Çocuğun ihmal ve istismarı gelişimini nasıl etkiliyor?
Çocuğun ihmal ve istismarının çocuğun gelişimi üzerinde pek çok etkisi olduğunu belirten Çocuk Ergen Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, çocuk ihmal ve istismarının dört çeşidi olduğunu söyledi. İstismarın aktif, ihmalin ise pasif bir durum olduğunu söyleyen Kilit, ihmal ve istismarın fiziksel, duygusal, cinsel ve ekonomik olmak üzere dörde ayrıldığını ifade etti.
Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Çocuk Ergen Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, çocuk ihmal ve istismarına ilişkin değerlendirmede bulundu.
Çocuğa yönelik istismar çok yönlü olabiliyor
Ulusal yasalarca daha genç bir yaşta reşit sayılma hariç, 18 yaşın altındaki her insanın çocuk olduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, “İnsan yavrusu bütün diğer canlıların yavruları arasında en uzun süre bakım, korunma ve sevgi gerektiren varlıktır. 0-18 yaş arası çocukların zarar verici, kaza dışı ve önlenebilir davranışa maruz kalması, çocuğun fiziksel ve psikososyal gelişimini bozması, gerçekleştiği toplumun kültürel değerleri dışında kalması çocuğa yönelik istismar olarak nitelenmektedir.” diye konuştu.
İstismar aktif, ihmal ise pasif bir durumdur
Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, istismarın “çocukların, sağlıklarına zarar veren, fiziksel, duygusal, zihinsel ya da sosyal gelişimlerini olumsuz etkileyen tutum ve davranışlara maruz bırakılması durumu”, ihmali ise “çocuğun beslenme, bakılma, korunma gibi temel gereksinimlerinin ailesi ya da primer bakım vericileri tarafından yeterince karşılanmaması (fiziksel ve duygusal) durumu” olarak belirlendiğini söyledi. Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, istismarın aktif, ihmalin ise pasif bir durum olduğunu söyledi.
İhmal ve istismar dörde ayrılıyor
Çocuklara uygulanabilecek ihmal ve istismar tiplerinin dörde ayrıldığını ifade eden Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, şu bilgileri verdi:
Fiziksel istismar ve ihmal: Çocuğun kaza dışı, fiziksel açıdan zarar görmesi ve beden bütünlüğünün bozulmasına fiziksel istismar; çocuğun yetersiz besleme, giydirme, hijyen ya da bakım verme sonucunda zarara uğramasına fiziksel ihmal adı verilmektedir.
Duygusal istismar ve ihmal: Çocuğun duygusal gereksinimlerine ebeveyn ya da bakım vericileri tarafından sürekli, tekrarlayıcı ve uygunsuz karşılık verme ve çocuğa yönelik örneğin aşağılama gibi davranışlarda bulunulması. Çocuğun görmezden gelme gibi davranışlarla çocuğun psikolojik gelişimine zarar veren davranışlara denilmektedir.
Cinsel istismar: Psikososyal gelişimini tamamlamamış çocuğun cinsel haz amacıyla zorla ya da ikna edilerek cinsel eyleme maruz bırakılması anlamındadır. Çocuğun öykü vermesi, yaşına uygun olmayan cinsel davranışlar sergilemeye başlaması, içe kapanma ve okul başarısında azalma ailelere cinsel istismar konusunda araştırmaya itmelidir.
Ekonomik istismar: Çocuğun gelişimini engelleyici, haklarını ihlal edici işlerde ya da düşük ücretli iş gücü olarak çalışması ya da çalıştırılmasıdır.
Uyku bozuklukları ve kabuslar önemli bir belirti olabilir
Cinsel istismarın etkilerine değinen Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, cinsel istismarın kısa dönemde görülebilecek etkilerinin de olabileceğini kaydederek bunları uyku bozuklukları, kabuslar, fobiler, bedensel yakınmalar, korku tepkileri, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, kaka ve çiş kaçırma olarak sıraladı.
Cinsel istismar pek çok olumsuz etki oluşturuyor
Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, “Cinsel istismarla birlikte yaşanan travmatik cinsellik, ihanete uğramışlık hissi, güçsüzlük ve damgalanma hisleriyle beraber öfke, zayıf dürtü kontrolü ve benlik algısında düşme gibi etkiler ortaya çıkabilir. Ayrıca duygulanım sürecinde bozulma, depresyon, intihar düşüncesi ve girişimleri, sosyal ilişki kurma ve sürdürebilmede bozukluk, kişilik bozuklukları ve dissosiyatif bozukluklar olmaktadır.” uyarısında bulundu.
Çocuğa istismar konusunda bilgi verilmeli
Ebeveynler ve okulların çocuğun olası istismar durumlarını tanıması, uygun bir yolla tepki göstermesi ve güvendiği bir erişkine olayı anlatması gerektiğini öğretmesi gerektiğini vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, “Anne ve baba çocuğun istismarından şüphelendiyse, çocuğuyla güvenli ve sıcak bir ortamda konuşmalı, aşırı ayrıntıya girmeden çocuğunu bir uzmana götürmelidir. Kesinlikle çocuğu utandırıcı ve yargılayıcı bir tutum içine girilmemelidir.” dedi.
Çocuğun ihmal edildiğini ortaya koyan belirtiler
Çocuğun ihmal edildiğini ortaya koyan pek çok belirti olabileceğini söyleyen Neriman Kilit, şunları söyledi:
“Çocuk kirli, bakımsız ve hava koşullarına uymayan giysiler içindeyse, çocukta büyüme geriliği var ve organik nedene bağlanamıyorsa, ailesi çocuk hakkındaki soruların yanıtlarını bilmiyorsa, zehirlenme, kazaya uğrama, silahla yaralanma varsa, çevresinde sigara, alkol, bağımlılık yapan madde kullananlar var ve çocuk bunlara maruz bırakılıyorsa ihmale uğradığı söylenebilir. Çocuk içe dönük, iletişim kurma güçlüğü içindeyse, yineleyen hareketler yapıyorsa, zihinsel gelişme geriliği, öğrenme güçlüğü varsa, zorunlu eğitim çağında olduğu halde okula gitmiyorsa, sağlık kurumuna başvurmakta gecikme varsa ya da hiç başvurmamışsa, tedavi, bakım ya da koruma konusundaki önerilere uyulmuyorsa, terk edilmiş, evden kovulmuşsa çocuğun ihmali söz konusu olabilir.”
Çocuk Ergen Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, çocuk istismarının bedensel sağlığa etkilerini abdominal/torasik yaralanmalar, beyin dokusu yaralanmaları, çürük ve izler, yanıklar, santral sinir sistemi yaralanmaları, kırıklar, çizik ya da çürükler ve göz hasarı, üreme sağlığı problemleri, cinsel disfonksiyon, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve istenmeyen gebelik olarak sıraladı.
İstismar çocuğun ruh sağlığını da olumsuz etkiliyor
Çocuk Ergen Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, çocuk istismarının ruh sağlığı üzerine olan etkilerini de şöyle sıraladı:
“Alkol ve madde kullanımı, bilişsel bozulmalar, suç işleme, şiddet içeren ya da diğer dışa vurum sorunları, depresyon ve anksiyete, gelişimsel gecikmeler, yeme ve uyku bozuklukları, utanma ve suçluluk duyguları, hiperaktivite, zayıf ilişki kurma becerisi, düşük akademik performans, düşük benlik algısı, travma sonrası stres bozukluğu, psikosomatik bozukluklar, kendine zarar verme ve intihar davranışıdır.” (BSHA)
Sağlık Bakanlığı Ek Ödeme Yönetmeliği’ne Dava Açıldı. Genel Sağlık İş Sendikası, mağduriyet yaratan, hukuka aykırı düzenlemeler barındırdığı gerekçesiyle Danıştay’a dava açtıklarını söyledi.
Sağlık Bakanlığı Ek Ödeme Yönetmeliği, 12.08.2022 tarih ve 31921 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmeliğin yayımlanmasıyla birlikte, söz konusu Yönetmelik üzerinde Hukuk Müşavirlerimiz ve tarafımızca detaylı olarak değerlendirme yapılmış, hukuka aykırı ve mağduriyet yaratan düzenlemeler tespit edilmiştir. Söz konusu hukuka aykırı düzenlemelere karşı Danıştay nezdinde “yürütmenin durdurulması” talepli iptal davası açılmıştır. Hukuka aykırılığı tespit edilen ve dava açılan Yönetmelik düzenlemeleri hakkında bilgi vermek gerekirse;
Ek Ödeme Yönetmeliğindeki Hatalar
Yeni Yönetmeliğin “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “disiplin durumu” ibaresi yer almaktadır. Fakat bu Yönetmelik, bir disiplin yönetmeliği değildir. Bu nedenle, amaç da disiplin durumuyla bağlantılı olamaz. Yeni Yönetmeliğin “Kapsam” başlıklı 2. maddesi incelendiğinde, “sterilizasyon birimlerinde ve Bakanlık Merkez Teşkilatında görev yapan sağlık çalışanlarının” bu Yönetmelik kapsamına alınmadığı görülmektedir. Bu bakımdan yeni Yönetmelik, EKSİK DÜZENLEME içermektedir. Yeni Yönetmeliğin 4/1-s maddesine göre; “Mesai içi çalışma: Mesai saatleri içinde yapılan çalışmalar ile nöbet ve icap nöbetlerinde yapılan çalışmaları…” ifade etmektedir. Her ne kadar söz konusu düzenleme ile “nöbet ve icap nöbetleri” mesai içi çalışma süresine dahil edilmiş ise de nöbet ve icap nöbetlerinin, mesai içi çalışma olarak değerlendirilebilmesi mümkün değildir. Yeni Yönetmeliğin 5/1-b maddesinde yer verilen düzenlemeye göre; “Ek ödeme, personele sağlık tesisine fiilen katkı sağladığı sürece verilebilir. Resmi tatil günleri, idari ve nöbet izinleri, yılda 7 günü geçmeyen kısa süreli hastalık rapor süreleri, hakem hastane tarafından onaylanan heyet rapor süreleri, yılda en fazla iki defa görevlendirme suretiyle kendi alanı ile ilgili yurt içi kongre, konferans, seminer ve sempozyum gibi etkinliklere katılan personelin bir yılda toplam 10 günü geçmeyen süreleri, görevi sırasında veya görevinden dolayı Bakanlıkça ilan edilmiş bulaşıcı ve salgın hastalığa yakalanan, kazaya, yaralanmaya veya saldırıya uğrayanların bu durumlarını sağlık raporuyla belgelendirmesi halinde kullandıkları hastalık izin süreleri, çalışılmış gün olarak kabul edilir.”
Sağlık personeli alımı
7 Günden Fazla Hastalık Raporu Alınırsa…
Söz konusu düzenleme dikkate alındığında, 7 günden fazla hastalık raporları ya da 10 günden fazla “içi kongre, konferans, seminer ve sempozyum” etkinlikleri nedeniyle izin kullanılması halinde 7 ve 10 gün dışındaki süreler “fiilen çalışılan gün” olarak kabul edilmeyecektir. Her iki durum da, “keyfi” nitelikte olmayıp, “mazeret” niteliğinde olduğundan, “7” ve “10” gün olarak düzenlenen sınırlamalar, hukuka aykırıdır. Yeni Yönetmeliğin 5/1-b maddesinde yer verilen düzenlemeye göre; “İnceleme heyeti üyelerin oy çokluğu ile, tabip ve diş tabiplerinin mevzuata ve gerçeğe aykırılığı tespit edilen tıbbi işlemleri için personel Başhekim tarafından yazı ile ikaz edilir. Personel bu ikaz işlemine karşı 5 gün içerisinde itiraz edebilir ve bu itiraz kurulda tekrar görüşülerek 5 gün içinde karar kesinleştirilir. Benzer işlemlerde mevzuata ve gerçeğe aykırılığı konusunda ikiden fazla ikaz edilen personel hakkında idari soruşturma açılır.” Söz konusu düzenleme ile daha üst hukuk normları içerisinde bulunmayan “ikaz” şeklinde bir yaptırım getirilmiş olup, böyle bir düzenlemenin “Yönetmelik” hükmü ile yapılması mümkün olmayıp, bu uygulamanın “keyfi ikaz” işlemlerine zemin hazırlaması muhtemeldir.
ek ödeme
Döner Sermaye ve Ek Gösterge
Yeni Yönetmeliğin 5. maddesinin 2. fıkrasında yer alan düzenlemeye göre; “Bakanlık ve bağlı kuruluşlarının kadro ve pozisyonlarına (döner sermaye dâhil) atanan ve 209 sayılı Kanunun 5 inci maddesi (altıncı fıkrası kapsamında ek ödeme alanlar hariç) gereğince döner sermaye gelirlerinden ek ödeme alan eğitim görevlilerine en yüksek Devlet memuru aylığının (ek gösterge dâhil) % 410’u, uzman tabip, tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar ile uzman diş tabiplerine % 335’i, pratisyen tabip ve diş tabiplerine ise % 265’i oranında, herhangi bir katkıya bağlı olmaksızın merkezi yönetim bütçesinden ek ödeme yapılır. Bu ödemeye hak kazanılmasında ve ödenmesinde aylıklara ilişkin hükümler uygulanır. 209 sayılı Kanunun ek 3’üncü maddesi gereği yapılan aylık ek ödeme tutarı, bu Yönetmelik kapsamında aynı aya ilişkin yapılacak temel ek ödeme tutarından mahsup edilir. 209 sayılı Kanunun ek 3’üncü maddesi gereği yapılan ek ödemenin bu Yönetmelik kapsamında aynı aya ilişkin olarak yapılacak ek ödemeden fazla olması halinde aradaki fark geri alınmaz.
Kadro ve Görev Unvanı Farklı İse
Yine 5. maddenin 3. fıkrasında yer alan düzenleme de şu şekildedir: “209 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca personele her ay yapılacak ek ödeme net tutarı, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesi uyarınca kadro ve görev unvanı veya pozisyon unvanı itibarıyla belirlenmiş olan ek ödeme net tutarından az olamaz. Bu şekilde merkezi yönetim bütçesinden yapılan ek ödeme tutarı, bu Yönetmelik kapsamında aynı aya ilişkin yapılacak temel ek ödeme tutarından mahsup edilir.” Yapılan sözlü açıklamalarda “mahsuplaşma bulunmadığının” belirtilmesine rağmen yukarıda belirtilen 2 düzenlemede de “mahsuplaşma işleminden” söz edilmektedir. Yönetmeliğin reklamı kapsamında verilen vaatlerin, ihdas edilen düzenlemelerde karşılık bulmadığı görülmektedir. Yeni Yönetmeliğin 5. maddesinin 10. fıkrasında yer alan düzenlemeye göre; “Bireysel hedef katsayısı hesaplanmayan tabipler ile tabip dışı personel için bireysel hedef katsayısı 1 olarak uygulanır. Bireysel hedef katsayısı ve kurum hedef katsayısı Bakanlıkça belirleninceye kadar 1 olarak uygulanır. Yasal bir düzenlemede “Bakanlıkça belirleninceye kadar” şeklinde muğlak bir ifadeye yer verilmesi usulen uygun değildir. Söz konusu ibarenin, Bakanlıkça nasıl bir belirleme yapılacağına ilişkin olması gerekirdi.
ek ödeme
Disiplin Cezası Verilmiş Sağlık Çalışanı
Yeni Yönetmeliğin 6/3-a-2 maddesinde yer alan düzenlemeye göre; “Bu ödeme disiplin cezası alanlardan; uyarma ve kınama cezası alanlara bir ek ödeme dönemi, aylıktan kesme cezası alanlara iki ek ödeme dönemi, kademe ilerlemesi cezası alanlara üç ek ödeme dönemi süresince yapılmaz.” Kendisine disiplin cezası verilmiş olan bir sağlık çalışanının, yeni Yönetmelik ile “ek ödeme almama” şeklinde mükerrer bir cezayla cezalandırılması mümkün değildir. Nitekim usul yönünden, yeni Yönetmelik, bir disiplin yönetmeliği olmadığı gibi, kendisine disiplin cezası verilen bir sağlık çalışanının, ek ödeme yapılmamak suretiyle ikinci kez cezalandırılması hem mükerrer cezalandırma yasağına aykırı hem de “mülkiyet hakkının” açık ihlalini oluşturmaktadır. Yeni Yönetmeliğin 7. maddesinin 2. fıkrasında yer alan düzenlemeye göre; “Mesai içi çalışan personelin ham puanları aşağıdaki şekilde hesaplanır. Hizmet etkinlik katsayısı hesaplanamayan durumlar ile unvan ve branşlarda personelin hizmet etkinlik katsayısı 1 (bir) kabul edilir. Bakanlıkça hizmet etkinlik usul ve esasları belirleninceye kadar ilgili katsayı 1 (bir) kabul edilir.” Yasal bir düzenlemede “Bakanlıkça hizmet etkinlik usul ve esasları belirleninceye kadar” şeklinde muğlak bir ifadeye yer verilmesi usulen uygun değildir. Söz konusu ibarenin, Bakanlıkça nasıl bir belirleme yapılacağına ilişkin olması gerekirdi.
Ek Ödeme Yönetmeliği Ek Ödeme Zamanı
04.03.2020 tarih ve 31058 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Tesislerinde Görevli Personele Ek Ödeme Yapılmasına Dair Yönetmeliğin “Ek Ödeme Zamanı” başlıklı 14. maddesinin 1. fıkrasında yer alan düzenlemeye göre; “Ek ödeme, aylık dönemler halinde yapılır. Dağıtılmasına karar verilen ek ödeme tutarı, o dönemin bitiminden sonraki yirmi gün içinde hak sahiplerine ödenir.” düzenlemesi ile “yirmi gün” içerisinde ödemeye dair bir düzenleme bulunmaktaydı. Fakat yeni Yönetmeliğin “Ek Ödeme Zamanı” başlıklı 12. maddesinin 1. fıkrasında yer alan düzenlemede, yalnızca “Ek ödeme, aylık dönemler halinde yapılır.” şeklinde bir düzenlemeye yer verilerek, “yirmi” gün ibaresi, Yönetmelikten çıkarılmış, ek ödemelerin “ödeme zamanı” ile ilgili olarak belirsizlik durumunun ortaya çıkmasına sebebiyet verilmiştir. Yeni Yönetmeliğin “Ek Ödeme” başlıklı 14. maddesinin 5. fıkrasında, “Bu ödeme disiplin cezası alanlardan; uyarma ve kınama cezası alanlara bir ek ödeme dönemi, aylıktan kesme cezası alanlara iki ek ödeme dönemi, kademe ilerlemesi cezası alanlara üç ek ödeme dönemi süresince yapılmaz.” şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir. Kendisine disiplin cezası verilmiş olan bir sağlık çalışanının, yeni Yönetmelik ile “ek ödeme almama” şeklinde mükerrer bir cezayla cezalandırılması mümkün değildir. Nitekim usul yönünden, yeni Yönetmelik, bir disiplin yönetmeliği olmadığı gibi, kendisine disiplin cezası verilen bir sağlık çalışanının, ek ödeme yapılmamak suretiyle ikinci kez cezalandırılması hem mükerrer cezalandırma yasağına aykırı hem de “mülkiyet hakkının” açık ihlalini oluşturmaktadır.
Tavan Ek Ödeme Tutarına Esas Katsayılar
04.03.2020 tarih ve 31058 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Tesislerinde Görevli Personele Ek Ödeme Yapılmasına Dair Yönetmeliğin “EK-1 Tavan Ek Ödeme Tutarına Esas Katsayılar” tablosu içeriğinde, “uzman eczacılar için 1,50 katsayı düzenlenmişken, yeni Yönetmeliğin “EK-1 Tavan Ek Ödeme Tutarına Esas Katsayılar” tablosu içeriğinde ise, “uzman eczacılar” için 1,30 katsayı düzenlenmiştir. Ek 3A listesinde Hastane ve İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde çalışan eczacılar için katsayı oranı 0,50 İlaç ve Tıbbı cihaz kurumunda çalışan Eczacı katsayısı 3,60'tır. Bu değişikliğin nedeni, yeni Yönetmelik içeriğinde açıklığa kavuşturulamamıştır. Yeni Yönetmeliğin “EK-3A Taban Ödeme Katsayıları Tablosu” içeriğinde, “Hizmet Sınıfı (Tabip)” başlığı altında 1. Sırada “Eğitim Görevlisi, Profesör, Doçent, Doktor Öğretim Üyesi, Başasistan (Ana dal – Yan dal)”, 3. Sırada “Asistan, Araştırma Görevlisi (Yan dal)”, 4. Sırada ise, “Uzman Tabip (Ana dal – Yan dal), Tıpta Uzmanlık Mevzuatına Göre Uzman olanlar, Uzman Diş Tabibi” için 4,50 katsayı düzenlenmişken; aynı tablonun 2. Sırasında “Profesör, Doçent, Doktor Öğretim Üyesi, Uzman Tabip (Ana dal – Yan dal) (Gelire Katkısı Olmayan Temel Tıp) için 1,50 oranında katsayı düzenlenmiş, 6. Sıradaki Tabip, Diş Tabibi için ise, 2,26 oranında katsayı düzenlenmiştir. Söz konusu katsayı oran farkları, belirtilen sağlık çalışanları arasında maddi getiri bakımından 2 – 3 katlık farklara neden olmuştur. Söz konusu katsayı oranlarının “eşitlik ilkesine” ve “mülkiyet hakkına” aykırı olduğu açıktır.
Gelire Katkısı Olmayan Sağlık Personeli
Yeni Yönetmeliğin “EK-3A Taban Ödeme Katsayıları Tablosu” içeriğinde, “Hizmet Sınıfı (Tabip)” başlığı altında 3. Sırada “Asistan, Araştırma Görevlisi (Yan dal)” için 4,50 katsayı oranı, 5. Sırada “Asistan, Araştırma Görevlisi (TUS’a ve DUS’a Göre)” için 3,40 katsayı oranı, 7. Sırada “Asistan / Araştırma Görevlisi (Gelire Katkısı Olmayan – Temel Tıp, Diğer) için ise, 0,80 katsayı oranı belirlenmiştir. Söz konusu 0,80’lik katsayı oranı “eşitlik ilkesine” ve “mülkiyet hakkına aykırıdır. Yeni Yönetmeliğin “EK-3A Taban Ödeme Katsayıları Tablosu” içeriğinde, “Hizmet Sınıfı (Tabip Dışı)” başlığı altında 5. Sırada “Sağlık Hizmetleri” için 0,32 katsayı oranı, 6. Sırada “Diğer Lisansiyerler (Sivil savunma uzmanı, diyetisyen, fizyoterapist, psikolog, çocuk gelişimcisi, sosyal çalışmacı, biyolog, mühendis, veteriner hekim, kimyager, sosyolog ve benzerleri) için 0,32 katsayı oranı, 7. Sırada “Genel İdare Hizmetleri” için 0,16 katsayı oranı, 8. Sırada “Teknik Hizmetler” için 0,16 katsayı oranı, 10. Sırada “Yardımcı Hizmetler” için 0,12 katsayı oranı düzenlenmiştir. Söz konusu katsayı oranları, listede kadro ve unvanları sayılmış olan sağlık çalışanları bakımından “hak edilen ve emeğin karşılığı olan” ödemelerin yapılmasının önüne geçecek kadar cüzidir. Günümüzün ekonomik koşullarında, belirtilen katsayılar üzerinden, hak edilen maddi getirinin elde edilmesi mümkün olmadığından, söz konusu katsayı oranları açıkça hukuka aykırıdır. Genel Sağlık-İş, yine popülist eylemlerden kaçınarak, Yönetmeliğin tamamını incelemeden hareket etmemiş, sahadan gelen sesleri dinlemiş, yapılan detaylı hukuki çalışmaları bekleyerek, tüm sağlık çalışanlarının mağduriyetlerini giderebilecek nitelikte “EN KAPSAMLI” davayı açmıştır. Yoğun ve özverili çalışmaları nedeniyle hukuk müşavirlerimize teşekkür ediyor, gelecek olan olumlu bir kararı, tüm sağlık çalışanları ile en kısa zamanda paylaşmayı temenni ediyoruz. (BSHA)
İşyerinde Stresle Başa Çıkmanın Yollarını Keşfedin
Beden ve ruh sağlığınızı korumak, yaşam kalitenizi sürdürebilmek, işyerinde daha üretken çalışmak için stres yönetimi büyük önem taşıyor. Peki, yıkıcı güç haline gelen stresin iş yerindeki etkilerini azaltıp, kabul edilir düzeye indirmek için neler yapılabilir? Uzm. Kl. Psk. Dilşah Özcan anlatıyor.
Stres, iş yaşamının içinde sık sık deneyimlediğimiz, yaşamın akışında olan bir durum… Günümüzde işle stres adeta kol kola yola devam eden ayrılmaz ikili gibi görünüyor. Hatta stresin yeterli miktarda ve yönetilebilir olduğu zamanlarda, kişinin verimli çalışmasını sağlayarak, çalışanların motivasyonunun arttırdığı için faydalı olduğu da düşünüyor. Ancak bu düşüncelerin tam tersine stresin, kişinin sınırlarını zorlaması için harekete geçmesini destekleyecek kadar güçlü bir unsur olmadığını söyleyen Uzm. Kl. Psk. Dilşah Özcan, “Stres aksine yıkıcı, yıpratıcı, başa çıkılması zor bir etkendir. Çünkü stres çalışma koşullarında yapılması gerekenlerle, kişinin iş yöntemleri arasında uyumsuzluk olduğu zamanlarda ortaya çıkar. Stres normalleştirildiği kadar masum ve faydalı bir etkiye sahip değildir” diyor.
İş yaşamında uzun mesailer, işteki ilişkiler, işe ulaşım koşulları, maaş faktörü gibi birçok unsur stres nedeni olabiliyor. Kişilerin aynı stres unsuruna farklı tepki gösterebileceğini hatırlatan Uzm. Kl. Psk. Özcan, bir kişi için uzun çalışma mesailerini verimli ve etkin kullanırken, başka biri için bu duruma katlanmasının zor olabileceğinin altını çiziyor. Uzm. Kl. Psk. Özcan, bu nedenle stres yönetimin kişiden kişiye, durumdan duruma değişeceğini belirtiyor.
Önce sorununuzu belirleyin
Uzm. Kl. Psk. Özcan, işyerindeki stresi yönetmek için üç aşamalı çözüm önerisini ise şöyle anlatıyor: “Öncelikle sorunu belirleyin. Çözümün ilk basamağı olan değerlendirme basamağında, yaşadığınız stres tepkilerinin farkına vararak, durumunuzla yüzleşmelisiniz. Hem vücudunuzun verdiği sinyaller hem de bu sinyaller karşısındaki savunma mekanizmanızı fark etmelisiniz. İkinci basamağımız planlama… Bu aşama yaşadığınız durumu ortadan kaldırmak için geliştireceğiniz bir eylem planını içerir. Kendinize sorunlarla başa çıkmak için bir yol haritası oluşturmalısınız. Son basamak olan çöz kısmında ise planlamanızda yer alan size en uygun olan, kolay ve hızlı şekilde çözüme ulaşmanızı sağlayacak önerilerden birini uygulayın. Kısacası işyerinde yaşanan stresin yönetimi için öncelikle, durumunuzun farkına vararak, sorunun adını koymanız, ihtiyacınız olan çözüm önerilerini tespit edip bunlarla birlikte sorunu en uygun şekilde çözecek koşulu belirleyerek eyleme geçmeniz olacak.”
Peki ama yaşadığımız problem karşısında bir çıkış planımız yoksa ya da deneyip sonuca varamadıysak; özetle kontrolümüz dışında gelişen durumlarla debelenip duruyorsak ne yapabiliriz?
Uzm. Kl. Psk. Özcan, böyle bir durumda farkındalık denilen mediatif tekniklerle kendinize kısa bir mola verip anın, akışın tadını çıkarmayı öneriyor. “Kendinize göstereceğiniz en derin şefkatle, endişe ve stres hissettiğiniz zamanlarda, gerginliğinizi ortadan kaldırmak için derin solunumu kullanabilirsiniz” diyen Uzm. Kl. Psk. Özcan, şöyle devam ediyor: “Sürekli ne kadar değerli olduğunuzu kendinize söyleyerek yaşamın her anının bir mucize olduğunu düşünerek akışta kalabilir, sağlıklı bir şekilde işe gelebilmenin minnetini kendinize kaynak yaparak, yaşam kalitenizi, düşüncelerinizin kudretiyle arttırabilirsiniz.” (BSHA)
Sıcak havaya bağlı vücudumuzda terleme ve akciğerlerimizden nefes alıp vermekle sıvı kaybı olur. Böbreklerimiz bunu su emilimini arttırarak dengelemeye çalışır. Uzun süre yeterli suya ulaşılamaması durumunda akut olarak böbrek hasarı gelişebileceğine işaret eden Nefroloji uzmanı Prof. Dr. Abdullah Özkök, hem sağlıklı hem de böbrek hastalığı olan kişiler için önemli uyarılarda bulundu.
Susama hissinin insandaki en güçlü reflekslerden biri olduğunu ve doğrudan beyin tarafından yönetildiğini hatırlatan Nefroloji uzmanı Prof. Dr. Abdullah Özkök, özellikle sıcak havalarda yeterli sıvı alımının tüm organlar için önemli olmakla birlikte özellikle böbrek sağlığı açısından çok daha önemli olduğunu söyledi.
Susuzluğa bağlı böbrek hasarı geliştiğinde bulantı, kusma, halsizlik, kas ağrıları gibi belirtiler gelişebildiğini anlatan Prof. Dr. Abdullah Özkök, bu durumda özellikle böbrek hastalığı olan kişilerin böbrek fonksiyon testlerinin kontrol edilmesi, gerekirse damardan sıvı verilmesinin gerekebileceğine işaret etti.
Susuz Kalmak Riskli
Özellikle kronik böbrek hastalarının sıcaklarda daha dikkatli olması gerektiğine işaret eden Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları ve Nefroloji uzmanı Prof. Dr. Özkök, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Kronik böbrek hastalarının böbrekleri normal insanlara göre daha hassastır ve daha çabuk bozulabilir. Dolayısıyla susuzluk bu hastalar için daha tehlikelidir. Bu nedenle kronik böbrek hastalarına özellikle yazın çok sıcaklarda güneş altına çıkmamalarını ve sıvı alımlarını arttırmalarını öğütlüyoruz. Bunun yanında kalp yetersizliği olan ve yüksek doz idrar söktürücü ilaç kullanan hastalarımızın da yazın çok sıcaklarda sıvı dengesini sağlamaları daha zordur. Bu hastaları takip eden hekimler tarafından idrar söktürücü ilaç dozları ayarlanacaktır. Böbrek taşı olan kişiler ise susuz kaldıklarında böbrek taşı problemlerini daha sık yaşayabileceğini unutmamalı. Dolayısıyla özellikle bu hastalarımız günde 2-2.5 litre idrar yapacak şekilde bol su içmeli.”
Diyalize Giren Böbrek Hastaları Sıvı Kısıtlaması Yapmalı
Böbrek hastaları için her ne kadar sıvı tüketimi önemli olsa da diyalize giren kişilerde bu durumun tam tersi olduğunun altını çizen Prof. Dr. Abdullah Özkök, bu grup hastalar için uyarılarını şöyle sıraladı:
“Diyalize giren hastalarımızın birçoğunun idrar çıkışları olmadığı için bu hasta grubunda normalde sıvı kısıtlaması öneriyoruz. Çünkü çok sıvı alınması durumunda vücutta biriken fazla sıvıya bağlı hipertansiyon ve kalp problemleri yaşanabiliyor. Bunun yanında yüksek sıcaklarda bu hastaların çok fazla dışarı çıkmamasını öneriyoruz ve sıvı kısıtlamasını bir miktar gevşetiyoruz. Böbrek nakli hastalarımız ise bağışıklık sistemi baskılanmış olduğu için mutlaka içtikleri suyun temizliğinden emin olmalı ve mümkünse şişelenmiş ve kapalı su tüketmeliler. Ayrıca böbreknakli hastalarımızın güneş altında ve sıcakta uzun süre kalmalarını istemiyor ve mutlaka koruyucu güneş kremi kullanmalarını öneriyoruz.”
Şekerli İçeçek İçmeyin
Sıcak havalarda susuzluğu şekerli içeceklerle gidermeye çalışmanın böbrek hasarını artırabileceğini söyleyen Prof. Dr. Abdullah Özkök, bu konuyla ilgili olarak uzun süre sıcakta çalışan Orta Amerika çiftçileri üzerinde yapılan bir araştırmayı örnek gösterdi. “Orta Amerika’da şeker pancarı tarlalarında aşırı sıcak altında uzun süre çalışan insanlarda böbrek yetersizliği sıklığının çok artması üzerine araştırmalar yapılmış ve bu hastalarda böbrek hastalığının tekrarlayan sıcak stresine bağlı olabileceği bulunmuş. Bu durum yazın açık havada uzun süre çalışan inşaat işçileri ve diğer çalışanlar için de geçerli olabilir. Bununla birlikte çiftçilerinin şekerli içecekler ile susuzluklarını gidermeye çalışmasının böbrek hasarını çok arttırdığı gösterilmiştir. Sıcak havalarda çok şekerli, fruktoz-glukoz şurubu içeren meşrubatları kesinlikle tercih etmemeliyiz. Temiz saf su en iyi içecektir.”
Suyu Çam Şişeden İçin
Ayrıca plastik şişelerden su içine geçebilecek mikroplastiklerin de sağlığa zararlı olabileceğini hatırlatan İç Hastalıkları ve Nefroloji uzmanı Prof. Dr. Özkök, bu nedenle mümkünse cam şişe veya cam damacanadan su içmenin uygun olduğunu söyledi. Susuzluğu gidermek için gün içinde içilebilecek sıvılar arasında sodanın bulunabileceğini belirten Prof. Dr. Özkök, “Fakat günde 1 şişeden fazla içilmemeli. Özellikle hipertansiyon ve böbrek taşı olanların düşük sodyum içeren sodaları tercih etmesi gerekir” diye konuştu.
Suyun Fazlası da Zararlı
“Su meselesinde de ifrat ve tefrit söz konusudur” diyen Prof. Dr. Abdullah Özkök, “Çok su içmek sağlıklıdır” ifadesinin de yanlış olduğunu belirterek konuyu şöyle açıkladı: “Bahsettiğim gibi insanda susama hissi çok güçlü bir dürtüdür. Susadıkça yeterince su içen bir kimsede susuzluğa bağlı böbrek hastalığı beklemiyoruz. Ancak suyun fazlası da kesinlikle zararlıdır. “Su zehirlenmesi” sonucu klinikte hiponatremi dediğimiz ciddi durumlarla karşılaşabiliyoruz. Bu konuda da aşırılıklardan kaçınmalıyız. Susadıkça su içiyorsanız ve günde 2-2.5 litre civarında idrar yapıyorsanız vücudunuz için yeterli hidrasyonu sağlıyorsunuz diyebiliriz.” (BSHA)
Ek Ödeme Yönetmeliği-Beyaz Reform (Mu)? İstanbul Tabip Odası Hukuk Bürosu, Sağlık Bakanlığı Ek Ödeme Yönetmeliği hakkında detaylı bir rapor hazırladı.
Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının aylardır beklediği “Sağlık Bakanlığı Ek Ödeme Yönetmeliği”, 12.08.2022 tarihli Resmi Gazete ’de yayımlanarak, 01.07.2022 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe girdi.
Sağlık Bakanı tarafından, “Türkiye ’de doktor olmanın anlamı değişti.”, “Bir süredir bitkisel hayatta olan Performans Sistemi ’nin fişi çekildi.”, “Sağlık çalışanları için bir reform gerçekleştirildi. Biz buna Beyaz Reform diyoruz.” söylemleri ile kamuoyuna duyurulan Yönetmelik; “reform” olarak adlandırılabilecek bir yenilik getirmediği gibi, performans sistemini ortadan kaldırdığını söylemek de güçtür.
ek ödeme
Sağlık Bakanlığı Ek Ödeme Yönetmeliği ile ilgili yer alan düzenlemeler, birçok açıdan önceki düzenlemelerin tekrarı niteliğinde olup, esaslı bir değişiklik getirmemiştir. Mevcut düzenleme, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının haklı beklentilerini karşılamaktan uzaktır. Nitekim;
1- Yönetmeliğin amacı, tıpkı bundan öncekilerde olduğu gibi; “Sağlık Bakanlığınca belirlenen hizmet sunum şartları ve kriterleri dikkate alınmak suretiyle personelin unvanı, görevi, disiplin durumu, çalışma şartları ve süresi, hizmete katkısı, verimliliği, tetkik, eğitim, öğretim ve araştırma faaliyetleri, yapılan muayene, ameliyat, anestezi ve girişimsel işlemlerden oluşan genel tıbbi işlemler, özellikli tıbbi işlemler ile uluslararası sağlık hizmetlerinde çalışma gibi unsurlar esas alınarak, döner sermayeden yapılacak ek ödemenin oran, usul ve esaslarını belirlemek, sağlık hizmetlerini iyileştirmek, kaliteli ve verimli hizmet sunumunu teşvik etmek” olarak açıklanmıştır.
Burada dikkat çeken husus, ek ödeme oranının belirlenmesinde, önceki düzenlemelerde olmayan “disiplin” kriterinin eklenmiş olmasıdır.
2- Yönetmelik ile “Birinci Basamak Sağlık Kuruluşları Ek Ödeme Yönetmeliği” de dahil olmak üzere, önceki Ek Ödeme Yönetmelikleri yürürlükten kaldırılmıştır.
Aile hekimleri ve aile sağlığı merkezi personeli hariç olmak üzere, birinci basamakta görev yapanlar da bu Yönetmelik kapsamına alınmıştır.
3- Yönetmelik ile tıpkı öncekilerde olduğu gibi, “bireysel hedef katsayısı”, “bilimsel çalışma destek puanı”, “eğitici destekleme puanı”, “ek puan”, “genel tıbbi işlemler puanı”, “ham puan”, “hizmet alanı-kadro unvan katsayısı”, “hizmet etkinlik katsayısı”, “hizmet verimlilik katsayısı”, “kurum hedef katsayısı”, “mesai dışı tavan ek ödeme tutarı”, “ mesai dışı toplam puanı”, “mesai içi aktif çalışılan gün katsayısı”, “mesai içi klinik hizmet puan ortalaması”, “mesai içi sağlık tesisi puan ortalaması”, “özellikli tıbbi işlemler puanı”, “uluslararası sağlık hizmetleri dönem ek ödeme katsayısı” gibi çok sayıda performansla ilişkili hesaplama unsuru belirlenmiştir.
Nitekim Yönetmeliğin sağlık tesislerinde görevli personele yapılacak ek ödemeye ilişkin temel esasların belirlendiği 5. maddesinde “Ek ödeme, personele sağlık tesisine fiilen katkı sağladığı sürece verilebilir.”düzenlemesi korunarak,performansa dayalı ödeme sisteminden vazgeçilmediği açıkça ortaya konulmuştur.
4-Yönetmelik ’te yeterli olmamakla birlikte olumlu olarak değerlendirebileceğimiz bir düzenleme ile “resmi tatil günleri, idari ve nöbet izinleri, yılda 7 günü geçmeyen kısa süreli hastalık rapor süreleri, hakem hastane tarafından onaylanan heyet rapor süreleri, yılda en fazla iki defa görevlendirme suretiyle kendi alanı ile ilgili yurt içi kongre, konferans, seminer ve sempozyum gibi etkinliklere katılan personelin bir yılda toplam 10 günü geçmeyen süreleri, görevi sırasında veya görevinden dolayı Bakanlıkça ilan edilmiş bulaşıcı ve salgın hastalığa yakalanan, kazaya, yaralanmaya veya saldırıya uğrayanların bu durumlarını sağlık raporuyla belgelendirmesi halinde kullandıkları hastalık izin süreleri” çalışılmış gün olarak kabul edilmiştir.
Sağlık Bakanlığı Ek Ödeme Yönetmeliği yayınlandı
Yıllık İzin, Kongre, Konferans, Seminer ve Sempozyumda Ek Ödemeden Faydalanamayacak
Bir başka ifade ile sayılan günlerde ek ödemeden faydalanmak mümkün olacaktır. Ancak yıllık izin günlerinde ve yurt dışı kongre, konferans, seminer ve sempozyum gibi etkinliklere katılım sağlanan günlerde ek ödemeden faydalanmak mümkün olmayacaktır.
5- Önceki düzenlemede, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu ’nun 18. maddesi gereğince, haftada bir gün izinli sayılan yönetim kurulu üyelerine izinli sayıldıkları süreler için sağlık tesisi puan ortalaması esas alınarak değerlendirme yapılacağı yer almaktayken, yeni düzenlemede buna ek olarak haftada dört saat izinli sayılan ilçe temsilcileri de dahil edilmiştir.
6- Kadın doğum uzmanları ve asistanları ile ebelere normal doğumu teşvik amacıyla, sağlık tesisi puan ortalamasına kadar normal doğum teşvik ek puanı verilebileceği de, yeni düzenlemeler arasındadır. Normal doğum teşvikine yönelik çalışmaların usul ve esasları henüz belirlenmemiştir.
7- Yönetmelikte “mesai içi çalışma” hatalı bir şekilde, “mesai saatleri içinde yapılan çalışmalar ile nöbet ve icap nöbetlerinde yapılan çalışmalar” olarak tanımlanmıştır. Bir başka ifade ile ek ödeme hesaplamalarında, nöbet ve icap nöbetleri mesai içi sayılacaktır.
Ayrıca personelin mesai dışı ödemeye esas puanının, aynı güne ait mesai içi puanını aşamayacağı, aşan puanın mesai içi puanı olarak değerlendirileceği, yanı sıra aylık mesai içi asgari puana ulaşamayan tabiplerin, mesai dışındaki çalışmalarının mesai içi çalışma olarak kabul edileceği ve bu puanların mesai içi puana eklenerek hesaplanacağı düzenlenmektedir.
8- Yönetmeliğin 5. maddesinin 9. fıkrasının son cümlesinde, “Sağlık tesisindeki ihtiyaç göz önüne alınarak Başhekimlikçe sağlık tesisi/klinik/branş bazında ayrı ayrı mesai dışı çalışma yaptırılabilir.” düzenlemesine yer verilmiş olup; hekimlere ek iş yükü getiren bu düzenlemenin “döner sermayeden yapılacak ek ödemenin oran, usul ve esaslarını belirlemek” amacıyla hazırlanan bir yönetmelikte yeri olmadığı açıktır.
9– Yönetmeliğin 6. maddesi ile “ek ödeme”nin, “temel ek ödeme” ile “teşvik ek ödemesi”nden oluşacağı düzenlenmiştir. Buna göre,
Ameliyathane personeli daha fazla ek ödeme alacak
a) “Temel ek ödeme”, sabit ödeme ile taban ödeme toplamından oluşmaktadır.
“Sabit ödeme”;“personelden tabip ve diş tabipleri ile tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar için 209 sayılı Kanunun Ek 3. maddesine göre; sağlık tesislerinde görev yapan üniversite personeli ile tabip dışı personel için aynı Kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrasının altıncı cümlesi gereği merkezî yönetim bütçesinden yapılan ek ödeme tutarı” olarak tanımlanmaktadır.
Önceki Yönetmelik hükümlerine göre “sabit ek ödeme” olarak dağıtılan bu ödemeye ilişkin düzenlemede herhangi bir değişiklik yapılmamıştır.
Hatırlanacağı gibi, 209 sayılı “Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları İle Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun”un Ek 3. Maddesinde, 23.06.2022 tarihinde Resmi Gazete ’de yayımlanan 7411 sayılı Kanun ’la yapılan değişiklik ile sabit ek ödeme oranları, sadece pratisyen tabip ve diş tabipleri için arttırılmış; %180 ’den, %265 ’e çıkarılmıştır. Bunun dışında, eğitim görevlilerine, uzman tabiplere, tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar ile uzman diş tabiplerine ödenecek sabit ek ödeme oranlarında herhangi bir iyileştirmeye gidilmemiştir.
Yürürlüğe giren Yönetmelik ’te de Kanun ’a paralel olarak düzenleme yapılmış; “…döner sermaye gelirlerinden ek ödeme alan eğitim görevlilerine en yüksek Devlet memuru aylığının (ek gösterge dâhil) % 410’u, uzman tabip, tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar ile uzman diş tabiplerine % 335’i, pratisyen tabip ve diş tabiplerine ise % 265’i oranında, herhangi bir katkıya bağlı olmaksızın merkezi yönetim bütçesinden ek ödeme yapılacağı, bu ödemeye hak kazanılmasında ve ödenmesinde aylıklara ilişkin hükümlerin uygulanacağı” düzenlenmiştir.
“Taban ödeme”;“personelin ödüllendirilerek motivasyonun artırılması amacıyla yapılan ödeme” tanımıyla, yeni bir ödeme kalemi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu ödeme, aşağıdaki tabloda belirlenen taban katsayılarının en yüksek devlet memuru aylığı ile çarpımı sonucu bulunan tutardır. Ödemenin hesaplanmasında mesai içi aktif çalışma gün katsayısı ayrıca çarpan olarak kullanılacaktır.
Burada sağlık tesislerinde gelire katkısı olmayan temel tıp bilimleri ile diğer branş hekimleri arasında taban ücrette çok büyük bir uçurum yaratıldığı görülmektedir. Hekimler yine sağlık işletmesine katkı sunmaları halinde bir gelire kavuşabilecektir. Belirlenen bu katsayılar ile, hekimlerin temel ücretinde artış olmadığı, gelir getirme durumuna göre kazancın belirlendiği ve performansın ödüllendirildiği bir kez daha vurgulanmıştır.
Hastaneler dışında kalan birimler için, taban ödemeyi hesaplamaya esas katsayılar ise şöyledir;
Ayrıca “taban ödeme”nin; uyarma ve kınama cezası alanlara bir ek ödeme dönemi, aylıktan kesme cezası alanlara iki ek ödeme dönemi, kademe ilerlemesi cezası alanlara üç ek ödeme dönemi süresince verilmeyeceği de düzenlenmiştir.
Bir eylem nedeniyle birden fazla ceza verilemeyeceği kuralına aykırı bu düzenleme, aynı zamanda kanuni bir dayanağı olmaması nedeniyle de hukuka açıkça aykırıdır.
Bu fasılda son olarak belirtelim ki, merkezi yönetim bütçesinden yapılan sabit ek ödeme tutarı, bu Yönetmelik kapsamında aynı aya ilişkin yapılacak temel ek ödeme tutarından mahsup edilecektir.
Sağlık Personeli Teşvik Ödemesi
b) “Teşvik ek ödemesi”: “Personelin görev yaptığı sağlık tesisinde hizmete katkısı ve verimliliği ile finansal sürdürülebilirliği sağlama, hizmetin kalitesi, çalışan ve hasta memnuniyeti gibi kriterler göz önüne alınarak mesai içi ve mesai dışı çalışmalarına karşılık olarak döner sermayeden personele yapılan ödeme” olarak tanımlanmıştır.
Anlaşıldığı üzere, “teşvik ek ödemesi” olarak adlandırılan ödeme, performansa dayalı ek ödemeden başkaca bir şey değildir.
Teşvik ek ödemesi için ülke, bölge, hastane grupları ve hastane tahakkukları, verimlilik, hasta memnuniyeti, hizmeti elde etme maliyeti gibi faktörler dikkate alınarak, sağlık tesisinin dağıtabileceği miktarı ile bu miktarın tabip ve tabip dışı personele verilecek oranlarının Bakanlıkça belirleneceği düzenlenmiştir.
“Teşvik ek ödemesi”nden, sadece sağlık tesislerinde görev yapacak personel yararlanacaktır. İl Sağlık Müdürlüğü, İl Sağlık Müdürlüğü Birimleri, Ulusal Referans Laboratuvarları ile Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunda çalışan personel bu ödemeden yararlanamayacaktır.
10- Yönetmelik ’te ayrıca, önceki Yönetmelik ’te de bulunan “uluslararası sağlık hizmetleri ek ödemesi” düzenlemesi de korunmuştur.
Uluslararası sağlık hizmetleri kapsamında belirlenen dağıtılacak tutarın %80 ’inin bu hizmetlerde görev alan profesör, doçent, uzman tabip ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar ile diş tabiplerine uluslararası sağlık hizmetleri ödemesi olarak dağıtılacağı belirlenmiştir.
11- Personele “ödenecek net ek ödeme tutarı”, Yönetmeliğin 11. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre;
Temel ek ödeme tutarı; Sabit ödeme ve taban ödeme tutarlarının toplamından oluşur. Personele ait mesai içi net teşvik puanının, teşvik ek ödemesi dönem ek ödeme katsayısı ile çarpımı sonucu teşvik ek ödemesi tutarı bulunur. Teşvik ek ödemesi tutarı ile temel ek ödeme tutarı toplamı, mesai içi tavan ek ödeme tutarını geçemez.
Mesai dışı ödenecek ek ödeme tutarı ise mesai dışı net teşvik puanının, teşvik ek ödemesi dönem ek ödeme katsayısı ile çarpımı sonucu bulunur. Bu tutar mesai dışı tavan ek ödeme tutarını geçemez.
Özellikli tıbbi işlemler ek ödeme tutarı, personele ait özellikli tıbbi işlemler net teşvik puanının, teşvik ek ödemesi dönem ek ödeme katsayısı ile çarpımı sonucu bulunur. Özellikli tıbbi işlemler ek ödeme tutarı özellikli tıbbi işlemler tavan ek ödeme tutarını geçemez.
Uluslararası sağlık hizmetleri ek ödeme tutarı, uluslararası sağlık hizmetleri tavan ek ödeme tutarını geçemez.
12- Görüldüğü gibi, “Beyaz Reform” olarak kamuoyuna duyurulan Ek Ödeme Yönetmeliği ile performansa bağlı ek ödeme sisteminde herhangi bir değişiklik yapılmamış, sistem sadece ad değiştirerek “teşvik sistemi”ne dönüşmüştür.
Hekimler eğitimlerine ve sundukları hizmetin niteliğine uygun olarak, tek seferde almayı hak ettikleri ücrete kavuşabilmek için, daha çok çalışmaya, daha çok hizmet üretmeye, daha çok hasta bakmaya, daha çok tetkik istemeye, daha çok girişimsel işlem ve ameliyat yapmaya, daha uzun saatler çalışmaya, mesai dışı çalışmaya kısaca sağlık işletmesi için daha çok gelir üretmeye zorlanmaktadır.
Hekimler, tamamı emekliliğe yansıyan ve genel bütçeden karşılanan tek kalemde alabilecekleri ücrete bu Yönetmelik ’le de ulaşamadığı gibi, performans baskınından da kurtulmuş değildir. (BSHA)
MEB Bakanı Mahmut Özer, Türkiye eğitim sistemi hakkında konuştu. PISA ve TIMSS gibi uluslararası araştırmaların sonuçlarına bakın. Türkiye her girdiği döngüde hem puanlarını hem de dünya sıralamasında sürekli sıralamasını yükselterek çıktı.”
Eğitimin Demokratikleşmesi
Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer, Gölbaşı Mogan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Uygulama Oteli’nde düzenlenen törende yaptığı konuşmada Türkiye’nin son yirmi yılda eğitimin yanında tüm alanlarda vatandaşların kitlesel olarak hizmete kavuştuğu bir dönem olduğunu vurgulayarak, “Son yirmi yıl, üç boyutlu bir gelişmeye tekabül ediyor. Birincisi kitleselleşme; eğitimin tüm kademelerinde okullaşma oranlarının artması için ciddi bir seferberlik hikâyesi. Eğitimin demokratikleşmesi; eğitimin önündeki başörtüsü yasağından katsayı uygulamasına kadar, öğrencilerin seçmeli ders taleplerinin karşılanmasına kadar tüm alanlarda antidemokratik uygulamaların kaldırıldığı ve demokratik taleplere demokratik cevapların üretildiği bir dönem. Üçüncü boyut ise bu ikisi yapılırken her zaman kalite odaklı yapılmış olması… Çünkü öğrenci sayınızı iki kat, üç kat artırırken kalitenizi de sürekli iyileştirebilmek öyle her ülkenin başarabildiği bir başarı hikâyesi değil. İşte Türkiye bunu başardı.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye eğitim sistemi
Türkiye Eğitimde Dünya Sıralamalarının Üstünde
Geçmişteki eğitim tartışmalarına bakıldığında imkân verilmeden suçlamaların olduğu bir dönemin yaşandığına işaret eden Özer, imkân vermeden sorgulama, suçlama döneminden her türlü imkânın verildiği ve hiçbir ayrımcılığın yapılmadığı bir eğitim dönemine tanıklık ettiklerini kaydetti. Özer konuşmasına şöyle devama etti: “PISA ve TIMSS gibi uluslararası araştırmaların sonuçlarına bakın. Türkiye her girdiği döngüde hem puanlarını hem de dünya sıralamasında sürekli sıralamasını yükselterek çıktı.”
Eğitime Erişimi
Birilerinin eğitime erişimi, eğitimin kapsayıcılığının engellenmesinin bir aracı olarak kullandığına işaret eden Özer, yıllardan beri bu ülkede dile getirilen kültürel vesayetin, kültürel egemenliğin bu ülkenin çocuklarıyla paylaşılmama direncinin karşılığı olarak üretilen eğitim politikaları olduğunu söyledi. Özer, son yirmi yılda bunun tüm olumsuz etkilerinin rehabilite edildiğini belirterek eğitim hizmetinin okul öncesinden yükseköğretime kadar tüm eğitim kademelerinde hem kapsayıcılığı hem de kalitesinin arttığı bir döneme karşılık geldiğini ifade etti. (BSHA) Kaynak : MEB
Üniversite Personeline Kıyafet Yönergesi ! Yönergeye tepki gösteren Eğitim Sen, *Tek tipçi, cinsiyetçi zihniyetinize karşı, bilimsel ve demokratik üniversiteleri savunuyoru” dedi.
İktidarın akademiyi cinsiyet ayrımcı, muhafazakâr politikalarına göre yeniden dizayn etme uygulamalarının son örneği Anadolu Üniversitesi’nde yaşandı. Anadolu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Süleyman Sözen tarafından üniversite personeline, “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık Kıyafetine Dair Yönetmelik” hükümlerine titizlikle uymaları ve gereken hassasiyeti göstermeleri istenen bir yazı gönderildi. Yazıda yer alan yönetmeliğe göre kadınlardan “kolsuz ve çok açık yakalı gömlek, bluz veya elbise ile strech, kot ve benzeri pantolonlar, terlik tipi (sandalet) ayakkabı giymemeleri, etek boyunun dizden yukarı ve eteğin yırtmaçlı olmaması” istendi. Erkek personelin kılık kıyafeti konusunda ise “Elbiseler temiz, düzgün, ütülü ve sade; ayakkabılar kapalı, temiz ve boyalı giyilir. Sandalet veya atkılı ayakkabı giyilmez. Bina içinde ve görev mahallinde baş daima açık bulundurulur.” denildi.
İktidar Muhafazakar Zihniyeti Yansıtıyor
Daha önce de örneklerini gördüğümüz, üniversitelere dayatılan kılık kıyafet yönetmelikleri akademiyi disiplin soruşturmaları ve cezalarla yıldırmayı ve bu şekilde baskı altına almayı amaçlamaktadır. Özellikle kadın bilim emekçilerine yönelik uygulanan cinsiyetçi yönetmelik, iktidarın muhafazakâr zihniyetinin bir tezahürü ve kadını sadece muhafazakâr, cinsiyetçi kodlarla algılamasının bir ürünüdür. Totaliter rejimlere has tek tipleştirici bu politikalar, kişilerin nasıl yaşayacaklarına, ne giyip ne giymeyeceklerine müdahale ederek, bireyin özgür iradesini yok saymaktadır. Oysaki bireyin kendi bedeni, kendi kıyafeti üzerinde söz hakkına sahip olması özgürlüğün en temel yasasıdır. İnsan onuru ve kişilik haklarını ihlal eden bu tarz uygulamaların sadece özgür düşüncenin üretildiği yer olması gereken üniversitelerde değil, hiç bir eğitim kurumunda yeri yoktur.
Üniversite Yönetimleri Cinsiyetçi Mi
Üniversite yönetimlerinin cinsiyetçi, ayrımcı ve muhafazakâr politikalarının bir baskı aracı olarak kullandığı cinsiyetçi yönetmelikler akademik özgürlüğe, özgür fikre yönelik bir başka saldırıdır. Eğitim Sen olarak özgür, özerk ve demokratik üniversite mücadelemizi sürdüreceğimizi vurguluyor, eğitim ve bilim emekçilerinin temel hak ve özgürlüklerine yönelik her türlü saldırının karşısında duracağımızı bir kez daha ifade ediyoruz. (BSHA)
Tek Operasyonda Tüm Böbreğini Dolduran Taşlardan Kurtuldu!
İzmirde yaşayan 44 yaşındaki Mustafa Özdemir, İzmir Özel Sağlık Hastanesi’nde gerçekleştirilen PNL (Perkütan Nefrolitotripsi) operasyonuyla tüm böbreğin içini dolduran taşlardan kurtuldu.
Mustafa Özdemir, Özel Sağlık Hastanesi Robotik Cerrahi Direktörü Prof. Dr. Burak Turna ve Üroloji Birimi Uzm. Op. Dr. Emir Akıncıoğlu tarafından tamamen kapalı olarak tek delikten gerçekleştirilen operasyon sonrasında eski sağlığına kavuştu.
Operasyon hakkında bilgi veren Prof. Dr. Burak Turna, “Hastamızın fonksiyonel durumda tek böbreği vardı. Bununla birlikte bütün böbreğin içini dolduran taş parçaları bulunuyordu. Tek delikten kapalı yöntemle gerçekleştirdiğimiz PNL (Perkütan Nefrolitotripsi) operasyonuyla tüm taşları çıkararak böbreği temizledik. Operasyon yaklaşık iki saat sürdü. Açık ameliyata gerek kalmadan böbreği kurtararak kendisini eski sağlığına kavuşturmuş olduk” diye konuştu.
Böbrek Taşı Nasıl Oluşur
Operasyonun başarılı geçtiğini dile getiren Op. Dr. Emir Akıncıoğlu’da “Böbrek taşının oluşmasında beslenme, genetik yatkınlık, hayat tarzı ve metabolik hastalıklar gibi etkenler başı çekiyor. Bol su içmek, hafif egzersizlerden oluşan hareketli bir yaşam tarzı, aşırı kahve, çay ve alkol tüketiminden uzak durmak da önem taşıyor. Mustafa Özdemir’e uyguladığımız PNL operasyonunda sırt bölgesinden tek delikle girdik; taşlara ulaşıp kırarak temizledik. Kapalı yöntemle gerçekleştirdiğimiz için hastamızın iyileşmesi de daha kısa sürdü. Bundan sonra rutin kontrolleri devam edecek. Kendisine yaşamında sağlıklı günler dileriz” ifadelerini kullandı. (BSHA)
Özel Egepol Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Dr. Mehmet EmrahGüven, erkek kısırlığının sık görülen sebeplerinden olan Varikosel rahatsızlığının ameliyatsız tedavisinin mümkün olduğunu söyledi.
Uzm. Dr. Güven, testislerin toplar damarlarında meydan gelen genişleme nedeniyle görülen Varikosel’in özellikle genç erkeklerde sperm kalitesini ve sayısını olumsuz etkilediği ifade etti.
Hastalığın ağrı şikayeti ile kendini belli ettiğini belirten Dr. Mehmet EmrahGüven, “Varikosel tanısının konulmasında en önemli yöntem doppler ultrasonografidir. Doppler USG klinik muayene tedavide karar vericidir. Varikosel, sol testis toplardamarının pozisyonundan dolayı genellikle sol tarafta oluşur. Varikosel ek taraflı olsa da sperm üretimini bozabilir. Varikosel tanısı konulduğunda sperm sayısında ve hareketlerinde bozulma varsa, testisteki ağrı günlük yaşantıyı etkiliyorsa tedavi uygulanmalıdır” dedi
Hasta Aynı Gün Taburcu Olabiliyor
Varikoselin ilaçlarla tedavi edilebilen bir hastalık olmadığını kaydeden Dr. Mehmet EmrahGüven, girişimsel bir yöntem olan Embolizasyon ile hastanın ameliyat olmadan sağlığına kavuştuğunu dile getirdi.
Bu yöntemin klasik cerrahiye tedaviye göre birtakım avantajlar sunduğunu vurgulayan Dr. Güven şöyle devam etti: “Tedavi alternatifleri açık cerrahi, laparoskopik cerrahi ve embolizasyondur. Üroloji uzmanları sıklıkla cerrahi yöntemle tedavi uygulamaktadır. Embolizasyon işlemi ise son yıllarda gittikçe uygulanma sıklığı artan ve başarılı sonuçlar elde edilen bir yöntemdir. Biz de kliniğimizde embolizasyon işlemini uygulamaktayız. İşlem girişimsel radyologlar tarafından yapılan günübirlik bir işlemdir, gece hastanede kalmak gerekmez. Anjiografi ünitesinde lokal uyuşturma ile ultrason eşliğinde kasık toplar damarından yapılır. İşlemde özel kataterlerle embolize edilecek damara ulaşılır ve embolizasyon için özel tıkayıcı materyaller kullanılarak yapılır. İşlem ortalama 45 dk. 1 saat sürer. İki saat takip sonrası hasta aynı gün normal yaşamına dönebilir. Kasık toplar damarından yapılan işlemde herhangi bir iz kalmaz. İşlem lokal uyuşturma ile yapılır. Genel anestezi gerektirmez. Teknik olarak hem genişlemiş hasta damar hem de buna sebebiyet veren damarda embolizasyon ile dolaşım ortadan kaldırıldığı için çok etkin bir tedavi yöntemidir. Hastanın cildinde herhangi bir kesi yapılmadığından yara yeri ağrısı ve enfeksiyon riski yoktur. Cerrahi yöntem ile kıyaslandığında başarı oranı benzerdir. Tekrarlama riski daha azdır” (BSHA)
Sağlık Personeli Bakanlığın Taban Ödemesi 732 TL’yi İade Ediyor ! Demokratik Sağlık Sen tarafından twitter hesaplarından #732TLLERİADE etikete ile kampanya başlatıldı. Binlerce paylaşım alan twit, kısa zamanda trend oldu.
Taban Ödeme Hakkında Mücadelemiz Sürecek
Konuyla ilgili açıklama yapan Demokratik Sağlık Sen Başkanı Togan Demircan, sağlık personellerine verdikleri destek için teşekkür etti. Başkan Demircan, açıklamasında, “Resmi Gazete yayımlanarak yürürlüğe giren ek ödeme yönetmeliğinin eksiklerini her platformda dile getirmeye devam edeceğiz. Geçtiğimiz günlerde gerek yönetmeliğin kapsamı hakkında yaptığımız basın açıklamaları gerekse taban ek ödeme oranı ile ilgili İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesinde gerçekleştirdiğimiz açıklamamız öncesi yönetmeliğin hak gördüğü 732 ₺ Sağlık Bakanlığına iade etme iradesini ortaya koyduk. Meslek mensuplarını ayrıştıran, memur, Vhki, teknik hizmetler gurubu, ebe, hemşire, üniversite hastaneleri çalışanları, birinci basamak sağlık hizmet sunucuları, hudut sahiller, adlı tıp kurumu gibi kurumları kapsam dışı bırakan bu yönetmeliğe karşı sonuç alıncaya kadar mücadelemiz sürecek.
Ek Ödeme Yönetmeliği Yürütmeyi Durdurma Talebi
Ayrıca bir ceza yönetmeliği, tehdit içeren yönetmelik maddelerinin de yürütmesini durdurmak ve iptali istemi ile Danıştay’a müracaatımızı yaptık, davamızı açtık. Burada mesele para meselesi değil. Artık sağlık bakanlığının ötekileştirmelerine bir son vermek gerekiyor en azından tavrımızı, irademizi ve düşüncemizi ortaya koymamız gerekiyor. Yasaya aykırı yönetmeliğin kabul edilebilir yanı yok. 0,32 puanlık katsayı yıllardır 1 1,5 veya 2 puana yükseltilemedi. Belirlenen taban ek ödemeden gelir vergisi kesiyor ancak emekliliğe yansıtılmıyor. Sağlık çalışanları yıllardır tek kalem maaş ödemesi istiyor, muhataplar duymuyor. Sağlık çalışanları Eylül ayında kaç lira ücret alacaklarını bilmiyor, bırakın sağlık çalışanlarını uzman bir mutemet arkadaş dahi bilemiyor. Böyle bir maaş uygulaması hangi bakanlıkta var. Şimdi de teşvik ödemesi dillendiriliyor. Göreceğiz neyi teşvik ettiğini. Tüm bu konularla ilgili dün twiter da #732TLLERİADE etkinliğimiz onbinlerce sağlık çalışanın katılımı ve desteği ile sosyal medyada ülke gündemine oturdu. Kamuoyu sağlık çalışanlarına bakınca yüksek oranda maaş alan, elit kesim olarak değerlendiriyor. Neden? Çünkü o şekilde lanse ediliyoruz” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)