Yazar: editor

  • Atriyal Fibrilasyon hastalarının yaşam kalitesini arttıracak mobil uygulama geliştireceklerhaberi

    Atriyal Fibrilasyon hastalarının yaşam kalitesini arttıracak mobil uygulama geliştireceklerhaberi

    Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi İç Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Serap Özer’in yürütücülüğü yaptığı “Mobil Bireysel Atriyal Fibrilasyon Yönetim (m-BAFY) Programının Geliştirilmesi ve Etkinliğinin Değerlendirilmesi” başlıklı proje, Aliye Üster Vakfı Bilimsel Proje Destek Programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu. Proje ile dünya çapında en yaygın kalp ritim bozukluğu olan Atriyal Fibrilasyon’lu hastalara yönelik bir mobil uygulama geliştirilerek semptom yönetiminin sağlanması, tedaviye uyumun geliştirilmesi ve hastanın öz bakım ve yaşam kalitesinin arttırılması hedefleniyor.

    Proje ekibini tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Multidisipliner araştırma ekibimizin Atriyal Fibrilasyon hastalığı olan bireylere yönelik geliştirdiği proje, Aliye Üster Vakfı Bilimsel Proje Destek Programınca destek görmeye uygun bulundu. Tam akredite araştırma üniversitemizde oluşturduğumuz bilim ekosistemi neticesinde üretilen projeler ulusal ve uluslararası projelerin programlarınca destek görmeye devam ediyor. Prof. Dr. Serap Özer hocamızı ve ekibini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.

    “İnme ve kalp yetmezliği riskini artırıyor”

    Projenin amacını anlatan Prof. Dr. Özer, “Atriyal fibrilasyon (AF), etkisiz atriyal kasılmaların neden olduğu kronik ve ilerleyici bir hastalıktır. Dünya çapında en yaygın kalp ritim bozukluğu olan AF’nin; küresel olarak yetişkin popülasyonun yüzde 2 ila 4’ünü etkilediği tahmin edilmektedir. Gelecekte AF prevelansının giderek artacağı da belirtilmektedir. AF kendi başına yaşamı tehdit edici bir hastalık olmasa da embolik olaylara bağlı, inme ve kalp yetersizliği riskini arttırmaktadır. AF’li hastalar günlük yaşam aktivitelerini ve yaşam kalitelerini negatif yönde etkileyen ciddi belirti ve bulgular yaşamaktadır. Hastalığa yönelik farkındalığın arttırılması ve ilaca uyum ile etkili semptom yönetimi sağlanabilmekte, buna bağlı yaşam kalitesinde de iyileşmeler olabilmektedir. AF’de etkisiz ilaç uyumu ile kanama, inme ve aritmik durumların sıklığında artış görülebilmektedir. Avrupa Kardiyoloji Derneği 2020 Kılavuzu, AF için sistematik, bütüncül bir yönetim yaklaşımı sağlayan entegre bakım yönetiminin önemini vurgulamaktadır. AF’li hastalarda özellikle komplikasyonların önlenmesi için bireyselleştirilmiş eğitim girişimlerinin öz yönetim davranışlarını iyileştirdiği tespit edilmiştir. Mobil uygulamalar da bu süreci destekleyen ve bireyi gereksinimine yönelik seçimler yapmaya yönlendiren yenilikçi eğitim araçlarındandır. Bu uygulamalar, hastaların sürece ilişkin farkındalıklarını arttırarak, hastalık yönteminde sorumluluk almayı teşvik etmektedir” dedi.

    “Hastaların yaşam kalitesini artırmayı hedefliyoruz”

     Prof. Dr. Özer, “Hemşirelikte kanıta dayalı bakım yaklaşımlarının mobil sağlık uygulamalarına entegrasyonunun hasta bakımını iyileştirdiği bilinmektedir. Mevcut sınırlı sayıdaki çalışmalarda AF’li hastalarda klinik karar desteği, eğitim ve hasta katılım stratejilerini entegre eden mobil sağlık teknolojisinin bilgi, ilaç uyumu ve yaşam kalitesini iyileştirdiği belirtilmektedir. Hemşire liderliğinde web destekli entegre kronik bakım uygulamasının AF’li hastalarda yaşam kalitesi, bilgi düzeyi, ilaç uyumu, hasta memnuniyeti ve depresyon üzerinde olumlu etkileri olduğu da gösterilmiştir. Uluslararası literatürde AF’li hastalarda hemşire liderliğinde web tabanlı ve mobil bakım uygulaması gibi dijital yaklaşımların hastane yatışlarını azalttığı ve yaşam kalitesini artırdığı bazı çalışmalarda gösterilse de veriler yeterli düzeyde değildir.  Ülkemizde ise; AF’li hastalar üzerinde yapılan hemşirelik çalışmaları yok denecek kadar azdır. Mevcut çalışmalar da tanımlayıcı tiptedir. Değişen ve gelişen dünyada hemşirelerin girişimleri uygulama yöntemleri de değişmiş, dijital sağlık uygulamaları popüler hale gelmiştir. Fakat ülkemizde AF’li hastaların bireysel yönetimi için, kanıt temelli, etkinliği değerlendirilerek geliştirilen bir mobil uygulama bulunmamaktadır. Bu çalışma ile AF’li hastalara yönelik bir mobil bireysel yönetim uygulaması geliştirmek ve geliştirilen bu uygulamayla, semptom yönetimini sağlamak, tedaviye uyumu geliştirmek, öz bakım ve yaşam kalitesini arttırmak hedeflenmektedir” diye konuştu.

    Prof. Dr. Serap Özer’in yürütücülüğünü yaptığı proje ekibinde; Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü İç Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi ve Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Söke Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Ameliyathane Hizmetleri Bölümü Öğr. Gör. Adile Ay, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Evrim Şimşek ve Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Yazılımı Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Özgün Yılmaz yer alıyor. 
    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Sony'den Sınırları Zorlayan Lens Teknolojisi: F2.8 G Lens™ FE 24-50 mmhaberi

    Sony'den Sınırları Zorlayan Lens Teknolojisi: F2.8 G Lens™ FE 24-50 mmhaberi

    Sony, tüm zoom aralığında F2.8 maksimum diyafram açıklığına sahip yeni kompakt 35 mm Full Frame uyumlu α™ (Alpha™) E Mount lensi FE 24-50 mm F2.8 G ile standartları yeniden belirlerken, yüksek performanslı optikleriyle teknolojinin sınırlarını zorluyor. 

    F2.8 geniş diyafram açıklığıyla yüksek çözünürlüklü performans ve bokeh elde eden FE 24-50 MM F2.8 G, küçük ve hafif gövdesine rağmen 24 mm ila 50 mm odak uzaklığını kapsayarak hareketsiz görüntülerde ve video çekiminde tüm anları yüksek kalitede yakalamanızı sağlıyor. 

    FE 24-50 MM F2.8 G’ün temel özellikleri

    Geliştirilmiş optik ve mekanik tasarıma sahip olan FE 24-50 MM F2.8 G, φ67 mm filtre çapı, 74,8 mm maksimum lens çapı, 92,3 mm uzunluğu ve yaklaşık 440 gr ağırlığıyla kompakt ve etkili bir kullanım sunuyor. Dört asferik lens ve iki adet ED (Ekstra düşük Dağılım) camın güncellenmesi sayesinde tüm odak uzunluklarında keskin ve ayrıntılı görüntüler sağlayan FE 24-50 MM F2.8 G, renk sapmaları gibi sorunları minimize ederek, merkezden köşeye yüksek çözünürlüklü performansı kullanıcılarıyla buluşturuyor.

    Optik sapmanın sağladığı optimizasyonla birlikte G Lens serisinin karakteristik özelliklerini bir araya getiren FE 24-50 MM F2.8 G; güzel, yumuşak ve pürüzsüz bokeh sunan 11 bıçaklı dairesel diyafram açıklığı kullanıyor. Geniş uçta 0,19 m (AF) minimum çekim mesafesine ve yüksek kaliteli yakın çekim sunan 0,30 x (AF) maksimum büyütme oranıyla geniş bir işlevsellik sunuyor.

    İki adet doğrusal motorla donatılan AF (otomatik odaklama) ile yüksek hızlı, yüksek hassasiyetli, yüksek takipli ve sessiz odaklama sağlayan FE 24-50 MM F2.8 G, Full frame aynasız fotoğraf makinesi Alpha 9 III için saniyede 120 kareye kadar AF/AE takibi ile yüksek hızlı sürekli çekimi destekliyor

    Gelişmiş video performansı isteyen kullanıcılar için AF izleme, kritik odak kontrolünün gerekli olduğu yüksek kare hızlı 4K 120p veya FHD 240p film kaydı sunan FE 24-50 MM F2.8 G, yürürken sabit çekim yapabilmek için vücut içi Aktif Mod görüntü sabitleme seçeneği ile kullanıcısının zorlu anlarını kolaylaştırıyor. Kamera gövdelerindeki odak soluma telafisi ile uyumlu olan FE 24-50 MM F2.8 G, yüksek kaliteli içerik üretimine olanak tanıyor.  MF’ nin kullanılmasıyla keskin manuel odaklama sunan lens, akıcı ve üstün görüntülere imkan sağlayan doğrusal tepkiler ile her an kullanıcısının isteklerine yanıt veriyor.

    Özelleştirilebilir odak tutma düğmesi, diyafram halkası, diyafram tıklaması, AÇMA/KAPAMA anahtarı ve odak modu anahtarı gibi kullanıcı dostu işlevlerle donatılan FE 24-50 MM F2.8 G, geniş kullanım imkanıyla kapsamlı bir kontrol sunuyor. Kullanım kolaylığını maksimuma taşıyan bu özel lens, ön yüzeyine kir yapışmasını önleyen bir flor kaplama ile toz ve neme karşı direnç sağlıyor.

    Sony’nin Avrupa fotoğrafçılık merkezi 22 dilde hizmet veriyor. Ürün haberleri, yarışmalar ve her ülkedeki Sony etkinliklerinin güncel bir listesini içeriyor.

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Soğuk Havalar Romatizmal Şikayetleri Artırıyor!haberi

    Soğuk Havalar Romatizmal Şikayetleri Artırıyor!haberi

    Kas ve eklemlerde ağrı, şişlik, sertlik ve hareket kısıtlılığına yol açarak yaşam konforunu önemli ölçüde düşüren romatizmal hastalıklar soğuk havaların da etkisiyle daha fazla ve sancılı yaşanıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Romatoloji Uzmanı Dr. Mert Öztaş “Soğuk hava koşulları genellikle kan damarlarını daraltıp, eklem ve çevresindeki dokuların kanlanmasını azaltarak ağrı ve rahatsızlık hissini artırabilir. Bu nedenle bazı romatizmal hastalıkların seyrini kötü yönde etkileyebilir. Özellikle romatoid artrit gibi iltihaplı romatizmal hastalıklara sahip kişilerde soğuk hava koşulları eklem iltihaplanmasını şiddetlendirebilir” diyor. Romatoloji Uzmanı Dr. Mert Öztaş romatizmal hastalıklar hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı, soğuk havalarda kas ve eklem ağrılarına karşı alınabilecek önlemleri açıkladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

                                                                       

    Halk arasında sıklıkla ‘romatizmalarım arttı’ şeklinde yakınışlarla ifade edilen ve yaşlılık hastalığı olarak bilinen romatizma en çok ağrı ile kendini gösteriyor. Özellikle soğuk havalarda iyice tetiklenen bu ağrılar kimi geceler uyku uyutmazken, gün içerisinde de kas ve eklemlerde şişlik ve sertliğin de etkisiyle yaşam konforunu iyice düşürüyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Romatoloji Uzmanı Dr. Mert Öztaş romatizmanın, bilinenin aksine bir değil çok sayıda farklı hastalığı içeren bir grubun genel ismi olduğunu belirterek “Romatizma terimi, genellikle bir dizi eklem, kas, tendon ve bağ dokusunu etkileyen romatolojik hastalıkları kapsıyor. Osteoartrit, romatoid artrit, lupus, fibromiyalji gibi birçok farklı hastalık romatizma olarak adlandırılabiliyor” diyor. Romatizmanın sadece yaşlılıkta değil genç yaşlarda da görüldüğünü, romatizmal hastalıklara neden olan pek çok faktör olduğunu söyleyen Dr. Mert Öztaş şöyle konuşuyor: “Romatoid artrit, lupus gibi otoimmün hastalıklar bağışıklık sisteminin vücudun kendi dokularına karşı bir tepki geliştirmesi olarak nitelendiriliyor. Bu hastalıkların birçoğu genetik faktörlere bağlı olarak ortaya çıkabiliyor. Ailesel öykü, bireyin bu tür hastalıklara yatkınlığını etkileyebiliyor.”

    Yanlış yaşam alışkanlıkları da zemin hazırlıyor!

    İltihaplı ve iltihapsız şekilde kendini gösteren romatizma sadece şikayetin olduğu bölgeyle sınırlı kalabilirken vücudun tümünü de olumsuz şekilde etkileyebiliyor. Romatizmaya genetik   faktörler gibi, geçirilen kaza sonrası zedelenmelerin, mikrobik hastalıkların ve bazı ilaçların da neden olabildiğini belirten Dr. Mert Öztaş, yanlış yaşam alışkanlıklarının da bu hastalıklara davetiye çıkarabildiğini vurguluyor. Yapılan bilimsel çalışmalarda; özellikle son yıllarda hızla yaygınlaşan hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı, aşırı stres, alkol ve sigara gibi bir çok etkenin romatizmal hastalıklarla ilişkisi olduğunun gösterildiğini belirten Romatoloji Uzmanı Dr. Öztaş sözlerine şöyle devam ediyor: “Romatizmal hastalıklarla yaşayan kişilerin sağlıklı bir yaşam tarzını benimsemeleri önemlidir. Düzenli doktor kontrolleri, sağlıklı beslenme, stresten kaçınma ve uyku düzenine dikkat etmeleri bu hastalıkların yönetimine yardımcı olabilir.”

    Soğuk havalarda bu uyarılara dikkat!

    Soğuk havanın, romatizmal hastalıkları tetikleyerek mevcut belirtileri kötüleştirdiğine dikkat çeken Dr. Mert Öztaş, soğuk havalarda sürekli ağrı, şişlik, sertlik ve hareket kısıtlılığı sorunları yaşayanların kalın kıyafetler giyerek mutlaka düzenli egzersiz yapmaları gerektiğini söylüyor. Kas gücünü ve eklem esnekliğini korumak için haftada dört-beş kez en az yarım saat yürümek ve yüzmek en önemli önlemlerin başında yer alıyor. Bunlara rağmen kas ve eklem şikayetlerinin devam etmesi durumunda, herhangi bir tanı almamış olanların mutlaka Romatoloji uzmanına başvurarak gerekli tetkikleri yaptırmalarını öneren Dr. Mert Öztaş “Erken tanı ile tedaviye bir an önce başlanması sayesinde hastalığın ilerlemesini durdurmak veya yavaşlatmak mümkün olabiliyor” diyor. 

     

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Kanser tedavisi sırasında cinsel hayat da önemsenmelihaberi

    Kanser tedavisi sırasında cinsel hayat da önemsenmelihaberi

    Kanser tanısı alan çiftlerde ilişki yönetimi açısından en çok göz ardı edilen ve ötelenen konulardan biri de cinsellik. Kanser tedavisi sürecinde cinselliğin yasak olmadığını, aksine belirli koşullar altında sürdürülmesinin ilişkiyi desteklediğini ve tedaviyi olumlu etkilediğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Selin Karabulut Hızlan, “Devam eden bir tedavi esnasında cinsel ilişki yasaklanmaz. Dolayısıyla eşler istediği sürece, cinsel ilişkiye girmelerinde bir sakınca yok” açıklamasında bulundu.

    Cinselliğin her yetişkinin hayatında önemli rol oynadığını ve çift ilişkisinin vazgeçilmez temellerinden biri olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Selin Karabulut Hızlan, “Kuşkusuz insanın hastalık tanısı almış partneri için endişelenmesi kadar doğal bir durum yok ancak cinsellik, doktorunuz tarafından bilhassa uygun görülmeyen durumlar haricinde kemoterapi, radyoterapi ve hormonterapi tedavilerine zarar vermez” ifadelerini kullandı.

    Kanser tedavisinde cinselliğin zararı yok yararı var

    “Keyfimiz yerindeyse, ilişkimizde her şey yolundaysa ve sağlıklıysak libidomuz yükselir ve cinsel olarak aktif olmayı, sevdiğimize fiziksel olarak yakınlaşmayı isteriz” diyen Uzman Psikolog Selin Karabulut Hızlan, “Bazı durumlarda ise; örneğin doğum yapıldığında, kötü bir haber alındığında, çok yorgun ve stresli anlarda veya hasta olunduğunda tam tersi cinsellikten uzaklaşılabilir ki bu da çok doğaldır. Bu noktada unutulmaması gereken cinselliğin de temel ve utanılmaması gereken bir ihtiyaç olduğudur. Sadece, hastaya enfeksiyon bulaşmaması açısından prezervatifle korunmaya çok dikkat edilmeli. Kemoterapi sonrası menopoz durumunda da cinsel ilişki sürdürülebilir. Teşhis sonrası ilişkide değişen roller, endişe ve sorumluluklar nedeniyle hastanın destek ve yakınlık ihtiyacı da artar. Cinsel enerjisi düşmüş olan eşlerden her ikisinin de özellikle tanı almış olan eşin yakınlık, şefkat, anlaşılma ve desteklenme ihtiyacı daha fazla olabilir” dedi.

    Güçlü bir bağa sahip olan çiftler bu zorlu süreci daha kolay atlatıyor

    Genellikle pamuk ipliğine bağlı sağlıksız ilişkilerin bu zorlu dönemde iyice bozulabildiğini söyleyen Karabulut Hızlan, “Kişinin partnerinin kanser tanısı alması elbette en az kendisinin kanser olması kadar travmatik bir durum. Kişi hem sakinliğini koruma hem de sevdiği kişiyi destekleme konusunda zorlanabilir. İlişkideki kimi sorunlar yok sayılmaya çalışılır ama bu esnada ilişki daha da karmaşık hale gelebilir. Sağlıklı ilişkiler ise güçlü destek ve iletişim sayesinde yara almaz, hatta bu süreçten daha da güçlenerek çıkar. Sorun çözme becerileri ve duygusal alandaki açık iletişimleri sayesinde süreci atlatıp yollarına devam ederler” uyarılarında bulundu.

    Uzman Psikolog Selin Karabulut Hızlan, kanser tedavisi gören çiftlere 5 tavsiyede bulundu:

    • Anlaşılmak için iletişimi güçlü tutun: Yapılan araştırmalar, hastalık tanısı almış kişilerin en çok eşleri tarafından “anlaşılmak” istendiği yönünde bulgular veriyor. İletişiminizi güçlü tutun, empatiye önem verin. Bu sayede sorun çözme beceriniz de güçlenecek ve tedavi sürecinde ilişkinizi daha sağlıklı yürütmeyi başaracaksınız. Unutmayın; sağlıklı bir ilişkiye sahip çiftler, partnerlerinin ihtiyaçlarının ve önceliklerinin ne olduğunu anlar, birbirleriyle empati kurabilirler.
    • Yanlış söylemlere kulak asmayın: Sağlıklı bir ilişkide cinsellik vardır, hastalığa rağmen vardır. Sadece sıklığı azalabilir, artabilir. Fakat asla cinsel hayat bitmez. “Yaşadığına şükret” gibi söylemlere asla kulak asmayın.
    • Cinselliği hayatınızın her alanında besleyin: Cinsellik sadece cinsel bir birleşmeden ibaret değildir. Her türlü ten teması, fiziksel yakınlık, erotik sohbetler, mesajlaşmalar, şefkatli öpücükler veya sarılmalar da cinsellik kapsamına girer. Şunu unutmayın ki partnerinizle cinsel hayatınız yatak odanızla sınırlı kalmaz, hayatın her alanında her zaman besleyebileceğiniz bir durumdur.
    • Çocuklarınıza dürüst olun: Unutmayın, çocuklar çift ilişkisinin kurtarıcıları veya ilişkiye katlanma sebebi olmamalı. Söz konusu tanı onların da hayatında birtakım değişiklikler yaratır. Doğru ve yeterli bilgiyi dürüstçe onlarla paylaşın.
    • Hayatınızı ertelemeyin: Tedavi bitene kadar normal hayatı ertelemeyin. Tedaviye rağmen sohbet etmek, şakalaşmak, gezmek, tatile gitmek, romantizm mümkün. Bunları hayatınızdan geçici süreliğine de olsa çıkarmayın. Sizi tanımlayan şey “hastalık tanısı” olmamalı.

     

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Plastikten Özgür Bir Gelecek: Beynimizi ve Dünyamızı Koruyalım!haberi

    Plastikten Özgür Bir Gelecek: Beynimizi ve Dünyamızı Koruyalım!haberi

    Plastik ürünlerde bulunan kimyasalların çevresel kirlilikle birlikte su kaynaklarına karışması, insanların bu kimyasallara maruz kalmasına neden olmaktadır. Bu kimyasalların beyin sağlığı üzerindeki potansiyel etkileri konusunda yapılan çalışmalar, endişe verici sonuçlar ortaya koymaktadır. Plastikte sıkça bulunan bazı kimyasalların, sinir hücreleri üzerinde zararlı etkileri olduğu ve Parkinson hastalığı riskini artırabileceği belirlenmiştir.

    Son yapılan çalışmalarda plastiklerin kan-beyin bariyerlerini geçerek alfa-sinüklein adı verilen bir protein ile etkileşime girebildiğini göstermiştir. Bu protein, sinir hücresi etkileşiminde rol oynar ve beyinde doğal olarak bulunur. Ancak Parkinson ve bazı demans olgularında alfa-sinüklein değişir. Araştırmalar nanoplastiklerin alfa sinükleine sıkı bir şekilde bağlandığını ve bunun sonusunda Parkinson hastalığında görülen toksik kümelerin oluşmasına neden olduğu ortaya koymuştur.

    Parkinson, sinir hücrelerinin ölümüne ve hareket yeteneklerinin azalmasına neden olan bir nörolojik hastalıktır. Plastik kirliliğiyle ilişkilendirilen kimyasalların, bu hastalığın gelişimine katkıda bulunabileceği düşünülmektedir.

    Mikroplastikler sadece bilişsel gelişim boşluklarına yol açmakla kalmaz aynı zamanda obezite, kanser oluşumu, üreme sorunları gibi problemleri de beraberinde getirir.

    Ancak, bu olumsuz etkilerle mücadele etmek ve plastik kirliliğini azaltmak mümkündür. Toplum olarak atılacak adımlarla, gelecek nesillere daha sağlıklı bir çevre bırakabiliriz. İşte bu konuda atılacak adımlar:

    Plastik kullanımını azaltmak:

    Yapılması gerekenlerin en başında, insanların plastik atık konusunda daha duyarlı olması gerekiyor.

    Bireyler olarak plastik kullanımını en aza indirerek, çevremizdeki plastik atıkları azaltabiliriz. Alternatif malzemelerle, özellikle tekrar kullanılabilir ürünlerle değişim sağlamak önemlidir.

    Eğitim ve farkındalık yaratmak: 

    Toplumu plastik kirliliğinin etkileri konusunda bilinçlendirmek, insanların alışkanlıklarını değiştirmelerine yardımcı olabilir. Eğitim kampanyaları ve bilinçlendirme projeleri bu konuda etkili olabilir.

    Sürdürülebilir ürünlerin teşvik edilmesi: 

    Sürdürülebilir ve geri dönüştürülebilir malzemelerin kullanımını teşvik etmek, plastik kullanımının azalmasına katkıda bulunabilir.

    Toplumsal bilinci ve dayanışmayı sağlamak:

    Plastik kirliliği konusunda toplumun bir araya gelerek dayanışma içinde olması, daha etkili çözümlerin bulunmasına olanak tanır.

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Zeytinyağı atıkları omurilik yaralanmalarında gıda takviyesi olarak kullanılacakhaberi

    Zeytinyağı atıkları omurilik yaralanmalarında gıda takviyesi olarak kullanılacakhaberi

    Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Murat Celal Sözbilen’in yürütücülüğünü yaptığı  “Zeytinyağı Üretim Süreci Atıklarının Omurilik Yaralanması Modelinde Gıda Takviyesi ve/veya Tedavi Ajanı Olarak Değerlendirilmesi” başlıklı proje, TÜBİTAK-TAGEM işbirliği çerçevesinde 1005-Ulusal Yeni Fikirler ve Ürünler Araştırma Destek Programı altında desteklenmeye hak kazandı.

    Proje ekibini makamında ağırlayarak tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Tam akredite, öğrenci odaklı araştırma üniversitemiz bilim insanları, farklı kurumlardan araştırmacılarla iş birliği yaparak, disiplinlerarası projeler üretmeye devam ediyorlar. Araştırmacılarımız, zeytinyağı üretim sürecinde atık olarak ortaya çıkan yaprak ve pirina atıklarından fenolik bileşenlerce zengin ekstreler elde ederek,  bu ekstreleri omurilik yaralanmasında ferroptoz yolağı üzerinden değerlendirecek. Multidisipliner bir anlayışla hazırlanan ve TÜBİTAK-TAGEM Ulusal Yeni Fikirler ve Ürünler Araştırma Destek Programı kapsamında desteklenmeye uygun bulunan proje Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı, Eczacılık Fakültesi, EGEMATAL ve TAGEM bünyesindeki Zeytincilik Araştırma Enstitüsü ile birlikte yürütülecek. Proje ekibini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.

    “Zeytinyağı atıklarının sağlık alanında kullanılması çok önemli”

    Araştırmanın içeriği ile ilgili bilgi proje yürütücüsü Doç. Dr. Murat Celal Sözbilen, “Zeytinyağı endüstrisinde, üretim sürecinde pirina, karasu, zeytin yaprakları gibi atıklar ortaya çıkmaktadır. Ülkemizin bu alandaki zengin kaynakları göz önüne alındığında atık ürünlerin değerlendirilmesi, özellikle sağlık alanında kullanılabilmesi çoklu faydayı beraberinde getirecektir. Omurilik yaralanmaları dünyada yaklaşık iki milyon kişiyi etkilemektedir. Omurilik yaralanması, primer ve sekonder hasara sebep olur. Sekonder hasar, yaralanmayı takiben birkaç saat içinde görülür; nöronal ölüm, inflamasyon ve hemoliz gibi süreçleri kapsar. Nöronal ölümde ferroptoz yolağının rolü gösterilmiştir. Dolayısıyla ferroptozun inhibisyonu ile hasar bölgesinde beklenen hücre ölümünün önüne geçmek umut vadeden bir stratejidir” dedi.

    “Fenolik içerikli ekstreler gıda takviyesine dönüştürülecek”

    Projenin amacından bahseden Doç. Dr. Murat Celal Sözbilen, “Projemizde öncelikle zeytinyağı üretim sürecinde ortaya çıkan atıkların içerdiği antioksidan etkili fenolik bileşenler göz önüne alınarak, farklı zeytin çeşitlerinin yaprakları ve pirinadan fenolikçe zengin ekstreler elde edilecektir. Bu ekstrelerin içerdiği fenolik bileşenler LC/QTOF/MS yöntemiyle taranarak tespit edilecek ve sonrasında hücre kültürü ile potansiyeli en yüksek ekstreler belirlenecektir. Belirlenen ekstreler kullanılarak hem fenolik bileşenlerce zengin diyetle beslenen hem de beslenmeyen omurilik yaralanma modeli uygulanmış deney hayvanları üzerinde çalışılacak ve fenolik ekstrelerin sinir hücrelerini iyileştirme ve sinir hasarını en aza indirme etkileri değerlendirilecektir. Böylece ülkemizin bitki örtüsünde çokça bulunan zeytinin üretim atıklarından elde edilecek zengin fenolik içeriğe sahip ekstrelerin gıda takviyesi ve farmasötik ürüne dönüşmesini hedeflenmektedir” diye konuştu.

     “Gıda takviyesi ürünlerinde katma değer üreterek dışa bağlılığı azaltacak”

    Doç. Dr. Murat Celal Sözbilen, “Sürdürülebilir Kalkınma hedeflerinden biri ‘atık’ kavramının çöpten ziyade ‘kaynak’ olarak benimsenmesidir. Projemiz, zeytinyağı üretim atıklarının ve zeytin yapraklarından elde edilen zengin fenolik içeriğe sahip ekstrelerin gıda takviyesi ve farmasötik ürüne dönüşmesini hedefleyen özgün bir araştırmadır. Gıda takviyelerinin kullanımı ülkemizde ciddi oranda artış göstermekte; yerli üretimin sınırlı olmasından kaynaklanan dışa bağımlılık ülke ekonomisini olumsuz etkilemektedir. Proje sonunda, etkinliği ve içeriği tespit edilecek ekstre, gıda takviyesi olarak değerlendirilebilecek; seçilen biyoaktif ekstre ve standart madde daha ileri tedavi etkinlik çalışmaları tamamlanarak yerli ilaç endüstrisine geliştirilebilir ürünler olarak sunulabilecek ve elde edilecek veriler bu alanda yapılacak Ar-Ge ve yatırım projelerine ışık tutacaktır. Böylece ülkemizin biyolojik zenginliği olan ve üretim gücüne sahip olduğumuz zeytin bitkisinden farklı alanlarda kullanılabilecek, katma değeri yüksek ürünler elde edilebilecektir. Proje çıktılarının, kısa ve uzun vadede ekonomik ve toplumsal faydaya dönüşeceği açıktır” dedi.  

    Disiplinlerarası bilim ekibi

    Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Murat Celal Sözbilen’ in yürütücülüğünü yaptığı projenin ekibinde Eczacılık Fakültesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Buket Bozkurt ve Prof. Dr. Güliz Armağan ile Zeytincilik Araştırma Enstitüsünden Dr. Gözde Sözbilen, EGEMATAL’dan Dr. Zinar Pınar Gümüş yer alıyor.

     

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • L'Oréal Türkiye, Ebeveynlik İzni Manifestosu'nu yayınladıhaberi

    L'Oréal Türkiye, Ebeveynlik İzni Manifestosu'nu yayınladıhaberi

    Çalışanlarının ve ailelerinin hayatlarını kolaylaştırmayı amaçlayan L’Oréal Türkiye, “önce insan” yaklaşımı ile hazırladığı “Ebeveynlik İzni Manifestosu”nu yayınladı. L’Oréal Türkiye, tüm ebeveynleri duygusal olarak anlayarak bu süreçte her zaman onların yanında olacağının sözünü veriyor.  Kapsayıcılık ve hakkaniyeti odak noktasına alan manifesto kapsamında ebeveynlik yolculuğundaki çalışanlarına işindeki özlük haklarının, pozisyonlarının, terfi ve gelişim süreçlerinin etkilenmeyeceğinin; hiçbir şekilde negatif ayrımcılığa maruz kalmayacağının taahhüdünü veriyor. Yeni bir hayata adım atılan bu özel dönemde, ebeveyn olmanın mutluluğunun yanında başarılı bir kariyer elde etmek isteyenler için L’Oréal Türkiye, anne ve babaların ebeveynlik süreçlerinde huzur ve güven içinde hissetmeleri için onları destekliyor.

    L’Oréal Türkiye anne baba dostu politikalarını sıraladı 

    L’Oréal Türkiye, ebeveynlik iznindeki çalışanın çocuğuyla daha fazla ve keyifli vakit geçirilebileceği yenilikleri hayata geçiriyor. Bu kapsamda;

    • Yasal doğum izni 16 hafta iken L’Oréal Türkiye’de 18 hafta olarak uyguluyor.
    • Yasal babalık izni 5 gün iken L’Oréal Türkiye’de 6 hafta olarak uyguluyor.
    • Güçlü bir geleceğin güçlü ebeveynlerle inşa edileceğini savunan L’Oréal Türkiye’de, ebeveynlerin ve yeni aile üyesinin sağlığı için ücretsiz çalışan destek programı uyguluyor. 
    • Ebeveynliğe adım atacak çalışanları için ilk yardım eğitimi sunan L’Oréal Türkiye’de, ebeveynlik izni boyunca da her zaman eğitimlerden yararlanma imkânı sağlıyor. 
    • Ebeveynlik izni öncesinde ve sonrasında ihtiyaç dahilinde aileye rehberlik edecek “ebeveyn buddy”ler ile ebeveynlerin deneyimlerini ve yaşadıklarını paylaşması sağlanır. 
    • Yeni bir hayata adım atılan bu özel dönemde mutluluğu paylaşabilmek için L’Oréal Türkiye ayrıca, bebek hediye paketi hediye ediyor ve doğum yardımı sunuyor. 

     

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Diş tedavileri artık aynı günde yapılabiliyor!haberi

    Diş tedavileri artık aynı günde yapılabiliyor!haberi

    İnsanlar yoğun tempolu hayatlarında diş tedavilerini zaman kaybı olarak görüyor.  Uzmanlar, genel anestezi ile hızlı ve kaliteli tedavi seçenekleri sayesinde, sağlıklı gülüşlerin erişilebilir hale geldiğini söylüyor.

    Diş tedavisinde birden fazla işlemi aynı anda yapabilmenin mümkün olduğunu kaydeden Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Hastalar, anestezi doktorunun nezaretinde uyutularak, aynı anda bütün diş çekimleri, kanal tedavileri, dolgular, implantlar yapılabiliyor. Ölçüleri alınıp, geçici protezleri yapılıp hemen hastaya uygulanabiliyor.” dedi.

    Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekan Yardımcısı Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, genel anestezi ile yapılan diş tedavileri hakkında bilgi verdi.

    Kaliteden taviz verilmeden daha hızlı diş tedavisi isteniyor

    Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, günümüzde hayatın hızlı aktığını ve insanların birçok şeye ayırabilecek vakitlerinin olmadığını dile getirerek, bireylerin daha hızlı, çabuk ve bu tedaviler yapılırken de hiçbir şekilde sağlıktan ve kaliteden taviz verilmemesi istediklerini söyledi.

    Genel anestezi altında aynı anda bütün işlemler yapılabiliyor

    Bunun yönteminin de birden fazla işlemi aynı anda yapabilmek olduğunu kaydeden Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Hastalar, anestezi doktorunun nezaretinde uyutularak, aynı anda bütün diş çekimleri, kanal tedavileri, dolgular, implantlar yapılabiliyor. Ölçüleri alınıp, geçici protezleri yapılıp hemen hastaya uygulanabiliyor.” dedi.

    Yurtdışından gelen hastaların tüm işlemleri aynı seansta tamamlanabiliyor

    Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, gerek yurtdışından gelen hastalar gerekse İstanbul içinde olup da vakit ayıramayan hastalar ile çocuk hastalarda genel anestezi ile hızlı bir tedavinin yapılabildiğini kaydederek, böylece hastaların zamandan kazanacağını dile getirdi.

    Diş hekiminden çok korkan yetişkin hastalara da genellikle sedasyonun uygulandığını Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Sedasyon anestezinin daha hafif hali. Mümkün olan hastalarda sedasyon yöntemi deneniyor. Sedasyonda entübasyon yapılmasına gerek kalmadan basit ve kısa süreli işlemler kolaylıkla yapılabiliyor.” şeklinde konuştu.

     

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Diş eti iltihapları ile Alzheimer ve Parkinson arasında ilişki kuruluyorhaberi

    Diş eti iltihapları ile Alzheimer ve Parkinson arasında ilişki kuruluyorhaberi

    Diş eti hastalıkları ile ilgili çalışmalar yürüten Harvard Üniversitesi Forsyth Dental Enstitü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alpdoğan Kantarcı, İstanbul Atlas Üniversitesi’nde akademisyen ve öğrencilerle bir araya geldi. “Diş eti ve dişleri destekleyen diğer dokuları etkileyen iltihabi hastalıklar” olarak tanımlanan periodontal hastalıkların dünyada en yaygın 6 hastalıktan biri olduğunu belirten Prof. Dr.  Kantarcı, son yıllardaki araştırmalara göre ABD’de erişkinlerin yüzde 50’sinden fazlasının periodontal hastalıkların bir türüne sahip olduğunu söyledi. Çözülmeyen iltihapların birçok organı etkilediğini belirten Prof. Dr. Kantarcı, son yıllarda yürütülen çalışmaların periodontal hastalıklarla Alzheimer ve Parkinson arasındaki ilişkiyi ortaya çıkardığını kaydetti. Prof. Dr. Alpdoğan Kantarcı, yaşam şeklinin düzenlenmesiyle beraber iltihabın çok rahat kontrol edilebileceğini, bunun da yaşam süresini uzatacağını vurguladı.

    İstanbul Atlas Üniversitesi Dr. Ralph A. DeFronzo Oditoryumu’nda “Diş Hekimliğinde Periodontal Hastalıklar ve İmmünoloji” başlıklı bir konferans veren Harvard Üniversitesi Forsyth Dental Enstitü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alpdoğan Kantarcı, diş eti hastalıklarının bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerinin yanı sıra son yıllarda bu alanda yapılan çalışmaları anlattı.

    Prof. Dr. Bülent Katiboğlu: “Harvard’da bizi temsil ediyor, gurur duyuyoruz”

    İstanbul Atlas Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bülent Katiboğlu, konferansın açılışında Prof. Dr. Alpdoğan Kantarcı’nın şu anda ülkemizi Harvard’da temsil ettiğini belirterek kendisiyle gurur duyduklarını söyledi. Prof. Dr. Bülent Katiboğlu, Prof. Dr. Kantarcı’nın alanındaki çalışmalarıyla geleceğin diş hekimlerine örnek olduğunu belirtti.

    Prof. Dr. Alpdoğan Kantarcı: “Dünyada en yaygın 6 hastalıktan biri”

    Ana çalışma alanı iltihapsal hastalıklar ve bunların etki mekanizmaları olan Prof. Dr. Alpdoğan Kantarcı, diş eti sağlığının bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerine yönelik çalışmalardan örnekler verdi.

    “Diş eti ve dişleri destekleyen diğer dokuları etkileyen iltihabi hastalıklar” olarak tanımlanan periodontal hastalıkların dünyada en yaygın 6 hastalıktan biri olduğunu belirten Prof. Dr. Alpdoğan Kantarcı, “Periodontal hastalık insanoğlunu en çok etkileyen hastalıklardan biri. Dünyada ABD için geçerli rakamlar ülkemizde de farklı değil. Son yıllardaki araştırmalara göre ABD’de erişkinlerin yüzde 50’sinden fazlası periodontal hastalıkların bir türüne sahip. Periodontal hastalıklar sonucunda dişler kaybediliyor” dedi.

    Bu hastalık diğer organları da etkiliyor

    Periodontal hastalıkların sadece ağızda kalmadığını, başka organları da etkileyebildiğini belirten Prof. Dr. Alpdoğan Kantarcı, “Periodontal hastalığın ilerlemesi durumunda sadece ağızda kalması söz konusu değil. Bu hastalığın büyük bir enflamatuvar ve büyük bir mikrobiyolojik yükle beraber vücudun diğer organlarını etkilemesi mümkün. Bizim için en önemli şey şu: Bu hastalık vücutta başka hastalıkları nasıl tetikleyebilir, hangi mekanizmaları etkileyebilir? Periodontal hastalık başka hastalıklardan nasıl etkilenir? Neden bunlar önemli? Çünkü böyle bir hastanın ağzında diş çekip yerine implant koymaya kalktığınızda bu bölgeyi tedavi edeceksiniz” dedi.

    Sigara kullanımı önemli bir etken

    Periodontal hastalıklarda dişin tutulamaması halinde dişin çekildiğini ve yerine implant yapıldığını belirten Prof. Dr. Alpdoğan Kantarcı, periodontal hastalıkları ortaya çıkaran etkenlerden birinin sigara kullanımı olduğunu söyledi.

    Çözülmeyen iltihap son derece tehlikeli

    Bakterilerle immünolojik sistem arasında dinamik bir ilişki olduğunu belirten Prof. Dr. Alpdoğan Kantarcı, “Eski tekniklerde iltihap statik bir yapıydı. Akut bir iltihap gelişir, tedavi ederiz ve kurtuluruz. Halbuki bugün biliyoruz ki; kronik ve çözülemeyen iltihap aslında son derece tehlikeli ve başka hastalıkların da esas yapısını oluşturabiliyor. Bunların içerisine kardiyo vasküler hastalıklar giriyor, diyabet, romatoid artrit ve periodontal hastalıklar giriyor. Buradaki dengeyi bozan iltihabın çözülmemesi. Bu çözülmeyen iltihap bir süre sonra kronik hastalığa dönüşüyor” dedi.

    Alzheimer ve periodontal hastalık ilişkisi

    Alzheimer hastalığı ile ilgili yapılan çalışmalardan örnekler sunan Prof. Dr. Alpdoğan Kantarcı, Alzheimer hastalığında amiloid plaklarının nörodejenerasyon yolu açması sırasında özellikle periferal enfeksiyonun son derece önemli rol oynadığının ortaya çıktığını söyledi. Prof. Dr. Alpdoğan Kantarcı, laboratuvarda kendi yaptığı çalışmalardan bahsederek “Sadece periodontal hastalığın olması hayvan modellerinde kısa dönemde de olsa riski artırıyor” dedi.

    Tayvan’da 16 yıl boyunca yapılan bir araştırma sonuçlarından örnekler veren Prof. Dr. Alpdoğan Kantarcı, buradaki verilere karşılaştırmalı olarak baktıklarında Alzheimer ve demans gibi nörodejeneratif hastalıklarla periodontal hastalıklar arasında ilişkinin de gözlemlendiğini ifade etti. Prof. Dr. Alpdoğan Kantarcı, “Bir milyon hastayı takip ediyorlar. Burada pek çok soru kendi içlerinde karşılaştırarak soruluyor. Başlangıçta demansı olan kişinin periodontal hastalık geliştirme riski iki katı çıkmış. Bu Alzheimer için de yaklaşık 1,5 kat. Bu sistemik hastalıkların periodontal hastalıklar arasındaki ilişkisini gösteriyor” dedi.

    Parkinson hastalığı da periodontal hastalıkla ilişkilendiriliyor

    Periodontal hastalıklarla Parkinson hastalığını ilişkilendiren çalışmalar olduğunu belirten Prof. Dr. Alpdoğan Kantarcı, “Bu çalışmalar devam ediyor ancak bunun üç önemli sonucu var: Birincisi Parkinson hastalığı da tıpkı Alzheimer hastalığı gibi nörodejeneratif bir hastalık olarak periodontal hastalıkla ilişkilendiriliyor. İkincisi iltihabı artırıyor ve üçüncüsü tükürükte sistematik olarak bazı Parkinson belirteçlerini saptayabiliyoruz” dedi.

    Yaşam şekliyle iltihabın kontrol edilmesi mümkün

    Sağlıklı bir yaşam sürmenin iltihabın kontrol edilmesinde önemli bir etken olduğunu belirten Prof. Dr. Alpdoğan Kantarcı, “Hastalık ile hastalık arasındaki ilişki ak kara dengesi gibi. Burada dinamik bir dengenin bozulması söz konusu. Yaşam biçimleri, egzersiz ve diyet çok önemli. Bunlar vücutta birtakım mediyatörleri artırarak moleküllerin artırılmasını sağlayarak sadece sağlıklı olmanızı sağlamıyor aynı zamanda iltihabı çok rahat kontrol etmenizi sağlıyor ve yaşam sürenizi uzatıyor. Bunları yapmazsak yaşlanma, epigenetik modifikasyonlar, sistemik hastalıklar gibi risklerin ortaya çıkması kolaylaşıyor” dedi.

    Konferans sonunda Prof. Dr. Alpdoğan Kantarcı’ya plaket takdim edildi.

     

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Altın Kalp ve Vefa Ödüllerini sunan Esin Yum Güzelliği ve Şıklığıyla geceye damga vurduhaberi

    Altın Kalp ve Vefa Ödüllerini sunan Esin Yum Güzelliği ve Şıklığıyla geceye damga vurduhaberi

    Altın Kalp ve Vefa Ödülleri Esin Yum ve Enes Furkan Bilgiçli sunumuyla gerçekleşti…

    Başarılı televizyoncu Esin Yum profesyonel sunumu ve sahnedeki duruşuyla da dikkatleri üzerine çekmeyi başardı…

    Geçtiğimiz günlerde Engelliler Yararına düzenlenen Altın Kalp ve Vefa Ödülleri töreni Kazlıçeşme Kültür Merkezinde yapıldı…

    Törene Türk Sinemasının emektar isimleri ve yeşilçam oyuncuları, alanında başarılı isimler ve sanatçılar katıldı. 

    Sosyal sorumluluk, emeğe saygı ve engelli bireylere destek olmak amacıyla düzenlenen törende Türk Sinemasına değer katan isimler Serpil Örümcer, Nuri Alço, Meral Konrad, Özlem Savaş ve birçok sanatçı oyuncu meslek onur ödülüne layık görüldüler..

     

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı