Yazar: editor

  • Vodafone'dan Genç Yeteneklere Özel Yurtdışı Deneyim Programıhaberi

    Vodafone'dan Genç Yeteneklere Özel Yurtdışı Deneyim Programıhaberi

    Türkiye’nin dijitalleşmesine liderlik etme vizyonuyla faaliyet gösteren Vodafone, çalışan deneyimini artırmaya yönelik çalışmalarına devam ediyor. Türkiye’nin en iyi çalışan deneyimini sunan işvereni olmayı hedefleyen Vodafone, “London Rise” adını verdiği yeni kariyer ve gelişim programıyla şirket bünyesindeki genç yeteneklere yurtdışı deneyim kazandırırken, onları kariyerlerinin başından itibaren liderlik rolleri için hazırlıyor.

    Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Nazlı Tlabar Güler, şunları söyledi:

    “Vodafone olarak, çalışma arkadaşlarımıza global bir organizasyon olduğumuzu her geçen gün daha fazla hissettirebilmek için çeşitli inisiyatifler alıyor, projeler hayata geçiriyoruz. Şirketimiz bünyesinde hem öğrencilerin hem de yeni mezun genç yeteneklerin kariyerlerinde kırmızı bir sayfa açabilmeleri için uzun dönem staj ve Discover Genç Yetenek programımızı sürdürüyoruz. Genç yeteneklerimiz için farklı ve öne çıkan bir kariyer ve gelişim projesi tasarlama amacıyla harekete geçtik ve ‘London Rise’ projesini başlattık. Bu projeyle, genç yeteneklere hem kariyer ve gelişim dolu bir yolculuk sunuyor, hem de global bir organizasyon olduğumuzu tekrar hissettiriyoruz. Gelenekselleştirmeyi hedeflediğimiz ‘London Rise’ projemiz globalde de büyük ilgi gördü ve iyi uygulama örneği olarak Vodafone Grubu ile paylaşıldı.”

    En kuvvetli 10 genç yetenek seçiliyor

    Vodafone Türkiye’nin “London Rise” programı kapsamında 26 yaş ve altı genç yetenekler bir gelişim değerlendirme sürecine tabi tutuluyor. Rol çalışmaları ve sunum gibi çözümlerle interaktif geçen değerlendirme seansı sonunda tüm çalışanlara bire bir geri bildirimler veriliyor. Sürece dahil olan herkesin katılımıyla kariyer gelişimi konusunda bir çalıştay da yapılıyor. Burada bireysel kariyer gelişim yolculuğunu desteklemek için kariyer gelişim planı çiziliyor.

    Değerlendirme sürecinde en kuvvetli 10 genç yetenekle Vodafone’un Londra ofisi ziyaret ediliyor. Bu ziyarette Vodafone Grubu’nun vizyonunu ve stratejisini yerinde dinleme fırsatı sunulurken, ilham veren seanslar düzenleniyor. “London Rise” programı katılımcıları, Vodafone Grubu’na transfer edilen Türk yeteneklerin deneyimleri ve kariyer hikâyelerini de dinleme şansı buluyor. Sürecin son aşamasında ise ortak gelişim alanlarına yönelik özel olarak tasarlanmış bir dizi eğitimden yararlanma fırsatı elde ediliyor.

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Turizm, Gastronomi ve Ağırlama Sektörü “Profit Chain" Teması ile FSummit 2024'te Bir Araya Geldi!haberi

    Turizm, Gastronomi ve Ağırlama Sektörü “Profit Chain" Teması ile FSummit 2024'te Bir Araya Geldi!haberi

    Sözen Organizasyon, 8-9 Mart 2024 tarihlerinde 4. Uluslararası Turizm Gastronomisi Yatırımları ve Ağırlama Zirvesi FSUMMIT’i “Profit Chain” teması ile Antalya’da NEST Congress & Exhibition Center’da gerçekleştirdi. Alanında uzman kişilerin bir araya geldiği etkinlikte restoranların geleceği de konuşuldu.

    Türkiye’yi dünya üzerinde önemli bir turizm, ağırlama ve gastronomi destinasyon markası haline getirmek amacıyla ulusal ve uluslararası paydaşlar arasında köprüler kurmaya devam eden Sözen Organizasyon; sektörün ulusal ve uluslararası arenada gelişimini desteklemek, gastronomi turizminin geleceğinin tasarlanmasına katkıda bulunmak ve ülkemizin gastronomi turizminde çekici bir destinasyon haline gelerek markalaşması amacıyla çalışmalarına devam ediyor. Bu misyon ile yola çıkan Sözen Organizasyon, 8-9 Mart 2024 tarihlerinde 4. Uluslararası Turizm Gastronomisi Yatırımları ve Ağırlama Zirvesi FSUMMIT’i “Profit Chain” teması ile Antalya’da NEST Congress & Exhibition Center’da gerçekleştirdi.

    Açılış konuşmalarında, Sözen Group CEO’su Gökmen Sözen ilk olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlarken sözlerine şöyle devam etti: “Sözen Group olarak Türkiye’yi dünya üzerinde önemli bir turizm, ağırlama ve gastronomi destinasyon markası hâline getirmek adına köklü ve zengin Anadolu kültürünün ön plana çıkarılması gerektiğine inanıyoruz. Bu doğrultuda turizm ve gastronomi sektörünün ulusal ve uluslararası alanda gelişimini destekleyerek gastronomi turizminin geleceğinin tasarlanmasına katkıda bulunuyoruz.” dedi. Paydaşlar arası iş birliği ve diyalogun geliştirilmesine yönelik amaçları olduğunu da dile getiren Sözen, organizasyonun sponsorlarına ve STK’lara da tek tek teşekkür etti, “Başta katkılarından dolayı Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’na (ATSO); Ana Sponsorlarımız; Altınmarka, Coca-Cola, Pınar ve Unilever Food Solutions’a; Ana Konaklama Sponsorumuz Paloma Hotels’e; Gold Sponsorumuz Özmen Un’a, İçecek Sponsorumuz Lipton’a; Kahve Sponsorumuz Nespresso’ya; Teknoloji Sponsorumuz Kerzz’e; Akşam Yemeği Sponsorumuz 7 Mehmet’e; Catering Sponsorumuz Pikan Bakery & Coffee’ye; Medya Sponsorlarımız FoodinLife, Gault&Millau ve Hospitality Reader’a; İletişim Sponsorumuz Effect BCW’ya; Üniforma Sponsorumuz White Uniform’a; Konaklama Sponsorlarımız Barut Hotels, Innvista Hotel, Gloria Hotels & Resorts, Limak International Hotels & Resorts, Adalya Hotels, Calista Luxury Resort, Süral Hotel, Tui Blue Xanthe’ya teşekkür ederiz.”

    Sözen ayrıca açılış konuşmalarını yapmak üzere; FSummit Konferans & Fuarımıza teşrif eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Ersin Tatar’a, Antalya Valisi Sayın Hulusi Şahin’e, AKTOB Başkanı Kaan Kaşif Kavaloğlu’na, ETÜDER Başkanı Melih Şahinöz’e katılımlarından dolayı şükranlarını sundu.

    FSummit’te, Profit Chain teması ışığında, çalışanların mutluluğu, müşteri memnuniyeti ve dolayısı ile istikrarlı müşteri kazanımı ve bunun kar ve satışlardaki büyümeye olan olumlu etkileri üzerine paneller ve söyleşiler gerçekleştirildi.

    Hem ulusal hem de uluslararası sektör profesyonellerinin bir araya geldiği oturumlarda her sene olduğu gibi dünya gastronomisinin önemli şefleri de FSummit Konferans sahnesine konuk oldu. Yabancı konuklarımız arasında; Hakkasan Group Corporate Executive Şefi (United Kingdom) Andrew Yeo, Hide Group Executive Şefi (United Kingdom) Josh Angus, Benares Restaurant Executive Şefi (United Kingdom) Sameer Taneja ve Glass Hostaria Kurucusu & Executive Şefi (İtalya) Cristina Bowerman bulunmaktadır.

    Bununla birlikte gastronomi, turizm ve ağırlama sektörünün önde gelen isimlerinden Paloma Hotels Yönetim Kurulu Başkanı Ece Tonbul, Barut Hotels Yönetim Kurulu Üyesi & MASTOB Başkanı Cengiz Barut, Avantgarde Collection & Lucis Initiative Kurucusu & TGA YK/İcra Kurulu Üyesi İsmet Öztanık, Modern Restaurant Yönetim Kurulu Başkanı Onur Tahincioğlu, TUM/TRU Hospitality & Retail CEO’su (ISTAirport) Sadettin Cesur, MasterChef & Filo D’olio Kurucusu ve Şefi Danilo Zanna, MasterChef & MYK Restoran Kurucusu & Şefi Mehmet Yalçınkaya, 7 Mehmet Restoran 3. Kuşak Temsilcisi Mehmet Akdağ, Arkestra Kurucusu & Şefi Cenk Debensason ve Günaydın Et & Restoran Grubu Kurucu Ortağu Cüneyt Asan gibi alanında uzman isimler “Profit Chain” temasına uygun, yön verici konuşmalarda bulundular.

    FSummit Konferansı’nda, müşteri memnuniyetinin, istikrarlı müşteri kazanımı ve tüm süreçlerdeki büyüme için kritik bir rol oynadığına dair vurgular yapıldı. Özellikle turizm, gastronomi ve ağırlama sektörlerinde, müşterinin değer yarattığı alanlarda, Profit Chain adı verilen stratejik bir yaklaşımın önemi üzerinde duruldu.

    Turizm, gastronomi ve ağırlama sektöründeki profesyoneller, iki gün boyunca çeşitli oturumlarda bir araya geldi ve sektörün gelişimini tartıştı. Bu önemli etkinlikte, sektörel bilgi ve deneyimlerini paylaşan başarılı konuşmacılar, paneller ve söyleşiler yer aldı. Konferansın yanı sıra, ulusal ve uluslararası firmaların katıldığı fuar bölümünde, firmalar stantlarında çözüm gösterileri, workshop’lar ve tadım deneyimleri sundu. Ziyaretçiler, organizasyon süresince ulusal ve uluslararası gıda, içecek, endüstriyel mutfak, turizm ve sofra üstü ekipman firmalarının ürünlerini sergiledikleri stantları gezebildiler.

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Glokom Kalıcı Görme Kaybına Yol Açmasınhaberi

    Glokom Kalıcı Görme Kaybına Yol Açmasınhaberi

    Göz sinirinde incelme ve kalıcı görme alanı kaybıyla karakterize bir göz hastalığı olan glokom dünyada 70 milyon kişiyi etkiliyor. Ülkemizde 550 bin kişide glokom tespit edilmiş olsa da  hasta sayısının bu rakamın 4 katı olduğu düşünülüyor. Kalıcı görme kaybının en sık görülen nedenlerinden biri olan ve her yaşta oluşabilen glokom genellikle 40 yaşın üstündeki kişileri tehdit ediyor.   Pek çok hastalıkta olduğu gibi glokomda da erken tanı çok önemli. Zira göz hekimine düzenli gidilmediği takdirde tanı gecikebiliyor, bunun sonucunda görme alanında ve görmede geri dönüşü olmayan kayıplar gelişiyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Coşar, erken tanı konulduğunda ise glokomun kontrol altına alınabildiğine dikkat çekerek, “Bu sayede görme alanını ve görmeyi korumak mümkün olmaktadır. Erken tanı için herkesin, özellikle de riskin artmış olduğu 40 yaş üstündeki kişilerin yılda bir kez göz muayenelerini ihmal etmemeleri gerekmektedir” diyor.
     

    Kardeşlerde risk 4 kat artıyor! 

    Toplumda ortalama göz içi basıncı 16 mm Hg oluyor ve  11-21 mmHg aralığı normal sayılıyor. Glokomun ‘normal tansiyonlu glokom’ adı verilen ve göz içi basıncının normal seyrettiği tipi olsa da, bu hastalık genellikle yüksek göz içi basıncıyla birlikte görülüyor.  En yaygın tipi olan primer açık açılı glokomda göz içindeki sıvıyı göz dışına atan kanallarda tıkanma oluyor, sıvı göz içinde birikiyor ve bunun sonucunda göz içi basıncı artıyor. Bu basınç artışı da göz sinirinde tahribata yol açıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Coşar, glokomda en yaygın görülen primer açık açılı glokom için risk faktörlerini ‘yaşlanma, doğum kontrol hapı kullanımı, diyabet, yüksek tansiyon, kalp-damar ve migren gibi hastalıklar’ olarak sıralıyor. Bunların yanı sıra   aile hikayesinin de önemli bir risk faktörü olduğunu belirten Prof. Dr. Banu Coşar, “Risk çocuklarda 2 kat artarken, kardeşlerde ise daha da yükselerek 4 kat  olmaktadır” diyor. 

    Yan taraflarınızda bulunan eşyalara çarpıyorsanız, dikkat! 

    Primer açık açılı glokomda eğer hasar ilerlemediyse, başlangıçta görsel belirtiler olmuyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Coşar, “Bu nedenle hastalar göz doktoruna başvurmadıkları sürece glokomları olduğunu anlamazlar”  uyarısında bulunarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Glokoma ‘sinsi bir hastalık’ denmesinin nedeni budur. Hastalık ancak çok ilerlediğinde geri dönüşsüz görme alanı kaybı ve görme kaybı gelişebilmektedir. Glokom ilerlediğinde görme alanı yanlardan daralmaya başlamaktadır. Glokomu olanlar yanlarındaki eşyaları görmeyip, çarpabilirler. Bu durum araba kullanırken de güvenliği tehdit edebilir. Glokomun son evrelerinde ise tam körlük gelişebilmektedir” 

    Görme kaybının ilerlemesi önlenebiliyor! 

    Glokomun teşhis edilmesinde görüntüleme yöntemleri büyük önem taşıyor. Bilgisayarlı görme alanı, pakimetri, stereo disk fotoğrafı, konfokal tarayıcı lazer oftalmoskop ile optik koherans tomografi (OCT)   glokomun tespit edilmesinde   başvurulan yöntemleri oluşturuyor. Yapılan çalışmalar, dünyada 6.5 milyon kişinin glokom nedeniyle kalıcı görme kaybı yaşadığını ortaya koyuyor. Oysa erken tanı ve tedavi sayesinde görme sinirinde gelişecek olan hasar durdurulabiliyor, böylece görme kaybının ilerlemesi önlenebiliyor. Tedavide göz tansiyonunun ilk seviyesinden yüzde 25 oranında düşürülmesi hedefleniyor. Ancak her göz için hedeflenen göz içi basıncı; tedavi öncesindeki basınç değeri, göz sinirinde oluşan hasarın şiddeti, hasarın ilerleme riski ve hastanın yaşı gibi çeşitli faktörlere bağlı olarak saptanıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Coşar, glokomun göz damlaları, lazer ve ameliyat ile tedavi edildiğini belirterek, “Genellikle ilk aşamada başvurulan göz içi damlaları sıklıkla etkili olabilmektedir. Glokom damlaları 5 temel gruptan oluşurken, pek çok kombine ilaçlardan da faydalanılmaktadır” diyor. 

    Tedaviden başarılı sonuçlar elde ediliyor

    İlaç tedavisinden cevap alınamayan veya ilaçlara karşı alerji gelişmesi gibi durumlarda göz içi basıncını düşürmek için lazer veya ameliyat yöntemlerine başvuruluyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Coşar, oldukça başarılı sonuçlar alınan bir lazer yöntemi olan SLT (selektif laser trabeküloplasti) tedavisinin son yıllarda yaygın olarak kullanıldığını ifade ederek, “Glokomda bir diğer lazer tedavisi olan siklofotokoagülasyon’un ise TCP (transskleral diot siklofotokoagülasyon) ve ECP (endoskopik diod siklofotokoagülasyon) tipleri mevcut. ECP genellikle katarak cerrahisi ile birlikte kullanılırken, TCP yöntemine ise diğer yöntemlere cevap vermeyen hastalarda son çare olarak başvurulmaktadır”  diyor. Prof. Dr. Banu Coşar, yine etkin sonuçlar sağlanan cerrahi tedavi yöntemlerinde başta trabekülektomi olmak üzere derin sklerektomi ve viskokanalostomi gibi tekniklerden faydalandıklarını vurguluyor. 

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Egeli bilim ekibinden kanser ilaçlarının tedavideki başarısını artırmaya yönelik projehaberi

    Egeli bilim ekibinden kanser ilaçlarının tedavideki başarısını artırmaya yönelik projehaberi

    Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu’nun  (TÜBİTAK) programlarına en çok proje başvurusu yapan ve projesi en çok kabul gören üniversite olan Ege Üniversitesi (EÜ), yeni projelerle başarısını sürdürmeye devam ediyor.

    Yürütücülüğünü Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi Beste Yurdacan Yaşar’ın yaptığı “Huh7 Hücrelerinde Sorafenib Direncini Geri Çevirmede Yeni Bir Tedavi Hedefi: Depo Kontrollü Kalsiyum Girişi” başlıklı proje TÜBİTAK 1002 Hızlı Destek Programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu. 

    Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Egeli akademisyenler tarafından yürütülen projelerin TÜBİTAK nezdinde kabul görmesinin sevindirici olduğunu belirterek, “Akademisyenlerimizin özverili çalışmaları ile her yıl TÜBİTAK’a en çok proje başvurusu yapan ve en çok projesi kabul gören üniversite olmanın gururunu yaşıyoruz. Ege Üniversitesi olarak araştıran, proje üreten tüm akademisyenlerimizin her zaman destekçisi olmaya devam edeceğiz. Projesi kabul gören araştırmacılarımızı kutluyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.

    Araştırmanın içeriği ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Yasemin Eraç, “Hepatoselüler karsinoma kansere bağlı meydana gelen ölümlerin ikinci önde gelen nedenidir ve genellikle kronik karaciğer hastalıkları zemininde ortaya çıkmaktadır. Erken evre hepatoselüler karsinomada cerrahi tedaviler uygulanabilse de hastaların yaklaşık yüzde 50’si hastalığın ileri evrelerinde tanı almaktadır. İleri evre hepatoselüler karsinomanın sistemik tedavisinde kullanılan sorafenib ile tedavi edilen hastaların yaklaşık yüzde 30’u sorafenibden fayda görmektedir ve bu hasta grubu genellikle 6 ay içinde ilaca direnç kazanmaktadır. Direnç gelişimi sonucunda hastalarda tedavi başarısı düşmekte ve sağkalım azalmaktadır. Bu nedenle tedavi süresince ilaca karşı gelişen direnç mekanizmalarının aydınlatılması direncin önlenmesi-geciktirilmesi, ilaç tedavisinden sağlanan yararın sürdürülmesi, tedavinin başarısı ve sağkalım açısından büyük önem taşımaktadır. Proje kapsamında görülme sıklığı giderek artan hepatoselüler karsinomada gelişen sorafenib direncinin gelişiminde yeni bir tedavi hedefi olabileceğini düşündüğümüz depo kontrollü kalsiyum kanallarının rolü araştırılmaktadır” dedi. 

    Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi Beste Yurdacan Yaşar’ın yürütücülüğünü yaptığı projede Prof. Dr. Yasemin Eraç danışman olarak görev alıyor.

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Sabahları Zor Uyanmak, Depresyon Belirtisi Olabilirhaberi

    Sabahları Zor Uyanmak, Depresyon Belirtisi Olabilirhaberi

    Sağlıklı bir uyku düzeni; hem bedensel hem de ruhsal iyiliğe katkı sağlarken, aynı zamanda iş ve okul yaşamındaki başarıyı da artırıyor. Dünya Uyku Günü vesilesiyle, kaliteli bir uykunun önemine ve uyku sorunlarının nedenlerine dikkat çeken Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Emine Esra Okuyucu, “İdeal olan; 10 dakika içinde uykuya geçebilmek ve sabahları yenilenmiş olarak kalkmaktır. Sabah uyanamama sorunun altında uyku apnesi, kalitesiz uyku veya depresyon gibi sebepler olabilir” dedi. 

    Sağlıklı bir yaşamın temel gereksinimlerinden biri de sağlıklı bir uyku düzenli. Uykunun insan sağlığına faydalarına dikkat çekmek amacıyla her yıl Mart ayında, ilkbahar ekinoksundan önceki Cuma günü “Dünya Uyku Günü” olarak kutlanıyor. Yetişkin bir birey, günde ortalama 6-8 saat arası uyumaya ihtiyaç duyuyor. Medicana International Ankara Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Emine Esra Okuyucu; 10 dakika içinde uykuya geçilmesi, uyku bölünmelerinin olmaması ve sabah yataktan yenilenmiş olarak kalkılmasının iyi bir uykunun gereklilikleri olduğunu belirtiyor. 

    Prof. Dr. Okuyucu, kaliteli bir uyku için şu bilgileri verdi: 

    Türkler ortalama 6.5 saat uyuyor

    1. Kişiden kişiye değişmekle beraber, ortalama uyku süresinin 6-7 saat olduğu söylenebilir. Türk insanında bu süre 6.5 saat olarak bulunmuştur. Sağlıklı yaşam için kaliteli ve yeterli uyku şarttır.
    2. İyi ve sağlıklı uyku; uykuya geçişin 10 dakika içinde olduğu, uyku bölünmelerinin olmadığı, sabah yataktan yenilenmiş olarak kalktığı durumlar için geçerlidir.
    3. Uyku bozuklukları çok uyuma, az uyuma ve bunlara bağlı farklı uyku bozuklukları başlıkları altında değerlendirilebilir. Nedenleri ise çok farklılık gösterebilir. Örneğin, depresyonda olan biri çok uyuyabileceği gibi hiç uyuyamayabilir. 
    4. İyi bir uyku; bedenin çalışma temposunu, motivasyonu ve mutluluk indeksini artırır, iş ve okul yaşamındaki başarıya katkı sağlar. 

    Sabah uyanamamak depresyon belirtisi olabilir

    1. Uyku için uyku hijyeni gereklidir. Yani uyuduğumuz oda ne çok sıcak ne çok soğuk olmalıdır. Perdeler gün ışığı girmeyecek şekilde kapatılmalıdır. Odanın havadar, ses açısından korunaklı olması idealdir. Uyku odasında cep telefonu, televizyon gibi aletlerin olmaması gerekir.
    2. Sağlıklı uyku için kişinin bedensel ve ruhsal olarak dingin olması gerekir. Her gün benzer saatlerde uyuma alışkanlığı edinilmeli, uyku öncesi periyotta uyarıcı olarak kabul edilen kafein ve benzeri yiyecek-içeceklerden uzak durulmalıdır. Akşam öğünü az miktarda ve erken saatte yenilmelidir. 
    3. Öğlen uykusu, yetişkin bir birey için gerekli değildir. Erişkin bireyde tek fazlı olan uyku doğru olandır. Yaşlılar ve çocuklarda ise günde iki-üç seferlik uyku periyodu normal kabul edilmektedir. 
    4. Sabah uyanamama durumunun nedenleri vardır. Mesela, gece sağlıklı uyunmamışsa (örneğin, uyku apne sendromu), gece uykuya geçiş zamanı ötelenmişse, kişi geç kalkmayı alışkanlık haline getirmişse veya depresyondaysa sabah uyanmakta güçlük yaşayabilir. Bu sorunların nedenlerine çözüm bulunarak sabahları uyanamama durumu ortadan kaldırılabilir.

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Continental Uyarıyor: Uykusuz Yola Çıkmayın!haberi

    Continental Uyarıyor: Uykusuz Yola Çıkmayın!haberi

    Continental, Dünya Uyku Günü’nde tüm sürücüleri uykusuzluğun neden olduğu kazalar konusunda uyarıyor. Hem kendi güvenliğiniz hem de başkalarının güvenliği için direksiyon başına uykusuz geçilmemesi gerektiğini hatırlatan Continental, herkesi bu konuda sorumlu davranmaya çağırıyor.

    Premium lastik üreticisi ve teknoloji şirketi Continental, uykunun insan sağlığına faydalarına dikkati çekmek amacıyla 17 Mart’ta kutlanan “Dünya Uyku Günü” vesilesiyle tüm sürücüleri uykusuz direksiyon başına geçmemeleri için uyarıyor. Günümüzde yaşanan birçok kaza uykusuzluk nedeniyle meydana geliyor. 2023 yılında Nature and Science of Sleep Dergisi’nde yayınlanan bir araştırmaya göre araç kazalarının yaklaşık %20’si yorgunluktan kaynaklanıyor. Continental Türkiye, sürücülerin kısa ya da uzun mesafe fark etmeksizin uykusuz bir şekilde direksiyon başına geçmemeleri gerektiğinin altını çiziyor ve sürücülere şu tavsiyelerde bulunuyor.

    • Özellikle uzun mesafe bir yolculuğa çıkmadan önce en az 8 saat uyuyun, yola yorgun çıkmayın. 
    • Sürüş halindeyken gözleriniz bir noktaya takılırsa ve göz kapaklarınız ağırlaşmaya başlarsa mutlaka aracı güvenli bir yerde durdurun ve temiz hava alın.
    • Uzun yol yapacaksanız yolculuk esnasında kısa da olsa mutlaka iki saatte bir mola verin. Kendinizi çok yorgun hissettiğinizde aracı durdurup kısa uyku molaları verin. Mümkünse şoför değişikliği yapın.
    • Yolculuk sırasında ağır yiyecekler, uyku veren içecekler tüketmeyin.
    • Uyku apnesi gibi problemleriniz varsa, mutlaka tedavi olun. Yanınızda birisi olmadan uzun yola çıkmayın.

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Bu yıl çalışanları 'tükenmişlik salgını' etkiledi! Belirsizliklerden en çok kadınlar ve Z kuşağı çalışanlar etkileniyorhaberi

    Bu yıl çalışanları 'tükenmişlik salgını' etkiledi! Belirsizliklerden en çok kadınlar ve Z kuşağı çalışanlar etkileniyorhaberi

    Pandemi sonrası toplumun ruh sağlığı üzerindeki etkileri giderek daha belirgin hale gelirken, son araştırmalar, bu yıl özellikle çalışanlar arasında yeni bir salgının ortaya çıktığını gösteriyor; tükenmişlik… Ülkemizde tükenmişliğin en önemli sebepleri arasında ekonominin birinci sırada geldiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Her güne bambaşka maceralarla uyanıyoruz. Bu durumdan özellikle kadınlar ve çalışma hayatına dahil olan son jenerasyon Z kuşağı fazlaca etkileniyor.” dedi.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, stresi kontrol etmek ve tükenmişliği önlemek için yapılabilecekleri anlattı. 

    “Her şey bir tık uzağımızda…”

    Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, her şeyin ‘bir tık’ uzağımızda olduğu bir dönemin yaşandığına, yaşam tarzımızın dijitalleşmesi ile insanların harekete geçmek yerine internetten pek çok işi bir tık ile halledebildiklerine ve bunun da hareketin azalması ile içe kapanmayı artırdığına işaret ederek, “Özellikle pandemi sonrası insanların ruh hallerinin kliniğe yansımasına baktığımızda değişimin ‘tükenmişlik’ lehine olduğunu görüyoruz. Araştırmaların güncel sonuçlarına baktığımızda ise 2024 yılında tükenmişliğin özellikle çalışanlar arasında yeni bir salgın olduğu sonucu karşımıza çıkıyor.” dedi. 

     “İş yerlerimiz büyük bir stres kaynağı adeta”

    “İş yerlerimiz büyük bir stres kaynağı adeta.” diyen Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, küresel çapta yaşanan savaşlar gibi çalkantılar, iklim krizinin sonuçları olarak yaşanan sel, dolu gibi çeşitli hava olayları, yapay zekanın hayatımızdaki yerinin artması ile insanların gelişen teknolojiye uyum sağlama sınavına tabi tutulması ister istemez ruh hallerini etkilediğini anlattı.

    “Her güne bambaşka maceralarla uyanıyoruz”

    Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, ülkemizde tükenmişliğin en önemli sebepleri arasında ekonominin birinci sırada geldiğini kaydederek, şöyle devam etti:

    “Sabah uyandığınızda o gün ekonominin nasıl ilerleyeceği, dünyada olan olaylardan ülkemizin nasıl etkileneceği, bunun o gün yapacağınız mutfak alışverişinize etkisinin ne olacağına dair stabilite kaybolmuş durumda. Her güne bambaşka maceralarla uyanıyoruz. Bu durumdan özellikle kadınlar ve çalışma hayatına dahil olan son jenerasyon Z kuşağı fazlaca etkileniyor. 

    “Stres ‘kronik’ hale geldiğinde hastalıkların artmasına neden oluyor”

    Günlük yaşantımızın içinde var olan bu tükenmişlik aynı zamanda kan damarlarımızda dolaşan stres hormonu denilen kortizolün artmasına neden oluyor. Stres ise yıllardır bilindiği gibi ‘kronik’ hale geldiğinde hem fiziksel (kalp hastalıkları, KOAH, obezite, kanser gibi) hem de ruhsal hastalıkların (anksiyete, depresyon gibi) artmasına neden oluyor.” 

    “Mutlaka biyolojik saatimizde uyumalıyız”

    Bugüne kadar yapılan psikoloji çalışmalarının “Stres bir döngüdür. Hayatta kalmamız için gereklidir. Ancak iyi yönetilmediğinde hayatımızı tehdit eder hale gelebilir.” dediğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, işte stresi kontrol etmek ve tükenmişliği önlemek için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

    Sağlıklı bir uyku: Uyumak kendinize iyi bakmak demektir. Uyku sırasında beynimiz öğrendiklerimizi düzenler, gündelik sıkıntıları işlemler ve bizi yeni güne hazırlar. Üstelik gece 21.00-22.00 arası salgılanmaya başlayan melatonin bizim rahat uyumamızı sağlar. O halde gece geç saate kadar uyumamak ve sonrasında kaçırdığımız melatonini ağızdan takviye olarak alıp bedenimizi uykuya hazırlamak sağlıksızdır. Mutlaka biyolojik saatimizde uyumalıyız.

    “İnternetten sipariş yerine markete tempolu bir yürüyüş ile gidin”

    Fiziksel aktivite: Günümüzde her şey bir tık uzağımızda. Maalesef çoğu şey internetten sipariş ediliyor, sosyallik internette yapılıyor, çalışmak ise yine online. Ancak bedenimizin hareket etmeye ihtiyacı var. Hareket endorfin, dopamin gibi mutluluk ve motivasyona dair hormon salgılanmasını sağlıyor. Araba yakıtsız gitmezse bedenimiz de hareket olmadan sağlıklı olamaz. Bugün internetten sipariş yerine markete tempolu bir yürüyüş ile gitmeyi deneyin.

    Üretmek: Mutlaka büyük şeyler üretmek değil kastedilen. Kendi zevk alanınıza göre yaptığınız bir yemek, çizdiğiniz bir tablo, çektiğiniz bir fotoğraf, okuduğunuz kitap zihniniz için bir yenilik ve üretkenlik kapısı olacaktır. Size neyi üretmenin iyi geleceğini bilmeniz için de ünlü filozof Sokrates’in sözünü hatırlatarak anlatmak istiyorum “Kendini bil.” Bunun için kendimizi tanımaya çabalamamız gerekmektedir.

    “Çıkarsız, samimi kişilerle kurduğunuz bağlar kronik stres için en büyük antibiyotik”

    Sosyalleşmek: Yapay zekanın insanlığın yerini aldığı yıllara doğru hızla ilerlerken unutmamamız ve teması asla kesmememiz gereken en önemli nokta sosyal bağlarımızdır. Sizi siz olduğunuz için seven, çıkarsız, samimi, yanlarında rahat hissettiğiniz kişilerle kurduğunuz bağlar kronik stres için en büyük antibiyotik olacaktır.

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Beyin Gelişimi İçin Çocukların Yeterli ve Kaliteli Uyuması Şarthaberi

    Beyin Gelişimi İçin Çocukların Yeterli ve Kaliteli Uyuması Şarthaberi

    Uyku, hem çocuklar hem de yetişkinler için fiziksel, zihinsel ve duygusal sağlık açısından son derece önemli bir konu. Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Ü. Burçin Yorgancı Kale, güçlü bir bağışıklık sisteminden bellek ve öğrenmeye, kilo kontrolünden zihinsel performansın artırılmasına kadar birçok konuda uykunun vazgeçilmez bir yaşam unsuru olduğunun altını çizdi. Dünya Uyku Günü dolayısıyla yaptığı açıklamalarda özellikle çocuklarda uyku sorunları ve çözümüne yönelik önemli bilgiler verdi. 

    Yetersiz uykunun çocuğun biyo-psiko-sosyal sağlığını, aile-akran-öğretmen ilişkilerini, günlük yaşam aktivitelerini ve davranışlarını olumsuz etkileyen bir durum olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Ü. Burçin Yorgancı Kale, uzun süreli uykusuzluğun vücudun ısı kontrolünde, beslenme metabolizmasında, bağışıklık sisteminde ve diğer düzenleyici sistemlerde bozulmaya yol açtığını söyledi. Çocukların yaşadığı sorunların onlar için olduğu kadar ebeveynlerinin ruh sağlığı üzerinde de olumsuz etkileri olduğunu belirtti. 

    HANGİ YAŞTAKİ ÇOCUK KAÇ SAAT UYUMALI

    Beyin başta olmak üzere tüm organların rejenerasyonu için uykunun şart olduğunu anlatan Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Ü. Burçin Yorgancı Kale, çocuklar için gerekli uyku süreleriyle ilgili şu bilgileri verdi: “Çocuklar, ilk 2 yaşta günün büyük çoğunluğunu uykuda geçirir. Yaşa göre günlük minimum uyku ihtiyacı ilk 3 ay için net bir süre tanımlanmamakta, 4-12 ay arası bebeklerde 12 saat, 1-2 yaş arasında 11 saat, 3-5 yaş arasında 10 saat, 6-12 yaş arasında 9 saat, 13-18 yaş arasında 8 saat kabul edilmektedir. Okul çağı çocuklarında gündüz uyku gereksinimi kalmadığı için sınıfta, serviste, evde gündüz uyuklayan bir çocuğun uyku niteliği değerlendirilmelidir. Bunun yanında ilkokul çağındaki bir çocuğun sabah kendiliğinden uyanması beklenir. 

    Özellikle bebeklik döneminde her bebek farklı bir mizaçla doğduğu için, çocuk sağlığı izlemlerinde ailelerin dikkat etmeleri gereken konuların başında bebeklerini iyi tanımaları ve verdikleri ipuçlarını doğru değerlendirmeleri gelir.” diye konuştu. 

    YAŞAMIN İLK YILLARINDA UYKU SORUNLARI

    Özellikle yaşamın ilk yıllarında uyku-uyanıklık döngüsünün geceleri kesintisiz uykuya evrilmesinin karmaşık ve anne babaları yaşamın ilk birkaç yılında zorlayan gelişimsel bir süreç olarak kabul edildiğini söyleyen Dr. Öğr. Ü. Kale, “Çocuk hekimlerine başvuru nedenlerine bakıldığında yüzde 25-40 arasında çocukların uykuya dalma zorlukları, sık ve uzun süren gece uyanmalarının geldiği görülüyor” dedi. Bebeklerin gecede 6-9 kez kısa uyanıklıklar yaşamasının beklenen bir durum olduğunu belirten Dr. Öğr. Ü. Kale, “Gece yattığında çocuğun uykuya dalması 20 dakikanın altında sürüyor, rutin uyanma saatinde rahatlıkla uyanıyor ve gelişimsel süre dışında gündüz uyku hali ve kestirme gereksinimi yoksa yeterli uyku uyuduğu kabul edilir.” diye konuştu.  

    “EBEVEYNİN RUH SAĞLIĞINI DA ETKİLENİYOR”

    Çocukların gelişimsel süreçlerinde, uyku evrelerinin kendi içindeki döngüsü sırasında kısa uyanıklıkların yaşanmasının normal olduğunu ancak çocuğun bu geçiş sürecinde uykuyu sürdürmeyi öğrenmesi gerektiğini söyleyen Dr. Öğr. Ü. Kale, “Aksi durumda çocukluk çağı davranışsal insomnisi olarak tanımladığımız uyku sorununun gerçekleşmesine yol açabilir” diye konuştu. 

    Özellikle erken çocukluk dönemi uyku sorunlarının çocuk üzerine olumsuz etkilerinin yanı sıra aile işlevselliğini de bozduğu ve ebeveyn ruh sağlığı üzerine olumsuz etkileri olduğunu belirten Dr. Y. Kale, “Artmış dürtüsellik ve saldırganlık, kaygı bozukluğu, karşıt olma karşıt gelme bozukluğu, hiperaktivite, dikkat ve hafıza sorunları, okul başarısında düşüklük, erişkin dönemde alkol, madde bağımlılığı ile ilişkilidir. Çocukluk çağında uykusu kötü olanlar yani kalitesiz ve yetersiz olan çocukların obezite riski de artar” dedi. 

    UYKU SORUNLARI FARKLI HASTALIKLARA DA ZEMİN HAZIRLIYOR

    Çocukluk çağı insomnisinin en sık görülen klinik bulgularına göre farklı profillerinin tanımlandığı bir araştırmayla ilgili ilginç sonuçlar hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Ü. Kale, şunları anlattı: “Çalışmaya katılan çocukların yüzde 17’si uykuya dalmada zorluk, gece huzursuzluk ve gece uyanmalarıyla başvurmuş olup, aile öykülerinde huzursuz bacak sendromu ve anemi (kansızlık) rapor edilmiş. Yüzde 21’inde sabah çok erken uyanma sorunu olup, ailelerinde depresyon ve/veya ruh hali bozuklukları daha sık raporlanmış, gece uyanmaları ve uykuya dalmada zorluk ile gelen çocukların ise yüzde 62’sinde ise allerji ve/veya gıda entoleransı olduğu görülmüş. Tüm bunlar uyku sorunlarının farklı hastalıklarla olan ilişkisini ortaya koyuyor.”

    KALİTELİ UYKU İÇİN UYKU HİJYENİ SAĞLANMALI

    Çocuklar için de kaliteli bir uyku için gerekli şartların oluşturulması yani uyku hijyenini sağlanması gerektiğinin altını çizen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Ü. Burçin Yorgancı Kale bu kuralları şöyle sıraları: 

    • Uyku Rutini Oluşturulmalı: Bebek ve çocuklar için uyku saati ile ilgili rutinler oluşturmalı, bu rutinlerin uygulanması esnasında duyarlı ve sevecen tutum segilenmelidir. Yatmadan önceki son bir saat içerisinde banyo, diş fırçalama, pijama giyme, sarılma, ninni gibi sakin faaliyetleri içeren uyku rutini oluşturulmalıdır. Çocukların yatağa gitme ve yatma zamanları düzenlenmeli, okul günlerinde ve tatil günlerinde yatma ve kalkma saatleri aynı olmalıdır. 
    • Yatmadan Önce Bunlar Yapılmamalı: Çocuğun her gün ev dışında düzenli sportif faaliyetler yapması uyku düzeni açısından yararlıdır ancak yatmadan önceki iki-üç saat içinde ağır egzersizlerden kaçınmalıdır. Yatağa gitme zamanı yaklaştığında sessiz bir ortam yaratılmalı, yatmadan önce yüksek enerji gerektiren oyunlar, aktivitelerden uzak durulmalı. Yatmadan önce ekran maruziyeti, egzersiz yapmak, uykuya dalma süresinin uzamasına, uyku süresinin azalmasına yol açmaktadır.
    • Gündüz Şekerlemesinden Kaçınılmalı: Ergenler her gece gereksinimi olan uykuyu mutlaka almalı, bir gece az uyuyup sonraki günlerde uyku açığını kapatmayı tercih etmemelidirler. Gündüz şekerleme yapma gereksinimi olursa bunun süresinin kısa olmasına özen göstermeli ve şekerlemelerin akşam saatlerinde olmaması, öğle veya öğleden sonra olmasına dikkat edilmelidir. 
    • Sessiz Ortam Sağlanmalı: Uyku kalitesini artırmak için çocuğun odasında sessiz bir ortam sağlanmalıdır. Gürültü, çocuğun uykusunu bozabilir. Küçük çocukları yatırdıktan sonra çocukla bir süre beraber olup onu sakinleştirmek (okşamak, kitap okumak, masal anlatmak gibi) ya da sevdiği bir oyuncakla uyumasına izin vermek yararlı olabilir.
    • Odada TV, Telefon, Bilgisayar Olmamalı: Çocuğun odasında televizyon, telefon veya bilgisayar bulundurulmamalıdır. Elektronik cihazlar çocuğun uykusunu bozabilir ve dikkat dağıtıcı olabilir.
    • Uygun Oda Isısı Sağlanmalı: Oda sıcaklığı da sağlıklı uyku için önemlidir. Bu nedenle çocuğun rahat uyuyabilmesi için uygun bir oda sıcaklığına dikkat edilmelidir. Gece lambaları gibi hafif ışık kaynakları tercih edilebilir. Çocuğun yatağı ve yastığı rahat ve uygun boyutlarda olmalıdır. Bu, çocuğun uyku pozisyonunu ve rahatlığını destekler.
    • Uyku Öncesi Ağır Yemeklerden Kaçınılmalı: Çocuk açken yatırılmamalı ayrıca yatmadan önceki iki-üç saat içerisinde ağır yemekler, büyük porsiyonlardan kaçınılmalıdır. Çocuk gün içerisinde ve özellikle uykudan önce kafein içeren çay, kahve, çikolata gibi içeceklerden uzak durmalıdır.  

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Yarınları Duymakhaberi

    Yarınları Duymakhaberi

    Borusan Contemporary’nin güncel sergileri paralelinde düzenlediği konuşma serisi 23 Mart’ta başlıyor. “Yarınları Duymak” başlıklı konuşma serisi kapsamında, geçici sergi Mat Collishaw: Aritmi ve koleksiyon sergisi Dijital Mitolojiler’in ortaya koyduğu düşünsel bağlam, farklı disiplinlerden bilim insanları, akademisyenler ve uzmanların bakış açılarıyla tartışılacak. Seri kapsamında, çocuklar için tasarlanan performatif bir etkinlik de gerçekleşecek.

    Borusan Contemporary 2023-2024 sezonu sergileri, Mat Collishaw: Aritmi ve Dijital Mitolojiler paralelinde yeni bir konuşma serisini duyurmaktan mutluluk duyuyoruz. Seride, Mat Collishaw’un yakın dönem işlerini izleyicilere sunan Aritmi’nin çok disiplinli bir yaklaşımla tartışmaya açılacağı iki panel ve bir sanatçı söyleşisinin yanı sıra Borusan Çağdaş Sanat Koleskiyonu’ndan bir seçki sunan Dijital Mitolojiler’in ele alınacağı bir konuşma ve 8-10 yaş aralığındaki çocuklar için hazırlanan bir performatif sohbet etkinliği de yer alıyor. 23 Mart tarihinde başlayacak konuşma serisi, Perili Köşk’te gerçekleşecek ve sezon sonuna kadar her ay farklı tarihlerde sanatseverlerle buluşacak.

    Aritmi sergi konuşmaları        

    Aritmi sergisinin ele alınacağı konuşmalar, çıkış noktasını deniz ekosistemlerinden alıyor ve kültürel, bilimsel, teknolojik ve teorik bağlantıları keşfederek karşılıklı ilişkilerden oluşan bir düşünsel akış oluşturmayı hedefliyor. 23 Mart Cumartesi günü saat 14.00’da gerçekleşecek ilk panelin moderatörlüğünü küratör ve sanat yazarı Sinan Eren Erk üstleniyor. Panelde, Doç. Dr. Ebru Yetişkin ile küratör, sanat yöneticisi, sanatçı ve eğitimci Ekmel Ertan, teknolojinin günümüzde sanat, bi̇li̇m ve i̇klimle nasıl etkileşimler içine girdiğini ve bu etkileşimlerin geleceğini tartışmaya açacaklar.

    Mat Collishaw’un çevrimiçi katılımıyla düzenlenecek sanatçı konuşması, 27 Nisan Cumartesi günü saat 14.00’da gerçekleşecek. Sanatsal ve küratöryel pratiklerde doğanın temsiliyeti konusuna odaklanacak olan konuşmanın moderatörlüğünü bağımsız küratör ve yazar Çelenk Bafra üstleniyor. Panel, estetik ifadelerin doğayı kavrayışımızdaki rolünü, sanatçıların ve küratörlerin teknolojiyi çalışmalarına dahil etme biçimleri bağlamında keşfetmeyi hedefliyor. 

    Sanatın iklim değişikliği nedeniyle karşı karşıya olduğumuz büyük tehditleri anlamamıza nasıl yardımcı olabileceğinin sorgulanacağı ikinci panel 1 Haziran Cumartesi günü saat 14.00’da gerçekleşecek. Alice Sharp’ın moderatörlüğünde düzenlenecek panelin konuşmacıları ise Aritmi sergi kitabının da yazarları arasında bulunan, hidrobiyoloji uzmanı Prof. Dr. Muharrem Balcı ve sivil toplum faaliyetlerini ekoloji alanında sürdüren, gıda aktivisti Güneşin Aydemir. Panelde, doğaya ilişkin geçmiş ve güncel yaklaşımlar göz önünde bulundurularak doğal sistemlerimizde bozulma ve kaosa neden olan iklim değişikliği tartışılacak.

     Dijital Mitolojiler: Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu üzerine bir konuşma

    2023-2024 sezonu koleksiyon sergisi Dijital Mitolojiler’den yola çıkarak tasarlanan bir başka konuşma da 4 Mayıs Cumartesi günü saat 14.00’da Borusan Contemporary izleyicileriyle buluşacak. Koleksiyon sergisi küratörü Dr. Necmi Sönmez ve Doç. Dr. Ebru Nalan Sülün’ün konuşmada eğileceği konular arasında Dijital Mitolojiler sergisini şekillendiren küratöryel yaklaşımlar, Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’nun yeni yorumlara açılması ve koleksiyon sanatçılarıyla kurulacak diyaloglar yer alıyor.

    Denizlerdeki yaşam üzerine genç sanatseverlerle sohbet

    Konuşma serisi kapsamında, 18 Mayıs Cumartesi günü saat 14.00’da 8-10 yaş aralığındaki çocuklar için yaratıcı drama tekniklerinden faydalanılarak hazırlanan bir sohbet etkinliği de gerçekleşecek. Ecem Kodak’ın yürütücülüğünde düzenlenecek “Deniz Dinazorunun Sırrı” başlıklı etkinlikte, Aritmi sergisi için Mat Collishaw tarafından üretilen Pandora, interaktif bir çalışmayla gözlemlenecek. Ardından Zoetrop (Çınlayan Sirenler) isimli enstalasyon odağında katılımcı çocuklarla deniz biyoçeşitliliği üzerine paylaşımlarda bulunulacak. 

    “Yarınları Duymak” Konuşma Serisi Programı

    Aritmi sergi konuşmaları I

    Tarih: 23 Mart 2024

    Saat: 14:00-16:00

    Moderatör: Sinan Eren Erk

    Konuşmacılar: Doç. Dr. Ebru Yetişkin, Ekmel Ertan   

    Aritmi sergi konuşmaları II

    Tarih: 27 Nisan 2024

    Saat: 14:00-16:00

    Moderatör: Çelenk Bafra   

    Konuşmacı: Mat Collishaw (çevrimiçi katılım)   

    Not: Etkinlik dili İngilizcedir. Türkçeye simultane çeviri yapılacaktır.

     Dijital Mitolojiler sergi konuşması

    Tarih: 4 Mayıs 2024

    Saat: 14:00-16:00

    Konuşmacılar: Dr. Necmi Sönmez, Doç. Dr. Ebru Nalan Sülün    

    Aritmi sergi konuşmaları III: Deniz Dinazorunun Sırrı 

    Tarih: 18 Mayıs Cumartesi 

    Saat: 14:00-14:45

    Yürütücü: Ecem Kodak

    Aritmi sergi konuşmaları IV

    Tarih: 1 Haziran 2024

    Saat: 14:00-16:00

    Moderatör: Alice Sharp    

    Konuşmacılar: Prof. Dr. Muharrem Balcı, Güneşin Aydemir

    Not: Etkinlik dili İngilizcedir. Türkçeye simultane çeviri yapılacaktır.

    Etkinlik biletlerini Biletix’ten temin edebilirsiniz. 

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Ameliyat-Hane: “Sağlıkta İnsani Dokunuşların Sergisi”haberi

    Ameliyat-Hane: “Sağlıkta İnsani Dokunuşların Sergisi”haberi

    Ege Üniversitesinde 14 Mart Tıp Bayramı etkinlikleri kapsamında Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Öğr. Gör. Dr. Yeliz Tuna’nın medikal fotoğraflarından oluşan “Ameliyat-Hane” isimli  sergisi sanatseverlerle buluştu.

    Ege Üniversitesi (EÜ) Prof. Dr. Yusuf Vardar MÖTBE Kültür Merkezi’nde, Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Öğr. Gör. Dr. Yeliz Tuna tarafından ameliyathane ortamında çekilen fotoğrafların yer aldığı “Ameliyat-Hane” konulu sergi açılışı gerçekleştirildi. Serginin açılışına EÜ Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alev Fatoş Parsa, EÜ Tıp Fakültesi Dekanı Rüçhan Sertöz, akademisyenler, öğrenciler ve sanatseverler katıldı.

    Medikal fotoğrafçılığın çok farklı bir niş alan olduğunu söyleyen Prof. Dr. Alev Fatoş Parsa, “Bu güzel günü bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz. Yeliz Hocamızın sergisine hazırlanırken bu fakültenin ilk gününden bugüne yaşadığımız tüm zorlukları birlikte nasıl aştığımızı gördük. Bugünlere gelmek için gerçekten çok çalıştık. Medikal fotoğrafçılık görsel kültürün çok yüksek olduğu dönemlerde başlayan bir alan. Bu alan, siz kıymetli sağlık çalışanlarımızın öncelikle bir bilimsel veri sağlamak amacıyla başlattığı ancak bugün bir sergiye dönüşen bir alandır. Bu vesile ile 14 Mart Tıp Bayramınızı içtenlikle kutluyorum” dedi.

    Tıp Fakültesi Dekanı Rüçhan Sertöz ise “Bugünlerde böyle bir sergi düşündüğünüz ve hekimlik mesleğine verdiğiniz değer için teşekkür ediyorum. Sergiyi gezerken ne kadar özel olduğunu bir kez daha anladım. Sağlıkta yapılan emeği görmeniz ve sergiye dönüşmesi çok değerli” diye konuştu.

    “Ameliyathane soğukluğunda sıcak olaylar yaşadım”

    Sergide yayınlanan fotoğrafların hangi şartlarda çekildiğini anlatan Öğr. Gör. Dr. Yeliz Tuna, “Sergide yer alan fotoğraflarım son iki ay içerisinde çekildi. 18 yıl boyunca Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde, hocalarımızla omuz omuza mücadele verdik. Burada fotoğrafı olan hocalarımızın hiçbiri sergiye kadar fotoğraflarını görmek istemediler. Hiçbiri bonesinin yamukluğuna, yüzlerinin güzel çıkıp çıkmadığına bakmadılar. Bir insanın bu hayatta kazanabileceği en güzel duygu güven ve sevgi. Serginin ismine de değinmek isterim. Ameliyathaneler hep soğuk ortamlardır ama ben o soğuk ortamlarda hep sıcak olaylar yaşadım. Orada garip bir dinginlik var. Hocalarımız kendi ailelerinden gelen telefonlara bile bakamıyorlar.  Hepinize sergiye katıldığınız ve değerli vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum.” dedi.   

    Konuşmaların ardından katılımcılar sergiyi gezerek fotoğrafları yakından incelediler. 

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı