Kategori: Sağlık

  • Sağlıklı Ramazan İçin 8 Önemli Öneri!haberi

    Sağlıklı Ramazan İçin 8 Önemli Öneri!haberi

    Onbir ayın sultanı Ramazana sayılı günler kaldı. Ramazanı sağlıklı ve rahat geçirmek için sahura kalkmaktan pide ve tatlı tüketimine dek bazı noktalara dikkat etmek büyük önem taşıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Ramazanda en sık yapılan hatalardan biri sahura kalkmamak oluyor. Çünkü sahura kalkılmadığında günlük alınması gereken besin ögeleri sadece iftarda alındığından bu durum besinsel yetersizliklerin yanı sıra gün içerisinde açlık ve susuzluğun daha yoğun yaşanarak günlük yaşamda baş ağrısından halsizliğe, sinirlilikten konsantrasyon sorununa dek bir çok soruna yol açabiliyor” diyor. Ramazanda tek bir öğüne yüklenmemek, öğünlerde tok tutacak, sağlıklı, posa, vitamin, mineral gibi besin ögelerini karşılamaya yardımcı olacak seçimler yapmak gerektiğini vurgulayan Ozman, tatlı ve pide tüketimi konusunda da uyarıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman Ramazanı sağlıklı geçirmenin ipuçlarını verdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

     

    • Pideyi kontrollü tüketin

     

    Ramazanda en sık tüketilen hatta tüketiminde aşırıya kaçılan besinlerin başında pide geliyor. Beyaz un içeriği ve özellikle de sıcak tüketildiğinde kan şekerini hızlı yükselten, kilo almaya yol açan pideyi diyabet hastalarının çok daha dikkatli tüketmesi gerekiyor. Diyabet sorunu olmayan kişiler de yemeğe hafif bir çorba ve salata ile başlayarak pideyi çok daha kontrollü tüketip Ramazan sonunda kilo alma sorununu önleyebilirler. 

     

    • İftarla sahur arasında mutlaka iki litre su için 

     

    Vücuttaki tüm sistemler suya bağımlıdır ve eksikliğinde böbrekle ilgili sorunlar, baş ağrısı, halsizlik, kabızlık gibi sorunlar yaşanabilir. Ramazanda oruç tutulduğunda uzun bir süre susuz kalınacağı için iftar ve sahur arasında  mutlaka iki litre su için. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Su içmek için susamayı beklemeyin. Çünkü su tüketmek için susamayı beklediğinizde vücudunuzu susuzluktan alarm vermiş bir noktaya getirmiş olursunuz. Çay ve kahve gibi içecekler de susuzluk hissini engellerken, suyun yerini tutmadığı gibi vücuttan su atılmasına yol açar” diyor. 

     

    • Sofranızdan mevsim sebzelerini eksik etmeyin

     

    Sebzeli çorbalar, salatalar, sebze yemekleri… Mevsim sebzeleri kullanarak yapacağınız ana veya yardımcı yemekler vitamin, mineral ve posa ihtiyacınızı karşılamanıza yardımcı olur. Sindirim sisteminizin sağlıklı çalışmasını sağlar, kabızlık sorununu önler. Kan şekerinizin dengede kalmasına yardımcı olarak tokluk sürenizi uzatır. Bu nedenle hem iftarda hem sahurda taze veya pişmiş mevsim sebzelerine mutlaka yer vermelisiniz. 

     

    • Protein içeren besinlere mutlaka yer verin 

     

    Uzun süren açlık sonrası iftar sofrasında proteinden zengin besinlere mutlaka yer vermek gerekir. Zengin bir protein kaynağına sahip olan balık, sağlıklı yağ asitleri ile kalp damar sağlığını da korumaya yardımcı olacağından fırında/ızgarada yapmak şartıyla balığa mutlaka yer verin. Balığın yanı sıra protein kaynağı olarak; bakliyat, kırmızı/beyaz etli sebze yemekleri, bir kase yoğurt ya da bir bardak sade kefir gibi besinler tüketin. Bu besinler protein, vitamin ve mineral ihtiyacınızı karşılarken, hazımsızlığa karşı korur. Kalp ve bağırsak sağlığı için kırmızı eti nadir tüketmek, pastırma gibi tuz oranı yüksek işlenmiş et ürünlerinden kaçınmak gerekir. 

     

    • Sahura mutlaka kalkın ve tok tutan, hafif besinler tüketin 

     

    Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Sahura kalkmamak kadar sahurda yanlış besinler seçmek de Ramazanı sağlıksız ve konforsuz geçirmeye sebep olabilir. Sahurda pilav, makarna gibi besinleri tercih etmeyin. Yumurta ve peynir gibi protein kaynakları; mevsime uygun ve su oranı yüksek sebzeler, bir miktar çavdar ekmeği ve yulaf ekmeği gibi sağlıklı karbonhidrat seçenekleri ile kombinlenerek tüketilmeli. Bu sayede hem uzun bir tokluk sağlanabilir hem de protein, lif, vitamin gibi çeşitli besin ögelerinden faydalanılmış olur” diyor. 

     

    • Kızartmalardan ve ağır yemeklerden kaçının

     

    Ramazanda lezzetli ve cezbedici yemeklerle sofrayı donatmak, sevdiklerimizi bu yemeklerle ağırlamak isteriz. Ancak fazla yağ içeren kızartma yöntemiyle yaptığımız, krema ya da diğer yağlı soslar kullandığımız yemekler hem hazım sorunlarına yol açar hem de Ramazanda kilo almamıza neden olur. Bu nedenle yemekleri fırınlama, haşlama yöntemleri ile pişirmek, etli yemeklerde ilave yağ kullanmamak hem hazmı kolaylaştırır hem de kilo kontrolü sağlar.

     

    • Hafif tatlılar tercih edin

     

    İftar sonrası tatlı tüketmek sıklıkla tercih edilen bir durumdur ancak her gün tatlı tüketmekten mutlaka kaçının. Gün boyu açlık sonrası iftarda hali hazırda yükselen kan şekerini daha da yükseltmemek için, tatlı tüketeceğinizde şerbetli değil meyveli/ sütlü tatlı gibi nispeten hafif olanları tercih edin. Unutmayın; tatlılar çoğunlukla besin değeri düşük, şeker ve kalori içerikleri yüksek olduğundan Ramazanda hergün tatlı tüketmek hızlı kilo artışına ve kan şekeri ile ilgili sorunlara yol açabilir. 

     

    • Ramazanda hareket edin

     

    Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Ramazanda hareketli olmak, özellikle iftardan bir süre sonra hafif bir açık hava yürüyüşü yapmak gibi aktiviteler hazmı kolaylaştırır, Ramazanda kilo kontrolüne yardımcı olur. Ancak ağır bir iftar yemeği sonrası yapılan kontrolsüz ağır egzersizler sakıncalı olabilir. Bu nedenle iftar yemeklerinde aşırıya kaçılmaması ve özellikle kronik hastalığı olanların yapabilecekleri egzersizlerin türü ve süresi konusunda hekime danışmaları önemlidir” diyor. 

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Ramazan'da kaçınılması gereken 6 hatahaberi

    Ramazan'da kaçınılması gereken 6 hatahaberi

    Ramazan ayında normal beslenme düzeni değişiyor, iftar ve sahur ile öğün sayısı sınırlanıyor. Ramazan ayında sağlıklı beslenmenin hem fiziksel sağlığı koruduğunu hem de oruç tutarken enerji seviyesinin daha yüksek kalmasını sağladığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, kaçınılması gereken 6 hatayı paylaştı.

     

    Yeterli su için!

    İftar ve sahur arasında geçen sürede mutlaka 10-15 bardak su içilmeli. Fazla çay ve kahve içmek su tüketimine engel olur. Bu nedenle bir fincandan fazla çay-kahve tüketmemeye özen gösterilmeli.

    Her gün pide yemeyin!

    İftar sofralarının vazgeçilmezi olan pide tüketimine sıklık ve miktar olarak dikkat edilmeli. Bir avuç içi büyüklüğünde pide bir dilim ekmeğe eş değerdir. Diyette olduğu gibi Ramazan’da da yasak değil, denge var. Ramazan’da bizleri uzun süre tok tutan, lif kaynağı, kan şekerini dengeleyen tam tahıllı veya çavdar ekmeği tüketilebilir. Bu sebeple pide tüketiminde miktar kadar tüketim sıklığı da önemli. Yani haftada 2 ya da en fazla 3 gün iftarda ana yemeklerle pide tüketilebilirken, diğer günler tam tahıllı besinlere tam buğday ekmek veya çavdar ekmeği veya buğday, bulgur gibi besinlere yer verilmeli.

    Sahura kalkmadan oruç tutmayın!

    Sahur ve iftar arasındaki açlık süresi düşünülerek sahur mutlaka yapılmalı ve besin içeriğine dikkat edilmeli. Sahurda uzun süre tok tutan, sindirimi kolay protein kaynaklarına yani süt, yumurta, peynir ve kan şekerini dengeleyen tam tahıllı ekmeğe yer verilmeli. Böylece sahur yapan kişiler gün içinde tok kalarak su tüketimiyle de sıvı kaybını en aza indirir. Sahur yapılmadığı taktirde gün içinde kan şekerinde düşme, baş ağrısı, sindirim problemleri, halsizlik, yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, mide bulantısı gibi sorunlar ortaya çıkabilir. 

    İftardan sonra tatlı tüketimine dikkat edin!

    İftardan sonra hızlı yükselen ve sonrasında düşen kan şekeriyle vücut tatlı ihtiyacı hisseder. Vücuttaki sağlıklı dengeyi oluşturabilmek için iftardan 1-2 saat sonra bir ara öğün yapılmalı. Bu ara öğün 1-2 porsiyon meyve ve süt grubu yani süt, kefir, yoğurttan oluşmalı. Böylece tatlı ihtiyacı karşılanabilir ve Ramazan’da kilo artışı engellenebilir. Haftada 1-2 gün sütlü tatlılar iftardan sonraki bu ara öğün yerine tercih edilebilir.

    İftarda hızlı yemeyin!

    Sindirim problemlerinin en çok yaşandığı öğün iftardır. Nedeni ise iftar öğününün çok hızlı tüketimi ve hiç ara verilmemesidir. İftar öğünlerinden sonra hazımsızlık şişkinlik, ağrı ve kramp gibi şikayetleri azaltmak için iftarı başlangıç ve ana yemek olmak üzere ikiye bölünmeli. Başlangıç olarak çorba tüketin ve 15-20 dakika sonra ana yemeğe geçilmeli. Ana yemek esnasında ise yemekleri yavaş yavaş, iyi çiğneyerek tüketilmeli. 

    Yemekten hemen sonra yürüyüş yapmayın!

    Yemekten hemen sonra sindirim başlar ve yemekten hemen sonra yapılan yürüyüş sindirim problemi yaratırken reflüye sebep olacaktır. Bu sebeple yemekten en az 30 dakika sonra yürüyüş yapılmalı. 

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Ödüllü psikolog İrem Erdinç: ” Psikolojik Destek Hayat Kurtarır”haberi

    Ödüllü psikolog İrem Erdinç: ” Psikolojik Destek Hayat Kurtarır”haberi

    Uzman Klinik Psikolog İrem Erdinç danışanlarına Nişantaşı’ndaki kliniğinde hizmet vermektedir. Danışanlarına vermiş olduğu terapiler ile kısa zaman da çözüme ulaşma eğilimi gösteren danışanları tarafından övgü ile bahsediliyor. 

    Yaptığı seminerler ile ödüllü bir Psikolog olan İrem Erdinç, ” Psikolojik destek hayat kurtarır. Evet, kesinlikle. Psikolojik destek, birçok kişi için hayat kurtarıcı olabilir. Zor zamanlarda, doğru desteği almak insanların duygusal sağlığını güçlendirebilir ve yaşam kalitesini artırabilir. Günümüzde, psikolojik destek almak için birçok farklı seçenek bulunmaktadır. Bu seçenekler arasında terapi, danışmanlık, destek grupları, online destek platformları ve hatta dijital terapi uygulamaları yer almaktadır. Kişisel tercihlerinize ve ihtiyaçlarınıza göre uygun olanı seçebilirsiniz. Her insanın hayatında bazen zorlu dönemler olabilir ve bu dönemlerde psikolojik destek almak faydalı olabilir. Ancak, herkesin bu desteğe ihtiyacı olduğu söylenemez. Bazı insanlar güçlü sosyal destek ağlarına veya kendi içsel kaynaklarına dayanarak zorlukları aşabilirler. Ancak, psikolojik desteğin yaygınlaşması ve toplumsal farkındalığın artması, bu hizmetlere ulaşımı ve faydalarını daha geniş bir kesime yaymayı amaçlamaktadır. Psikolog olarak, her insanın hayatında bazen zorluklarla karşılaşabileceğini ve bu zorlukları aşmak için destek almanın önemini vurgularım. Ancak, herkesin psikolojik desteğe ihtiyacı olduğunu söylemek doğru olmayabilir. Her birey farklıdır ve bazıları kendi içsel kaynaklarıyla başa çıkabilirken, diğerleri destek almaya ihtiyaç duyabilir. Önemli olan, bireylerin duygusal sağlıklarını ve refahlarını korumak için gerekli desteği almalarını teşvik etmek ve bu desteğe erişimlerini kolaylaştırmaktır. Terapi, bir psikolog veya terapist rehberliğinde, duygusal ve zihinsel zorluklarla başa çıkmak için çeşitli teknikler ve stratejiler kullanarak destek sağlar. Terapi, kişinin duygusal sağlığını güçlendirir, sorunları daha iyi anlamasına yardımcı olur ve olumlu değişiklikler yapmasına olanak tanır. Herkes için terapi farklı şekillerde işleyebilir, ancak çoğu insan için önemli bir destek kaynağıdır.” diye açıklamada bulundu.

     

    İREM ERDİNÇ KİMDİR?

    UZM. KLİNİK PSİKOLOG İREM ERDİNÇ

    Psikoloji lisans eğitimimi tamamladıktan sonra 2015-2018 yılları arasında kurumsal hayatta insan davranışları, yetişkin ve ergenler üzerinde çalışmalar yapmıştır. Aynı zamanda Klinik Psikoloji yüksek lisansını 2018 yılında tamamlamıştır.. Bu sıra esnasında hem lisans eğitimi hem yüksek lisans eğitimi boyunca Prof. Dr. Mazhar Osman Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi ve Surp Pirgiç Ermeni Hastanesi’nde yıl boyu hem poliklinik hem yataklı serviste stajlarını ve klinik gözlem eğitimlerini tamamlamıştır. 2013’den beri çeşitli psikiyatristlerle birlikte danışan ve hasta takibi yapmaktadır. Hastane yatışlarında daha çok madde bağımlılığı ve alkol bağımlılığı aynı zamanda kişilik bozukluğu yaşayan hasta grubunu konusunda uzman psikiyatristlerle eş zamanlı  takip etmektedir. ‘Evli çiftlerde evlilik uyumu, cinsel yaşam doyumu ve yaşam doyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi’ ile ilgili yüksek lisans tezi yazmıştır.  

    Çeşitli basın yayın kuruluşlarında demeçleri ve yazıları bulunmaktadır. 

    2018 yılında ilk ofisini İstanbul Levent’de kurmuştur. Bu sırada Mehmet Zihni Sungur koordinatörlüğünde Bilişsel Davranışçı Terapi eğitimini tamamlamıştır. Sonrasında Emel Stroup eşliğinde kognitif terapi eğitimini tamamlamıştır. Şema terapi eğitimini Alp Karaosmanoğlu ile tamamlamıştır. Emre Konuk koordinatörlüğünde (Davranış bilimleri enstitüsü) koordinatörlüğünde EMDR eğitimimi tamamlamıştır.

    2021 yılından beri bulunan Nişantaşı’nda ki ofisinde danışanlarını kabul etmektedir.

    Aynı zamanda 2020 yılından beri Fransız Lape Hastanesi’nde danışanlarını Psikiyatrist Dr. Yasin Genç koordinatörlüğünde takip etmektedir.

    Çalıştığı alanlar; Madde bağımlılığı, Alkol bağımlılığı, Anksiyete Bozuklukları, Kişilik Bozuklukları, Borderline KB, Bipolar KB, Antisosyal KB, Şizoid KB, Histriyonik KB, Paranoid Kb, Şizitopal KB, Narsisistik KB, Çekingen KB, Bağımlı KB, Obsesif Kompulsif KB, Depresyon, Panik Bozukluk, Ergen Psikolojisi, Aile Danışmanlığı, Çift Problemleri. 

    Ofisinde hem yetişkinler hem ergen ve çocuklar için çalışma odaları bulunmaktadır. 

     

    Çalıştığı Terapi Ekolleri;

    Bilişsel Davranışçı Terapi ( BDT/CBT)
    Çözüm Odaklı Terapi
    Şema Terapi
    EMDR Terapi
    Duygu Odaklı Terapi
    Pozitif Terapi

    Ülkemizde ve yurtdışında danışan takibi yapmaktadır. Hem yüzyüze hem online terapi kabul etmektedir.

     

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Kalp Hastalıları Risk Faktörleri Açısından Cinsiyet Önemli Bir Fark Oluşturuyorhaberi

    Kalp Hastalıları Risk Faktörleri Açısından Cinsiyet Önemli Bir Fark Oluşturuyorhaberi

    Kalp damar hastalıkları, Amerika Birleşik Devletleri’nde ve çoğu gelişmiş ülkelerde kadınların en sık yaşam kaybı nedenlerinden biri ve her dört kadından birinin hayatına mal oluyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ayça Türer Cabbar, riskin bu denli yoğun olmasına karşın bu konuda yeterli bilinç düzeyinin oluşamadığına işaret etti.

    Amerikan Kalp Birliği (AHA) ve diğer kuruluşların agresif kampanyalarına rağmen, yapılan bir anket çalışması verilerinin de bunu net olarak ortaya koyduğunu söyleyen Doç. Dr. Cabbar, “Anketi katılan kadınların sadece yüzde 54’ü, kadınlar için önde gelen yaşam kaybı nedeni olarak kalp damar hastalıkları öne sürdü. Bunun yanında ankete katılan kadınların sadece yüzde 13’ü kalp damar hastalıklarını kişisel bir risk olarak tanımladı” diye konuştu. 

    Kardiyovasküler hastalıklar açısından cinsiyetler arasında farklılık olsa da risk faktörlerinin her iki cinsiyette de etkili olduğunu anlatan Doç. Dr. Ayça Türer Cabbar, diyabet, obezite, hipertansiyon gibi risk faktörlerini cinsiyetler açısından değerlendirdi. 

    DİYABET KADINLARDA KALP HASTALIKLARI RİSKİNİ 3-7 KAT ARTIRIYOR

    Kalp hastalıkları açısından önemli bir risk faktörünü oluşturan diyabetin özellikle 60 yaşından sonra kadınları erkeklerden daha çok etkilediğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ayça T. Cabbar, kadın hastalarda diyabetin kalp damar hastalıkları oranını üç ila yedi kat arttırdığını söyledi. “Buna karşın, diyabetli erkeklerin yalnızca iki ila üç kat artan kalp damar hastalıkları riski vardır. Diyabet ayrıca kalp yetmezliğinin gelişimi ile de ilişkilidir” diye konuştu. 

    HİPERTANSİYONLA İLGİLİ KALP HASTALIKLARI YAŞLA BİRLİKTE ARTIYOR

    65 yaş üstü kadınlarda hipertansiyon oranının erkeklerden daha yüksek olduğunu söyleyen Doç. Dr. Cabbar, 65-74 yaş arası kadınların yüzde 73’ünden fazlasının hipertansiyon tanısı aldığı söyledi. Bir kadının 10 kg veya daha fazla kilolu olmasının ailede hipertansiyon geçmişinin varlığı veya menopoz sonrası olması durumunda hipertansiyon gelişme riskini artırdığını söyleyen Doç. Dr. Cabbar, sözlerine şöyle devam etti: “Hipertansiyon olan kadınlarda, hem kalp damar hastalıkları hem de kalp yetmezliği riski hipertansiyon olan erkeklerden daha yüksektir. Çoğu çalışma tedavinin bu riski azalttığını gösterse de hipertansiyon ile ilişkili kalp damar hastalıkları için bu risk yaşla birlikte hızla artmaktadır.”

    MENOPOZ KAN YAĞLARINI ETKİLİYOR

    Kalp hastalıkları açısından önemli bir faktör olan lipit yani kan yağlarının menopozdan etkilendiğine dikkat çeken Doç. Dr. Cabbar, “Menopoz öncesi kadınların aynı yaştaki erkeklere göre düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol (LDL-K) düzeyleri yani kötü kolesterol seviyeleri ve yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol (HDL-K) yani iyi kolesterol seviyeleri daha yüksektir. Kadınlar yaşlandıkça LDL-K artar, HDL-K azalır ve trigliseritler artar.” Diye konuştu. 

    SİGARA KULLANIMI KADINLARDA KALP KRİZİ RİSKİNİ 6-9 KAT ARTIYOR!

    Kalp hastalıkları açısından en önemli önlenebilir risk faktörü olan sigaranın diğer risk faktörlerinden daha fazla kalp damar hastalığına bağlı yaşam kaybına neden olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Cabbar, kadınlarda sigara içmenin aynı zamanda anti-östrojen etkiye sahip olduğunu ve lipid seviyelerinde olumsuz değişiklikler meydana getirdiğine işaret etti. Sigara içen kadınlarda kullanmayanlara göre kalp krizi riskini altı ila dokuz kat arttığına dikkat çeken Doç. Dr. Cabbar, “Aslında, sigara içme riski, içmeyen bir kadından yaklaşık 42 kg daha fazla kilolu olma riskine eşittir. Bununla birlikte, sigarayı bırakmakla risk 1 yıl sonra yarı yarıya azalır ve nihayetinde sigara içmeyenlerin riskine geri döner.” diye konuştu. 

    “BEDEN KİTLE İNDEKSİYLE BİRLİKTE KALP HASTALIKLARINA BAĞLI YAŞAM KAYBI RİSKİ ARTIYOR”

    Amerikalı kadınların yüzde 30’undan fazlasının obez olduğunu ve bu rakamın tırmanmaya devam ettiğini hatırlatan Doç. Dr. Ayça T. Cabbar, “kadınlarda obezite ve vücut yağ dağılımı (yani abdominal yerleşim) kalp damar hastalıkları için bağımsız risk faktörleridir. Vücut kitle indeksiyle birlikte yaşam kaybı riski de artmaktadır” dedi. 

    KALP HASTALIKLARI AÇISINDAN MENOPOZ KADIN İÇİN DÖNÜM NOKTASI

    Menopoz sonrası kadınların muhtemelen östrojen seviyelerindeki hızlı düşüş nedeniyle obezite, hipertansiyon ve hiperlipidemi gibi daha fazla kalp damar hastalıkları risk faktörlerine sahip olduğunu anlatan Doç. Dr. Cabbar, sözlerine şöyle devam etti: “Kadınlarda İskemik Sendromu Değerlendirme Çalışmasının bir parçası olarak, genç kadınlarda östrojen eksikliğinin 7.4 kat artmış risk ile kalp damar hastalıkları için güçlü bir risk faktörü olarak gösterildi. Menopoz öncesi kadınlarda görülen kalp damar hastalıklarından korunma nedeniyle, menopoz sonrası kadınlarda, gözlemsel çalışmalardan elde edilen verilerden kaynaklanan kalp damar hastalıklarını önlemek için hormon replasman tedavisi (HRT) kullanımına yönelik erken bir coşku vardı. Bununla birlikte, son yıllarda yapılan birçok çalışma, HRT ile kalp damar hastalıkları için artmış risk bulunduğuna dair kanıtlar göstermiştir, öyle ki artık kalp damar hastalıklarının birincil veya ikincil önlenmesi için önerilmemektedir.”

    “HAREKET ARTTIKÇA KALP HASTALIĞI RİSKİ AZALIYOR”

    Kadınların yaşlandıkça, fiziksel olarak erkeklere göre daha az aktif hale geldiklerini anlatan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Cabbar, “Bu durum da kilo alımına katkıda bulunur. Diyabet ve hipertansiyon gelişimine zemin hazırlar. Ek olarak, menopoz ile östrojen üretiminin kesilmesiyle birlikte karın yağları artar bu da kalp damar hastalıkları riskini artırır. Bununla birlikte aktivite düzeyi ile kalp damar olaylarının görülme sıklığı arasında güçlü bir ters ilişki vardır” diye konuştu. 

    Geleneksel risk faktörlerinin, kadınlarda kalp damar hastalıkları riskini olduğundan az gösterdiğini bilindiğini söyleyen Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ayça Türer Cabbar, bu ve diğer nedenlerden dolayı, araştırmaların bir kadının riskini daha iyi tanımlayabilen diğer yeni belirteçleri belirlemeye odaklandığını da sözlerini ekledi. 

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • QNB Sigorta'dan Dünya Kadınlar Günü'ne Özel Kampanyahaberi

    QNB Sigorta'dan Dünya Kadınlar Günü'ne Özel Kampanyahaberi

    Kadınlara olan desteğini hayatlarındaki her alanda ve her fırsatta gösteren QNB Sigorta, bu yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü özel bir kampanya ile kutluyor. 4-8 Mart 2024 tarihleri arasında kampanya kapsamındaki ürünleri satın alan 40 yaş altı kadın müşteriler ücretsiz meme ultrasonu, 40 yaş üstü kadın müşteriler ise ücretsiz mamografi veya meme ultrasonu hizmetine sahip oluyorlar.

    “Bugün, bugünü yaşa” diyerek müşterilerinin gelecekte oluşabilecek sorunlarına şimdiden çözüm sağlayarak her anlarını doyasıya yaşamalarını hedefleyen QNB Sigorta, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne özel, kadın sigortalıları için bir kampanya hayata geçirdi. QNB Sigorta’nın Akıllı Hayat Sigortası, Bütçeme Destek Ferdi Kaza Sigortası, Yaşasın Hayat, Acil Destek Hayat Sigortası, Ameliyat Destek Hayat, Bütçeme Destek Hayat Sigortası, İkisi Bir Arada Hayat Sigortası ve Tamamlayıcı Sağlık Sigortası ürünlerinde geçerli olacak kampanyadan kadın müşteriler yararlanabilecek. 

    4-8 Mart 2024 tarihleri arasında kampanya kapsamındaki ürünleri satın alan 40 yaş altı kadın müşteriler ücretsiz meme ultrasonu, 40 yaş üstü kadın müşteriler ise ücretsiz mamografi veya meme ultrasonu hizmetine sahip oluyorlar. Kampanyaya katılmak isteyenlerin 15 Mart 2024 tarihine kadar “8MART” yazıp 2322’ye göndererek kampanyaya kaydolmaları gerekiyor. Kadın sigortalılar, 8 Nisan – 30 Haziran 2024 tarihleri arasında randevu alarak tercih ettikleri anlaşmalı sağlık kuruluşunda bu hizmetleri kullanabilecekler.

    Bugünlerini rahatça yaşayabilsinler diye sigortalılara verdiği hizmetlerle fark yaratan QNB Sigorta, kadınlara sunduğu ayrıcalıklarla yanlarında olmaya devam edecek.

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Kolon Kanserini Önlemek Mümkün!haberi

    Kolon Kanserini Önlemek Mümkün!haberi

    Kalın bağırsağın kötü huylu tümörleri olan kolon kanseri dünyada en yaygın görülen kanser türlerinden biri. Dünya genelinde en sık görülen 3’üncü kanser türünün kolon kanseri olduğu belirtiliyor.

    Dünyada her yıl 1 milyon ülkemizde de 6 bin kişi bu hastalığa yakalanıyor. Üstelik Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre; ülkemizde en yaygın görülen 5 kanser türünden biri olan kolon kanserinin erken yaşlarda görülme sıklığı giderek artıyor. Öyle ki kolon kanserinin her 10 kişiden 1’inde 50 yaşından önce geliştiği istatistikler ile ortaya konmuş. Kolon kanserinin günümüzde genç yaş grubunu da tehdit etmesinde son yıllarda fast food tipi beslenmeye yönelmenin, aşırı kilo almanın, hareketsiz bir yaşam sürmenin ve sigara kullanımının etkili olduğu belirtiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr Erman Aytaç, erken dönemde genellikle belirti vermemesi nedeniyle yaşam kaybına en sık yol açan kanser türlerinden biri olan kolon kanserinin aslında düzenli yapılan kolonoskopi taramasıyla önlenebildiğine dikkat çekiyor. 

    45 yaşından sonra kolonoskopi şart! 

    Kolon kanserinin önlenebilen bir kanser türü olmasının sebebi bu kanserin en yaygın nedeni olan poliplerin düzenli yapılan kolonoskopi taraması sayesinde kansere  dönüşmeden tespit edilebilmesi. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erman Aytaç, kolon kanserine karşı hiçbir yakınması olmasa bile herkesin 45 yaşından itibaren kolonoskopi taraması yaptırması gerektiğine işaret ederek, “Ailesinde kolon kanseri öyküsü olan kişilerin ise tarama programlarına daha erken yaşta başlamaları önemlidir. Kolonoskopi taramasında polip tespit edilirse aynı işlem sırasında bu oluşumlar alınabilmekte ve böylece kolon kanserinin gelişmesi önlenebilmektedir. Ayrıca kanser gelişmiş ise erken evrede yakalanması sayesinde tamamen iyileşme sağlanabilmektedir. Risk faktörü yoksa işlemin 10 yılda bir tekrarlanması yeterli gelecektir. Ancak risk faktörleri ve ek hastalıklar gibi etkenlere bağlı olarak taramanın sıklığı değişebilir” diyor.

    En yaygın sebebi polipler! 

    Kolon kanserinin gelişiminde pek çok etken sorumlu olabiliyor.  Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erman Aytaç, bağırsak içinde yerleşen poliplerin kolon kanserinin en yaygın görülen nedeni olduğuna işaret ederek, “Kolon kanserinin yüzde 90 gibi yüksek bir oranından polipler sorumludur. Genellikle 45 yaşından sonra oluşan poliplerin bazıları kontrolsüzce büyüyüp yıllar içerisinde kolon kanserine yol açabilmektedir” diyor.  Kolon kanserine neden olabilen bir diğer önemli etken ise hayvansal ve işlenmiş besinlerin fazla, sebze ile meyvenin az tüketildiği fast food beslenme tarzı. Bunların yanı sıra ailede kolon kanseri öyküsünün olması, bazı genetik bozukluklar, Crohn ve ülseratif kolit gibi iltihabi hastalıklar, obezite, radyasyona maruz kalmak, başka kanserlerin varlığı da kolon kanserinin gelişiminde etkili oluyor. 

    Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin! 

    Kolon kanseri başlangıç evresinde genellikle hiçbir yakınmaya yol açmadan sinsice ilerliyorProf. Dr. Erman Aytaç, sıklıkla ileri evrelerde gelişen en belirgin belirtileri şöyle özetliyor: 

    • Dışkının kıvamında ve kokusunda (ishal- kabızlık) değişiklik 
    • Daha sık veya daha az tuvalete gitmek 
    • Dışkıda kan görülmesi veya makattan kan gelmesi
    • Karında şişkinlik ve ağrı, halsizlik, bulantı, kilo kayıpları

    Tedavide başarı oranı çok yüksek

    Kolon kanseri erken dönemde tespit edildiğinde, tedavide yaşanan gelişmeler sayesinde, tamamen iyileşme sağlanabilen bir kanser türü. Öyle ki zamanında müdahale edildiğinde sağ kalım oranları yüzde 90’lara yükseliyor. Kolon kanseri evresine göre cerrahi, kemoterapi veya radyoterapi ile tedavi ediliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erman Aytaç, tümör uzak organlara sıçramamış ise cerrahi tedavinin ilk seçenek olabileceğini belirterek, “Metastaz yapmayan hastalarda da cerrahi yöntemin yanı sıra bazı kemoterapiler veya akıllı ilaçlar olarak adlandırılan hedefe yönelik ilaçlar kullanılabilmektedir. Metastaz varlığında ise tıkanıklık, kanama ya da perforasyon, yani organın delinmesi gibi bir durum yoksa, genellikle kemoterapi ilk tedavi tercihi olmaktadır” diyor. Son yıllarda cerrahi yönteminde ‘minimal invazif cerrahi’ olarak adlandırılan robotik ya da laparoskopik tekniklerin kullanıldığını vurgulayan Prof. Dr. Erman Aytaç, her iki tekniğin açık cerrahiye göre hızlı iyileşme, ameliyat sonrasında daha az ağrı ve hızlı bir şekilde normal hayata dönme gibi önemli faydalar sağladığını belirtiyor.

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Psikiyatri Uzman Dr. Bahruz Shukurov, Acil psikiyatri multidisipliner yaklaşım gerektiriyor!haberi

    Psikiyatri Uzman Dr. Bahruz Shukurov, Acil psikiyatri multidisipliner yaklaşım gerektiriyor!haberi

    Acil psikiyatrinin hemen müdahale edilmesi gereken duygu, düşünce ve davranış bozuklukları ile ilgilendiğini anlatan uzmanlar, bunlara örnek olarak akut psikotik ataklar, saldırganlık, madde zehirlenmesi veya yoksunluğu, intihar eğilimi, ilaç yan etkilerinin verilebileceğini söylüyor.

    Psikiyatri Uzman Dr. Bahruz Shukurov, genelde hastaların acile akut psikotik atak, manik ataklar, saldırganlık, ilaç yan etkileri, madde zehirlenmesi veya yoksunluğu, panik atak, akut anksiyete nöbeti, akut uykusuzluk şikayetleri ile gelebildiğini ifade ederek, “Acil psikiyatri multidisipliner yaklaşımı gerektiriyor.” dedi.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Bahruz Shukurov, acil psikiyatrinin önemi hakkında bilgi verdi.

    Acil psikiyatri akut psikotik ataklar, saldırganlık gibi durumlarla ilgileniyor

    Acil psikiyatrinin hemen müdahale edilmesi gereken, hızlı müdahale gerektiren duygu, düşünce, davranış bozuklukları ile ilgilendiğini anlatan Psikiyatri Uzmanı Dr. Bahruz Shukurov, bunlara örnek olarak akut psikotik ataklar, saldırganlık, madde zehirlenmesi veya yoksunluğu, intihar eğilimi, ilaç yan etkilerinin verilebileceğini kaydetti.

    Multidisipliner bir yaklaşımı gerektiriyor

    Acil psikiyatrinin multidisipliner yaklaşımı gerektirdiğini de ifade eden Psikiyatri Uzman Dr. Bahruz Shukurov, “Gerektiğinde nörolojik müdahale veya konsültasyon ile bağımlılık konusunda deneyimin olmasını gerektiren bir alandır. Bunlar zamanında hızlı bir şekilde müdahale edilmezse önemli sakıncaların ortaya çıktığı durumlardır. Saldırganlık, bilinç bulanıklığı, kişinin muhakemesinin bozulması gibi acil psikiyatrik durumlar başka branşlardaki hastalıkların görünümleri şeklinde de olabilir. Bu durumlarda gereğinde ve yerinde ileri tetkik ve tedaviler yapılmasını gerektiriyor.” dedi. 

    Acil psikiyatriye kimler başvurabilir?

    Psikiyatri aciline başvurmak için, psikiyatrik bir hastalığın olmasının gerekmediğini dile getiren Psikiyatri Uzman Dr. Bahruz Shukurov, “Hastanın sevgilisinden ayrılması, boşanması, saldırıya maruz kalması, göç, yakınını kaybetme bunlar hayatta kriz durumları olarak dikkate alınabilir. Kriz kişinin hayatında geçici olarak bir dengesizliğin oluştuğunu gösteriyor. Hayatı geçici olarak alt üst olmuştur. Eski düzen kaybolmuştur daha yeni düzen oluşmaya başlamamıştır. Ortada bir kaos vardır. Tam bu noktada danışanlarımız psikiyatri aciline başvurursa, erkenden krize müdahale yapılırsa, bu krizin sonradan psikiyatrik bir hastalığa dönüşme ihtimalinin daha az olduğu görülmüştür.” diye konuştu.

    Acil psikiyatride tedavi için nasıl bir yol izlenir?

    Psikiyatri Uzman Dr. Bahruz Shukurov, genelde hastaların acile akut psikotik atak, manik ataklar, saldırganlık, ilaç yan etkileri, madde zehirlenmesi veya yoksunluğu, panik atak, akut anksiyete nöbeti, akut uykusuzluk şikayetleri ile gelebildiğini ifade ederek, “Detaylı anamnez alındıktan, hastanın ruhsal durum muayenesi yapılır, gerekli acil testler yapıldıktan sonra hastaya yatarak ya da ayakta tedavi öneriliyor. Multidisipliner yaklaşım sergileniyor.” dedi.

    “Uykusuzluk sadece psikiyatrik rahatsızlıklarla ilgili değil nörolojik bir rahatsızlıkla da ilgili olabiliyor.”

    Hasta uykusuzluk şikayeti ile gelmişse, o uykusuzluk için acil müdahale yapılıp bunun dışında hastanın, polikliniğe ve daha ileri uyku testleri için yönlendirilebildiğini kaydeden Psikiyatri Uzman Dr. Bahruz Shukurov, “Uykusuzluk sadece psikiyatrik rahatsızlıklarla ilgili değil nörolojik bir rahatsızlıkla da ilgili olabiliyor. Bu tür uykusuzluk durumları için genelde uykusuzluk laboratuvarı hizmet veriyor.” diye bilgi verdi.

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Türkiye'nin Başarılı Sağlık Grubu Medicana Tiflis Temsilcilik Ofisi'ni Hizmete Açtıhaberi

    Türkiye'nin Başarılı Sağlık Grubu Medicana Tiflis Temsilcilik Ofisi'ni Hizmete Açtıhaberi

    30 yılı aşkın tecrübesiyle Türkiye’nin öncü sağlık grubu Medicana, Tiflis’te Medicana Temsilcilik Ofisi’ni hizmete açtı. Gürcistan halkına hizmet verecek olan Tiflis Temsilcilik Ofisi’nde, hastalar Medicana hakkında bilgi, danışmanlık ve yönlendirme hizmetleri alabilecekler.

    Uluslararası standartlarda sağlık hizmeti sunan Türkiye’nin en başarılı sağlık gruplarından Medicana Sağlık Grubu, sağlık turizmine de katkı sunmaya devam ediyor. Kurulduğu 1992 yılından bu yana yaklaşık 12.000 çalışanı ile hastalarına modern tıbbın son imkânlarını sunan Medicana Sağlık Grubu, Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te Medicana Temsilcilik Ofisi’ni hizmete açtı. Gürcistan halkına hizmet verecek olan Temsilcilik Ofisi, Tiflis’in en popüler caddesi Ilia Chavchavadze’de, Türk elçiliğine 200 metre mesafede yer alıyor. Türkiye’de tedavi olmak isteyen hastalar bu ofise gelerek tedavi yöntemleri hakkında bilgi alabilecek, sağlık ofisi çalışanları tarafından tedavinin mümkün olabileceği Medicana hastanelerine yönlendirilebilecekler. 

    Medicana Temsilcilik Ofisi’nin Tiflis Pullman Hotel’de gerçekleşen açılış törenine; Türkiye Gürcistan Büyükelçiliği Müsteşarı Kazım Kartal, Medicana Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Berk Bozkurt, Medicana Tıbbi Direktörü Dr. Necip Kozalı, Medicana hekimleri, Gürcistan sağlık sektörünün önde gelen temsilcileri ve gazeteciler katıldı. Açılışta; Medicana hekimlerinden Prof. Dr. Koray Topgül, Doç. Dr. Atilla Yılmaz, Doç. Dr. Kerim Güzel, Uzm. Dr. Gökhan Yılmazer, Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, Prof. Dr. İlhan Sezgin ve Doç. Dr. Osman Kara, tıbbi branşlarda sunumlarını gerçekleştirdiler. 

    “Gürcistan ile sağlık turizmi ilişkilerimizin güçleneceğine inanıyoruz”

    Medicana Sağlık Grubu Tıbbi Direktörü Dr. Necip Kozalı, Tiflis’te olmaktan dolayı mutluluk duyduklarını belirterek şunları söyledi:

    “Medicana Sağlık Grubu olarak, Temsilcilik Ofisimiz ile Gürcistan halkının sağlık hizmetlerimize erişimini kolaylaştırıyoruz. Gürcistan’dan her yıl 2 milyondan fazla kişi, sağlık hizmeti almak için Türkiye’ye geliyor. Tiflis Temsilcilik Ofisimiz; Türkiye’de tedavi olmak isteyen Gürcistan halkına hizmet sunacak, 30 yılı aşkın Medicana tecrübesini onlarla buluşturacak. Hastalar, bu ofise gelerek tedavi yöntemleri ve Medicana hizmetleri hakkında bilgi alabilecekler. Ofisimizin, komşumuz Gürcistan ile sağlık turizmine yönelik ilişkilerimizi güçlendirmesini hedefliyoruz. Tiflis Temsilcilik Ofisi’mizin sağlık turizmine önemli katkılar yapacağına inanıyor, hem ülkemize hem Gürcistan’a hayırlı olması diliyorum.”

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Oruç tutanlar nasıl beslenmeli?haberi

    Oruç tutanlar nasıl beslenmeli?haberi

    Ramazan ayına sayılı günler kala uzmanlar, sağlıklı ve dengeli beslenme kurallarına uyulması gerektiğini belirtiyor. Normal günlerdeki uyku, beslenme ve fiziksel aktivitelerdeki değişikliklere dikkat çeken İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, sahura kalkmadan sadece iftarda yenilen yemekle oruç tutulmasının kilo artışına neden olabileceği uyarısında bulundu. Yapılan bazı çalışmalarda Ramazan ayında daha fazla enerji, karbonhidrat ve yağ alındığını ve daha az protein alındığına dair çalışmalar olduğunu belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, kilo alımını önlemede dengeli beslenmenin önemini vurguladı.

    İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, Ramazan ayında fiziksel aktivite, uyku ile yeme içme düzeninin ve beslenme alışkanlıklarının normal günlere göre tamamen değiştiğine dikkat çekerek bu nedenle Ramazan ayında çoğunlukla sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenmenin ihmal edildiğini söyledi.  

    Sağlıklı beslenme kurallarına uyulmalı

    Ramazan ayının, Müslümanların ibadetlerini yerine getirdikleri, şafaktan gün batımına kadar yemekten ve içmekten kaçındıklarını kutsal bir ay olduğunu hatırlatan Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Her yıl dünyada yaklaşık 2 milyar Müslüman oruç tutma ibadetini yerine getirirler. Ramazan ayı, oruç tutanlar için, günde 2 veya 3 öğün gibi özel beslenme uygulanan ve alışılmışın dışındaki saatlerde yemek yemeyi gerektiren bir dönemdir” dedi.

    Ramazan’da pek çok değişiklikler yaşanıyor

    Prof. Dr. M. Emel Alphan, Ramazan’da ayrıca fiziksel aktivite düzeyinde ve uyku düzeninde değişikliler olabileceği gibi, besin çeşitliliğinde ve besin porsiyon miktarlarında, sıvı alımında, öğün düzenindeki değişiklikler nedeniyle enerji ve besin alımında önemli farklılıklar oluştuğunu söyledi.

    Ramazan’da daha fazla enerji, karbonhidrat ve yağ alımına dikkat!

    Ramazan ayında daha fazla enerji alınabildiği uyarısında bulunan Prof. Dr. M. Emel Alphan, “İftar ve sahur gibi alışılmış öğünler dışındaki beslenmenin, gün boyu vücudun ihtiyacı olan enerji ve besin öğelerinin karşılanamamasına neden olabileceğini belirten çalışmalar olduğu gibi, Ramazan ayında bireylerin daha fazla enerji, karbonhidrat ve yağ alındığını ve daha az protein alındığına dair çalışmalar da mevcuttur. Ayrıca Ramazan ayında aşırı şeker alındığı da belirlenmiştir” dedi.

    Sahura kalkılmadığında enerji açığı ortaya çıkar

    “Uykudan fedakârlık etmemek için sahura kalkılmaması durumunda, akşamdan alınan besinler yetersiz kalabilir” uyarısında bulunan Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Gündüz en hareketli dönemde, bütün gün vücudun ihtiyacı olan enerji ve besin öğelerinin karşılanamaması sonucu oluşan enerji açığı, sağlığı olumsuz etkileyebilir. Yalnızca sağlıklı kişilerin oruç tutmaları ve bunun için de sağlıklı beslenme kurallarına uymaları gerekir. Tansiyonu yüksek olanların, şeker hastalarının, reflü ve ülser gibi mide hastalığı olanların, böbrek hastaları ve böbreklerinde taş bulunanların, gebe ve emzikli kadınların oruç tutmaları sakıncalıdır” dedi.

    Sahur öğünü nasıl olmalıdır?

    Sahur öğününün mutlaka yapılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Akşam yediği ile oruç tutmak ve 24 saatlik sürede bir kez ve çok yoğun yemek yenmesi sağlık için uygun değildir, kilo almaya neden olabilir. Sahurda peynir, yumurta, süt gibi proteinli besinlerin tüketilmesi yağsız vücut kütlesini korur ve tokluk hissi sağlar. Ayrıca sahur öğününde tam buğday ekmeği, zeytin, domates, salatalık, ıhlamur vb. oluşan kahvaltı yapılması, gün boyunca mahrum kalınacak suyun ihmal edilmemesi çok önemlidir” tavsiyesinde bulundu.

    Sahurda hamur işlerinden kaçınılmalı

    Sahurda arzu ediliyorsa çorbalara da yer verilebileceğini ifade eden Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Sahurda ne yenilirse yensin, midenin boşalması için gereken sürenin belirli olduğu ve aşırı yemek yemenin sakıncalı olduğu, unutulmaması gereken en önemli hususlardan biridir. Sahurda aşırı yemek yerine daha yavaş sindirilen, besin değeri yüksek posalı yiyeceklerin seçilmesi, insülin salgısını uyararak çabuk acıkmaya neden olan beyaz undan yapılmış hamur işleri ve şekerden kaçınılması gereklidir. Sahurda tok tuttuğu gerekçesiyle pilav-makarna-börek ve komposto türü besinler yenilmesi, insülin salgılanmasında altta yatan problemi ortaya çıkarabilir. Bu yüzden özellikle diyabet açısından riskli kişilerin, hipoglisemisi (şeker düşüklüğü) olanların şeker yerine tatlandırıcı ile yapılmış komposto vb. tüketmeleri uygun olur” diye konuştu.

    İftarda bir anda aşırı yemek yemeyin

    • Orucu su ile açmak ve iftarlık olarak da 1-2 zeytin yemek yeterlidir. Yemek sırasında ve sonunda su içmek ve iftarda çorba gibi sulu besinlerin tüketilmesi gün içinde kaybedilen sıvının yerine konmasını sağlar.
          • Sahur ve iftarda tüketilecek besinlerle yeterince enerji, protein, karbonhidrat, vitamin, mineral ve sıvı alınmalıdır.
          • İftarlık olarak şarküteri ürünlerinin (sucuk, salam, sosis, yağlı peynirlerin) aşırı tüketimi gereksizdir. Bu ürünlerle hem fazla enerji alınır hem de yağlı olan bu besinlerle kolesterol ve kan yağları yükselebilir. Bu, şişman olanların daha fazla kilo almasına ve kan yağları yüksek olanların da kan yağlarının yükselmesine neden olabilir.
          • İftarda aşırı yemeği bir kerede yemek yerine, gece yatana kadar 2-3 öğün yapılmalıdır.
    • Çorba, salata ve bir dilim ekmekle veya peynir, ekmek ve çayla oruç açıldıktan sonra, namaz vb. diğer ibadetlerin yapılıp, bir saat sonra ızgara veya haşlanmış et, balık, tavuk veya az yağlı etli sebze yemekleri veya etli dolma ve sarmalar, yoğurt, kepekli ekmek gibi yiyeceklerin tercih edilmesi uygun olur. Yemekten bir süre sonra 1-2 porsiyon meyve ve sütlü tatlı (tatlandırıcılı olabilir) yenilmeli, yatarken de süt içilmelidir. 
    • Hamurlu yiyecekler, aşırı yağlı börekler ve yağda kızartılmış yiyecekler, şerbetli hamur tatlıları mideyi yorar ve sağlıklı beslenme için gerekli olan diğer yiyeceklerin yenilmesini engeller. Oruç sırasında uzun süreli açlığa bağlı olarak metabolizma hızı azaldığı için tek öğünde aşırı yemek yenilirse, kilo alınır.
          • İftardan sonra vücudun ihtiyacı kadar su ve sıvı besinlerin (2 litre) içilmesi ve gece yatmadan önce de bir bardak süt içilmesi gerekir.
          • Her iki öğünden sonra, hemen yatağa girilmemesi, ev içinde de olsa hareket edilmesi uygun olur.

    Ramazan’da tatlı tüketimi

          • Oruç tutanlar, bütün gün yemek yemedikleri gerekçesiyle her besini yeme hakkına sahip olduklarını düşünerek özellikle iftardan sonra tatlı yemeyi alışkanlık haline getirirler. Şekerli besinlerin aşırı tüketilmesi, insülin salgısını artırarak şekerin düşmesine neden olur, şeker düşüklüğü hisseden kişi de tekrar yemek yeme ihtiyacı duyar.  Bu da hem kilo almaya neden olabilir hem de diyabet açısından risk altında olan kişilerin diyabetini ortaya çıkarabilir.
          • Meyve yemeyi ihmal etmemek ve tatlı olarak da aşırı enerji alımını önlemek ve günlük kalsiyum ihtiyacını karşılayabilmek için tatlandırıcılarla yapılmış sütlü hafif tatlıları (sütlaç, muhallebi, Ramazan’a özel bir tatlı olan güllaç vb.) tercih etmek gerekir.

    Okul çağındaki çocuk ve gençlerin oruç tutması

    Okul çağındaki çocukların hızlı büyüme ve gelişme nedeniyle enerji, protein, vitamin ve mineral gereksinimlerinin yetişkinlere göre daha fazla olduğunu belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Çeşitli besinlerin, en az üç ana öğünde dengeli bir şekilde alınması çok önemlidir. Ramazan’da öğün sayısının düşmesi, oruçlu çocuk ve gençlerin fiziksel gelişimini ve vücut metabolizmasını olumsuz etkileyebilir. Oruç tutan öğrencilerde, özellikle öğleden sonraki derslerde kan şekerinin düşmesi ve enerji eksikliğine bağlı olarak yorgunluk, halsizlik, dikkat azalması, algılamada zorluk, uykuya eğilim, baş ağrısı, baş dönmesi, üşüme-terleme ve tansiyon düşmesi gibi çeşitli sağlık sorunları ortaya çıkabilir. Dikkat azalması ve yorgunluk hissi öğrencinin derse ilgisini azaltarak, okul başarısını olumsuz etkiler. Ramazan ayında oruç tutmak isteyen çocuk ve gençlerimizin bu metabolik değişiklikleri ve okul başarılarının etkileneceğini bilmeleri ve bu konuda kendi kararlarını vermeleri yerinde olacaktır. Oruç tutmak isteyenlerin ise mutlaka sahura kalkmaları ve dengeli beslenmeleri gerekir. Düzenli spor yapan ve antrenmanlara katılma zorunluluğu olan çocukların ve yetişkinlerin sağlıklı beslenme ve günlük sıvılarını karşılamaya özellikle dikkat etmeleri gerekir. Sağlıklı bir Ramazan ayı geçirmeniz dileğiyle.”

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • “Radyonüklid tedaviler" doğrudan tümöre ulaşıyorhaberi

    “Radyonüklid tedaviler" doğrudan tümöre ulaşıyorhaberi

    Kanserle ilgili her geçen gün yeni tanı ve tedavi yöntemleri gündeme geliyor.

    “Radyonüklid tedaviler” olarak adlandırılan akıllı tedavi yöntemi ile damar yoluyla vücuda verilen radyasyonun doğrudan kanserli tümörlere ulaşarak hedefe odaklı bir tedavi imkânı sunduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Nükleer Tıp Bölümü Direktörü Doç. Dr. Kezban Berberoğlu, “Radyonüklid tedaviler, prostat kanseri ve nöroendokrin tümörler gibi hastalıkların tedavisinde önemli bir fark yaratıyor. Hastalara, kemoterapi ve radyoterapiden farklı olarak ekstra bir tedavi yöntemi sunuyor. Bunlara ‘akıllı radyasyon tedavileri’ de diyebiliriz” açıklamasında bulundu.

     

    Damar yoluyla hastaya verilen, tümör dokusunu hedef alan madde ile işaretlenmiş radyasyon, vücuttaki tüm tümör hücrelerini buluyor. Tıpkı bir radyoterapi gibi ancak tümöre içeriden, iç radyasyonla ulaşıyor. Üstelik adı üzerinde, hedefe yönelik bir tedavi ve bu sayede vücuttaki sağlıklı hücreler de zarar görmüyor. Hastanın yaşam kalitesi bozulmadığı gibi, yaşam süresi de uzuyor. Diğer sağlıklı doku ve organlara dokunmadan sadece tümörlere odaklanan bu tedavi “akıllı radyasyon tedavileri” olarak da adlandırılıyor.

    Radyonüklid tedavilerin özellikle tiroit kanserleri, metastatik nöroendokrin tümörler ve metastatik prostat kanserlerinde uygulandığını söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Nükleer Tıp Bölümü Direktörü Doç. Dr. Kezban Berberoğlu, “Ayrıca semptomatik kemik metastazlarında da uygun hastalarda kullanılıyor. Hastalara, kemoterapi ve radyoterapiden farklı olarak ekstra bir tedavi yöntemi sunuyor. Bilindiği gibi nükleer tıp bölümlerinde hastalıkların tanısı için bazı radyoaktif maddeler kullanılıyor. Bu radyoaktif olan kısma, organa özel ya da yapılmak istenen uygulamaya özel maddeler ekleniyor” dedi.

    Radyoterapi ve kemoterapiye ek yöntem

    Radyonüklid tedavilere, genellikle radyoterapi ve kemoterapi tedavilerinin pek etkili olmadığı zamanlarda başvurulduğunun altını çizen Doç. Dr. Kezban Berberoğlu, “Aslında çoğu zaman tedaviler birbirini tamamlıyor. Pek çok branşın bir arada olduğu, birbirinden destek aldığı bir ortamda ise tedavinin ne zaman uygulanması gerektiği ekipçe değerlendirilerek belirleniyor” açıklamasında bulundu.

    Özellikle prostat kanseri ve nöroendokrin tümörlerde radyonüklid tedavilerin önemli bir fark yarattığını vurgulayan Nükleer Tıp Bölümü Direktörü Doç. Dr. Kezban Berberoğlu, “Hastalara, kemoterapi ve radyoterapiden farklı olarak ekstra bir tedavi yöntemi sunuyor. Yöntem özellikle hormona dirençli metastatik prostat kanseri ve nöroendokrin tümör tanısı almış hastalarda kullanılıyor. Metastatik prostat kanseri olan ve tedaviye yanıtı olmayan hastaların tedaviye yanıt verdiği ve ağrılarının azaldığı söylenebilir. Bu esnada yan etki ortaya çıkmadığı için bu dönemde rahat bir zaman geçiriyorlar. Özellikle de yaşlı hastalar için bu çok önemli bir unsur” diye konuştu.

     

    Multidisipliner çalışma gerektiriyor

    Prostat kanserinin tedavisinde multidisipliner çalışmanın öneminin her geçen gün daha da arttığını belirten Doç. Dr. Kezban Berberoğlu, “Nükleer tıp uzmanları olarak, prostat kanseri tanısı alan hastalar için diğer tüm disiplinlerle ortak hareket ediyor ve hasta için en ideal olacak tedavi seçeneğine ulaşmayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu.

     

    Radyonüklid tedaviler 2 ayda bir uygulanıyor

    Kanserin tamamını yok etmek için verilmesi gereken radyasyon dozunun çok yüksek olduğunun altını çizen Doç. Dr. Kezban Berberoğlu, “Bunun tek seferde uygulanması doğru değil çünkü radyasyon yüksek dozda verildiğinde sağlıklı hücreler de ölüyor. Dolayısıyla bu tedaviler 2 ayda bir, 4-6 kür olacak şekilde uygulanmalı. Tedavi sırasında yan etki olasılığının az olması ve tedaviye alınan iyi yanıtlar sayesinde hastalara oldukça konforlu bir tedavi olanağı sunulmuş oluyor” dedi.

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı