Yazar: editor

  • İzmir İl Sağlık Müdürüne Veda

    İzmir İl Sağlık Müdürüne Veda

    İzmir İl Sağlık Müdürü Dr. Öğretim Üyesi M. Burak Öztop, görevinden ayrıldığını açıkladı.

     

    Yeni Görevine Alkışlarla Uğurlandı.

    2019 Yılı Mayıs ayından beri İzmir’de İl Sağlık Müdürü olarak görev yapan Mehmet Burak Öztop, Sağlık Bakanlığı tarafından Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürü olarak atanmasının ardından görev yaptığı İl Sağlık Müdürlüğünden çalışanları tarafından alkışlarla uğurlandı. İzmir İl Sağlık Müdürlüğü çalışanları tarafından kendisine sürpriz olarak hazırlanan veda törenine katılan Dr. Öğretim Üyesi M. Burak Öztop duygusal anlar yaşadı. “Acısıyla tatlısıyla İzmir’de 3 buçuk yıla yakın bir çalışama süreci geçirdik. Benim için güzel bir deneyim oldu” diyen Dr. Öğretim Üyesi Öztop konuşmasına şöyle devam etti:

    “İzmir İl Sağlık Müdürü olarak sizlerle çalışma şerefine nail oldum”

    “ İzmir’de güzel bir ekiple çalıştım. 2 buçuk yıla yakın devam eden pandemi sürecini beraber çalışarak geçirdik. Türkiye’de süreci en az zararla atlatan illerden biri olduk.  Kendi kariyerim açısından İzmir İl Sağlık Müdürü olarak sizlerle çalışmak şerefine nail oldum. Hem bize bu görevi layık gören Sayın Bakanımıza teşekkür ediyorum hem de nasip eden Allah’a şükrediyorum. Emekleriniz için her birinize çok teşekkür ediyorum. Hakkınızı helal edin.”

    Plaket ve çiçek takdim edildi. 

    Konuşmasının ardından Dr. Öğretim Üyesi M. Burak Öztop’a plaket ve çiçek takdim edildi.  Tüm çalışanlarla hatıra fotoğrafı çekiminin ardından alkışlarla geldiği alandan alkışlarla uğurlandı. (BSHA)

  • Diş sağlığınızı süt içerek koruyun

    Diş sağlığınızı süt içerek koruyun

    Diş sağlığınızı süt içerek koruyun Dengeli beslenmek, diş sağlığının korunması açısından en az ağız ve diş bakımının doğru yapılması kadar önemli. Uzmanlar, diş çürüklerinin önüne geçmek için hijyenden sonra kalsiyum ve fosfat bakımından zengin olan süt tüketimine dikkat çekiyor.

    Ağız ve Diş Sağlığı
    Ağız ve Diş Sağlığı

    Diş Sağlığı Nasıl Korunur

    Diş çürükleri, günümüzün en sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biri olmakla birlikte karbonhidratların ağızdaki bakterilerle karışması ve asit yapması sonucuyla başlıyor. Ağızda asit oluşumuna neden olan bakteriler, diş minesini aşındırarak çürüklere sebep oluyor. Diş çürüklerinin önüne geçilmesi için süt tüketilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, sütteki kalsiyum ve fosfatın diş yüzeyindeki mineral dokusunu yenilediğini ve tükürük ve plaklardaki kalsiyum miktarını da artırarak çürük oluşumunu engellediğini vurguluyor. Süt, 6.57 pH değeri ile de diş çürüklerini engellemede önemli bir yer tutuyor.

    Aşırı Asitli Yiyecekler Yasak

    Süt içtikten sonra ağız hijyeninin sağlanması ile birlikte, düzenli süt tüketiminin diş çürüklerinin oluşumunu azalttığını belirten Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, “Aşırı asitli ve şekerli yiyecekler mikroorganizmaların etkisini artırır. Sütteki kalsiyum ve fosfor bu mikroorganizmalara doğal bir savunma sağlar” dedi. İnanç, şeker tüketiminin özellikle çocuklarda fazla olduğunu belirterek, bu sebeple günde 2 bardak süt içerek dişlerinde oluşabilecek çürüklerin önlenebileceğini, sütün diş yüzeyindeki mineral kaybının giderilmesini ve yenilenmesini sağlayacağını belirtti. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

  • Miyofasiyal Ağrı Sendromuna Dikkat!

    Miyofasiyal Ağrı Sendromuna Dikkat!

    Miyofasiyal Ağrı Sendromuna Dikkat ! Boyun Ve Sırt Kaslarındaki Ağrılar Her Zaman Fıtık Kaynaklı Olmayabilir!

    Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doçent Doktor Yeşim Çimen, miyofasiyal ağrı sendromunun özellikle 20-50 yaş arası kesimi ve masa başı çalışanları etkilediğini belirterek, hastalığın ağrı kesicilerle geçiştirilemeyeceğini ve mutlaka tedavi gerektirdiğini söyledi.

    bel ağrısı tedavisi
    bel ağrısı tedavisi

    Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doçent Doktor Yeşim Çimen, halk arasında “kulunç” olarak bilinen “Miyofasiyal ağrı sendromu” ile ilgili önemli bilgiler verdi. Doç. Dr. Yeşim Çimen, miyofasiyal yani bölgesel ağrı sendromunu “Kasları ve bu kasları saran bağ dokuyu (fasya) etkileyen bir hastalıktır. Hastalıkta kasların içinde dokunmakla sert, ağrılı ve ağrı yayılımı gösteren ‘tetik noktalar’ (kulunçlar) bulunmaktadır. Bu tetik noktaların damarları etkilemek suretiyle kasların beslenmesini ve oksijen alımını bozarak ağrıya neden olduğu düşünülmektedir” ifadesiyle anlattı. Ağrının çok şiddetli boyutlara ulaşabildiğini ve dolayısıyla kişinin fonksiyonel durumunu etkilediğini vurgulayan Doç. Dr. Yeşim Çimen, “Hastalık hem yaşam kalitesini bozar hem de iş gücü kaybına yol açar. Üstelik bel veya boyun fıtığı ile siyatik gibi başka hastalıklarla karıştırılabilir ki bu da esas hastalığın gözden kaçmasına yol açar.  Hasta güçlü ağrı kesiciler kullansa bile, ilaç etkisi geçtiğinde ağrıları tekrar başlar. Bu yüzden ağrı kesicilerle geçiştirilmemeli, hekim muayenesi yapılıp tanı konmalı ve uygun tedavi seçeneklerinden faydalanılmalıdır” diye konuştu.

    Bu etkenler riski artırıyor!

    Hastalığın akut ve kronik olmak üzere iki şekilde görülebildiğini belirten Doç. Dr. Yeşim Çimen “Akut form sıklıkla kendiliğinden veya basit tedavilerden sonra düzelirken kronik formda tedaviye rağmen semptomlar 6 ay veya daha uzun sürebilir” dedi. Hastalığın nedenlerine ve risk faktörlerine değinen Doç. Dr. Çimen “Tekrarlayan travmalar, duruş ve oturuş bozuklukları, uzun süreli aynı pozisyonda kalma, yanlış hareket, aşırı kas zorlamaları, skolyoz ve bacak kısalıkları gibi vücut biyomekaniğinin bozulduğu durumlar, kasların soğuğa maruziyeti (klima altında oturma gibi) olabileceği gibi psikososyal değişkenler ve çevresel stres de en önemli faktörler arasındadır. Genellikle 20-50 yaş grubunda, masa başı çalışanlarda, aynı pozisyonda uzun süreli çalışanlarda (diş hekimleri, aşçılar, el sanatları ile uğraşanlar ve kuaförler gibi), uzun yol şoförlerinde daha sık görülmektedir. Ayrıca hipotiroidi, menopoza bağlı hormonal değişiklikler ve D vitamini eksikliğinin de risk faktörleri arasında olduğu düşünülmektedir“ diye konuştu.

    “Bu egzersizleri ihmal etmeyin”

    Hastalığın günlük yaşamı etkilemesi halinde fizik tedavi uzman hekimine görünmekte fayda olduğunu dile getiren Doç. Dr. Yeşim Çimen “Hastalığın oluşmaması için uzun süreli sabit pozisyonda kalınmaması, masa başında çalışırken belin yastıkla desteklenmesi, kalça ve dizin aynı düzlemde olması için gerekirse ayak tahtalarından faydalanılması, işe sık sık ara vererek boyun ve sırt egzersizlerinin yapılması gerekir. Bu egzersizleri ihmal etmemek gerekir” dedi.

    Bel Ve Boyun Fıtığı Neden Oluşur?

    “Farklı tedavi seçenekleri var”

    Doç. Dr. Yeşim Çimen miyofasiyal ağrı sendromunun tedavisi için farklı yöntemler olduğunu belirterek “Çok farklı tedavi seçenekleri var. Fizik tedavi ajanları (TENS, orta frekanslı akımlar, ultrason, lazer), kuru iğneleme, akupunktur tedavisi, nöral terapi, ozon terapisi, mezoterapi, masaj ve manipülasyon tekniklerinden faydalanılıyor” diye konuştu. Egzersizin tedaviye büyük katkısı olduğunun altını çizen Doç. Dr. Yeşim Çimen şunları söyledi: “Düzenli olarak postür egzersizleri ve gergin kaslar için germe egzersizlerinin yanı sıra yüzme, yürüme gibi aerobik egzersizler de yapılmalıdır. Yüz üstü yapılan pilates egzersizleri hem sırtın öne eğilmesini önler hem de sırt bölgesindeki bu tetik noktaları azaltır.“ (BSHA- Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

  • ÖSYM Başkanı’nın Görevden Alınması Yetmez! Suç Duyurusunda Bulunuyoruz!

    ÖSYM Başkanı’nın Görevden Alınması Yetmez! Suç Duyurusunda Bulunuyoruz!

    ÖSYM Başkanı’nın Görevden Alınması Yetmez! Suç Duyurusunda Bulunuyoruz ! Eğitim Sen, 

    KPSS üzerine ortaya atılan iddiaların “asılsız” olduğunu sosyal medya paylaşımıyla duyuran ÖSYM Başkanı Halis Aygün, gece yarısı Cumhurbaşkanı tarafından görevinden alındı. Görevden alma işleminin şaibeleri derinleştirdiğini ifade eden Eğitim Sen yetkilileri, “Gelinen durum gerçeklerin hiç de söylenildiği gibi olmadığını kanıtlamıştır. Adaylardan fahiş tutarlarda sınav parası alan bir kurum, “güvenilir” bir sistem yaratmaktan aciz kalmıştır. Şüphesiz ki bu durumun siyasal sorumluluğu tek başına ÖSYM Başkanı’nda değil, onu atayan ve tüm idarenin siyasal sorumluluğunu üstlenen Cumhurbaşkanı’nın da sorumluluğundadır.  Eğitim Sen olarak belirtmek isteriz ki ÖSYM Başkanı’nın gece yarısı görevden alınmış olması KPSS üzerindeki şaibeleri derinleştirmiştir. Bu nedenle ÖSYM Başkanı’nın tek başına görevden alınması yetersizdir” dedi.

    ÖSYM Görevden alma

    KPSS Soru Kitapçığı Tamamı Yayınlanmalı

    Sendikadan yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi.

    Devlet Denetleme Kurulu’nun konuya dair araştırma yapacağı kamuoyuyla paylaşılmıştır. Ancak DDK Başkanı Yunus Arıncı, 31 Ekim 2016 tarihinden bu yana Borsa İstanbul A.Ş. Yönetim Kurulu üyesi olarak da görev yapmaktadır. Böylesi önemli bir konuda ve böylesi önemli bir kurulda, üzerinde şaibe oluşmaması gereken kişilerin görevlendirilmiş olması gerekmektedir. Bu nedenle Devlet Denetleme Kurulu’nun araştırmasının üzerine gölge düşmemesi için gerekli tüm adımlar atılmalıdır. Devlet Denetleme Kurulu’nun iddiaları tüm yönleriyle araştırması ve sürecin telafisi imkânsız sonuçlara yol açmaması için hızlı, şeffaf ve etkili bir soruşturma yürütülmesi gerekmektedir. KPSS soru kitapçıklarındaki soruların tamamı yayınlanmalı, başka yayınevlerinin sorularının da kitapçıklarda yer alıp almadığı araştırılmalıdır!

    ÖSYM Atamaları İncelenmeli

    Söz konusu skandalların bir yönetim aklının sonucu olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle ÖSYM’nin işini gereğiyle yapamamasına neden olan atamalar, yürütülen ihale süreçleri ve yapılan mevzuat değişiklikleri de TBMM’de kurulacak bir araştırma komisyonu tarafından incelenmelidir.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili soruşturma başlatmalı, geçmişte olduğu gibi “şifre var ama kopya yok” gibi gerekçeler üretmek yerine, aklımızla dalga geçmeyen, gerçeklerin tüm yönleriyle kamuoyuyla paylaşıldığı adli bir süreç işletmelidir. Sendikamız, geçmişte olduğu gibi bugün de hakikat ortaya çıkana kadar bu konuyu yakından takip edecek, söz konusu şaibeler nedeniyle kamuyu zarara uğratan, görevinde ihmali bulunan ve görevini kötüye kullananların hukuk önünde de hesap vermesi amacıyla suç duyurusunda bulunacaktır! (BSHA)

  • Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi Yıllardır Neden Yenilenmiyor ?

    Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi Yıllardır Neden Yenilenmiyor ?

    Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi Yıllardır Neden Yenilenmiyor ?

    Dr.  Behçet Uz tarafından 23-Nisan-1938’de temeli atılan Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi yıllardır sıkışmış bir alanda, köhne binalar ile modern hastane tesislerinin yer aldığı bir kampüste hizmet veriyor.

    Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi Neden Yenilenmiyor

    Behçet Uz Çocuk Hastanesine Emeği Geçen Tüm Sağlık Profesyonellerine Minnettarız

    Öncelikle tüm fiziki zorluklara rağmen yıllardır Ege Bölgesi’ne, Türkiye’ye hizmet veren Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesinde görev yapan, buradan emekli olmuş sağlık profesyonellerine, minik hastalar için gösterdikleri çaba için çok teşekkür ediyorum. Mesleği öğrendiğim Yeni Asır – SABAH Grubunda muhabir iken, Prof.Dr. Vedide Tavlı, Uzm.Dr. Murat Balanlı ve daha nice hastane başhekimi ile birlikte mesai yapma şansı buldum.  İl Sağlık Müdürlüğünde ise Op.Dr. Mehmet Özkan ve Uzm.Dr. Bediha Türkyılmaz’ın görev yaptığı dönemlerdi diye hatırlıyorum. Yöneticilerimizin de hastaneye büyük katkıları olmuştur.

    Behçet Uz Çocuk Hastanesi Eski Başhekimlerinden Vedide Tavlı İle İlginç Diyalog

    Başhekim Vedide Hanımla, radyoloji teknisyenleri odası için yaptığım bir haber için tartıştığımı hatırlıyorum. Haberde, odayı ahıra benzetmiştik. Gerçekten odanın hali berbattı. Hatta kanalizasyon bölümünden farelerin çıktığı söyleniyordu. Başhekim Hanım bana, “Erkan Bey burada dört ayaklılar yaşamıyor” demişti. Kendince haklı olabilir ama hastanede yıllardır çalışan radyoloji teknisyenlerinin isyanını gündeme getirmek de bizim görevimizdi.

    Gelelim günümüze. Pazar günü kaleme aldığım bu yazıyı okuyan sağlık çalışanlarımız, “Çocuk Hastanesine yeni acil, ameliyathane binaları yapıldı köşe yazısı başlığınız yanlış olmuş” diyebilir.

    Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi bana göre bütüncül olarak hiçbir yönetim döneminde ele alınmamıştır. Alınmış olsa bile yapılan planlar bir sonraki İl Sağlık Müdürüne aktarılmamış ya da gelen gideni aratmıştır. Kimse kusura bakmasın. Lütfen vakti olan bir hastaneyi dolaşsın. Onkoloji binası, yönetim binası, yenidoğan servislerinin bulunduğu binalar, 1940’lı yıllardan kalmış gibi (Tam emin değilim 1940’da yapılmış olabilir) . Otopark alanı yok. Acil Servis yeni ama dinlenme odası barakadan farksız ! Şimdi hep birlikte bölgemizdeki çocuklarımızın sağlığını emanet ettiğimiz hastanenin neden topyekün yenilenmediğini kendimize soralım. Bir sonraki yazımda aklıma gelen yanıtları da sizlerle paylaşacağım ! !!

    Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi Neden Yenilenmiyor

    Behçet Uz Çocuk Hastanesi Bayraklı Şehir Hastanesi’ne Taşınacak Mı

    Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi yöneticileri ve çalışanları ile yaptığım görüşmede, Çocuk Hastanesinin Şehir Hastanesine taşınmayacağı yönünde bir izlenim edindim. Çocukla veya bebekli ailelerin ulaşımı şu an için sorunlu olan Bayraklı Şehir Hastanesine gitmelerinin aileler ve yavruları için çok zor olacağını düşünüyorum. Hastane açıldıktan ve ulaşım sorunu  çözüldükten sonra bazı bölümleri veya tümü Bayraklı Şehir Hastanesine taşınabilir.

     

     

     

     

     

    Üstte BAYRAKLI ŞEHİR HASTANESİNE ULAŞIM MÜMKÜN isimli Youtube Videomun linkini bırakıyorum.

    Evet sözün özü Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, kentimize ve bölgemizin hak ettiği yerde değildir. Sağlık alanında fiziki imkanlar ,sağlık hizmet sunumunu olumlu ya da olumsuz yönde etkilemektedir. Bir uzman odası, bir asistan odası, bir hemşire odası, bir toplantı odasının en azından kabul edilebilen şartları karşılaması sağlık profesyonellerinin motivasyonunu yükseltmektedir. Şimdi İzmirde görev yapmış İl Sağlık Müdürleri, Müdür Yardımcıları, Hastane Başhekimleri, Yetkili Sendika Başkanları lütfen köşe yazımızın başlığını okuyup tekrar bi düşünsün. Herkese sağlıklı günler diliyorum.

    BİR SONRAKI YAZIMIMIZDA YANIT ARAYACAĞIMIZ SORULAR ?

    İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ EK HİZMET BİNALARI ÇOCUK HASTANESİNE DAHİL EDİLEBİLİR Mİ ?

    ÇOCUK HASTANESİ DAHA MODERN POLİKLİNİK BİNALARINDA HİZMET VERSE ALSANCAKTAKİ ÖZEL MUAYHANELERE GİDEN EBEBEYN SAYISINDA DÜŞÜŞ OLUR MU ?

    Katkıda bulunmak isteyenler, info adresimizden bizimle iletişime geçebilirler

    Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi Tarihçe

    Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ nin temeli  kurucusu olan Dr.  Behçet Uz tarafından 23-Nisan-1938’de atılmıştır. Dr. Uz  Maddi imkansızlıklara rağmen İzmir  belediye başkanı olduğu dönemde  Valilik, Belediye ve halktan yardım toplayarak 900 bin TL olan  keşif  bedelli inşaata 30 bin TL ile ise başlamıştır.

    Doktor Uz  Sağlık Bakanlığı  döneminde, İzmir Belediye meclisini ikna ederek 21-10-1946’da hastaneyi Sağlık Bakanlığına  hibe ettirmiş, Bakanlığa binanın bazı noksanlarını tamamlattırarak, 2-4-1947’de dönemin başbakanı Recep Peker’le İzmir’ e  gelerek  hastaneyi hizmete açmıştır.  Kızılay’ ın 1954’ te yaptırdığı Doğum Pavyonu, İzmir Hastanelerine Yardım Derneği’ nin çabaları, çeşitli kuruluşlar ve halkın bağışları ile 1962’de İntaniye Pavyonu, 1968’de Ortopedi ve Travmatoloji Pavyonu, 1975’de ana binanın üstüne kat ilavesi yapılmıştır. Buna paralel olarak, Sağlık Bakanlığı tarafından kadrosu genişletilmiştir.

     

  • Tıp Doktoru ? Tıp Doktoru Nedir ? “Tıp Doktoru Unvanı ‘TDR’ Olsun” 

    Tıp Doktoru ? Tıp Doktoru Nedir ? “Tıp Doktoru Unvanı ‘TDR’ Olsun” 

    Tıp Doktoru ? Tıp Doktoru Nedir ? “Tıp Doktoru Unvanı ‘TDR’ Olsun” Türk Tabipler Birliği Yayın Organı Sürekli Tıp Dergisi Editörü Prof. TDr. Orhan Odabaşı, medyada tıp fakültesi mezunu olmayan kişilerin de “Dr” unvanı kullandığını, karışıklılık olmaması adına tıp doktorlarının “TDr” kısaltmasını kullanmasını önerdi.

    Tıp Doktoru Unvanı nasıl olmalı

    Türk Tabipler Birliği Yayın Organı olan Sürekli Tıp Dergisi Editörü Prof.Dr. Orhan Odabaşı, derginin Mayıs- Haziran sayısında Tıp Doktoru unvanı ile ilgili çok önemli bir konuya değindi. Odabaşı editörlüğünü yaptığı derginin kapak yazısında, “Dergimizin bu sayfalarında daha önce de tıp fakültesi mezunlarının kullandığı “tıp doktoru- Dr.” unvanı ile bilim doktora unvanının karıştığını kimi zaman yanılgılara ve uygun olmayan kullanımlara yol açtığını belirtmiştik: “Bilim doktorasını tamamlamış, tıp fakültesi mezunu olmayan bir sağlık çalışanı da “Dr.” unvanını kullanıyor. Sağlık alanı dışında olan bilim doktorasını tamamlamış bilim dalları da “Dr.” unvanını kullanıyor. Medyada örneğin kimya, biyoloji, ilahiyat bilim doktoru bir bilim insanı, tıp alanına bilerek ya da farkında olmadan girebiliyor, görüş ileri sürebiliyor. “Prof. Dr.” unvanını gören, bilim doktoru–tıp doktoru ayrımı bilgisi olmayan bir kişi “tıp profesörü dediğine göre” diye başlayan bir değerlendirme yapabiliyor. Oysa bu ileri sürülen görüşün sahibi, tıp fakültesi mezunu yerine bambaşka bir bilim alanının üyesi çıkabiliyor” dedi.

    Tıp Doktoru yerine ne denebilir
    Tıp Doktoru yerine ne denebilir

    Tıp Doktorları “TDr.” Kısaltmasını Kullansın

    Tıp sözcüğünden hareketle Dr. unvanının önüne T harfinin konularak “TDr.” kısaltmasının kullanılmasını öneren Odabaşı, “Tıp doktorları olarak bizler, MD (medical doctor) kısaltmasında olduğu gibi “tıp” sözcüğünden hareketle tıp fakültesinden mezun olanlar için “T” harfini “Dr.” Kısaltmasının önüne ekleyerek “TDr.” kısaltmasını öneriyoruz. Tıp doktoru: “TDr.”, uzman tıp doktoru: “Uzm. TDr.”, operatör tıp doktoru: “Op. TDr.” öğretim üyesi tıp doktoru: “Öğr. Üyesi TDr.”, doçent tıp doktoru: “Doç. TDr.”, profesör tıp doktoru: “Prof. TDr.”, bilim doktoru tıp doktoru: “Dr. TDr.” İsmimizin önüne TDr. kısaltmasını yazıp bakar mısınız? Alışmak zaman alabilir ancak bu yolla hem bilim doktorası yapanların hakkını teslim ederken, hepimizin aklındaki bir soru işaretini de giderebiliriz. “Bu bilgiyi veren acaba tıp doktoru mu?” Ne dersiniz?”Mesleğimize, alanımıza sahip çıkmanın zamanı geldi de geçiyor. Bir başkasından beklemeden bir yerden başlamak gerek. Atılan adımı küçümsemeden, adımın arkasını getirmek, yol almak süreci “tüketerek değil tercih ederek” yaklaşmak önemli.

    Tıp Doktoru Unvanı Hakkında Yol Almayı, Eylemeyi Yeğliyorum

    Prof.Dr. Odabaşı sözlerine şöyle devam etti, “Yakınmanın önünü kesmeden, yakınılanı görünür kılmak ve sorunun çözümü için söz söylemek, yazmak, çizmek çok değerli. Bir duruma ilişkin saptamalar sonrası öneri geliştirmişsek önerinin arkasında durmak, yaşama değmesi için çaba göstermek her zamankinden daha yaşamsal. Çok uzun yıllardır fark edip çözüm üretmeye çalıştığım birçok konuda kendimi yinelemektense artık adım atmayı, yol almayı, eylemeyi yeğliyorum. Söz söylemek, eyleme geçirmek, birlikte olmak ve alanımıza, geleceğimize sahip çıkmak adına” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) Kaynak – TTB 

  • Her 10 Hepatitliden 8-9’u Hastalığından Habersiz

    Her 10 Hepatitliden 8-9’u Hastalığından Habersiz

    Her 10 Hepatitliden 8-9’u Hastalığından Habersiz. Uz.Dr. Koray Tuncer, hepatit hastalığı ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

    Dünyada 1.1 milyon, Türkiye’de yaklaşık 15-20 bin kişi her yıl hepatit B ve hepatit C’ye bağlı karaciğer sirozu ve kanserinden hayatını kaybediyor. Oysaki her iki enfeksiyonun tanısı son derece pratik yöntemlerle konulabiliyor ve tedavisi de mümkün olabiliyor. Tanı ve tedavi süreçlerinin doğru şekilde planlanması durumunda, 2030 yılına kadar hepatit virüsünün dünya üzerinden silinebileceği düşünülüyor. Memorial Şişli Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Koray Tuncer, “28 Temmuz Dünya Hepatit Günü” nedeniyle hepatitler hakkında bilinmesi gerekenler ile ilgili bilgi verdi.

    Hepatit A, Hepatit B, Hepatit C, Hepatit D ve Hepatit E Tipleri

    Hepatit, çoğunlukla viral bir enfeksiyonun neden olduğu karaciğer iltihabıdır. A, B, C, D ve E tipleri olarak adlandırılan beş ana hepatit virüsü vardır. Bu beş tip, neden oldukları hastalıklar ve salgın potansiyeli nedeniyle dünya üzerinde büyük bir endişe kaynağı olmaktadır. Son rakamlara göre 350 milyondan fazla kişi viral hepatitle yaşamaktadır. Hepatiti olan 10 kişiden 8-9’unun bundan habersiz olduğu bilinmektedir. Bunun yanında yılda 1 milyon 100 bin kişi Hepatit B ve C enfeksiyonundan hayatını kaybetmekte, 9 milyon 400 bin kişi kronik hepatit C virüsü enfeksiyonu için tedavi görmektedir. Ülkemizde yaklaşık 2,5 milyon Hepatit B’li; 250 bin civarında da Hepatit C’li hasta vardır.

    Hepatit siroz ve kansere yol açabiliyor

    Küresel çabalar, hepatit B, C ve D enfeksiyonlarının ortadan kaldırılmasına öncelik vermektedir. Bu 3 enfeksiyon yıllarca tedavi altına alınmazsa siroz ya da karaciğer kanserinden ölümlere neden olabilmektedir. Bu 3 tip kronik hepatit enfeksiyonu, hepatit kaynaklı ölümlerin yüzde 95’inden sorumludur. Bir başka üzücü durumda dünya genelindeki kronik hepatit B hastalarının sadece yüzde 10’na tanı konulabilmekte ve sadece yüzde 22’si tedaviye ulaşabilmektedir. Her gün doğan tüm bebeklerin sadece yüzde 42’sine hepatit B’ye karşı aşı uygulanabilmektedir. Hepatit C’ye bakıldığında dünya üzerinde tüm hepatit C’li hastaların yüzde 20’ne tanı konulmuş durumda olup bu hastaların yüzde 62’si tedaviye ulaşabilmiştir. Dünyada ve Türkiye’de halen viral hepatitli hastaların en az yüzde 80’i hastalığından habersizdir. Bu hastalar uzun vadede siroz ve kanser olma riski altında ve aynı zamanda başkaları için bir bulaş kaynağı olmaktadır.

    Önlem alınması çok önemli

    Hepatit virüsü nedeniyle karaciğer sirozu ya da kanseri kaynaklı ölümlerin yüzde 65 oranında azaltılması, hepatit için tedavi olan kişi sayısının yüzde 80 artırılması, Hepatit B ve C virüsü taşıyan kişilerin teşhisinin yüzde 90 oranında artırılması gibi hedefler bulunmaktadır. Bu hedeflerin tutması doğrultusunda 2030 senesine kadar bu sorundan kaynaklı ölümler sonlandırılabilir. Bunun mümkün olabilmesi için yeni doğan bebeklerin doğum gerçekleştiği anda aşılanması, kişilerin herhangi bir sağlık kuruluşunda hepatit virüsüne sahip olup olmadığını öğrenip; bağışıklığı yoksa Hepatit B için aşı yoluyla önlemini alması büyük önem taşımaktadır.

    Pratik bir kan testiyle teşhis konuluyor

    Hepatit B ve C’yi tedavi edebilecek aşı ve/veya tedavilerin olması ile bu hastalıkların eliminasyonu mümkün hale gelmiştir. Hastalığın eliminasyonunda en önemli nokta hastalığın farkına varılmasıdır. Bu da uygulanacak tanı testleri ile mümkün olabilecektir. Herhangi bir sağlık kuruluşuna gidip alınacak kan örneğiyle kısa sürede teşhis konulabilmektedir. Hepatitli hastaların hayatlarını kurtarıcı tedavileri bekleyecek zamanları yoktur. Hepatit eliminasyonu için en önemli adımlardan biri anneden bebeğe hepatit B bulaşının engellenmesidir. Bu nedenle, hamile kadınlara Hepatit B testi yapılması ve tedavi uygulamaları bekleyemez. Yeni Hepatit B vakalarının olmaması için anne adaylarının Hepatit B yönünden taranması ve önlem alınması gelecek nesiller açısından önem taşımaktadır.

    Hepatit Tedavisi

    Yüzme havuzlarından Hepatit B bulaşır mı?

    Hepatit B bulaşıcı bir virüstür. Ancak, Hepatit B’li kişilerle aynı evde yaşamak, aynı işyerinde çalışmak, yemek içmek, delici-kesici-vücuda nüfuz edici (tıraş bıçağı, tırnak makası, diş fırçası vb eşyalar) olmayan eşyaları kullanmakla bulaş olmamaktadır. Kan dışındaki diğer vücut salgıları ile hepatit B’nin bulaştığına dair kanıt yoktur. Bunun yanında yüzme havuzlarından da Hepatit B bulaşmamaktadır. Önlem olarak Hepatit B’li kişilerin aynı evi paylaştıkları arkadaşları, partnerleri veya aile üyeleri mutlaka hepatit testlerini yaptırmalı, aşı olması gerekenler hepatit B’ye karşı aşılanmalıdır. Bu sayede bulaşın ve virüsün de önüne geçilmiş olmaktadır.

    Hepatit C’de yeni gelişme

    Sağlık uygulama tebliğine (SUT) göre yakın zamana kadar bir kez hepatit C tedavisi alan; tedaviye cevapsız veya hastalığı nüks eden kişilerde yeni ilaçlarla tekrar tedavi yapılamıyordu. Artık ilaçlarla yeniden tedavi gerçekleştirilebilmektedir. Bunun yanında Hepatit C’li hastalarda ilaç tedavisi için biyopsi gerekmekteydi. Şimdi bu şart da kaldırılmıştır. Ancak Hepatit B’li ve tedavi olması gereken hasta kararında hala karaciğer biyopsisi gereklidir. Fakat yeni gelişmelerle birlikte non-invazif metodlarla karaciğer fibrozisi, hastalığın derecesi belirlenebilmektedir. Virolojik testler, görüntüleme, fibrozisi ölçen yöntemlerle bu karar rahatlıkla verilmektedir. Hem sağlık personelinin, hem vatandaşların hem de sosyal politika yürütücülerinin hepatit konusunda üzerine düşenleri yapması gerekmektedir. Daha çok kişi hepatit ve hepatitin neden olduğu olumsuz tablolar hakkında bilgilendirilmelidir. Daha çok hastaya tanı konulmalı, hepatitli hasta sayısı düşürülmelidir. Viral hepatitin bekleyecek bir sorun olmadığı unutulmamalıdır. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

    Hepatit Tedavi Klavuzu

  • Üniversite Öğrencilerinin Jinekolojik Kanser Farkındalıkları

    Üniversite Öğrencilerinin Jinekolojik Kanser Farkındalıkları

    Üniversite Öğrencilerinin Jinekolojik Kanser Farkındalıklar. Türk Tabipler Birliği Sürekli Tıp Dergisi, önemli bir çalışma yayınladı. Araştırmada, “Üniversite öğrenim gören öğrencilerin jinekolojik kanser farkındalıklarının; orta düzeyin üstünde olduğu” bildirildi.

    Jinekolojik Kanser Tam Olarak Nedir?

    Jinekolojik kanserler; serviks, endometrium, over, vulva, vajina, fallop tüpü kanserleri ve koriokarsinomlarıdır. Bunlardan; serviks, endometrium ve over kanserleri, daha sık görülen ve kansere bağlı mortalite ve morbiditede önemli yeri olan kanser türleridir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 2018 verilerine göre tüm kanser türleri içinde; serviks kanseri dört, uterus kanseri altı, over kanseri ise sekizinci sırada yer almakta ve mortalite oranlarının benzer olduğu belirtilmektedir. Ülkemizde ise benzer şekilde; uterus kanseri dört, over kanseri altı, serviks kanseri dokuzuncu sırada yer almaktadır. Jinekolojik kanserlere bağlı ölümlerin azaltılabilmesi için erken evrede yakalanması önemlidir. Bu sayede kanser, tedavi edilebilir bir aşamada tespit edilerek, bireyin yaşam kalitesi bozulmadan hayatta kalma şansı artırılabilmektedir. Serviks kanseri dışında jinekolojik kanserler için tarama testi bulunmamaktadır. Bu nedenle erken tanı ve tedavide kadınların jinekolojik kanserlere karşı farkındalıkları önemli hale gelmektedir. Literatürde, kadınların jinekolojik kanser farkındalıklarının düşük ya da orta düzeyde olduğu belirtilmektedir. Kadınların farkındalıklarının artırılması; sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanmalarına, gerekli muayene ve kontrollerini yaparak/yaptırarak erken teşhis sağlanır. Bunun yanında jinekolojik kanserlerin önlenmesinde sağlıklı bir yaşam tarzı (egzersiz, dengeli beslenme, alkol ve sigaradan uzak durma) ve riskli davranışlardan uzak durma önerilmektedir.

    Jinekolojik Kansere Neler Sebep Olur?

    Kadınların farkındalığının artması sadece kanserden korunma değil aynı zamanda kronik hastalıklar ve bununla birlikte ortaya çıkan diğer sorunların önlenmesi/ azaltılmasında da etkili olacaktır. Örneğin, tip 2 diyabet için bireylerin erken yaşlarda kazandığı sağlıklı yaşam alışkanlıklarının ilerleyen yaşlarda kanser gibi başka hastalıkların oluşmasına engel olabildiği açıklanmaktadır. Kronik solunum yolu hastalıkları da solunan havanın kirliliği ve özellikle sigara kullanımı ile direkt kanserlerle ilişkilendirilmektedir. Oysa, kronik hastalıklar, önlenebilir hastalıklardır ve önlenmesi için; sigara ve alkolden uzak durulması, sağlıklı beslenilmesi ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanılması önerilmektedir. Bu kazanımların olmaması durumunda karşılaşılabilecek sorunların başında kanserler yer almakta ve özellikle kadın kanserleri için büyük risk oluşturduğu belirtilmektedir. Gençlik dönemini sağlıkla ilgili davranışların kazanıldığı dönem olması, hem de kadınlarda görülen kanserlerin erken yaşta başlayan farkındalığın önemli olması sağlıklı bir yaşam temelinde önem arz etmektedir . Bu çalışma, üniversitede öğrenim gören öğrencilerin jinekolojik kanser farkındalıkları ve ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır.

    Üniversite Öğrencilerin Kanser Farkındalıkları | BSHA - Sağlık - Eğitim
    Üniversite Öğrencilerin Kanser Farkındalıkları | BSHA – Sağlık – Eğitim

    Peki Bu Üniversite Öğrencileri Farkındalıkları Hakkında Ne Yapmalı?

    Üniversite öğrenim gören öğrencilerin jinekolojik kanser farkındalıklarının; orta düzeyin üstünde olduğu, mevcut kronik hastalığın olması, yaşanılan yer, sigara kullanımı, ailede kanser öyküsünün olması ve ailede kanser öyküsü bulunan kişinin yakınlığı farkındalık düzeyini etkileyen değişkenler olduğu belirlenmiştir. Jinekolojik kanserler farkındalık puanı ile yaş, beslenme ve fiziksel aktivite puanı arasında pozitif yönlü düşük düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Kanserin kontrol edilmesinde hemşirelerin kanseri önleme, tarama ve tanılamada danışmanlık verme ve sağlık eğitimi yapma gibi rolleri bulunmaktadır. Hemşirelerin gençlere sağlıklı yaşam davranışlarını sürdürmesinde, riskli davranışlardan uzak durmasında ve tarama konusunda eğitim planlaması önerilir.

    Üniversite Öğrencilerinin Jinekolojik Kanser Farkındalıkları | BSHA - Sağlık - Eğitim
    Üniversite Öğrencilerinin Kanser Farkındalıkları | BSHA – Sağlık – Eğitim

    Kaynak: https://www.ttb.org.tr/STED/images/file/2022_3.pdf

  • SUUDİ ARABİSTAN’DA KAPATILAN TÜRK OKULLARI AÇILIYOR

    SUUDİ ARABİSTAN’DA KAPATILAN TÜRK OKULLARI AÇILIYOR

    Suudi Arabistan’da Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığına bağlı olarak faaliyet gösteren Türk okullarının açılışı için çalışmalar başlatıldı.

    Suudi Arabistan yönetiminin kararıyla başkent Riyad ve diğer vilayetlerde faaliyet gösteren Türk okulları 2020-2021 eğitim ve öğretim yılı sonu itibarıyla kademeli olarak kapatılmıştı.

    Türk hükümetinin diplomatik temasları ve Millî Eğitim Bakanlığının girişimleri ile Suudi Arabistan’da Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığına bağlı olarak faaliyet gösteren okullar, yeniden hizmete açılıyor.

    Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer, Fransa’nın başkenti Paris’te katıldığı “Eğitimin Dönüştürülmesi Ön Zirvesi” kapsamındaki temasları çerçevesinde Suudi Arabistan Eğitim Bakanı Hamad Al Shaikh ile ikili görüşme gerçekleştirmiş, okulların durumu bu görüşmede de gündeme gelmişti.

    İki ülke makamlarının temasları sonucunda yeniden açılma kararı alınan okullara öğrenci kabulleri ve diğer işlemlerle ilgili çalışmalar kısa zamanda başlayacak. (BSHA)- Kaynak:MEB

  • Tatil Sonrası Adaptasyon Yaşanmasında 10 Önemli Koruyucu Faktör

    Tatil Sonrası Adaptasyon Yaşanmasında 10 Önemli Koruyucu Faktör

    Tatil Sonrası Adaptasyon Güçlüğü Yaşanmasında 10 Önemli Koruyucu Faktör

    Tatil sonrasında ruh sağlığında sıkıntıya yol açabilecek belirtiler;

    Psikoloji Uzmanı Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan, tatil sonrası iş hayatına adaptasyon güçlüğünün çoğu kişide görülebildiğini söyledi. Arslan, konuyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu, “Bu durum son derece normaldir. Ancak bu adaptasyon süresinin uzaması kişilerin iş ve sosyal yaşamlarında bir takım sorunların oluşmasına neden olabilmektedir. Kişilerin tatil sonrası ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyebilecek belirtiler şu şekilde sıralanabilir”

    Sosyal belirtiler

    İnsanlara karşı savunmacı bir tutum sergilemek, sürekli hata bulmaya çalışmak, problemleri dışsallaştırmak, insanlara güvenmemek, iş yerinden ayrılmayı istemek, toplantılara ya da randevulara gitmek istememek gibi belirtiler görülebilir.

    Zihinsel belirtiler

    Muhakemede güçlük, düşük iş kalitesi, düşük verimlilik, konsantrasyonda güçlük, unutkanlık ve karar vermede güçlük gibi belirtiler görülebilir.

    Duygusal belirtiler

    Tükenmişlik hissi, isteksizlik ve ilgisizlik, olumsuz duygu deneyiminde artış, öfke kontrolünde güçlük, aşırı hassasiyet, öz güvende düşüş, endişe kaygı ya da depresif belirtiler görülebilir.

    Fiziksel belirtiler

    Enerji kaybı ve yorgunluk, iştahsızlık uykuya dalmakta ya da uyanmakta güçlük ve bedensel ağrılar görülebilir.

    Tatil sonrası adaptasyon güçlüğünün yaşanmasında 10 önemli koruyucu faktör

    1. İyi olma halini tek bir nedene bağlamaktan kaçının

    Yapılan çalışmalar gösteriyor ki kişilerin yaşamdan aldıkları doyum ne kadar yüksekse psikolojik iyi olma halleri de o kadar yüksek olabilmektedir. Yüksek yaşam doyumu için kişinin gerçekliği ile beklentisi arasında bir dengenin olması gerekir. Dolayısıyla yaşamdan aldıkları doyum yüksek olan kişiler bu sürece daha rahat uyum sağlayabilmektedirler. Yaşam doyumunu arttıran tek faktör tatil süreci değildir. Kişiler iyi olma halini tek bir nedene ‘’tatile gitmeye’’ bağladıklarında sonucu hüsran olabilir.

    2. Tatil sürecine dair gerçekçi beklentiler oluşturun

    Tatile gitmeye yüklenen anlamlar gerçekçi boyutta olması, tatil sonrası sendorumunun oluşmasını engellemede son derece önemlidir. Örneğin; günlük hayatında işi ya da partneriyle problemleri olan birinin ‘’bir tatile gitsem kendimi çok iyi hissedeceğim.’’ şeklinde düşünebilir ve bu düşüncesi kişide tatile gitme isteğini harekete geçirebilir. Mevcut düşünce tatil kavramına büyük beklentiler yükleyen bir düşüncedir. Bu düşünceye sahip olan kişi mevut problemin kendisini değil hissettiği duyguyu gidermek istiyor olabilir. Kişi tatile gittiğinde duygusal anlamda kendisini daha iyi hissedebilir, hissetmeyede bilir ancak tatil sonrası problemin halen devam ediyor olması kişinin mevcut iyi hissetme beklentisine uymayacağından, kişilerin duygusal anlamda güçlükler yaşamasına neden olabilir. Bu nedenle kişilerin, tatilin kısa ve keyifli bir süreç olduğu ancak tatil kavramının iyi hissetme halini sonsuza kadar olumlu yönde etkileyecek sihirli bir değnek olmadığını düşünmeleri psikolojik iyi oluş ve yüksek adaptasyon açısından son derecede önemlidir.

    3.     İş hayatınızda var olan mevcut problemleri çözümlemeye odaklanın.

    Yapılan çalışmalarda iş memnuniyet düzeyi yüksek olan kişilerin tatil sonrası daha fazla yüksek adaptasyon gösterdikleri görülmektedir. Bununla birlikte iş hayatındaki problemler ya da düşük memnuniyet düzeyi kişiyi tatil öncesi de strese sokabilmekte ve ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Dolayısıyla tatil öncesi örneğin ‘sorun yaşanılan kişiyle problemi konuşma, yardım isteme ya da iş yeri değişikliği’ gibi mevcut probleme yönelik çözüm odaklı yaklaşımlarda bulunmak psikolojik iyi oluş açısından son derece önemlidir.

    4.    Tatil öncesi işlerinizi biriktirmekten kaçının.

    Tatile çıkmadan önce biriken işlerinizi azaltabildiğiniz kadar azaltın. Böylelikle tatil sonrası gelen sorumluluklarla baş edebilmeniz kolaylaşabilir.

    5.    İş ve eğlenci hayatınızda denge kurun.

    Dinlenme süreci sadece yıllık izin gibi tatil süreçleriyle ilişkili değildir. Kişilerin iş ve eğlence hayatında bir denge sağlıyor olmaları ruh sağlığı açısından son derece önemlidir.

    6.    Tatil bitti diye kendinizi eve kapatmaktan kaçının.

    Tatil sonrasında hobilerinizle ilgilenin, sosyalleşmeye zaman ayırın ve sevdiklerinizle birlikte vakit geçirin. Özellikle spor yapmak serotonin hormonu düzeyini yükselterek, tatil sonrası hissettiğiniz olumsuz duygunun yoğunluğunun azalmasına yardımcı olacaktır.

    7.    Tatil sonrasında işlerin bütününe birden odaklanmak yerine parçalara bölerek planlamalar yapın.

    Planlamalar başlangıçta kişide stres ve kaygı uyandırabilir. Ancak öncelikli tamamlanması gereken iş, proje ve toplantı gibi planların yapılması, belirsizliğin oluşturduğu olumsuz duyguyu azaltarak kişiyi uzun vadede rahatlatır.

    8.    Tatil sonrasında hayatınızla ilgili radikal kararlar vermekten kaçının.

    Tatilin verdiği yüksek enerji ve motivasyon sizi yeni planlamalar yapmaya ya da hayatınızla ilgili önemli kararlar almaya itebilir. Ancak yüksek motivasyonla üzerine düşünülmeden ve planlama yapılmadan ‘iş yeri değişikliği, taşınma, yeni ve önemli bir proje’ gibi alınan kararlar uzun vadede kişiyi olumsuz etkileyebilir.

    9.     Tatil sürecinde rutinlerinizi ve düzeninizi tamamen bozulmasına engel olun. 

    Rutinler kişinin ruh sağlığında önemli bir koruyucu faktördür. Tatil sonrası rutinlerde bozulmalar görülebilir. Bu süreçte günlük rutinize dönebilmek için kendinize zaman tanıyın. Özellikle tatilden bir kaç gün önce örneğin akşamları rutin saatlerinizde yatmak ve erken uyanmak gibi günlük rutinlerinize dönmeye çalışın.

    10.     Zorlandığınız durumlarda uzman desteği almaktan çekinmeyin. 

    Tatil sonrası adaptasyonda yaşadığınız güçlükler giderek artıyorsa mevcut durumla baş etmekte güçlük yaşıyorsanız, duygu yoğunluğunuzda bir azalma olmuyor ya da duygunun şiddeti giderek artıyorsa, ve bu durum günlük hayatınızı, işinizi ve işlevselliğinizi olumsuz yönde etkilemeye başladıysa bu durumda psikoterapi desteği almanız psikolojik iyi olma haliniz açısından oldukça önemlidir.  (BSHA)