilde erişilebilecekleri fiziki mekânlarda istedikleri kursları alabilme imkânı getirdik. Aslında çok farklı bir modele doğru evlenmeye başladı çünkü bir köyde çocuğuyla ebeveyni aynı eğitim kurumunda bütünleştirme imkânı oldu. Bir taraftan halk eğitimi merkezlerinde kadınlarımız dikiş nakıştan tarım ve hayvancılığa çeşitli kurslar aldı. Yan tarafta da torunu veya kızı, oğlu anaokulunda veya ilkokulda eğitim almaya başladı. Dolayısıyla bir merkez olma potansiyelini güçlendirdik. Hedefimiz, yeni eğitim öğretim başlayana kadar tüm Türkiye’de 1000 köy okulunu yaşam merkezine dönüştürmek. Bununla ilgili çalışmalar da çok başarılı bir şekilde devam ediyor. Yakında kamuoyuyla da paylaşacağız. Çabamız, yılın sonuna kadar da tüm köy okullarını köy yaşam merkezlerine dönüştürebilmek. Sanki Millî Eğitim Bakanlığı, KPSS sürecinden sorumluymuş gibi bir algı oluştu. ÖSYM idari, mali olarak özerk bir kurumdur. ÖSYM Başkanlığının disiplin amiri YÖK Başkanlığıdır. Dolayısıyla YÖK’le ilişkisi vardır. Zaten biliyorsunuz o süreçte YÖK, inceleme başlattı. Bizim yaptığımız sınavlar da denetime açıktır. Bir problem olduğu zaman zaten biz Bakanlık olarak teftişimizi, tüm inceleme sistematiğimizi kendimiz yaparız çünkü Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğümüz çeşitli sınavlar yapıyor, sadece LGS’yi yapmıyor. Kamu kurum ve kuruluşlarına da hizmet veriyor. Biz gerekli incelemeleri yapıyoruz. Dolayısıyla bir problem olduğu zaman da deriz ki burada bir problem var, bununla ilgili şunları yaptık deriz açık yüreklilikle.Öğretmenlerimizi mağdur etmeyecek şekilde, mümkün olduğu kadar da özürlerini kabul edecek şekilde süreçleri yöneteceğiz.

    Özel Eğitim Kurumları

    Okullarımızın temizlik ve güvenliğiyle ilgili daha önceden toplum yararına çalışma programıyla ilgili çalışmalar oldu, biz bu süreci de takip ediyoruz inşallah yakın zamanda okullarımızın öncelikli olarak temizliğiyle ilgili destekleyecek mekanizmalarla okullarımızı da destekleyeceğiz. Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğümüz sektör temsilcileriyle, öğretmenlerimizle müzakerelerini halen devam ettiriyor. Özel öğretim kurumlarında sınıf mevcut sayısını 24’ten 30’a çıkarttık. Bunun gibi hem öğretmenlerimizin ücretleriyle ilgili hem SGK kayıtlarıyla ilgili konulardaki tüm talepleri arkadaşlarımız alıyorlar, süreçleri de suhuletli bir şekilde yönetmeye çalışıyorlar. Kitap hayatımız… Yıllardan beri şikâyet ettiğimiz konu; çocuklarımızın, gençlerimizin, vatandaşlarımızın kitap okuma kapasitesini artırmayla ilgili yıllardan beri özlem var. Biz Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayesinde 26 Ekim’de bir kampanya yaptık. 16 bin 361 adet kütüphane yaptık. İkinci adım olarak kitap sayısını artırmaya çalıştık. 28 milyon kitap vardı eğitim sistemimizde, şu anda 75 milyon. İstanbul’dan başladık, geçen gün de Ankara’da devam ettik; yaşayan insan hazinelerimizin isimlerini kütüphaneye vermeye başladık.

    Mesleki Eğitimler Her Ülke İçin Kritik Eğitim Türü

    Yani nihayetinde varmak istediğimiz şey şu: Kütüphanelerimiz okullarımızın kalbi olsun, kültür-sanat etkinlikleri kütüphanede olsun, öğrencilerimiz sürekli kitapla temas etsinler. Bu eğitimde fırsat eşitliği için de çok kritik bir şey. Bazı okullarda kütüphane var, bazılarında yoksa bu eğitimde fırsat eşitliği için sıkıntılı bir durumdur. Çok mutluyuz, çok başarılı bir süreç oldu. Mesleki eğitim her ülke için kritik bir eğitim türü. İş gücü piyasasına çok duyarlı bir eğitim, dolayısıyla iş gücü piyasasının talep etmiş olduğu becerileri-yetenekleri olan insan yetiştirmesi lazım ki o iş gücü piyasası da ekonomik kalkınmada yeterli insan kaynağıyla desteklenerek atılım yapabilsin, ülkenin refahını artırabilirsin. Mesleki eğitimle ilgili kronik problem, 28 Şubat sürecinin bir ürünüdür. 1999’daki katsayı uygulaması, bu ülkeye inanılmaz maliyetler üretti. Başarılı öğrencileri meslek liselerinden uzaklaştırdı, aynı imam hatip liselerinden uzaklaştırdığı gibi. Okullar arası başarı farkını çok derinleştirdi, eğitimde fırsat eşitliğini zayıflattı, bir sürü problem. Biz Bakanlık olarak şunu yapmaya çalıştık: Biz, işgücü piyasasına eleman yetiştiriyorsak mesleki eğitimle, sektörün mezun vermesini beklemeyelim, sektörü tüm süreçlerimize katalım.

    Mesleki Eğitime Yönelme Artmaya Başladı

    Giderek mesleki eğitime yönelme artmaya başladı. Ama en kritik şey, akademik olarak başarılı öğrenciler mesleki eğitimi tercih etmeye başladı. Artık meslek liseleri yüzde 1’lik başarı diliminden öğrenci almaya başladılar. Meslek liseleri artık üretiyor, ürettiğini de inovatif bir şekilde geliştiriyor. Meslek liseleri artık yurt dışına ihracat yapıyor. Mesleki eğitim merkezleriyle ilgili 25 Aralık 2021 tarihinde 3308 Sayılı Mesleki Eğitim Kanununda çok önemli düzenlemeler yapıldı. Haftada 1 gün okula gidiyor, 4 gün işletmede beceri eğitimi alıyor. Düzenlemeden önce Türkiye’de 159 bin çırak, kalfa, usta vardı, şu anda 600 bin. Yılın sonuna kadar Sayın Cumhurbaşkanımız açıkladı, hedefimiz 1 milyon gencimizi mesleki eğitim merkezleriyle buluşturmak. Bilim ve sanat merkezlerinin erişilebilirliğini artırmak için sayısını artırdık, önce 185’e çıkardık 2021 yılı itibariyle. 2022’de de hedefimiz 350 tane BİLSEM olmasıydı, 360’lara ulaştık şu anda. Dolayısıyla bilim sanat merkezlerimizde sağlamış olduğumuz eğitim programlarıyla beşeri sermayemizin niteliğini artırmak, işte bahsettiğiniz robotik kodlamadan işte uzay teknolojilerine kadar tüm alanlarda, bilim alanında, aynı zamanda sanat alanında da, görsel sanatlarda, resimde, diğer alanlarda öğrencilerimizi desteklemeye devam ediyoruz.

    “Bizim biricik sermayemiz var, o da gençlerimiz”

    Çünkü bizim biricik sermayemiz var, o da gençlerimiz, beşeri sermayemiz. Onun niteliğini ne kadar artırabilirsek, o kadar güçlü olacağız. İşte bilim sanat merkezlerindeki bu aslında Milli Eğitim Bakanlığının yapmış olduğu fikri mülkiyet çalışmaları bilim sanat merkezlerinde hızlı karşılık buldu. Öğrenci başarı araştırmalarıyla ilgili bir PISA çalışması var, bir de TIMSS var. PISA, 15 yaşındaki anadil okuryazarlığı, matematik ve fen okuryazarlığını ölçüyor, belli yıllarda döngülerle; 3 yıl, 4 yıl PISA-TIMSS değişiyor. TIMSS’de de 4. ve 8. sınıfta matematik ve fen okuryazarlığı. Milli Eğitim Bakanlığı son 20 yılda öğrenci sayısını bu kadar artırmasına rağmen PISA ve TIMSS’in her döngüsünde bir önceki döngüsünden daha yüksek performans sergiliyor. Artık bundan sonraki hedefimiz sadece puanı artırmak değil, OECD ortalamasını da PISA sonuçlarında yakalamak, onunla ilgili de süreçlerimizi iyileştirmeye çalışıyoruz. (BSHA)

  • Bakan Koca, 75. Dünya Sağlık Asamblesi’ne Katıldı

    Bakan Koca, 75. Dünya Sağlık Asamblesi’ne Katıldı

    Bakan Koca, 75. Dünya Sağlık Asamblesi’ne Katıldı

    Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen 75. Dünya Sağlık Asamblesi’nin açılışına katıldı. Bakan Koca, programın ikinci gününde Genel Kurula hitap etti.

    Bakan Koca, Birleşmiş Milletler’in (BM) Cenevre Ofisi’nde düzenlenen ve Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) en üst karar alma organı olan Asamble kapsamında ikili görüşmeler gerçekleştirdi.

    İlk olarak Cezayirli mevkidaşı Dr. Abdurrahman bin Bozid ile bir araya gelen Koca, Cezayirli mevkidaşı Abdurrahman’a, sağlık alanında iki ülkenin faaliyetlerini yakından takip etmek üzere Türk ve Cezayir Sağlık Bakanlıkları arasında Ortak Çalışma Grubu oluşturma teklifinde bulundu.

    Bakan Koca daha sonra Özbekistan Sağlık Bakanı Bezhod Musayev ve Azerbaycan Sağlık Bakanı Teymur Musayev ile ikili görüşmede bulundu.

    Bakan Koca, 75. Dünya Sağlık Asamblesi’nde Genel Kurula konuştu

    Asamblenin ikinci gününde, Genel Kurula hitap eden Bakan Koca, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Ukrayna’daki sağlık altyapısına etkileri, küresel gıda krizi ve Kovid-19 salgınıyla mücadele konularını ele aldı.

    Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Türkiye’nin ilaç ve tıbbi malzeme başta olmak üzere insani yardım gücünü bölgeye yönlendirdiğini vurgulayan Koca, başta hasta ve yaralıların tahliyesi olmak üzere güvenli bir tıbbi koridorun oluşturulması gerektiğini dile getirdi.

    Dünyayı bekleyen en büyük küresel tehdidin beslenme ve gıda güvenliği olduğunu kaydeden Koca, “Gıda güvenliği tehdidine yönelik DSÖ’nün bugünden alacağı tedbirlerin hayati önemde olduğunu düşünüyorum. Türkiye her zaman, uluslararası müzakere sürecinin yapıcı bir parçası olma gayreti içerisinde olacaktır” dedi.

    “DSÖ’nün çabaları yetersiz kaldı”

    DSÖ’nün Kovid-19 salgınıyla mücadelesini değerlendiren Koca, “DSÖ’nün bu süreçte dünyadaki her milletin ve bireyin sağlık hakkını koruması beklenmiştir. Evet, zaman zaman bu çabaları gördük ve takdir ettik ancak yeterli olmadığını bugün bu platformda konuşmamız gerekiyor. Halk sağlığı acil durumlarında, fikri mülkiyeti düzenleyen daha insan temelli somut adımları hızla atmamız gerektiğine inanıyorum.”

    Kovid-19 salgınıyla küresel mücadele sürecinin her aşamasının üzerinde çalışılması gerektiği görüşünü vurgulayan Koca, Türkiye’nin salgının ilk gününden itibaren başarılı bir sınav verdiği ve sağlık sisteminin hiçbir aşamada aksamadığının altını çizdi.

    DSÖ’nün dayanışma temelinde güçlendirilmesi vurgusu

    Bakan Koca, “Türkiye, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yalnızca kendi vatandaşlarına en üst düzeyde hizmet sunmakla kalmamış, 161 ülke ve 14 uluslararası kuruluşa koruyucu ekipman bağışı, bilgi ve tecrübe paylaşımı ve AVAT aracılığıyla aşı yardımı gibi farklı alanlarda uluslararası dayanışmanın güçlü bir örneğini ortaya koymuştur” değerlendirmesinde bulundu.

    Salgının küresel alanda kontrol edilmesi yolunda Koca, Türkiye’nin geliştirdiği Kovid-19 aşısı TURKOVAC’ın uluslararası dayanışmanın bir parçası olması temennilerini iletti.

    Bakan Koca, DSÖ’nün dayanışma ve hakkaniyet temelinde güçlendirilmesi gerektiğine dikkati çekerek, “Yasal bağlayıcı bir pandemi anlaşmasının oluşturulması, Uluslararası Sağlık Tüzüğü’nün güçlendirilmesi ve finansal bağımsızlığının desteklenmesi gibi tüm tartışmalara da bu perspektif doğrultusunda yaklaşmaktayız” diye konuştu.

    Sağlık Bakanı Koca, DSÖ Genel Direktörü Ghebreyesus ile görüştü

    Asamble kapsamında (DSÖ) Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus ile de bir araya gelen Bakan Koca, Türkiye’nin düşük ve orta gelirli ülkelerin Kovid-19 aşısına erişimi konusunda en iyi şekilde destek verme çabası içinde bulunduğunu belirtti. DSÖ Genel Direktörü Ghebreyesus da salgınla küresel mücadele konusunda Türkiye ile iş birliğini sürdürme temennisi içinde olduklarını belirtti.

    Türkiye’nin Kovid-19 aşısı TURKOVAC’ı üretmiş olmasından memnuniyet duyduğunu kaydeden Ghebreyesus, BioNTech aşısının da Türk profesörler tarafından geliştirildiği için bir Türk aşısı sayılabileceğini ifade etti.

    Bakan Koca daha sonra Endonezya Sağlık Bakanı Budi Gunadi Sadikin ile ikili görüşmede bulundu.

    Bu yıl “Barış için Sağlık, Sağlık için Barış” sloganıyla 75’incisi düzenlenen Dünya Sağlık Asamblesi’nde Kovid-19 sonrası yeni küresel salgınlara hazırlık, Rusya-Ukrayna savaşının Ukrayna’daki sağlık altyapısına etkileri ve DSÖ’nün başlattığı Küresel Sağlık için Barış Girişimi projesi ele alındı. (BSHA)

  • Sağlıklı yaşam kamplarına ilgi artıyor

    Sağlıklı yaşam kamplarına ilgi artıyor

     Sağlıklı yaşam kamplarına ilgi artıyor

    Tatilciler artık sadece deniz, havuz keyfiyle yetinmiyor, deneyim de kazanmak istiyor. Ekstrem sporlar, 24 saatlik safariler, yoga kampları, sağlıklı yaşam etkinlikleri, tarım turizmi… Her ilgiye göre bir deneyim tatili bulmak mümkün. Özellikle pandemi sonrasında sağlıklı yaşam, yoga, tarım tatillerine ilgi arttı.

    Deneyim tatili konsepti

    Deneyim tatillerine artan taleple ilgili bilgi veren Sanitas SPA & Wellness’in Kurucu Ortağı Dr. Şebnem Akman Balta “Sadece deniz tatili yeterli gelmiyor. İnsanlar, hem dinlenebilecekleri hem de hobi edinebileceği, yeni şeyler öğrenebileceği tatil konseptlerini araştırıyorlar. Böylelikle tatil yaparken kendilerini geliştirip yeni insanlarla da tanışıyorlar” dedi.

    Bu kapsamda Sanitas Spa da hem zihnini hem de vücudunu dinlendirmek isteyenlere özel kamp düzenleyecek. Kişiye özel vücut analizinden dünya masajlarına, yoga ve nefes terapilerinden sağlıklı yaşam etkinliklerine dolu dolu hazırlanan programla, katılımcılar unutulmaz bir deneyim yaşayacak.

    20-25 Eylül tarihlerinde Radisson Collection Bodrum’da gerçekleştirilecek Vitafit Camp’ta 2 gece 3 gün veya 4 gece 5 gün konaklama seçenekleri de sunulacak.

    Kişiye özel muayene

    Dr. Ayça Kaya ile kişiye özel muayene ile vücut analizinin yapılacağı kampta, ayrıca Kaya, kontrollü kilo verme üzerine söyleşi gerçekleştirilecek. Katılımcıların, doktor kontrolüyle vücuduna gerekli glutatyon mineral ve vitamin desteği alacağı kampta, sağlıklı detox içecekleri ile Vitafit’e özel hazırlanan menüler de sunulacak.

    Daha zinde hissedecekler

    Kampın en dikkat çeken olanaklarından birinin de dünya masajları ve hamam olacağını belirten Şebnem Akman Balta, “Dinlenirken hafiflemek hafiflerken de sağlık kontrolünden geçmek kadar keyiflisi de yok. Vitafit’le bunu amaçladık. Zihni, bedeni ve ruhu  birbiriyle  tekrar  bütünleyen sağlıklı yaşam programımızla katılımcılar,  yenilenecek ve kendilerini daha zinde, daha sağlıklı hissedecekler. Sanitas SPA farkı ile dünya masajlarının da yapılacağı kampta yoga, fitness programlarıyla da enerji dengesi kurulacak” diye konuştu.

    Bar psikoloğuyla buluşacaklar

    Kampta, Türkiye’de ve dünyada ilk kez hayata geçirilen Bar Psikoloğu – Psikogösteri konseptinin yaratıcısı ve uygulayıcısı olan Psikolog Ferhat Aydın da katılımcılarla buluşacak.  ‘İnsanlar psikoloğa gitmiyorsa psikolog insanlara gitsin’ düşüncesiyle hayata geçirilen bu gösteri formatı, temel psikoloji bilgilerinin mizahla harmanlanarak insanlara sunulduğu bir ‘drink and talk show’ olarak dikkat çekiyor. (BSHA)

  • Etlik Şehir Hastanesi Açılmadan Kamu Zararına Neden Olmuştur

    Etlik Şehir Hastanesi Açılmadan Kamu Zararına Neden Olmuştur

    Ankara sağlık emek ve meslek örgütleri, Etlik Şehir Hastanesi hakkında açıklama yaptı.

    Etlik Şehir Hastanesi Açılmadan Kamu Zararına Neden Olmuştur

    Ankara Tabip Odası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi, Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası ortak bir açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi, *Ankara’da yakın bir tarihte açılması planlanan 3.624 yataklı Etlik Şehir Hastanesi’nin 22.10.2013 tarihinde temeli atılmıştır. Bu hastanenin açılması ile ilgili anlaşma 42 aylık inşaat, 25 yıllık işletme süresi ile 28,5 yıllık tasarım, yap, finanse et, işlet ve devret modeline göre yapılandırılmıştır. Etlik Şehir Hastanesine 1,1 milyar euro yatırım bedeli öngörülmüştür; sözleşme bedeli ise 2,2 milyar euro’dur. Projenin finansmanı Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), Uluslararası Finans Kurumu (IFC) ve Karadeniz Ticaret ve Kalkınma Bankası (BSTDB) tarafından karşılanmaktadır. Etlik Şehir Hastanesinin açılabilmesi için öncelikle Etlik İhtisas Hastanesi kapatılmıştır. Keçiören Meslek Hastalıkları Hastanesi ise, Ankara Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesi ile Ankara Gazi Mustafa Kemal Çevresel ve Mesleki Hastalıklar Hastanesi şeklinde birleştirilerek kapatılmıştır. Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi (EAH) ise, Atatürk Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi EAH ile Ankara Atatürk Sanatoryum EAH şeklinde birleşerek kapatılmıştır. İlimizde faaliyet gösteren beş kamu hastanesi daha kapatılacaktır. Bunlar Dışkapı EAH, Sami Ulus EAH, Onkoloji EAH, Etlik Zübeyde Hanım EAH, Ulucanlar Göz EAH’dir. Kapatılacak hastaneler; pandeminin yoğun olduğu 2021 yılında yaklaşık günlük 2500’e yakın acil servis başvuru yükünü, 15 bine yakın poliklinik yükünü taşımıştır. Bu beş hastane ilimizde açılan Ankara Şehir Hastanesi’nin üzerinde acil servis yükünü karşılamakta, poliklinik hizmetlerinde ise eş değer hizmet üretmektedir. Sağlık Bakanlığı, Etlik Şehir Hastanesi ile Ankara Şehir Hastanesinin ürettiği hizmete denk hizmet üreten beş kamu hastanesini kapatarak ve bu hizmeti 2,2 milyar euro’ya alacağı bir hastane açmaktadır.

    Birinci itiraz noktamız

    * Projenin toplam süresi 28,5 yıldır.

    * Projenin inşaat süresi firmalardan kaynaklı sorunlardan dolayı 3 yıl 6 ay değil, 8 yıl 9 ay sürmüştür. Dolayısıyla inşaat süresinin uzaması toplam proje süresini uzatmaması gerekir (temel atıldığı tarih itibariyle 28,5 yıllık süre başlamıştır). İnşaat süresindeki uzama işletme süresinden düşmelidir. Yani firmanın toplam işletim süresi 25 yıl değil, 20 yıl olmalıdır.

    * Türkerler firması toplam işletim süresini 24 yıl olarak açıklamaktadır.

    * Şehir Hastaneleri projelerinde firma inşaatı erken tamamlaması durumunda erken tamamladığı dönem işletme süresine eklenmektedir. Geç kalınması durumunda da işletme süresinden düşürülmesi gerekmektedir.

    * Etlik Şehir Hastanesine 1,1 milyar euro yatırım bedeli öngörülmüştür; sözleşme bedeli ise 2,2 milyar euro’dur. Kamuya işletme dönemi boyunca ciddi yük getirecek projede inşaat süresinin uzaması nedeniyle işletme süresinin kısaltılmaması kamu zararını artıracaktır.

    İkinci itiraz noktamız

    * Proje temel atılma dönemi ele alındığında 2017 yılında teslim edilmesi gerekirdi.

    * Hastane açıldıktan sonra 24 yıl süreyle hastanenin Sağlık Bakanlığı’nca belirlenmiş hizmetleri (radyoloji, nükleer tip, radyoterapi, radyoloji, cerrahi, tıbbi laboratuarlar, fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri, sterilizasyon hizmetleri, tıbbi atik, hastane bilgi yönetim sistemleri, hasta karşılama ve refakat hizmetleri, yardım masası, yemek, temizlik, çamaşır, güvenlik, otopark, teknik bakim onarım, biyomedikal hizmetler)  firma tarafından sunulacaktır.

    * Tesise ilişkin hizmet bedeli uygulamasında 5 yılda bir Pazar (piyasa) Testi ile yeni ihalelerin yapılması gerekmektedir.

    * Şirket hastaneyi 2017’de teslim etseydi bu yıl içinde bu hizmetlerde ihalenin yenilenmesi gerekiyordu. Sağlık Bakanının meclis bütçe sunumlarında ifade ettiği 5 yılda bir ihalenin yapılması kamu yararı sağlayacağı yönündeki ifadesi projenin geç teslimi nedeniyle mümkün olmayacaktır.

    Üçüncü itiraz noktamız

    * Sözleşmelerde fesih nedenlerinden biri de şirketin projeye “uzun süre ara vermesi” dir.

    * Çok ciddi anlamda projede gecikme yaşanmıştır. Şehir Hastaneleri projelerinde genel itibariyle, süresinde tamamlamama nedeniyle her 30 günü aşan gecikme nedeniyle aşama toplam değerinin %0,03 değerinde ceza kesilmekte ve ceza bedeli aşama toplam bedelin %10’nunu geçememektedir. Şirkete bugüne kadar gecikmeden kaynaklı ceza kesilip kesilmediği bilinmemektedir.

    Ankara sağlık emek ve meslek örgütleri olarak, Sağlık Bakanlığı’nın bu üç noktada en kısa sürede kamuoyunu aydınlatmasını ve sürecin şeffaf bir şekilde yürütülmesini talep ediyoruz. (BSHA)

  • Eğitim Sen Öğretmenlik Meslek Kanunu Sınavı Hakkında Açıklama Yaptı

    Eğitim Sen Öğretmenlik Meslek Kanunu Sınavı Hakkında Açıklama Yaptı

    Eğitim Sen Öğretmenlik Meslek Kanunu Sınavı Hakkında Açıklama Yaptı

    Hayatında bir kez sınıfta ders işlememiş, öğretmenliğin cefasını çekmemiş, fedakârlığın meyvesini tatmamış ve öğrencilerinin gözlerinde kendisini görmemiş kişilerin hazırladığı ve bizlere dayattığı Öğretmenlik Meslek Kanunu üzerine tartışmalar sürmektedir. Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun öğretmenlerin temel haklarını içermediği ve aksine birçok hak kaybına yol açacağı kısa bir süre içinde çok daha iyi anlaşılmıştır. Tam da bu sebeple Öğretmenlik Meslek Kanunu’na, seminer ve sınav dayatmasına karşı öğretmenler tek ses olmuş ve tepkilerini çığ gibi büyütmüşlerdir.

    Bakan Mahmut Özer’in “Sınavı biz değil sendikalar istedi“

    Bakan Mahmut Özer’in “Sınavı biz değil sendikalar istedi“ ve “Mülakat olmasın diye sınav yapmak istedik” gibi birbiriyle çelişen açıklamaları, öğretmenlerin tepkisinin çığ gibi büyümesinden kaynaklanan bir tedirginliğin ve paniğin sonucudur. Kapalı kapılar ardında eğitim emekçilerini yönetmeyi ilke edinenler ile siyasi iktidarın çıkarlarını gözetmeyi sendikacılık sayanlar ise birdenbire aklanma telaşına düşmüşlerdir. Mülakat denilen torpil sisteminin ne kadar deşifre olduğunun da itirafı olan bu açıklamalar, seminer ve sınav sürecini MEB’in ve yandaş sendikanın ortak belirlediğini göstermektedir. Öğretmenlerin sosyal medya üzerinden ders verircesine geliştirdiği tepki sonucunda, hem MEB hem de yandaş sendika yaşatılan ‘saçmalığın’ sorumluluğundan kurtulma çabasına girmiştir.

    Oysa hakikat ayan beyan ortadadır! Öğretmenler mesleki onurlarına sahip çıkmış ve bu kez öğrencilere değil, bakanlık yöneticilerine ve yandaş sendikaya ders vermişlerdir. Öğretmenlerin yeterliliğini ölçmeye kalkışan Bakan Mahmut Özer, kanunu hazırlayanlar ve yandaş sendika yöneticileri öğretmenlerin verdiği bu dersi iyi anlamak zorundadır. Tüm eğitim emekçilerini değil bir kısmını ayırıp ekonomik ayrıcalıklar kazandırmayı, öğretmenler arasında bir hiyerarşi yaratmayı ve soran sorgulayan öğretmeni bundan muaf tutmayı hedefleyen, öğretmenlerin iş güvencesini ortadan kaldıran ve eğitimde ticarileşmeyi kamu okullarında daha da derinleştirecek olan Öğretmenlik Meslek Kanunu ölü doğmuştur, iptal edilmelidir. Ellerine yüzlerine bulaştırdıkları seminer ve sınav süreci, çalışma anlayışlarının ne kadar niteliksiz, özensiz ve sığ olduğunu daha da ortaya çıkarmıştır. Bu süreci yönetenler ‘görevlerinden aflarını istemeli’ ve tüm öğretmenlerden özür dilemelidir.

    Eğitim Sen olarak bir gerçeğin altını ısrarla çiziyoruz! Biz öğretmenler ne yaptığınızı, neden yaptığınızı, nasıl yaptığınızı ve en önemlisi bunu kimlerle yaptığınızı çok iyi biliyoruz! Bu nedenle öğretmenlerin ortak taleplerine kulaklarınızı tıkamayın, gözlerinizi kapatmayın ve öğretmenlerin iradesini yok saymayın! Alın size sınavdan geçebilmenizin yolu… İyi dersler! (BSHA)

  • Pandemi Sağlıkta Dijital Dönüşümü Hızlandırdı

    Pandemi Sağlıkta Dijital Dönüşümü Hızlandırdı

    Pandemi sağlıkta dijital dönüşümü hızlandırdı VR teknolojileri sağlık alanındaki tanı ve tedavi süreçlerinde yer almaya başladı.

    Endüstri 4.0 olarak tanımlanan dijital sanayi devriminin getirdiği yenilikler sağlık sektöründe de kendini göstermeye başladı. Sağlıkta dijital dönüşümün bilgi kaynaklarına erişimi kolaylaştırarak insan kaynaklı hataları en aza indirdiğini belirten Doç. Dr. Tuğba Altıntaş, özellikle Covid-19 ile birlikte hayatımıza giren karantina ve izolasyon uygulamalarının sağlıkta dijital dönüşümü hızlandırdığını ifade ediyor. Doç. Dr. Tuğba Altıntaş, sağlıkta dijital teknoloji kullanımının en önemli avantajının hastanelerin ve hekimlerin iş yükünü azaltması olduğunu vurguluyor. Altıntaş ayrıca dijital dönüşümle birlikte uygulanmaya başlayan VR teknolojilerin de tedavi ve terapi süreçlerinde etkin rol oynadığına dikkat çekiyor.

    Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sağlık Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tuğba Altıntaş, sağlıkta dijital dönüşümle birlikte hayatımıza giren uygulamaların sağladığı avantajlar hakkında değerlendirmelerde bulundu.

    Dijital sanayi sağlık sektörünü de geliştirdi

    21. yüzyılda tanık olduğumuz Endüstri 4.0 adı verilen dijital sanayi devrimi ile insan gücünün yerini makine gücünün aldığını ve üretim süreçlerinin de kendiliğinden yönetilebilir hale geldiğini ifade eden Doç. Dr. Tuğba Altıntaş, “Dijital sanayinin temelinde yüksek teknoloji ve inovasyon vardır. Bilişim teknolojileri ile sanayinin bir araya getirildiği dijital sanayi, sağlık sektöründe de gelişim gösterdi. Türkiye, sağlık hizmetlerinde dijital dönüşüme internet kullanımının yaygınlaştığı 2000’li yıllardan sonra başladı.” dedi.

    İnsan kaynaklı hatalar minimuma indiriliyor

    Sağlıkta dijital dönüşümün sağlık hizmetinin üretilmesinden hastaya ulaştırılmasına ve hasta takibine kadar geçen tüm süreçte dijital teknolojinin kullanılması olarak tanımlanabileceğini belirten Doç. Dr. Tuğba Altıntaş, “Teşhis ve tedavi süreçlerinin uzaktan yürütülmesi anlamına gelen tele-tıp ve tele-sağlık olarak bilinen bu teknolojiler günümüzde en çok başvurulan hizmetlerdendir. Sağlıkta dijital dönüşüm tıbbi bilgi kaynaklarına erişimi kolaylaştırırken insan kaynaklı hataları en aza indiriyor, hasta güvenliğini ve hizmet kalitesini artırıyor.” ifadelerini kullandı.

    BA.4 ve BA.5 Omikronları | BSHA - Sağlık - Covid

    Covid-19 ile dijital dönüşüm zorunlu hale geldi

    Pandeminin sağlıkta dijital dönüşümü hızlandırdığını vurgulayan Doç. Dr. Tuğba Altıntaş, “Hatta pandemi sürecinin getirdiği karantina ve izolasyon uygulamalarının bunu zorunlu hale getirdiği söylenebilir. Teması azaltmak ve salgının yayılımını kontrol altına almak için geliştirilen HES (Hayat Eve Sığar) uygulaması buna en güzel örnektir. Ayrıca uzaktan muayene ve e-reçete uygulamaları, termal kameralarla ateş ölçümü yapılması, temizlik robotları, akıllı saat ve akıllı bileklik gibi giyilebilir teknolojiler yine pandemi döneminde hayatımıza giren dijital sağlık teknolojilerindendir.” dedi.

    Hekimlerin iş yükü ve muayene kuyrukları azalıyor

    Doç. Dr. Tuğba Altıntaş, ‘Sağlıkta dijital teknoloji kullanımının en önemli avantajı, hastanelerin ve hekimlerin iş yükünü azaltmasıdır.’ dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

    “Özellikle kişisel sağlık sistemi (e-Nabız) ile hasta; tahlil raporlarını, muayene bilgilerini, daha önce yazılmış olan reçetelerini görür ve yönetir, hekim de hastanın izni çerçevesinde hastaya ait sağlık verisine her yerden erişebilir. Verilerin akıllı bir şekilde sisteme bağlanması hastalara daha iyi ve hızlı bir tedavi olanağı sağlıyor. Belgelerin dijital ortamda kayıtlı olması başka bir deyişle kağıtsız ofise geçiş, dosyalama maliyetini düşürürken zamandan da tasarruf sağlıyor.  Dijital dönüşümün bir diğer avantajı da merkezi hekim randevu sistemi (MHRS) ile karşımıza çıkıyor. Bu uygulama, bireylerin internet üzerinden veya telefonla ülke genelindeki tüm hastanelere randevu amaçlı ulaşmasını sağlıyor. Uygulama sayesinde hastanelerde muayene kuyruklarının, hasta bekleme sürelerinin önüne geçiliyor ve böylece kalabalık azaltılıyor.”

    Giyilebilir teknolojiler hayatı kolaylaştırıyor

    Giyilebilir teknolojilerin de sağlıkta dijital dönüşüm kapsamında hayatı kolaylaştıran uygulamalar arasında yer aldığını ifade eden Doç. Dr. Tuğba Altıntaş, “Bu sayede hastanedeki kompleks cihazlar sanal ortama taşınmış oluyor. Kişiler hasta olsun ya da olmasın tansiyon, şeker, nabız, kandaki oksijen miktarı, uyku süresi ve benzeri ölçümlerine akıllı saat, akıllı bileklik gibi giyilebilir teknolojilerle ulaşabiliyor. Bu sayede herkes kendi sağlık durumunu takip edebilir oldu.” diye konuştu.

    Dijital teknolojiler ile sağlıkta büyük veriye ulaşılabiliyor

    Doç. Dr. Tuğba Altıntaş, dijital sanayi çağının büyük veri çağı olduğunu söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Dijital teknolojiler ve taşınabilir/giyilebilir teknolojiler sayesinde tıp ve sağlık alanında büyük veriye ulaşılabiliyor. Farklı kaynaklardan toplanan farklı türde sağlık verisi, yapay zekanın makine öğrenimi ile veriyi işlemesini sağlıyor. Böylelikle makine öğrenimi; hastalıkların teşhis ve tedavisinde, salgın yayılım tahminlerinde, radyoterapide, ilaç üretiminde ve benzeri alanlarda uygulanabiliyor. Tedavi ve terapi süreçlerinde sanal gerçeklik (VR) teknolojileri de büyük rol oynuyor. Robotik cerrahi, fizik tedavi, psikoterapi ve sağlık eğitimi gibi alanlarda VR teknolojilerinden yararlanılıyor. Gelecekte VR teknolojilerinden farklı sağlık alanlarında da yararlanılacağı düşünülüyor. Ayrıca nesnelerin interneti (IoT) tabanlı uygulamalarla geliştirilen akıllı saat, akıllı bileklik, EEG kulaklığı, stresi kontrol eden bileklik, adım sayısı ve harcanan kaloriyi ölçen akıllı ayakkabı gibi giyilebilir ve takılabilir cihazların yakın gelecekte çok daha gelişmiş sistemlerle ve yeni alanlarda kullanımda olacağı öngörülüyor.” (BSHA)

  • Boşanma Kararı Çocuğa Nasıl Anlatılmalı ?

    Boşanma Kararı Çocuğa Nasıl Anlatılmalı ?

    Boşanma kararı çocuklara nasıl anlatılmalı? Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, karar açıklanmadan önce ön hazırlık yapılması gerektiğini söyledi.

    Eşlerin aldığı boşanma kararı çocuğun hayatında önemli etkilere neden olabiliyor. Çocukları asıl etkileyenin boşanma değil ebeveynlerin süreci yönetme tutumu olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, karar açıklanmadan önce ön hazırlık yapılması ve ortak bir dil kullanılmasının daha sağlıklı olacağını ifade ediyor. Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk; çocuklara açıklama yapılırken yaş özelliklerinin göz önünde bulundurulmasını, boşanma sürecinde çocuğun taraf tutmaya zorlanmamasını ve tartışmalarda aracı olarak kullanılmamasını tavsiye ediyor. Konuk, boşanma kararının çocuklara nasıl anlatılması gerektiği ile ilgili ebeveynlere tavsiyelerini paylaştı.

    Boşanma kararı çocuğa doğru biçimde anlatılmalı

    Eşlerin almış oldukları boşanma kararının çocuğun hayatında önemli etkiye neden olabileceğini belirten Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, “Bu konunun sağlıklı şekilde çocuğa aktarılması ve süreci iyi şekilde yönetebilmek adına önem taşıyor. Boşanma sürecinde çocukta yaşanan sorunların nedenleri boşanmanın kendisinden değil, ebeveynlerin bu süreci ele alış biçimleri, süreci yönetme tutumları ve dolayısıyla çocuğun boşanma sürecinde neler yaşadığı ile doğrudan ilgili olduğunu söyleyebiliriz.” dedi.

    Boşanma bazen olumlu sonuçlar getirebiliyor

    Ebeveynleri ayrılan her çocuğun travmatik bir süreç içinde olacağı düşüncesinin doğru olmadığını ifade eden Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, “Çünkü boşanma sadece olumsuz sonuçlara sebep olmaz, bazen olumlu sonuçları da getirebilir. Aile ve ev içinde çatışmanın bitmesi, iki ebeveynle ayrı ayrı daha iyi ilişkilerin kurulması ve ailedeki istikrarın sağlanabilmesi çocuğun iyi olma halini de olumlu yönde etkiler. Sürekli olarak mutsuzluğun, kavganın veya şiddetin hakim olduğu evde, ailede büyüyen çocuklar hem şu anki süreçte hem de ileriki yaşantılarında daha olumsuz bir süreç içine gireceklerdir.” diye konuştu.

    Kararın ortak alındığı ifade edilmeli

    Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, boşanmanın anne ve babanın birlikte açıklaması gereken bir süreç olduğunu vurguladı ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu kararı açıklamadan önce anne ve babaların çocuk ile neleri, nasıl konuşacakları hakkında ön hazırlık yapması, ortak bir dil belirlemesi sağlıklı olacaktır. Boşanmanın yetişkinler tarafından alınabilecek bir karar olduğu ve ebeveynlerin ortak kararı olduğunun belirtilmesi de önemlidir. Ayrıca çocukların yaş grubu özellikleri dikkate alarak açıklanması uygun olacaktır. Özellikle 8 yaş altındaki çocuklar daha somut açıklamalara ihtiyaç duyarken, ergenlik dönemindeki çocuklar ile biraz daha detaylı biçimde konuşulabilir. Ancak unutulmaması gereken önemli noktalardan bir tanesi de çocukların bilmesine gerek olmayan bilgileri aktarmaktan kaçınmaktır.”

    Çocuk taraf tutmaya zorlanmamalı

    Bununla birlikte belirsizlikleri ortadan kaldıracak durumların da çocuğa iletilmesi gerektiğini belirten Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, “Nerede, kiminle yaşayacağı, ne sıklıkla ebeveynlerini göreceği gibi temel bilgiler çocuğa mutlaka anlatılmalı. Boşanma süreci ve sonrasında çocuğun tartışmalarda aracı olarak kullanılmaması, taraf tutması için zorlanmaması ve ebeveynleri ile sağlıklı ilişkiler kurmaya devam etmesi çocuğun en az zararla süreci tamamlaması için dikkat edilmesi gerekenler arasında yer alıyor.” diye konuştu.

    Çocukların yaklaşımları yaşlarına göre değişiyor

    Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, “Yaş gruplarına göre boşanma süreci ele alınacak olursa 2-6 yaş arası çocukların benmerkezci yapıları nedeniyle boşanmadan kendilerini sorumlu tuttuklarını söyleyebiliriz dedi ve “7-12 yaş arası çocukların ise daha çok boşanmanın suçunu anne ve babaya yükledikleri görülüyor. 12 yaş ve üzeri çocuklar bazen kabullenici bazen de tamamen durumu reddedici bir tavır takınabiliyorlar. Eğer çocuklarda boşanma sonrasında uzun süreli olarak akademik başarıda düşüş, içe kapanma, uyku ve yeme bozuklukları, huzursuzluk, saldırgan davranışlar, hırçınlık ve benzeri davranış sorunları görülüyorsa mutlaka uzman desteği alınması gerekiyor.” diye konuştu. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

  • YKS Sonuçları Açıklandı Ama Asıl Sınav Daha Yeni Başlıyor!

    YKS Sonuçları Açıklandı Ama Asıl Sınav Daha Yeni Başlıyor!

    YKS Sonuçları Açıklandı Ama Asıl Sınav Daha Yeni Başlıyor! Eğitim Sen, YKS sonuçları hakkında açıklama yaptı.

    KPSS Skandalı

    KPSS skandalı, bir gece yarısı ÖSYM Başkanı’nın görevden alınması, yine bir gecede tarikat bağlılığıyla öne çıkan bir kişinin ÖSYM Başkanı olarak atanması derken nihayet YKS sonuçları açıklandı. ÖSYM Başkanı’na dair toplumda oluşan güven krizi daha aşılamamışken, YKS sonuçlarına dair ilk duyuruyu da YÖK Başkanı yaptı. YÖK Başkanı’nın yaptığı açıklamaya göre, yaklaşık 3 milyon öğrenciden 850 bin öğrenci üniversitelere yerleşti. Ancak ÖSYM’nin 2022 yılı YKS kontenjan sayılarına dair açıklamasına göre devlet üniversitelerinin kontenjan sayısı 870 bin 822, vakıf üniversitelerinin ise 174 bin 320’dir. Dolayısıyla Türkiye’de toplam üniversite kontenjanı sayısı 1 milyon 45 bin 142’dir.

    YÖK Başkanı’nın açıklamadığı gerçek ise şudur. Üniversite denilince akla öncelikle bir lisans programına yerleşmek gelmektedir ve dört yıllık lisans programlarının devlet üniversitelerinde kontenjan sayısı sadece 408 bin 53’tür, vakıf üniversiteleri ile birlikte bu rakam 509.164 kontenjana ulaşmaktadır.

    Bir lisans programına yerleşmek bağlamında YKS’ye başvuranların sadece yüzde 34’ünün üniversite düşü gerçekleşmektedir. Daha açık bir ifadeyle YKS’ye giren 3 öğrenciden sadece 1’i bir ön lisans, lisans ve özel yetenek programına yerleşmektedir. Geride kalan 2 milyon genç, üniversitenin dışındaki yaşamını sürdürmek zorunda kalacaktır. (BSHA)

  • Eğitim Çalışanlarının Sorunları Bakan Özer’e İletildi

    Eğitim Çalışanlarının Sorunları Bakan Özer’e İletildi

    Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Latif Selvi ve Genel Başkan Yardımcısı Hasan Yalçın Yayla ile birlikte, Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer’i ziyaret ederek, eğitim çalışanlarının ivedi çözüm bekleyen sorunlarını iletti.

    Öğretmenlik kariyer basamakları sistemi yeniden ele alınmalıdır

    Ziyarette konuşan Ali Yalçın, Anayasa Mahkemesi’nin 2006 yılındaki kararının ardından uzunca bir süredir akim kalan kariyer basamakları sürecinin 7354 sayılı Kanun ile özlük haklarının genişletilmiş olarak yeniden hayat bulmasının olumlu ve takdir toplayan bir adım olmakla birlikte, kanunda öngörülen sınav, mesleki çalışma ve eğitim programı gibi zorunlu unsurlarının içeriklerinin ve süreçlerinin öğretmenler arasında subjektif, eşit ve adil olmayan sonuçlar ürettiği/üreteceği gerekçeleriyle haklı olarak tepki uyandırdığının görüldüğüne dikkat çekerek, “Bu nedenle, öğretmenlik kariyer basamakları sürecinin, bugüne kadar ortaya konulan tepkiler ve beklentiler ekseninde yeniden değerlendirilmesi, uzman öğretmen olabilme aşamasına gelmiş her öğretmenin mesleğinde belli bir yetkinliğe ulaştığı gözetilerek eşit, adil ve objektif bir sonuç doğuracak şekilde kurgulanması gerekmektedir” dedi.

    Eğitime Ayrılan Bütçe
    Eğitime Ayrılan Bütçe

    Öğretim yılına hazırlık ödeneği miktarı artırılmalıdır

    657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun Ek 32. maddesine göre öğretmenlerin fiilen yürüttükleri görevin gereği olarak öğretim yılı boyunca ortaya çıkabilecek ders araç ve gereçleri ile şahsi ihtiyaçlarının teminine katkıda bulunmak, böylece etkin ve verimli çalışmalarına imkân sağlamak amacıyla ödenmekte olan öğretim yılına hazırlık ödeneğinin miktarının 2021 Ağustos ayında akdedilen toplu sözleşmede kararlaştırıldığını, ancak ödenek miktarının satın alma gücünün, aradan geçen zaman zarfında enflasyon karşısında ödeneğin amacını yerine getiremeyecek şekilde aşırı düştüğünü kaydeden Yalçın, öğretim yılına hazırlık ödeneğinin en az yıllık TÜFE değişim oranına tekabül eden tutarda artırılmasının elzem olduğunu dile getirdi.

    Görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavları yapılmalıdır

    Yalçın, kariyer ve liyakat ilkeleri bağlamında kamu görevlilerinin memuriyetlerinde, görevlerinde, mesleklerinde veya bireysel kariyer tercihlerinde ilerlemelerinin görevde yükselme ve unvan değişikliği süreciyle mümkün olduğunu ifade ederek, “Bu bağlamda, çalışma yıllarını eğitim-öğretim kamu hizmetinin yürütülmesine vermiş Bakanlık personelinin, bir yandan görevde yükselme ve unvan değişikliği suretiyle Bakanlık diğer hizmet birimlerinde veya kadrolarında mesleki bilgi birikimi ve tecrübelerini yansıtabilme, diğer yandan bu suretle kariyerlerini ilerleterek daha iyi özlük haklarına kavuşma beklentileri mevcuttur. Personelin haklı beklentisini karşılayacak ve Bakanlık yönetiminden hak ettiklerini düşündükleri ilgiyi görmelerini sağlayacak nitelikte, 2022 yılı içinde görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavları gerçekleştirilmelidir” şeklinde konuştu.

    İller arası yer değişikliklerine iptal hakkı verilmelidir

    Öğretmenlerin isteklerine veya mazeretlerine bağlı olarak iller arasında yer değişikliği sürecinin mümkün mertebe talebi karşılayacak şekilde gerçekleştirilmeye çalışıldığını belirten Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tüm kamu personelinin üçte birlik bir kesiminin personel işlemlerini yürüten Bakanlığın önündeki zorlu görevin üstesinden gelmek için gösterdiği çaba ortadadır. Ancak ülkemizin son bir buçuk yıllık zaman dilimine damgasını vuran enflasyon ve konut kıtlığının yol açtığı yüksek konut kiraları, öngörülemeyen bir tercih faktörü olarak yer değişikliği sürecine etki eder hâle gelmiştir. Bu itibarla, tercih ettikleri görev yerlerinde karşılayamayacakları kadar yüksek kira bedelleriyle karşı karşıya kaldıkları gerçeği göz önünde bulundurularak iller arası yer değişikliği yapan öğretmenler yönünden iptal hakkı tanınmalıdır.”

    Farklı illerde sözleşmeli öğretmen pozisyonlarında görev yapan eşlerin aile bütünlüğü sağlanmalıdır

    Ali Yalçın, halen Bakanlık kadrolarında farklı illerde sözleşmeli öğretmen pozisyonlarında görev yapan eşlerin, aile bütünlüğüne dayalı yer değişikliği işlemlerinin gerçekleştirilmesi konusunda haklı ve yerinde talepleri olduğunu söyleyerek, “Anayasal bir hak ve evrensel hukukun bir gereği olan aile bütünlüğünün sağlanması için geçmiş yıllardaki uygulama 2022-2023 eğitim-öğretim yılı başlangıcından önce gerçekleştirilmelidir. Keza geçen yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri dışında kalan illerde görev yapmakta olan öğretmenlerin, istemeleri hâlinde süre şartı aranmaksızın istihdamda güçlük çekilen yerlere yer değiştirme isteğinde bulunabilmelerine imkân sağlanmıştı. Öğretmen açığı bulunan yerlerin öğretmen ihtiyacının karşılanmasının yanı sıra, yer değişikliği talebinde bulunan öğretmenlerin bu taleplerinin karşılanmasına da hizmet eden bu uygulamanın yeniden hayata geçirilerek 2022-2023 eğitim-öğretim yılı başlangıcından önce gerçekleştirilmesi yerinde olacaktır” ifadelerini kullandı.

    İkinci defa iller arası yer değişikliği talebi karşılanmalıdır

    Öğretmenlerin 2022 yılı iller arası isteğe ve zorunlu çalışma yükümlülüğüne bağlı yer değiştirmenin Ağustos ayı itibarıyla tamamlanacağını, ancak başvuru şartlarını haiz, yer değişikliği başvurusunda bulunmasına rağmen, norm kadro nedeniyle talepleri karşılanmayan çok sayıda öğretmenin bulunduğunu vurgulayan Yalçın, “Bu suretle yer değişikliği talepleri karşılanmayan öğretmenlerin taleplerinin haklı gerekçeleri ve oluşan mağduriyetleri halen giderilememiştir. Bugüne kadar yer değişikliği taleplerinin karşılanması konusunda gerekli iradeyi ortaya koyan Bakanlık, aynı olumlu yaklaşımı ve inisiyatifi, iller arası yer değişikliği taleplerinin karşılanması noktasında ikinci defa başvuru hakkı verilmesi suretiyle de göstermelidir. İller arası yer değişikliği talepleri karşılanamayan öğretmenlere, norm güncellemelerini müteakip ikinci defa başvuru hakkı verilmelidir” diye konuştu. (BSHA)