Yazar: editor

  • Sağlık-Sen Temmuz Ayı Sağlıkta Şiddet Raporu / 2022

    Sağlık-Sen Temmuz Ayı Sağlıkta Şiddet Raporu / 2022

    Sağlık-Sen Temmuz Ayı Sağlıkta Şiddet Raporu. Sendikanın açıkladığı raporda, 115 saldırganın neden olduğu 30 şiddet vakasında 60 sağlık çalışanının mağdur olduğunu görüyoruz. Çok üzgünüz ki, 1 doktor hayatını kaybetti” denildi. 

    Sağlıkta Şiddet Vehameti Büyüyor

    Sendikanın şiddet raporu şöyle, “Sağlıkta şiddetin vahameti giderek büyüyor. Temmuz ayında, Konya Şehir Hastanesi’nde görevli Doktor Ekrem Karakaya’nın görevi başındayken bir hasta yakınının silahından çıkan kurşunlarla katledilmesinin yasını tutan sağlık camiası, Adana’dan üst üste gelen şiddet haberlerinin şokunu yaşadı. 20-50 kişilik grupların hastaneleri basarak sağlık çalışanlarını darp etmesi ve çevik kuvvet eşliğinde dahi sağlık hizmetinin verilemez hale gelmesi, sağlıkta şiddetin geldiği noktanın içler acısı halini ortaya koydu. Sağlık çalışanları ölüm korkusuyla mesleklerini icra etmeye çalışıyor. Her gün işe geldiğinde şiddet görür müyüm endişesi yaşıyor. Ve en acısı sabah gördüğü eşi ve çocuğunu akşam yeniden görebilecek miyim kaygısıyla iş yerine gidiyor. Böyle bir durumda, nitelikli sağlık hizmetinden nasıl bahsedilebilir”

    Kırşehir Eğitim Ve Araştırma Hastanesi'nde Sağlıkçıya Şiddet

    30 Şiddet Vakasında 60 Sağlık Çalışanı Mağdur Oldu, 1 Doktor Hayatını Kaybetti

    “Sağlık merkezlerinde güvenlik tedbirlerinin en üst düzeyde sağlanması kadar toplumsal duyarlılığın oluşturulması da elzem durumdadır. Adana Çukurova Devlet Hastanesi Acil Servisi’nin 50 kişilik grup tarafından basılması ve akabinde Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görevli sağlık çalışanlarına kavga halindeki 2 ayrı grubun saldırması bunun kanıtıdır. Öte yandan şiddetin en çok hasta ve hasta yakınları tarafından gelmesi de şiddete karşı toplumsal duyarlılığın oluşturulmasının önemini göstermektedir. Hemen hemen her raporumuzda vurguladığımız şiddete karşı duyarlılığı oluşturacak toplumsal seferberliğin başlatılması acilen gerekmektedir. Bu değerlendirmeler ışığında Temmuz ayında gerçekleştirilen şiddet olaylarına baktığımızda, 115 saldırganın neden olduğu 30 şiddet vakasında 60 sağlık çalışanının mağdur olduğunu görüyoruz. Çok üzgünüz ki, 1 doktor hayatını kaybetti*

    115 saldırganın 81’i hakkında herhangi bir işlem yapılmadı

    *Ay boyunca yaşanan 30 şiddet olayının 27’sine hasta ve hasta yakınları neden olurken, 3’üne ise kendini bilmez kişiler sebebiyet verdi. Bu rakamlar, yaşanan olayların neredeyse yüzde 90’ının hasta ve hasta yakınları tarafından gerçekleştirildiğini göstermektedir. Hasta ve hasta yakınlarının saldırgan tutumu, hem sağlık hizmetini engellemekte hem de sağlık sisteminin geleceğini tehlikeye sokmaktadır. Temmuz ayı boyunca şiddet vakalarının 27’si hem sözlü hem fiili, 3’ü sözlü olarak vuku buldu. Şiddet olaylarının 27’si hastanelerde, 3’ü ise sahada gerçekleşti. Ay boyunca yaşanan 30 şiddet olayında; 20 doktor, 14 güvenlik görevlisi, 10 hemşire, 7 acil tıp teknisyeni, 1 ebe ve 8 diğer sağlık çalışanı mağdur oldu. 1 doktor ise hayatını kaybetti. Şiddet vakalarına sebebiyet veren 115 saldırganın 81’i hakkında herhangi bir işlem yapılmadı. Gözaltına alınan 19 saldırgan serbest bırakıldı. 5 saldırgan hakkında soruşturma başlatılırken, 9 saldırgan ise tutuklandı. Doktor Ekrem Karakaya’nın ölümüne sebebiyet veren saldırgan ise intihar etti. Her ne kadar sağlıkta şiddet, Mayıs’ta çıkan yasa ile katalog suçlar arasına girmiş olsa da adli mercilerin verdiği kararlar, yasanın etkin bir şekilde uygulanmadığını göstermektedir. Pamukkale Üniversitesi Hastanesi’nde 2 doktoru odaya kilitleyerek rehin alan saldırgan, yargılandığı mahkemece toplam 8 yıl 5 ay cezaya çarptırıldı. Ancak saldırgan, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi’nin kararı ile tahliye oldu. Öte yandan filyasyonda görevli doktora telefonda küfreden kişiye, mahkeme 8 bin 200 TL para cezası verdi*

    Genel Başkan Durmuş: Sağlık Çalışanları Adaleti Sosyal Medyada Arıyor

    Raporu değerlendiren Sağlık-Sen Genel Başkanı Semih Durmuş, şu ifadeleri kullandı:

    “Sağlıkta şiddetin katalog suçlar arasına girmesini çok önemli bir adım olarak değerlendirmiştik. Yasadan sonra saldırganların artık elini kolunu sallayarak dışarıda gezemeyeceklerine olan inancımız büyük ölçüde artmıştı. Ancak yasanın çıktığı tarihten bugüne kadar olan süreçte adli mercilerin aldığı kararlara baktığımızda, saldırganların serbest kaldığını görmekteyiz. Bu durum sağlık çalışanlarını hayal kırıklığına uğratmaktadır.

    Saldırganların serbest kalmasına tepki gösteren sağlık çalışanları, maalesef adaleti sosyal medyada arıyor. Adli merciler, sosyal medyada baskı oluştuktan sonra serbest kalan saldırgan hakkında tutuklama kararı çıkartıyor. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Yasanın daha etkin bir şekilde uygulanması, aynı zamanda hakimlerin, savcıların ve kolluk kuvvetlerinin gereken hassasiyeti göstermesi şarttır. Şiddet yapanın yanına kar kalmamalı. Sağlık-Sen olarak, sağlıkta şiddet karşı bugüne kadar gösterdiğimiz mücadeleyi, bundan sonra da göstermeye kararlıyız.” (BSHA)

  • Akdeniz Üniversitesi Akademik Yükseltme Ve Atama Kriterleri’nin Yürütmesinin Durdurulması Ve İptali İçin Dava Açtık

    Akdeniz Üniversitesi Akademik Yükseltme Ve Atama Kriterleri’nin Yürütmesinin Durdurulması Ve İptali İçin Dava Açtık

    Eğitim Sen, Akdeniz Üniversitesi Akademik Yükseltme Ve Atama Kriterleri’nin Yürütmesinin Durdurulması Ve İptali İçin Dava Açtı. 

    Sendikadan yapılan açıklamada, “Akdeniz Üniversitesi’nce hazırlanan ve YÖK tarafından onanıp 01.09.2022’de yürürlüğe girecek olan Akdeniz Üniversitesi Akademik Yükseltme ve Atama Kriterleri’nin yürütmesinin durdurulması ve iptali için, Anayasanın eşitlik ilkesi ile akademik teamüllere aykırı olduğu ve akademisyenlerin iş güvencesini yok edeceği gerekçesiyle, sendikamız tarafından 17.08.2022 tarihinde dava açılmıştır” denildi. (BSHA)

  • Okullar Ne Zaman Açılacak

    Okullar Ne Zaman Açılacak

    Okullar Ne Zaman Açılacak

    Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer, Bakanlıkça başlatılan okul öncesi eğitim seferberliği kapsamında 1.400 anaokulu ve 10 bin ana sınıfı için hazırlanan eğitim materyali ve donatım malzemelerini taşıyan tırları uğurladı.

    Elmadağ Hasanoğlan Ders Aletleri Yapım Merkezi’nde düzenlenen törende konuşan ve 2022-2023 eğitim öğretim yılı hazırlıklarına çok hızlı bir şekilde İstanbul’dan başladıklarını, bu süreçte bazı ilkler yaşandığını kaydeden Özer, “Birincisi, Millî Eğitim tarihinde ilk kez tüm okullara bütçe göndermeye başladık. Bakanlık daha önce sadece ortaöğretim kurumlarına bütçe gönderiyor ama diğer anaokulu, ilkokul, ortaokula bütçeyi il veya ilçe millî eğitim müdürlükleri üzerinden gönderiyordu. İlk kez okulların temizlik malzemesinden kırtasiye malzemesine, onarımından atölye donatımına ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde tüm okullarımıza ilgili genel müdürlüklerimizin – Temel Eğitim, Ortaöğretim, Mesleki ve Teknik Eğitim, Din Öğretimi, Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüklerimiz- bütçelerine gönderildiler. Bu, Millî Eğitim tarihimize yıllardan beri özlenen, yıllardan beri konuşulan ama bir türlü uygulamaya sokulamayan bir adımdı. Gerçekten bu adımı atmaktan büyük mutluluk duyuyorum.” dedi.

     

    Okul yöneticilerinin, okulların bu ihtiyaçlarını karşılamak için bu bağlamda herhangi bir kimseyle iletişim kurma gereği duymadıklarını belirten Özer, yöneticilerin bu vesileyle eğitimin kalitesine odaklanmak için önemli bir fırsata kavuştuklarını söyledi. Son yirmi yılda eğitimde fırsat eşitliğini güçlendirmek için tüm öğrencilere ders kitaplarının ücretsiz verildiğini hatırlatan Özer, ikinci önemli adım olarak bu yıl yardımcı kaynak kitapların da ücretsiz verildiğini kaydetti. Özer şunları söyledi: “Bu çok basit bir adım gibi görülüyor. Eğitim sistemimizin ölçeği dikkate alındığı zaman 18,9 milyon öğrenci olan bir eğitim sistemi var. Yani 150’ye yakın ülkenin nüfusundan çok daha fazla öğrenci sayısına sahibiz. Yirmi yıldır hiçbir şekilde vazgeçmeden o çocuklarımıza ders kitapları ücretsiz olarak gönderiliyor. Son zamanlarda ders kitapların verimliliğiyle ilgili spekülasyonlar yapılmaya başlamıştı. Hemen Bakanlık olarak tüm imkânlarımızı kullanarak yardımcı kaynak üzerine eğilmeye başladık. Yıllardan beri kronik olan, velilere ilave yükler yükleyen aynı zamanda okullarımızı, öğretmenlerimizi de bir şekilde sıkıntılı süreçlerle yüzleşmesine yol açan yardımcı kaynak olayını da bir yıl gibi kısa sürede ortadan kaldırdık.”

    Yola çıkarken 2022 yılının sonuna kadar 100 milyon yardımcı kaynağı çocuklarla buluşturacakları sözünü verdiklerini hatırlatan Bakan Özer, “Şu an itibarıyla 136 milyon kaynağı öğrencilerimize ulaştırmış bulunuyoruz. 12 Eylül tarihinde yeni eğitim öğretim yılı başladığı zaman çocuklarımızın masalarında sadece ders kitapları olmayacak; yardımcı kaynakların tamamına da basılı ve ücretsiz bir şekilde erişilmiş olacak. İnşallah, bir sonraki eğitim öğretim yılında ders kitaplarıyla yardımcı kaynakları artık birleştireceğiz. Ders kitabı ayrı, yardımcı kaynak ayrı diye bir ikilem artık eğitim sisteminde kalmayacak. Nasıl yardımcı kaynak problemini çözdüysek onu da, inşallah, çözeceğiz.” diye konuştu.

    Okulların Temizliği

    Okulların temizlik personelleri konusuna da değinen Özer, şöyle devam etti: “5 Eylül’de, okullar açılmadan önce 60 bin vatandaşımız okulların temizliğine yardım etmek için okullarımızda hazır bulunacaklar. Genelde ekim aylarında kısmi olarak 20 bin, 30 binde olan sayımız, ilk kez 60 bin personele ulaşmış olarak 12 Eylül’den önce, uyum eğitimi haftasında sisteme girmiş olacak. Öğrencilerimizin çok daha iyi ortamlarda eğitim alabilmeleri, öğretmenlerimizin çok daha sağlıklı bir şekilde bu eğitime katkı sunabilmeleri ve okul yöneticilerimizin dimdik durarak devleti arkasında hissetmeleri için devletin her türlü imkânıyla süreçleri çok daha başarılı bir şekilde koordine edebileceği bir eğitim sistemini daha da güçlendirmeye yönelik bu adımlarımız her geçen gün artarak devam edecek.”

    Öğretmenlere Ek Ders Ücretleri Konusunda Çok İyi İyileştirme Yaptık

    Ek ders ücreti karşılığı derse giren öğretmenlerin aldığı ücret konusuna da değinen Bakan Özer, “Eğitim öğretim yılı başlamadan eke ders ücreti karşılığı derse giren öğretmenlerimiz ve usta öğreticilerle ilgili çok ciddi iyileştirme yaptık ve onlar asgari ücretin altında ücret alırken şu anda asgari ücretin üzerine ücretleri çıkmış oluyor. Usta öğreticiler 4 bin 500 lira civarında ücret alırken şu anda 7 bin 400 lira ücret almakta. Yüzde 74’e yakın bir iyileştirme oldu. Yani Sayın Cumhurbaşkanımızın destekleriyle eğitim sistemimizin niteliğini arttırma ve kronik olarak kabul edilen tüm problemlerini çözme yönünde tüm çalışma arkadaşlarımız ve 81 il yöneticilerimizle sahada aktif olarak çalışmaya devam ediyoruz.” diye konuştu. Millî Eğitim Bakanlığı açısından bu yaz döneminin çok yoğun geçtiğine işaret eden Özer, bir yıl gibi kısa süre içinde 63 ili ziyaret ederek saha ziyaretlerinde öğrenci, öğretmen, okul yöneticileri ve vatandaşlarla bir araya geldiklerini söyledi.

    Okullaşma Oranı

    Millî Eğitim Bakanlığı olarak bu dönemde üç dört konuya ağırlık verdiklerini belirten Özer, konuşmasına şöyle devam etti: “Birkaç konuda iyileştirme yaparak eğitim sistemimizin niteliğini daha fazla arttırmayla ilgili önümüze hedefler koyduk. İşte bunlardan biri okul öncesi eğitimdi. Okul öncesi eğitim, eğitim kademelerinin en kritiğini teşkil etmekte ve okul öncesi eğitime erişimdeki kısıtlamalar eğitimdeki fırsat eşitliğini zedelediği gibi eğitim sistemindeki okullar arası başarı farkının da ortaya çıkmasındaki en başat faktörlerden birisi olarak önümüzde durmakta. Türkiye; ilkokul, ortaokul, lise ve yükseköğretimde okullaşma oranlarını ciddi biçimde artırmasına rağmen okul öncesi eğitimde istediği seviyeye gelememişti. İşte bunun için biz okul öncesi eğitime ağırlık vererek dedik ki ‘Üç yaşındaki yüzde 14 olan okullaşma oranını yüzde 50’ye, dört yaşındaki yüzde 35 olan okullaşma oranlarını yüzde 70’e, beş yaştaki yüzde 78 olan okullaşma oranlarını da yüzde 100’e çıkartacağız.’ Bunun için 3 bin yeni anaokulu ve 40 bin yeni ana sınıfını yapmak için yola çıktık.”

    Bağımsız Anaokulu

    Bu projeye başlarken tüm Türkiye’deki anaokulu sayısının 2 bin 872 olduğuna dikkati çeken Bakan Özer, “Biz bir yılda 3 bin anaokulu yapmak için yola çıktık ve onunla ilgili kaynaklarımızı seferber ettik, odaklandık ve dört açılım yaptık. Birincisi, bağımsız anaokulu yapmak… İkincisi, atıl olarak duran eğitim birimimizi anaokuluna dönüştürmek. Bilim ve sanat merkezini gündüzleri anaokulu olarak kullanalım dedik. Dördüncüsü de öğle okullarımız vardı ki okullarımız kapasitesini çok altında öğrenciye sahipti. O okullarımızda fiziki imkânına göre yeni ana sınıflar açtık ve dördün üzerinde ana sınıfı açtığımız okullara bağımsız okul hüviyetine kavuşturduk ve bugün 1.400 yüz anaokulunu çocuklarımızın hizmetine hazır hâle getirdik. Bu, öyle kolay bir şey değil. Bu adımlarla 10 bin yeni ana sınıfı açtık, Türkiye’deki yüzde 78 olan beş yaştaki okullaşma oranını on ay gibi kısa sürede yüzde 93’e çıkardık. Bir eğitim sisteminde bu kadar büyük devasa bir ölçekte, böyle bir oran artırımı çok zordur ama bu Türkiye’ye yakışır.” değerlendirmesinde bulundu.

    İstanbul 5 Yaş Okullaşma Oranı

    Olayın ne kadar çarpıcı olduğunu göstermek için İstanbul’dan örnek vermek istediğini ifade eden Özer, konuşmasına şöyle devam etti: “İstanbul’da 147 bağımsız anaokulu vardı, biz bu projeye başladığımız zaman. 1568 de özel öğretim anaokulu vardı. Anayasal olarak bizim eğitimde fırsat eşitliğini artırmamız için birinci sınıftaki ilkokuldaki hazır bulunuşlukları mümkün olduğu kadar homojen yapabilmemiz için her vatandaşın çocuğunun okul öncesi eğitime erişebilmesi lazım. Attığımız bu adımlar neticesinde İstanbul’da yüzde 45 olan beş yaştaki okullaşma oranı, yüzde 87’ye çıktı. Yıl sonu itibarıyla yüzde 100 olacak. Türkiye’nin her noktasında -Cizre’de, Silopi’de, Kars’ta, Ankara’da, Haymana’da, Muğla’da- ücretsiz bir şekilde vatandaşımız çocuğunu çok rahat bir şekilde okul öncesi eğitimle buluşturabilecek. Bu, ne demek biliyor musunuz? Bu, şu demek: Uzun vadede okullar arası başarı farkı azalacak. Türkiye’nin eğitim sisteminin en kök problemi olan okullar arası başarı farkında ciddi bir iyileştirmeye gideceğiz. En kritik olan nokta şu: – Eğitim tarihini yazanlar, bunu daha sonra değerlendirecek- okul öncesi eğitim, çocukların sadece akademik başarısına etki etmiyor, bilişsel becerilerini geliştirmiyor, hatta bilişsel becerileri okul öncesi eğitimden sonraki eğitim kademelerinde tedrici olarak azalıyor ama bir şey azalmıyor: Bilişsel olmayan beceriler; psikososyal gelişimleri, duygusal gelişimleri karşılıklı birlikte hareket edebilme yetenekleri, becerileri eğitimde uzun süre kalabilme oranları, suça meylin az olma istidadı değişmiyor. Yani bu ne demektir? Uzun vadede bizim en kalıcı ve vazgeçilmez sermayemiz olan beşeri sermayemiz çok daha güçlü bir şekilde yetişecek. Bu ülkenin çok daha güçlü olabilmesi için çok daha donanıma sahip olmuş olacak. İşte bu hikâyenin parçası olmak kadar güzel bir şey yok. Bu hikâyeyi yılın sonu itibarıyla 3 bin yeni anaokulunu eğitim sistemine kazandırarak taçlandıracağız ve diyeceğiz ki artık Türkiye, diğer eğitim kademelerinde olduğu gibi okul öncesi eğitimde de OECD ortalamasına ulaşmıştır. Okul öncesinden yükseköğretime, beşeri sermayesini verimli bir şekilde kullanabilmek için eğitim çağı nüfusunun yüzde 90’nın üzerini okullarla buluşturmuştur. İşte bu son yirmi yılın başarı hikâyesinin son halkasını da tamamlamak bize nasip olacak inşallah.”

    1 Eylül’de 20 Bin Öğretmen Ataması Yapılacak

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımıyla Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde, 1 Eylül’de 20 bin öğretmen atamasının yapılacağını bildiren Bakan Özer, “Yapacağımız 20 bin öğretmen atamasının 7 bin 503’ünü okul öncesi eğitim öğretmenlerine ayırdık. Bugün burada bir araya gelmemizin nedeni olan o açmış olduğumuz anaokullarının, ana sınıflarının öğretim materyallerinin ihtiyacını karşılamak için ilgili genel müdürlüklerimiz koordineli bir şekilde çalışarak tüm okullarımızın ihtiyacı olan öğretim materyallerini üretiyorlar. Bugün 4 tır dolusu malzeme göndereceğiz ama bu tırların sevkiyatı devam edecek. 12 Eylül’de eğitim öğretim yılı başladığı zaman hiçbir eksikliği olmayacak şekilde çocuklarımız bol öğretim materyallerinin olduğu okul öncesi eğitim birimlerine kavuşmuş olacaklar. Ben bu sürece emek veren bakan yardımcılarımıza, genel müdürlerimize ders aletleri yapım merkezinin yıllardan beri görünmediği hâlde fedakâr bir şekilde üreten değerli çalışanlarına, öğretmenlerine, emekçilerine en içten şükranlarımı sunuyorum. Tırlarımızın yolu açık olsun, diyorum. Eğitim materyallerinin öğrencilerimiz için, yavrularımız için hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.” ifadelerini kullandı (BSHA)

  • Diş Beyazlatma Tedavisi (Bleaching) Nedir?

    Diş Beyazlatma Tedavisi (Bleaching) Nedir?

    Diş Beyazlatma Tedavisi (Bleaching) Nedir?

    Geçtiğimiz yıllardan bu yana giderek daha fazla tercih edilen Bleaching (diş beyazlatma) tedavisi üzerine  Diş Hekimi Nazan Nur Arık’tan bu tedavinin ayrıntılarını öğrendik. Pek çok insanın bu uygulamayı yaptırmayı düşündüğünü fakat ayrıntılarında yeterli bilgiye sahip olmadığını söylemesi üzerine Estetik ve Fonsiyonel Diş Hekimliği’nde çalışmalar yürüten Diş Hekimi Nazan Nur Arık öncelikle Diş beyazlatma (bleaching) nedir ve hangi tip yöntemleri vardır konusunda bizleri aydınlattı.

    “Bleaching (Diş Beyazlatma) tedavisi günümüzde en çok talep edilen işlemlerden biridir. Peki diş taşı temizliği mi yoksa diş beyazlatma mı? Buna karar vermek önemli. Dişlerinizin yüzeyinde bazı lekeler varsa ve bu lekeleri gidermek istiyorsanız diş taşı temizliği sizin için yeterli olabilir ancak dişlerinizin daha açık tonlarda olmasını istiyorsanız Bleaching (diş beyazlatma) tedavisini tercih edebilirsiniz. Bu durumda bilinmesi gereken kaç çeşit diş beyazlatma yönteminin uygulandığıdır. En sık kullanılan ve benim de önerdiğim, iki çeşit diş beyazlatma tekniği vardır. Birincisi ‘Ofis Tipi Beyazlatma’ ikincisi ise ‘Ev Tipi Beyazlatma’dır. Hastamız için uygunsa her iki tekniği de uygulamak, en kalıcı ve en beyaz görüntüyü elde edebiliyoruz.”

    Office Bleaching (Ofis Tipi Diş Beyazlatma) ve Home Bleaching ( Ev tipi Beyazlatma)  Nedir? 

    “Office Bleaching (ofis tipi diş beyazlatma) tekniğinde; hastamıza kliniğimizde, dişlere bir dizi ışınla uyguladığımız bir beyazlatma tekniğidir. Bu beyazlatma uygulamasını genellikle yedi veya sekiz gün arayla iki seansta yapıyoruz ve bu iki seans arasında hastamıza Home Bleaching (ev tipi beyazlatma) protokolünü uyguluyoruz.

    Home Bleaching (ev tipi beyazlatma) tekniğinde ise hastamızın dişlerinden ölçü alıyoruz. Bu ölçü sayesinde hastanın kendi dişlerine uygun beyazlatma plağı ve beyazlatma ajanları üretip hastamıza veriyoruz. Hastamızın dişlerini evde daha az miktarda beyazlatma maddesi içeren bir solüsyonla beyazlatmaya devam etmesini istiyoruz.”

    Diş Fırçası Ne Zaman Değiştirilmeli? Diş Bakımı Nasıl Olmalı?

    ,Bleaching (Diş Beyazlatma) Tedavisinden Sonra Dişlerim Ne Kadar Beyazlamış Olacak?

    Diş beyazlatma tedavisi yaptırmak isteyen pek çok insanın odağında, yapılan işlem sonrasında dişlerinin ne kadar beyazlamış olacağı var. Pek çok insan aklındaki görüntüyü elde etmenin mümkün olup olmadığını merak ediyor. Bu konuyu Diş Hekimi Nazan Nur Arık şöyle açıklıyor;

    “Bleaching (diş beyazlatma) tedavisi sonunda dişlerim ne kadar beyaz olacak sorusunu sık sık duyuyorum. Bu tamamen kişiden kişiye göre değişen bir sonuçtur. Finalde dişleriniz bir veya üç ton beyazlayabilir. Bu sonuçlar tamamen dişlerinizin durumuna bağlıdır ve kişiden kişiye değişir. Beyazlatma tedavisi sırasında yediğiniz ve içtiğiniz şeyler bile bu sonucu etkileyebilir.”

    Bleaching (Diş Beyazlatma) Tedavisi Herkes için Uygun Mudur?

    Diş beyazlatma tedavisinde merak edilen ve oldukça önemli bir diğer konu başlığı ise Bleaching (diş beyazlatma) tedavisinin herkes için uygun olup olmadığı. Bu konunun önemini vurgulayan Nazan Nur Arık ticari kararların neden tercih edilmemesi gerektiğini ise şöyle açıklıyor;

    “Herkesin Bleaching yani diş beyazlatma tedavisi yaptırması ne yazık ki doğru bir karar olmayabilir. Özellikle dişlerde mineral bozuklukları, florozis gibi durumlara sahip olan hastalar veya ciddi dişeti hasarı ile kök yüzeyinin açık olduğu durumlarda ve hamilelikte beyazlatma tedavisini ben uygun bulmuyorum.”

    Bleaching (Diş Beyazlatma) Tedavisi Sonrası Ağrım Olması Normal Mi?

    Diş beyazlatma tedavisine uygun ve bu tedaviyi yaptırmak isteyenlerin en büyük çekincesi ise işlemden sonra ağrı ya da sızlama gibi şikayetleri olma ihtimali.  Estetik ve Fonsiyonel Diş Hekimliği’nde Uzman Diş Hekimi Nazan Nur Arık bu soruyu ise şöyle yanıtlıyor;

    “Evet, ilk 24 saat içinde bazı ağrılar, sızlamalar veya hassasiyetler olabilir. Bu semptomlar genellikle sadece ilk 24 saatte veya nadiren ilk 48 saatte hissedilir. Ancak bu şikayetler kalıcı değildir ve konforunuzu çok da fazla etkilemeyecektir. Beyazlatma endikasyonu olmayan hastaların çektiği ağrıları hariç tutuyorum. Diş Beyazlatma Tedavisi mutlaka diş hekimi kontrolünde yapılmalıdır. Diş hekimi kontrolünde ve diş hekimi muayenesi olamadan bu işlemlerin yapılması sağlıklı olmayabilir. İnternette satılan plak ve jellerin güvenilirliği maalesef yok. Diş hekimleri, FDA onaylı malzemeler ve bir bilgi birikimi dahilinde, bu işlemi kişiye özel şekilde gerçekleştirmekteler. Dolayısıyla Bleaching yani diş beyazlatma tedavisinde en verimli ve sağlıklı sonuca ulaşmak için, bu süreci muhakkak bir diş hekimi ile gerçekleştirmek gerekir. (BSHA)

  • Ekran Bağımlılığı Nasıl Önlenir ?

    Ekran Bağımlılığı Nasıl Önlenir ?

    Ekran Bağımlılığı Nasıl Önlenir ? Yaz tatili çocuklarda ekran bağımlılığını artırdı. Uzmanlar, ekran bağımlılığını önleyecek önerilerde bulundu.

     Çocuk Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hepsen Mine Serin, ebeveynleri bu noktada uyararak, okul çağı çocuklarının ekran bağımlısı haline gelebildiklerini, bu nedenle mutlaka çocuklarıyla birlikte bir planlama yaparak bazı kurallar konulması gerektiğini söylüyor.  Serin, yaz tatilinde artış gösteren çocuklarda ekran bağımlılığının yol açtığı sorunları anlattı, ebeveynlere uyarılarda bulundu.

    Günümüzde teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte, taşınabilir ve kolay erişilebilir cihazların kullanımı çocukluk döneminde her geçen gün artıyor. Serin, çocukların mobil cihazları daha çok eğlenceli vakit geçirmek, oyun oynamak ya da video izlemek için kullandığını; artan ekran maruziyetinin ise çocukların gelişimi üzerinde bazı riskleri de beraberinde getirdiğini söylüyor. Özellikle 18 aylık olana kadar çocukların kesinlikle ekranlara maruz bırakılmaması, erken çocukluk döneminde ise ekran başında geçirilen sürenin günlük en fazla bir saat ile kısıtlanması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Hepsen Mine Serin “Dünya Sağlık Örgütü de 2019 yılında, 5 yaşından küçük çocuklarda sağlıklı fiziksel aktivite, sedanter davranış (hareketsizlik) ve uyku ile ilgili kılavuzlar yayınlayarak, çocukların 1 yaş ve altında ekranlara maruz kalmaması gerektiğini vurgulamıştır. Yoğun ekran maruziyeti çocukların bilişsel, fiziksel ve psikososyal gelişimlerini olumsuz yönde etkilemektedir* diye konuştu.

    Ekran Bağımlılığı Çok ciddi sorunlara yol açabiliyor!

    Erken bebeklik döneminde (0-2 yaş) çocukların dış dünyayı gözlem yaparak ve dokunarak öğrendiklerini, bu dönemde kontrolsüz bir şekilde ekrana maruz kalmanın, bebeğin bilişsel gelişiminde gecikme/gerilemeye neden olduğunu söyleyen Doç. Dr. Hepsen Mine Serin şöyle konuşuyor: “Yapılan çalışmalar; uzun ekran maruziyetinin bilişsel, dil ve sosyal/duygusal alanlarda gecikmelere neden olduğunu göstermiştir. Yine literatürde yoğun ekran maruziyetinin otizm ile ilişkili olduğunu gösteren yayınlar bulunmaktadır. Büyük çocuklarda uzun süreli ekran maruziyeti ile fiziksel aktivitenin azalması, sağlıksız ve hazır gıdalara yönelim obeziteye neden olmakta; ekran karşısında uzun süreli oturmak, postür bozukluklarına neden olarak omuz, sırt, bel ağrısı gibi kas iskelet sistemi rahatsızlıklarına sebebiyet vermektedir. Ayrıca görme sorunları, baş ağrısı, nöbet geçirme riskinde artış gibi sorunların yanı sıra uyku bozukluğu, dikkat sorunları, saldırgan davranışlar gibi sorunlara da yol açmaktadır. “

    Ekran Bağımlılığı Ergenlikte sosyal fobi nedeni!  

    Uzun süreli ekran maruziyeti özellikle ergenlik döneminde gençlerin yalnız kalmasına yol açarak, sosyal fobi, akademik sorunlar, akran zorbalığı ve sanal dünyada zorbalık (siber zorbalık) gibi birçok olumsuz duruma yol açabiliyor. Özellikle yaz tatilinde çocukların/ gençlerin herhangi bir spor alışkanlığı edinmediği ya da aktivitelere yönlendirilmemeleri durumunda, ekran karşısında uzun süre zaman geçirdiklerini belirten Doç. Dr. Hepsen Mine Serin “Ailelerin çocuklarına internet kullanımında sınırlama koymaması, aile içi ve gerçek dünyadaki arkadaşlarla iletişimlerinin azalmasına ve sonuçta sosyal kaygılarının artmasına neden olmaktadır. Bu tür sorunlar yaşayan gençler her geçen gün artıyor.” diyerek aileleri uyarıyor.

     Ekran bağımlılığına karşı 7 etkili öneri!

    Çocuk Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hepsen Mine Serin, çocuklarda ekran bağımlılığına karşı ailelere şu önerilerde bulunuyor;

    Çocukların ekran kullanım süresi, içeriği, zamanı ve yerini kurallara bağlayın.

    İki yaşından küçük çocukları kesinlikle ekrandan uzak tutun. Ellerine kesinlikle cep telefonu, tablet vermeyin.

    Yemek sırasında ve uyumadan önceki bir saat ekran kullanımına izin vermeyin.

    Çocukla vakit geçirilirken arka planda televizyon çalışmamasına dikkat edin.

    Sağlıklı gelişimi için gerekli olan uyku düzeni ve fiziksel aktivitelere önem verin.

    Tehlikeli ya da uygunsuz içerikli web sitelerine erişimi engellemek için gerekli önlemleri alın.

    Ekran ve internet kullanımı ile ilgili alınacak önlemlerin nedenini çocuğunuza anlatarak, çocukla işbirliği yapın. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı%

  • Karın estetiği ve yağ aldırma işlemleri zayıflama yöntemi olarak görülmemeli

    Karın estetiği ve yağ aldırma işlemleri zayıflama yöntemi olarak görülmemeli

     Karın estetiği ve yağ aldırma işlemleri zayıflama yöntemi olarak görülmemeli

    Karın germe ve yağ alma operasyonlarının arasındaki farklardan bahseden Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gökay Baykara, “Karın estetiği ameliyatı, fazla yağ ve derinin alındığı, kas duvarının güçlendirildiği karın bölgesinin tamamen yeniden şekillendirildiği bir operasyondur. Liposuction ise vücudun farklı bölgelerinde lokalize yağ birikimlerini gidermeye odaklanan bir işlemdir. Bu iki işlem de kesinlikle kilo verme yöntemi değil, vücut şekillendirme yöntemidir” dedi.

    Liv Hospital Ankara Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gökay Baykara, abdominoplasti (karın germe) ve liposuction (yağ aldırma) işlemleri hakkında bilgilendirmelerde bulundu.

    YAĞ ALDIRMA CERRAHİ BİR İŞLEM

    Liposuction ile yalnızca yağların alındığını, karın germede ise deri, yağ ve kasların tedavi edildiğini söyleyen Op. Dr. Baykara, “Yıllar geçtikçe, yağ vücudun diğer bölgelerinde olduğundan çok daha fazla göbek çevresinde birikme eğilimi gösterir ve ondan kurtulmamız giderek daha zor hale gelir. Diyet ve egzersiz ikilisinin üstünlüğü tartışılmaz olsa da bazen bu savaşı kazanmamıza yardımcı olacak cerrahi işlemler de vardır. Karın germe ameliyatı gibi liposuction da cerrahi müdahalelerden biridir. Her ikisi de vücudumuzun konturunda bir iyileşme sağlamak için gerçekleştirilir” diye konuştu

    İKİ İŞLEMİN FARKI, UYGULAMA YOLU VE NEDENİ

    İki işlem arasındaki en büyük farkların, onları uygulamanın yolu ve nedeni olduğunu söyleyen Op. Dr. Baykara “Liposuction ile sadece yağlar alınır, diğer yandan karın germe ile liposuction yapmanın yanı sıra, örneğin hamilelikten veya aşırı kilo kaybı sonrası esneyen karın kasları sıkılaştırılarak fazla deri alınır. Bu nedenle liposuction ile aslında sadece yağlar tedavi edilirkarın germede ise deri, yağ ve kaslar tedavi edilir. Liposuction ile alabildiğimiz tek yağ cilt altında biriken yağı almak olacaktır ve asla karın ve bağırsak çevresi yağlara müdahale edemeyiz. Eğer karın içi bölgede yağlanmamız varsa, egzersiz yapmak ve uygun bir diyet protokolünü izlemek gerekecektir” şeklinde konuştu.

    AMAÇ VÜCUDU ŞEKİLLENDİRMEK

    Abdominoplasti ve liposuction işlemlerinin kilo verme yöntemi olmadığını, bir vücut şekillendirme yöntemi olduğunu vurgulayan Op. Dr. Baykara, şu bilgileri paylaştı:

    “Abdominoplasti olarak bilinen karın estetiği ameliyatı, fazla yağ ve derinin alındığı ve kas duvarının güçlendirildiği, karın bölgesinin tamamen yeniden şekillendirildiği bir operasyondur. Liposuction ise vücudun farklı bölgelerinde lokalize yağ birikimlerini gidermeye odaklanan bir işlemdir. Abdominoplasti işleminde bikini bölgesinden yapılan bir kesi ile gevşemiş olan karın kasları tabakası sıkılaştırılır, fazla olan karın cildi ve yağ dokusu çıkarılarak operasyon sonlandırılır. Elde edilen sonuç, iz veya sarkma olmadan düz ve fit görünümde bir karındır. Ayrıca mini karın germe dediğimiz bir operasyon da var. Aslında yapılan işlem benzer olmakla birlikte kesi izi ve müdahale edilen bölge daha sınırlıdır. Liposuction işlemi yapılacak bölgeye de mikro kesilerden ince kanüller sokularak gerçekleştirilir. Bu tüpler, çevredeki dokuların geri kalanına saygı gösterirken istenmeyen yağları emen bir vakum makinesine bağlanır. İşlemden sonra küçük kesiler görünür iz bırakmadan dikilir. Unutulmamalıdır ki; her iki yöntem de kesinlikle kilo verme yöntemi değildir, bir vücut şekillendirme yöntemidir.”

    ZAYIFLAMA TEDAVİSİ DEĞİL

    Her iki operasyon da yağın yok edilmesini sağlasa da, farklı amaçların hedeflendiğini ifade eden Op. Dr. Baykara, “Abdominoplasti; aşırı yağ, aşırı deri kıvrımları ve karın kasları dâhil olmak üzere göbeği yeniden şekillendirmeyi amaçlayan kapsamlı bir prosedürdür. Bu arada karın bölgesine uygulanan liposuction, daha fazla miktarda yağ almamızı sağlar, diğer elementlere katkı sağlamaz. Ayrıca liposuction karın bölgesi dışında jinekomasti diye adlandırılan erkekte meme büyümesi durumunda da, uyluk bel ve kol gibi yağ birikimine müsait bölgelerde de kullanılan bir yöntemdir” dedi.

    Liposuction’ın daha genel bir tedavi olduğunun altını çizen Op. Dr. Baykara, abdominoplastinin ise göbeği mükemmelleştirmeyi amaçlayan çok daha spesifik bir teknik olduğunu belirtti. Op. Dr. Baykara, “Yağların alınmasıyla kilolar azaltılır evet fakat zayıflama tedavisi değildir. Diyet ve egzersize dirençli lokalize yağlarla savaşmanın yollarıdır. İhtiyacımız olan kilo vermekse bunu başarılı bir şekilde tamamlandıktan sonra liposuction veya karın germe ile kalan kısımları şekillendirebiliriz” açıklamasında bulundu.

    YAĞI ÇIKARMAK İÇİN LİPOSUCTİON YÖNTEMİ TERCİH EDİLEBİLİR

    Sadece fazla miktarda yağın çıkarılması gerekiyorsa, en iyi seçeneğin büyük olasılıkla liposuction olması gerektiğini dile getiren Op. Dr. Gökay Baykara, “Öte yandan, daha az yağ birikiminiz varsa ve karın kaslarınızda ve karın cildinizde gevşeklik varsa, karın germe kesinlikle ihtiyaçlarınıza daha uygundur. Genellikle sonuçları en üst düzeye çıkarmak için her iki tekniği birleştirmek de oldukça yaygındır. İlk önce yağı çıkarmak için liposuction yöntemi kullanılır ve daha sonra karın duvarını yeniden yapılandırmak için abdominoplasti işlemi uygulanır. Her durumda, vücut yapınızı inceleyen ve isteklerinizi en iyi şekilde karşılayacak tedaviyi önerecek bir uzman fikri almak en önemlisidir” diyerek sözlerini noktaladı. (BSHA)

  • Pankreas Kanserinin Belirtileri Neler Olabilir?

    Pankreas Kanserinin Belirtileri Neler Olabilir?

    Pankreas Kanserinin Belirtileri Neler Olabilir?

    İnsanoğlu, tıpta ilerledikçe vücudunun anatomisini daha iyi öğrenmeye başladı. Daha öncelerinde hiç bilmedikleri organlarını keşfedip, bazı ölümcül hastalıklarının bu organlarına bağlı olduğunu zaman içinde çözdüler. Pankreas ise bu organlardan birisiydi. Konum olarak vücudumuzda, midenin altından arkasına doğru uzanan bir yerde bulunuyor. Hem iç hem dış salgı bezi olarak görev yapan pankreas, iki salgısı ile fonksiyonlarını sürdürmektedir. Bunlar ekzokrin salgısı sindirim rolünü üstlenirken, endokrin salgısı ise kandaki şeker düzeyini belirler.

    Bu Belirtilerden Bir Ya Da Birkaç Tanesini Yaşıyorsanız Dikkat Edin!

    Pankreas kanserinin belirtileri ne yazık ki çok fark edilebilir faktörler değil. Bunlarla gerçek hayatta karşılaştığınızda her zaman yaşadığınız olaylar olarak düşünebilirsiniz. Ama bu belirtilerden en az iki tanesini gösteriyorsanız doktor muayenenizi ihmal etmeyin. Gastroenteroloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Çağlıkülekçi, bu amansız hastalığın işaretçisi olabilecek faktörleri şu şekilde sıraladı:

    Karın Ağrısı

    Gündelik hayatta karşılaşabildiğimiz karın ağrısı olağan bir durum gibi gözükebilir. Dikkatli olmakta fayda var. Yediğiniz bir şeyin dokunması gibi basit bir durum olabileceği gibi, sindirim sisteminizde baş gösteren bir sıkıntının başlangıcı da olabilir. Özellikle son zamanlarda karın ağrısından sık sık şikayetçi iseniz sindirim sistemi hastalıklarınızı erken tespit etmek için bir doktora görünebilirsiniz.

    Fazla Kilo Kaybı

    Günümüzde kilo vermek genel olarak olumlu olarak karşılanıyor. Çağımızın yaygın sorunlarından biri olan obeziteye karşı kilo vermek sağlık demektir. Ancak bu kilo vermek, daha çok kayba dönüşüyorsa bazı tetkikleri yaptırmakta fayda var. Gereğinden fazla ve hızlı bir şekilde kilo veren kişilerin sindirim sisteminde bir sorun olduğuna dair vücudunun alarma geçmesi anlamına gelmektedir. Böyle bir durumda amansız bir hastalık olan pankreas kanserinin önüne geçmek için erken teşhis yaptırmak hayati önem taşımaktadır.

    Sırt Ağrısı

    Sırt ağrısı, genel olarak çalışma hayatına veya strese bağlanmaktadır. Bu gibi durumlarda da çözüm olarak uygulanan en basit yöntem ise masajdır. Her sırt ağrısını pankreas kanserinin bir belirtisi olarak görmek yanlış olur. Ancak sırt ağrısının şiddetlenerek gece uykularını bölmesi veya terlemeye yol açması gibi durumlarda en yakın hastanede muayene olmanız gerekmektedir. İlerleyen sırt ağrısı pankreas kanserinin belirtisi olmasının yanı sıra omurga hastalığı veya kemik bozukluğunun bir işareti de olabilir. Gündelik hayatta da rastlanabilen bu belirtileri sayan Prof. Dr. Mehmet Çağlıkülekçi, nadiren karşılaşılan sarılık, idrar renginde koyulaşma, yağlı dışkılama gibi ciddi belirtilerinde pankreas kanserine işaret edebileceğinin altını çizdi. Ayrıca iştahsızlık, bulantı, kusma ve ishal gibi faktörlerde de dikkatli olmak gerekmektedir. Rutin hayatımızda nezle veya grip gibi geçirebildiğimiz bazı hastalıklarda da bu belirtilere rastlayabiliyoruz. Yine de doktora gitmeden evde biriken ilaçlarla kendimizi tedavi etmek yerine en yakın sağlık kuruluşundan yardım almak daha doğru olacaktır. Kontrolünüzü yapan doktor bu aşamada gündelik gibi gözüken bu belirtilerin sebebini söyleyemese bile, kesin bir sonuç için sizi en azından yönlendirecektir. (BSHA)

  • Yürüyüş ve Duruş Bozuklukları Tedavisinde Erken Müdahale Önemli

    Yürüyüş ve Duruş Bozuklukları Tedavisinde Erken Müdahale Önemli

     Yürüyüş ve Duruş Bozuklukları Tedavisinde Erken Müdahale Önemli

    Günümüzde yaygın şekilde görülen yürüyüş ve duruş bozuklukları uzman hekim gözetiminde erken müdahale ve basit egzersizlerle tedavi edilebiliyor. Bodrum Amerikan Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Muaffak Bağdatlı, insanların, duruşları ya da yürüyüş biçimiyle özgüvenlerini yansıtmak istediklerini belirterek tedavi sürecinin uzman hekim gözetiminde düzenlenmesi gerektiğini ifade etti. 

    Yürüyüş ve duruş bozuklukları hakkında bilgi veren Dr. Muaffak Bağdatlı, “ Yürüyüş ve duruş bozuklukları ayakta durma ve yürüme sinir sisteminin çeşitli bölgelerinin birlikte ve normal şekilde çalışmasıyla gerçekleşen bir durumdur. Yürüyüş bozukluğu, bu eylemin anormal şekilde ya da kontrol dışı bir düzende gerçekleştirilmesidir. Bu durum doğuştan gelebildiği gibi, sonradan kazanılmış bir durum da olabilir. Yürümeyle ilgili problemler zaman içerisinde bacakların kas, kemik ve sinir yapılarını etkileyebilir. Yürüme denge-kas koordinasyonu gerektirir. Yürüme paternini oluşturan bileşenlerin herhangi birinde veya birkaçında sorun olması, yürüyüş bozukluğuna yol açar. Duruş bozukluğu genelde kişisel alışkanlıklardan kaynaklanır. Uzun süre masa başında çalışan ve vakit geçiren kişilerde olası duruş bozukluğu doğaldır. Ayrıca, aşırı kilolu olmak, yanlış şekilde oturmak ve yanlış pozisyonlarda uyumak da duruş bozukluklarının nedenleri arasındadır” dedi.

    yürüyüş

    FİZİKSEL VE PSİKOLOJİK SONUÇLARI OLUYOR

    Yürüyüş bozukluğunun ataklar şeklinde veya uzun süreli olarak görülebildiğini kaydeden Dr. Bağdatlı “ Yürüyüş bozukluğunun fiziki ve psikolojik sonuçları vardır. Başka rahatsızlıklara kolayca neden olan yürüyüş bozukluğunda, doktora görünme konusunda geç kalınmamalıdır. Yürüyüş bozukluğu, ilk olarak kalıtsal nedenlerden, sonra da kişisel nedenlerden kaynaklanır. Ayak şekline ve büyüklüğüne göre ideal ayakkabı seçilmelidir. Yürüyüş bozukluğu bir bakıma da denge problemidir. Tiroid ve kulak rahatsızlıkları denge problemlerine, bel altı seviyede olan fiziki sakatlıklar da yürüyüş bozukluğuna yol açabilir. Bacaklar arasındaki boy farkı birçok nedenle oluşabilmektedir” diye konuştu.

    ERKEN MÜDAHALE ÖNEMLİ

    Tedavide erken müdahalenin önemine dikkat çeken Dr. Muaffak Bağdatlı, şöyle devam etti: Basit egzersizlerle ve erken müdahalelerle yürüyüş ve duruş bozukluklarının önüne geçmek mümkündür. Çocukluk ve ergenlik dönemi, duruş ve yürüyüş bozukluklarının önlenmesi için çok değerli bir dönemdir. Düzenli egzersizlerle doğru postür ve yürüme bir alışkanlık haline dönüştürülerek duruş bozuklukları düzeltilebilir” (BSHA)

  • Bu Hastalıklar Havuzdan Bulaşabilir

    Bu Hastalıklar Havuzdan Bulaşabilir

    Bu Hastalıklar Havuzdan Bulaşabilir

    Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Hakan Kutlu, ortak kullanılan havuzlardan ishal, göz, kulak veya deri enfeksiyonu bulaşabileceğine dikkat çekerek “Havuz yerine denizi tercih edin. Havuza girecekseniz temiz olduğundan emin olun” diyor. Bunaltan sıcaklarda, özellikle tatil bölgelerinde tercih edilen havuzlar, serinletici bir çözüm olsa da yaz döneminde havuz suyu ile bulaşan enfeksiyon oranları artıyor. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Hakan Kutlu havuzu tercih edenlerin dikkat etmesi gerekenler konusunda uyarılarda bulunuyor.

     

    Sıcakta mikroorganizmaların kolayca çoğalması, sağlıklı ya da hasta pek çok insanın aynı havuzu kullanması, bazı tesislerde havuz suyu sirkülasyonu ve klorlama yönteminin düzenli aralıklarla ve uygun yapılmaması enfeksiyon hastalıklarına yol açabiliyor. Özellikle bebek, çocuk ve yaşlıların bağışıklık sistemlerinin hassas olduğunu söyleyen ve bu nedenden ötürü denizin tercih edilmesi gerektiğinin altını çizen Dr. Kutlu “Havuzlar bakterilerin hızla üredikleri yerlerdir. Sıcak ortamda mikroplar çok kolay üreyebiliyor dolayısıyla havuz konusunda özen göstermeliyiz. Havuz suyu ile bulaşabilecek hastalıkların çok büyük kısmı klorlama yöntemiyle etkisiz hale getirilebilir. Ancak bu işlemin uygun dozlarda, belli aralıklarda ve düzenli şekilde yapılması gerekli. Ayrıca klorlamanın havuz suyundaki mikropları etkisiz hale getirmesi için belli bir sürenin geçmesi gerektiği unutulmamalı” diyor.

    Dr. Kutlu havuz suyu ile ortaya çıkabilecek enfeksiyonlardan başlıcalarını şu şekilde sıralıyor:

    -İshalller: Başlıca Criptosporidyum, Giardia, E.Coli ve Şigella gibi dışkı yoluyla bulaşabilecek, ateşli ve kanlı ishale neden olabilecek mikroplar, özellikle havuz suyunu kazara yutma sonucu hastalıklara yol açabilir.

    -Kulak iltihapları: Bakımı iyi ve özenle yapılmayan havuzlarda, ayrıca dış kulak yolu enfeksiyonlarının ortaya çıkma riski de oldukça yüksektir. Özellikle Pseudomonas bakterisinin etken olduğu “Malign Otitis Externa” şiddetli kulak ağrısı, dış kulak yolunda şişme, kulak akıntısı, tıkanma ve duyma sıkıntısına ve daha ciddi komplikasyonlara neden olabilir.

    -Göz enfeksiyonları: Havuz suyuyla doğrudan temas halinde olan gözlerimizde de birçok bakteri, virüs ve mantarlara bağlı hastalıklar ortaya çıkabilir ve hatta görme kaybına veya gözün kaybedilmesine neden olabilecek kadar şiddetli seyredebilir.

    -Deri enfeksiyonları: Ciltte özellikle mantarlara bağlı olarak “dermatofitoz” adı verilen yüzeysel cilt enfeksiyonları görülebilir. Özellikle havuz çevresinde ortak kullanılan alanlardan ve eşyalardan bulaşarak ayak mantarı, kadınlarda vajinal mantar enfeksiyonları olabilir. Yine ciltte açık yarası olan kişilerde, havuz suyu ile yaranın teması sonrası yara yerinde hafif veya ciddi bakteriyel enfeksiyonlar gözlemlenebilir.

    Havuzlar düzenli temizlenmeli

    Yeterince temizlenmeyen havuzlardan “lokal” enfeksiyonlar haricinde tifo, paratifo, hepatit A gibi “sistemik” olarak tabir edilen, tüm vücutta etkisini gösteren, çok daha ciddi enfeksiyonların da bulaşabildiğinin altını çizen Dr. Hakan Kutlu “Tüm bunlara kısmi bir çözüm olarak; havuz yerine denizin tercih edilmesi, havuzun düzenli temizlendiğinden emin olunması ve enfeksiyon gelişmiş ise ihmal etmeden en kısa sürede bir doktora başvurulması uygun olacaktır” diyor.  (BSHA)

  • Okula uyum için ebeveynlere 7 tavsiye

    Okula uyum için ebeveynlere 7 tavsiye

    Okula uyum için ebeveynlere 7 tavsiye

    Okula uyum için çocukla iletişim kurmak önemli. Yaz tatili sonrasında okula uyum sürecinde birtakım zorluklar yaşanması olağan bir durum. Okula uyum sürecinde yaşanan zorlukların her çocukta farklı olabileceğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi’nden Uzman Psikolog Ezgi Dokuzlu, “Bazı çocuklar yeni düzene kolay uyum sağlayıp zorlanmadan okul düzenine geçebilirken, bazıları okula uyum konusunda zorlanabilir. Bu sürecin normal olduğunu bilerek sabırla hareket etmek oldukça önemli” açıklamasında bulundu.

    Okula başlamak hem çocuklar hem de ebeveynleri için heyecan verici bir durum olmakla beraber bir yandan da kaygılı bir dönem. Yeni okul deneyimi yaşayacak çocukların adaptasyon sürecinin uzun sürebileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi’nden Uzman Psikolog Ezgi Dokuzlu, “Okula adaptasyon süreci her çocuk için farklı bir deneyimdir. Evdeki düzenden ilk kez ayrılan çocuğun kaygılanması olası bir durumdur ancak anne ve babanın da kaygılı olması çocukların kaygı düzeyini arttırabilir. Bulunduğu ortama ait ve kendini güvende hissetmeyen çocuk, arkadaşlarıyla olan iletişimde endişeli ve çekingen davranabilir. Bu problemler çocuğun okul hayatı için olumsuz etkilere sebep olabilir. Ebeveynler çocuğuna okulun neden gerekli ve faydalı olduğunu, aslında arkadaşlarıyla keyifli vakit geçirebilecekleri bir yer olduğunu, yaşadığı kaygının gayet normal olduğunu açık ve yalın bir dille anlatmalı. Ebeveynlerin eğer kendi endişeleri varsa okul yönetimi ile bu endişelerini mutlaka paylaşmalı” dedi.

    Uzman Psikolog Ezgi Dokuzlu, ebeveynlere, çocuklarının okula adaptasyon sürecini hızlandırmak için 7 öneride bulundu:

    • Çocuğunuzun okul saatleri, öğretmen, sınıf, düzen hakkında okulla ilgili detaylı bilgiye sahip olmasını sağlayın, önceden bilgilendirin. Belirsizlik çocuğun kafasının karışmasına ve kaygıya sebep olur.
    • Güven veren sohbetler edin, onu rahatlatın, yanında olmadığınızda bile onun mutlu, huzurlu ve güvende olacağına dair açıklamalar yapın.
    • Okul çıkışı onu tam zamanında alacağınızı ya da servise bineceğini, evde mutlaka karşılayacak bir yakınının olduğunu ona mutlaka açıklayın. Açıklamanız net ve basit cümlelerle olmalı. Çocukların aklında belirsizlik olmamalı.
    • Anne ve babalar, çocuklarının okula adaptasyon döneminde zorlansalar da sabırla her zaman onlara destek olacaklarını ve çocukların da aynı şekilde sabırlı olmaları gerektiğini anlatmalılar. Okulun güvenli olduğu anlatılmalı.
    • Tatil boyunca uzun süredir ev düzenine alışmış olan çocuklar için uyku düzeni açısından zorlu bir dönem olabilir. Yeni okul dönemi başlamadan önce uyku düzeninizi oluşturmaya başlamalısınız. Her zamanki yatış saatinden 1 veya 1 buçuk saat erken uyku rutinlerinize başlamanız uykuya geçiş için çocuğunuzu hazırlayacaktır.
    • Çocuklar endişelerini öğretmeni veya arkadaşları ile daha kolay paylaşabilirler. Ebeveynler her okul gününden sonra çocukları ile çok kısa süreli olmak şartıyla günü değerlendirdikleri keyifli bir sohbet organize edebilir, duygularını, onu üzecek veya endişelendirecek bir durumun olup olmadığını sorabilirler. Bu gibi kısa değerlendirmelerle ebeveynler sorunlara büyümeden müdahale edebilirler. Çocuklar ise duygu ve düşüncelerini paylaşacakları bu özel zamanda yapılan paylaşımlarla daha değerli ve önemli hissederler.
    • Okulla ilgili kaygı, gitmek istememe, öfke, hırçınlık gibi durumlarda sınıf öğretmeninden veya okuldaki rehberlik biriminden destek alarak iş birliği içinde bu süreci daha sağlıklı atlatabilirsiniz. (BSHA)