Connect with us

Sağlık

OSB’lerde Okul Öncesi Eğitim İçin İş Birliği Protokolü

Published

on

OSB’lerde Okul Öncesi Eğitim İçin İş Birliği Protokolü

Millî Eğitim Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı arasındaki Organize Sanayi Bölgelerinde Okul Öncesi Eğitim Kurumu Açılmasına İlişkin İş Birliği Protokolü, Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer ile Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank tarafından imza altına alındı.

Sanayi sektöründeki gelişmeler ile okul öncesi eğitimde eş güdümü sağlamak ve kadın istihdamının artırılması için organize sanayi bölgelerinde okul öncesi eğitim hizmetlerini yaygınlaştırmak amacıyla Millî Eğitim Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı arasında iş birliği protokolü imzalandı.

Haftada 1 Gün Okul 4 Gün İş

Protokolde konuşma yapan Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığıyla ikinci kapsamlı iş birliğini yaptıklarını; daha önce organize sanayi bölgelerinde mesleki eğitim merkezleriyle ilgili çok önemli bir hamle yaparak tüm Türkiye’de OSB’lerde mesleki eğitim merkezleri kurduklarını söyledi. Küçük ve orta ölçekli işletmeler ile sektörün yoğun bir şekilde kümelenmiş olduğu OSB’lerde en fazla ihtiyaç duyulanın çırak, kalfa ve usta olduğuna işaret eden Özer, “Mesleki eğitim merkezleri, haftada bir gün okulda, geri kalan dört gün gerçek iş ortamında eğitim alınan ve Almanya’daki duale mesleki eğitime karşılık gelen kurumlar… Aslında bu bizim geleneğimizde olan ahilik kültürünün, çıraklık, kalfalık, ustalığın yüzyıllardan beri devam eden Türkiye’deki -bu topraklardaki- uygulaması. Sadece mesleki eğitim değil, aynı zamanda ahlakı da merkeze alan, değerler eğitimi de yapan bir eğitim türü.” diye konuştu.

sanayi

Mesleki eğitim merkezlerindeki çırak, kalfa sayısı 700 bine ulaştı

Son yirmi yılda tüm çocukların eğitime erişimiyle ilgili yapılan seferberliğe işaret eden Özer, daha önceki dönemlerde uygulanan antidemokratik uygulamalar sonucu oluşan hasarların da giderildiğini kaydetti. Özer şöyle devem etti:  “1998 yılında tüm Türkiye’deki mesleki eğitim merkezlerinde yaklaşık 250 bin çırak, kalfa varken katsayı uygulamasından sonra o rakam 74 bine düştü. Her ülke, beşeri sermayesinin niteliğini arttırmak için seferber olurken bizde eğitim politikaları ‘Beşeri sermayeyi nasıl kullanamayız?’ odağında politikalar üretti maalesef. İşte Sayın Bakanımızla o başlatmış olduğumuz girişim ve 25 Aralık 2021 tarihinde 3038 Sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nda yapmış olduğumuz değişiklik sonunda, bunun öncesinde tüm Türkiye’de mesleki eğitim merkezlerinde 159 bin çırak, kalfa varken -Dün Sayın Cumhurbaşkanımız açıkladı.- 700 bin çırak, kalfaya ulaştık. Bu, başlı başına bir sessiz devrimdir mesleki eğitim alanında. Hedefimiz, yılın sonuna kadar 1 milyon gencimizi bu geleneksel çıraklık, kalfalık, ustalık eğitimiyle buluşturmak. Bir taraftan mesleki eğitimi güçlendirirken diğer taraftan genç işsizlik oranlarımızı düşürmek için en önemli enstrüman olan mesleki eğitim merkezlerini aktif olarak kullanmak.”

Türkiye Bu Seviyeye 70 Yıllık Bir Gecikmeyle Ulaştı

Ülkenin en kalıcı sermayesi olan beşeri sermayesini eğitimle buluşturup niteliğini arttırmak için elden gelen çabayı sarf ettiklerini dile getiren Özer, OECD ülkelerinin eğitimde kitleselleşme evresini 1950’li yıllarda tamamladığını, Türkiye’nin ise bu evreye 70 yıllık bir gecikmeyle ancak ulaşabildiğini söyledi. Özer şöyle devam etti: “2000’li yıllarda Türkiye’de beş yaş okul öncesi okullaşma oranlarının yüzde 11, ortaöğretimdeki okullaşma oranlarının yüzde 40, yükseköğretimdeki okullaşmaların yüzde 14’lerde olduğu bir eğitim manzarasıyla karşı karşıya kaldık. Beş yaştaki okullaşma oranları yüzde 11’den yüzde 93’e ulaştı. Ortaöğretimdeki yüzde 44’lük okullaşma oranları, şu anda yüzde 90’a çıktı. Yükseköğretimdeki net okullaşma oranı yüzde 14’lerden yüzde 48,5’e çıktı. Yani gelişmiş ülkelerin yetmiş yıl önce ulaşmış olduğu noktaya biz yetmiş yıl gecikmeyle ulaştık.”

Eğitimdeki Antidemokratik Uygulamalar Kaldırıldı

Son yirmi yılda eğitimin önündeki tüm antidemokratik uygulamaların da kaldırıldığına işaret eden Özer, başörtüsü yasağından katsayı uygulamasına kadar birçok alanda eğitim hakkı elinden alınanların da haklarına bu dönemde kavuştuğunu ifade etti. Son yirmi yılda öğretmen ve derslik başına düşen öğrenci sayılarının düştüğüne işaret eden Özer, Türkiye’nin PISA ve TIMSS gibi uluslararası öğrenci başarı araştırmalarındaki puanların ve sıralamaların da sürekli yükseldiğini; büyümenin de kaliteye rağmen değil, kalite odaklı gerçekleştiğini söyledi. Millî Eğitim Bakanlığı olarak son dönemdeki en önemli projelerinden birinin okul öncesi eğitimde okullaşma oranını arttırmak olduğunu kaydeden Özer, konuşmasına şöyle devem etti: “Türkiye; ilkokul, ortaokul, lise ve yükseköğretimdeki okullaşma oranında çok ciddi hamleler yapmasına rağmen okul öncesinde 3-5 yaş aralığındaki okullaşma oranları istenilen seviyede olmadı. Bu eksikliği ortadan kaldırmak ve son yirmi yılın eğitimdeki başarı hikâyesinin çevrimini tamamlamak için Bakanlık olarak okul öncesi eğitime ağırlık verdik. Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayesinde 3 bin yeni anaokulu ve 40 bin yeni ana sınıfı yapmak için yola düştük. Proje, Eylül 2021’de kamuoyuna deklare edildi ve bu 3 bin yeni anaokulunun 1000’inini de İstanbul’da yapmak için yola çıktık çünkü İstanbul, okul öncesi eğitime en fazla ihtiyacı olan illerimizin başında geliyordu. Beş yaştaki okul oranı Eylül 2021 tarihinde yüzde 45’ti. Millî Eğitim Bakanlığı o kadar hızlı bir şekilde tüm paydaşlarla çalıştı ki bugün itibarıyla 1.407 bağımsız anaokulu 2022-2023 eğitim öğretim yılı başlangıcına hazır hâle getirildi. 10 bin 200 ana sınıfı.”

Anaokulu Olmayan OSB Kalmayacak

2023 yılının sonunda anaokulu olmayan hiçbir OSB kalmayacak şekilde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığıyla iş birliği içinde çalışacaklarını dile getiren Özer, “Gönül rahatlığıyla şunu diyelim: İstihdamı arttırmak için tüm OSB’lerimizde artık anaokulu var. İşte bu hamlemizle Ağustos 2021 tarihinde yüzde 78 olan beş yaştaki okullaşma oranını yüzde 93’e çıkarttık. İstanbul’daki yüzde 45 olan okul öncesi eğitimdeki okullaşma oranını bugün itibarıyla yüzde 87’ye çıkardık. Hedefimiz, 2022 yılının sonuna kadar beş yaştaki okullaşma oranını yüzde 100, dört yaşta  yüzde 35 olan okullaşma oranını yüzde 70′, üç yaştaki yüzde 14 olan okullaşma oranı da yüzde 50’ye çıkarmak ve 3-5 yaş aralığındaki okullaşma oranını OECD ortalamasına getirmek. Ben bunu başaracağımıza da inanıyorum ve inşallah, sürprizimiz olacak Milli Eğitim Bakanlığı olarak… Üç bin değil, üç binin çok üzerinde anaokullarıyla tüm yavrularımızı buluşturacağız. Dolayısıyla son yirmi yılda eğitime erişimi artırmakla ilgili sosyal politikaların yansıması olarak ücretsiz bir şekilde her vatandaşımızın okul öncesi eğitime erişebildiği bir eğitim sistemini inşa etmiş olacağız hep birlikte. Bu bağlamda bugün Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızla atacağımız adımın çok kıymetli olduğuna inanıyorum. İnşallah, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızla el ele vererek Sayın Cumhurbaşkanımızın sıklıkla ifade ettiği gibi Teknofest gençliği sadece ama sadece akademik olarak başarılı değil; ahlaklı, erdemli, devletinin, milletinin değerlerini özümsemiş ve dünyaya farklı mesajlar verebilen bir nesli yetiştirmek ve güçlendirmek için elimizden gelen çabayı sarf edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Bakan Özer, iş birliğinden dolayı Bakan Varank ve emeği geçen herekse teşekkür etti.

“100 OSB’de anaokulların açılmasını hedefliyoruz”

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ise bu yılın başında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında iş birliği protokolü imzalanarak yeni bir projenin startının verildiğini anımsatarak, mesleki eğitim merkezlerini organize sanayi bölgeleriyle eşleştirdikleri o proje kapsamındaki çalışmaların başarılı bir şekilde devam ettiğini ve öğrencilerin eşleştirildikleri OSB’lerde yer alan fabrikalarda işbaşı eğitimi alarak mesleklerini bizzat sahada öğrendiğini söyledi.

Mesleki eğitim merkezlerindeki eğitim programları ve materyallerin sanayinin ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilip, güncellendiğine dikkati çeken Varank, böylece ihtiyaç duyulan nitelikli iş gücünün çok daha hızlı ve kaliteli şekilde yetişmiş olduğunu dile getirdi. Varank, ara eleman eksikliğinin sanayicinin sorunu olduğuna dikkati çekerek, “Ben daha yeni İkitelli Organize Sanayi Bölgesi’ndeydim. Hepsinin ortak bir sıkıntısı şu anda eleman bulamamakla ilgiliydi. ‘Bakanım bize eleman gönderin biz hemen işe alalım’ diyorlar. Bu manada bu işin ne kadar mühim olduğu da gerçekten ortaya çıkmış oluyor. ‘Mesleki eğitim merkezlerinin de katkısıyla aradığım elemanı bulamıyorum’ lafı artık tarih olacak.” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye’yi daha aydınlık yarınlara kavuşturmanın yolunun katma değerli üretimden geçtiğini, bunun da formülünün yatırım, istihdam, üretim, ihracat olduğuna işaret eden Varank, “Özellikle istihdamın geliştirilmesinde sanayi ve eğitim sektörleri arasındaki eş güdüm büyük önem arz ediyor. Bunun bilincinde olarak biz de iki bakanlığımızın iş birliğiyle bu alandaki çalışmalarımızı aralıksız bir şekilde sürdürmeye devam ediyoruz.” diye konuştu. Varank, protokol kapsamında atılacak imzalarla birlikte organize sanayi bölgelerinde okul öncesi eğitim kurumlarının açılmasını sağlayacaklarını belirterek, “Proje kapsamında bir yıl içerisinde 100 organize sanayi bölgesinde anaokullarının açılmasını hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde tabii ki bu sayı daha da artacak. Okulların arazi, inşaat ve tefrişat giderleri Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda OSB’ler tarafından sağlanacak.” dedi.

Okul öncesi eğitim kurumlarda hizmet sunacak personelin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından görevlendirileceğini ifade eden Varank, bakanlığın OSB’lere çok büyük bir imkanı bu sayede sunmuş olduğunu vurguladı. Varank, İkitelli Organize Sanayi Bölgesi’nde şu anda bir anaokulu inşaatının devam ettiğini belirterek, “Biter bitmez inşallah oranın öğretmenlerini Milli Eğitim Bakanlığımız atamış olacak. Büyük bir imkanı buradaki çalışan emekçi kardeşlerimize sunmuş olacağız.” diye konuştu. OSB’lerde çalışan, ebeveynlerin çocuklarını okul öncesi eğitime, anaokullarına gönderebileceğini belirten Varank, “Böylece bir yandan çocuklar nitelikli okul öncesi eğitime erişecek, diğer yandan ebeveynlerin özellikle de kadınların istihdam edilebilirliği kolaylaşmış olacak.” değerlendirmesinde bulundu. Varank, 2002 yılında Türkiye’deki her 100 çocuktan sadece 11’inin anaokuluna gidebildiğini anımsatarak, bugün bu sayının 93’e çıktığını, bunun Türkiye’de eğitim anlamında gerçekten devrim niteliğinde bir gelişme olduğunu ifade etti.

Varank, “81 ilimizin tamamına organize sanayi bölgelerini götürmüş olduk.

2002 yılında Türkiye’de 192 organize sanayi bölgesi bulunduğunu, bugün bu sayının 341’e ulaştığını dile getiren Varank, “81 ilimizin tamamına organize sanayi bölgelerini götürmüş olduk. Üretime geçen OSB’lerde 56 binden fazla parselde yaklaşık 2,3 milyon vatandaşımıza istihdam imkanı sağlamış olduk. Şimdi başlatacağımız bu projeyle de hem okul öncesi eğitimin daha da yaygınlaşmasını hem de istihdamın gelişimini sağlamış olacağız.” ifadelerini kullandı. Varank, 2023 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi’ni Milli Teknoloji Hamlesi vizyonuyla hazırladıklarını belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu: “Dijital dönüşüm ve beşeri sermaye bu stratejinin en önemli ayaklarını oluşturuyor. Bilhassa sanayide yaşanan dijital dönüşüm iş gücü piyasası üzerinde köklü değişimlere sebep oluyor. Bu sebeple teknolojik dönüşümün giderek hızlandığı bu ortamda insan kaynağı stratejilerimizi de dinamik yaklaşımlarla tasarlamaya özen gösteriyoruz.” Konuşmaların ardından Bakan Özer ve Bakan Varank iş birliği protokolünü imzaladı. (BSHA)

Continue Reading

Sağlık

Uzman doktordan Smile Lazer açıklaması: Yeni nesil lazer yöntemi nasıl uygulanıyor?

Published

on

 

Göz sağlığı alanında yaşanan teknolojik gelişmeler, görme kusurlarının tedavisinde yeni yöntemlerin ortaya çıkmasını sağlıyor. Son yıllarda adından sıkça söz ettiren yöntemlerden biri olan Smile Lazer, özellikle miyop ve astigmat problemi yaşayan kişiler tarafından tercih ediliyor.

İstanbul’da görev yapan göz hastalıkları uzmanı Op. Dr. Kemal Gültekin, Smile Lazer yönteminin özellikleri hakkında bilgi verdi.

Uzman doktora göre Smile Lazer yöntemi, klasik lazer tedavilerinden farklı bir teknikle uygulanıyor.

“Smile Lazer yönteminde kornea üzerinde geniş bir kapak oluşturulmaz. Bunun yerine kornea içinde oluşturulan küçük bir doku parçası minimal bir kesiden çıkarılır.”

Bu teknik sayesinde göz yüzeyine daha az müdahale edildiği ifade ediliyor.

Smile Lazer yönteminin en önemli avantajlarından biri, operasyonun kısa sürede tamamlanabilmesi.

Uzmanlara göre işlem genellikle birkaç dakika içinde tamamlanıyor ve hastalar çoğu zaman aynı gün taburcu edilebiliyor.

Smile Lazer yöntemi özellikle şu durumlarda uygulanabiliyor:

  • Miyop görme kusuru
  • Astigmat problemi

Ancak her hasta lazer tedavisine uygun olmayabilir.

Bu nedenle tedavi öncesinde detaylı bir göz muayenesi yapılması gerekiyor.

Op. Dr. Kemal Gültekin’e göre uygun adayların belirlenmesi tedavinin başarısında büyük rol oynuyor.

Göz lazer tedavisi planlanmadan önce şu kriterler değerlendiriliyor:

  • Göz numarasının stabil olması
  • Kornea kalınlığının yeterli olması
  • Genel göz sağlığının uygun olması

Uzmanlar işlem sonrasında doktorun önerdiği damlaların düzenli kullanılması gerektiğini belirtiyor.

Smile Lazer tedavisi hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenler Veni Vidi Göz Ataşehir’in resmi internet sitesinde yer alan bilgilere ulaşabiliyor.

https://venividigoz.com/smile-lazer

 

Continue Reading

Sağlık

Uzmanı uyardı! Siyasi partiler seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmeli!haberi

Yerel seçimlerin genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da partiler arasında ciddi bir rekabete sahne olduğunu ifade eden uzmanlar, siyasi partilerin, adayların seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmesi önerisinde bulunuyor.

Published

on

By

Yerel seçimlerin genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da partiler arasında ciddi bir rekabete sahne olduğunu ifade eden uzmanlar, siyasi partilerin, adayların seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmesi önerisinde bulunuyor. Siyasi partilerin seçim kampanya sürecinde toplumu kutuplaştırmayan bir dil kullanmalarının, toplumsal barışa önemli bir katkı sunacağını dile getiren Siyaset Bilimci Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Mümkün mertebe yumuşak ve toplumu kutuplaştırmayan bir dil kullanmaları, toplumsal barışa önemli bir katkı sunacaktır.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Havva Kök Arslan, yerel seçimler öncesi olası kaotik durumları önlemek için yapılması gerekenlere işaret etti.

“Yerel seçimler, genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da rekabete sahne oluyor”

Yerel seçimlerin genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da partiler arasında ciddi bir rekabete sahne olduğunu ifade eden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, yerel seçimlerin özellikle büyük şehirlerde partilerin kendi adaylarının kazanmasının, ülkedeki siyasi itibarlarını güçlendirmesi ve iktidarlarını pekiştirmesi açısından, muhalefet partileri açısından da iktidar yarışında güç kazanmak için bir rekabet sahası olduğunu söyledi.

“Yerel seçimler ülkemizin demokrasi kültürüne olan bağlılığına katkı sunuyor”

“Böyle bir rekabet ortamında tüm partilerin seçim rekabetinin seçimi gölgelemesine izin vermeyecek şekilde davranması elzemdir.” diyen Prof. Dr. Havva Kök Arslan, şunları dile getirdi:

“Tüm partilerin seçmenlerine ve seçmenlerin kendi bölgelerindeki sandık tercihlerine saygılı davranacak şekilde davranmaları, seçmenlerine sakin sağduyulu ve bilinçli hareket etme konusunda dikkatli davranmalarını tavsiye etmeleri faydalı olacaktır. Aynı şekilde sandık görevlilerinin de sorumlu vatandaş bilinciyle hareket etmesi ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde şeffaf bir süreç yürütmeye özen göstermeleri olası olumsuz durumları engellemek veya asgariye indirmek açısından büyük öneme sahiptir. Yerel seçimler ülkemizin demokrasi kültürüne ve demokratik değerlerine olan bağlılığına da katkı sunmaktadır.”

“Adaylar seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmeli”

Siyasi partilerin, adayların seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmesi önerisinde de bulunan Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Mümkün mertebe yumuşak ve toplumu kutuplaştırmayan bir dil kullanmaları, toplumsal barışa önemli bir katkı sunacaktır. Seçim kampanya sürecinde kullanılacak dil ve genel atmosfer esasen seçim gününe nazaran toplumsal sükunet açısından daha önemlidir. Ancak yine de olumsuz durumlarla karşılaşılması durumunda partilerin de seçmenlerine soğukkanlı davranma konusunda çağrıda bulunmaları faydalı olacaktır.” dedi.

Seçim dönemlerinde sosyal medyanın rolü ve sorumluluğu nedir?

Prof. Dr. Havva Kök Arslan, seçim dönemlerinde sosyal medyanın rolünün de tıpkı medya gibi önemli olduğunu kaydederek, “Medyada olabileceği gibi sosyal medyada da bilgi kirliliğinin önüne tamamen geçmek mümkün değildir. Bu nedenle toplumun seçim öncesinde olduğu gibi sonrasında da dolaşıma giren bir bilgiyi teyit etmeden ciddiye almaması oldukça önemlidir. Her kesimden toplumun itibar ettiği ve sorumluluk bilinciyle hareket eden kişilerin paylaşımlarının dikkate alınması, kaynağı ve mesnedi belli olmayan birtakım şoke edici veya galeyana getirici paylaşımlara karşı soğukkanlı olunması her şeyden daha fazla önemlidir. Toplumumuz her ne kadar duygusal ve sıcakkanlı olsa da geçmişte olduğu gibi bugün de doğru zamanda soğukkanlılığını korumasını bilmiştir.” diye vurguladı. 

“Rekabet siyasetin doğasında var”

Seçim sırasında şeffaf bir sürecin işletilmesine özen gösterilmesinin önemine işaret eden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Rekabet siyasetin doğasında vardır ve önceki seçimlerde olduğu gibi süreç içinde yer yer sandıklarda itirazlar olacaktır. Bu durumlarda herkesin kurallara ve kanunlara uygun hareket etmesi olası olumsuzlukları en aza indirebilecektir. Tüm vatandaşlar olarak sorumluluğumuz hukuka saygı duyarak, sakin ve huzurlu bir seçim geçirmek ve halk iradesinin en doğru şekilde sandığa yansımasına katkıda bulunmaktır. Bunun yolu da demokratik kültürü özümsemek ve seçmen iradesi hangi bölgede ne yönde olursa olsun saygı duymaktan geçmektedir.” dedi.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık

Medtronic, Cerrahide Yenilikçi Uygulamalar İçin Hekimleri Bir Araya Getirdihaberi

Medtronic tarafından düzenlenen “SurgInspire” başlıklı Genel Cerrahi Zirvesi, Bariatrik & Metabolik Cerrahi, Kolorektal Cerrahi ve Fıtık Cerrahisi konusunda uzman, 18 ülkeden 300’den fazla sağlık profesyonelini İstanbul’da bir araya getirdi.

Published

on

By

Medtronic tarafından düzenlenen “SurgInspire” başlıklı Genel Cerrahi Zirvesi, Bariatrik & Metabolik Cerrahi, Kolorektal Cerrahi ve Fıtık Cerrahisi konusunda uzman, 18 ülkeden 300’den fazla sağlık profesyonelini İstanbul’da bir araya getirdi. 8-9 Mart tarihlerinde gerçekleşen, ulusal ve uluslararası 19 konuşmacının yer aldığı zirvede, cerrahi bakımın iyileştirilmesi hastalara daha fazla erişim, daha az komplikasyon, daha düşük bakım maliyeti ve daha iyi sonuçlara ulaşma gibi başlıklar ön plana çıktı. 

En iyi klinik uygulamaların paylaşıldığı zirvede, yenilikçi teknolojilere erişim konusunda etkileşim fırsatı bulan cerrahlar, obezite cerrahisi, metabolik bozukluklar, kolorektal cerrahi ve fıtık cerrahisinin tüm yönlerini kapsayacak geniş konu yelpazesine sahip eğitim programlarına katıldı. Ayrıca, Medtronic Global Araştırma ve Geliştirme, Pazarlama ve Operasyon Departmanlarından temsilciler, Medtronic tarafından üretilen teknolojiler ve mühendislik üzerine sunumlar gerçekleştirdi. Katılımcı hekimler ile Medtronic mühendislerinin etkileşimde bulunma fırsatı yakaladığı sunumlarda hekimler ayrıca Ar-GE geri bildirimleri verme şansı buldular.

“Medikal İnovatif Teknolojiler ile Sağlığı Geliştiriyoruz”

Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Medtronic Türkiye, Batı Asya ve Levant Bölge Başkanı Ayhan Öztürk, Medtronic’in tıbbi cihaz endüstrisinde mükemmeliyete ve yeniliğe olan bağlılığına vurgu yaptı. Öztürk sözlerine şöyle devam etti: “Medtronic olarak, sizlerin de katkılarıyla, teknolojik gelişmeler ve stratejik Ar-Ge yatırımlarımızın sinerjisinden yararlanarak sağlık hizmetlerini dönüştürmede sıra dışı bir etki yaratıyoruz. Kendimizi, hastaların yaşam kalitesini artırmaya, klinik çıktıları iyileştirmeye ve tüm genel bakım maliyetlerini yönetmeye yardımcı olmak için klinik olarak ilgili ve ekonomik olarak değerli yenilikler sağlamaya adadık.”

“Bu amaçla da Türkiye’de dünyanın en gelişmiş eğitim merkezlerinden birini hayata geçirdik. 2014’te açılan Medtronic İnovasyon Merkezi (MIC), Türkiye’nin alanındaki sayılı eğitim merkezlerinden biri olarak faaliyetlerini sürdürüyor. Eğitim merkezimizde alanında uzman ve yetkin personelimizle, sağlık profesyonellerine teknik ve deneyimsel eğitimler veriyoruz. Cerrahi klinisyenlerinin, cerrahi yeterlilikleri ve hasta bakımını geliştiren yeni nesil tedavi seçenekleri ile önemli bir fırsatı temsil ettiklerine inanıyoruz. Cerrahi alanda uzmanlığın artırılması ve hasta bakımının geliştirilmesi amacıyla çalışmaya devam edeceğiz.”

Sağlığın geleceğine odaklanarak sağlık profesyonellerinin ileri cerrahi teknikler konusunda küresel uzmanlarla etkileşimde bulunmalarına ve önümüzdeki dönemde klinik iyileştirme stratejileri belirlemelerine olanak sağlayan zirve aynı zamanda bir sağlık teknolojileri markası tarafından bağımsız olarak düzenlenen; Türkiye, Batı Asya ve Levant bölgesinin en büyük genel cerrahi organizasyonu olma niteliği taşıyor.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Trending

Copyright © 2017 Zox News Theme. Theme by MVP Themes, powered by WordPress.

magazin haberleri