Kategori: Eğitim

  • Lise Öğrencileri ‘Sağlık’ İçin Yarıştı

    Lise Öğrencileri ‘Sağlık’ İçin Yarıştı

    İstinye Üniversitesi (İSÜ) ile İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün, öğrencilerde doğru sağlık bilinci oluşturulması ve kronik hastalığa sahip öğrencilerin hayatlarının kolaylaştırılması amacıyla başlattığı ‘Sağlık Elçileri Eğitim Programı’nda ödüller sahiplerini buldu. Programa başvuran lise öğrencileri ile öğretmenlerinden oluşan ekipler, kendi projelerini sundular.

    İstinye Üniversitesi (İSÜ) ve İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü, liseli öğrencilerde doğru sağlık bilincinin oluşturulması, sağlıklı toplum, sağlıklı gençlik ve akran dayanışması yoluyla kronik hastalığa sahip öğrencilerin hayatlarının kolaylaştırılması amacıyla başlattığı ‘Sağlık Elçileri Eğitim Programı’nda ödüller sahiplerini buldu. Projeler Afiş Tasarımı, Dijital Oyun ve Sosyal Kampanya Düzenleme olmak üzere üç kategoride hazırlandı.

    Dokuz Tanesi Dereceye Girdi

    Üç öğrenci ve bir danışman öğretmenden oluşan ekiplerin oluşturduğu 40’ın üzerindeki proje grubundan dokuz tanesi dereceye girdi. Sunumlarında başarılı olan ekipler 24 Mayıs’ta İSÜ Kongre Merkezi’nde düzenlenen ödül töreninde açıklandı. birçok akademisyenlerin katıldığı ödül töreninde birinci olan ekibe bluetooth kulaklık, ikinci ve üçüncü olan ekiplere ise hediye çeki verildi. (BSHA- Bilim Ve Sağlık Haber Ajansı)

    Lise Öğrencileri ‘Sağlık’ İçin Yarıştı

     

  • Sağlığa Yön Verecek Kadın Liderler Gelişim Programı İlk Mezunlarını Verdi

    Sağlığa Yön Verecek Kadın Liderler Gelişim Programı İlk Mezunlarını Verdi

    Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi (BÜYEM) ve Professional Women’s Network (PWN) İstanbul tarafından hayata geçirilen “Sağlığa Yön Verecek Kadın Liderler” Gelişim Programı ilk mezunlarını verdi. 23 katılımcı, Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen törenle sertifikalarını aldı.

    Sağlığa Yön Verecek Kadın Liderler Gelişim Programı İlk Mezunlarını Verdi. Sağlık sektöründeki kadınların gelişimini desteklemek amacıyla PWN İstanbul (Professional Women’s Network) ve BÜYEM’in (Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi), UN SDSN Türkiye (Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı) ve ‘Awen for Us’ desteği ile hayata geçirdiği “Sağlığa Yön Verecek Kadın Liderler Gelişim Sertifika Programı”nın ilki tamamlandı. Programdan yararlanan 23 katılımcı 14 Mayıs 2022 Cumartesi günü, Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen törenle sertifikalarını aldı.

    Kız kardeşlik değişimi hızlandırıyor

    PWN’in bağ kuran, harekete geçiren ve etki yaratan network çalışmalarını Türkiye’de başarıyla yürüttüklerini söyleyen PWN İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Aylin Olsun, projenin, sağlık sektöründe kadın yönetici oranındaki artışı hızlandıracağını ifade etti. Olsun, “Sağlık sektörü hem dünyada hem de ülkemizde diğer sektörlere göre toplumsal cinsiyet eşitliği açısından daha avantajlı konumda gözükse de rakamlar halen alınacak yol olduğunu gösteriyor. Sektördeki yüzde 17’lik kadın yönetici oranı bizi memnun etmiyor. Memnun olmadığımız bir konuda eleştiri getirmek yerine müthiş bir kız kardeşlik hikayesi yazdık. PWN Danışma Kurulu üyelerimiz Sevgili Güldem Berkman, Şeyda Atadan Memiş ve Yönetim Kurulu üyemiz Beril Koparal Ergün’ün fikir anneliğini yaptığı, Yönetim Kurulu Üyemiz Sevda Solak’ın destek verdiği; Boğaziçi Üniversitesi gibi köklü bir kurumun paydaşlığında UN SDSN Türkiye ve ‘Awen for Us’ desteğinde, 30’un üzerindeki sağlık sektörümüzün kıymetli genel müdürlerinden oluşan mentörlerimiz ile hayata geçirdiğimiz ‘Sağlığa Yön Verecek Kadın Liderler Gelişim Sertifika Programı’ ilk mezunlarını verdi ve hepimiz çok gururluyuz. Hız kesmeden yola devam edecek ve 1 Ekim’de ikinci sınıfımızı açmış olacağız. Sağlık sektörünün 23 kadın yönetici adayı da daima kız kardeşlik networkümüzün içinde yer alacaklar. Hepsini içtenlikle kutluyorum” dedi.

    Sağlığa Yön Verecek Kadın Liderler Gelişim Programı İlk Mezunlarını Verdi

    Sürdürülebilirlik için eşitliğe ihtiyaç var

    Dr. Tamer Atabarut törende yaptığı konuşmada, sürdürülebilirliğin tüm dünyanın en önemli gündem maddesi olduğunu günümüz dünyasında sürdürülebilir başarının kadın ve erkeklerin eşitliğine dayalı bir yönetim anlayışı ile mümkün olduğunu vurguladı. Kadınlarla erkeklerin dengeli bir şekilde yer aldığı yönetim kurullarının daha iyi çalıştığına dikkat çeken Atabarut, “Kadın ve erkek yöneticiler, çeşitli alanlarda getirdikleri güçlü yönler ile birlikte fark yaratıyor. Yönetim kurullarındaki kadın lider sayısı yükseldikçe başarı hikayeleri de artacaktır” dedi. Atabarut, büyük bir özenle ve titizlikle hazırlanmış ‘Sağlığa Yön Verecek Kadın Liderler Programı’ önümüzdeki aylarda da yeni katılımcılarına ev sahipliği yapmaya devam edecek” diye konuştu.

    Eşitliği savunmaya devam

    Projenin Sektörel Danışma Kurulu Üyesi ve Program Mentörü olarak görev alan . PWN Danışma Kurulu üyesi, Amgen ve Gensenta Genel Müdürü Güldem Berkman, “Üç kız kardeşin en küçüğü olarak, dört yaşımdan itibaren kızların erkekler ile eşit şartlara sahip olması ve önemsenmesi benim için kritik bir konu oldu. Bunun bir örneği olmak adına tüm hayatım boyunca çabaladığımı söyleyebilirim. Kariyerimin 31. yılındayım ve 15 yıldır genel müdürlük yapıyorum. Tecrübelerim doğrultusunda anladım ki kadınlar olarak sonuç odaklı yaklaşımlarımız nedeniyle bazen stratejik hikâye anlatıcılığı ya da zaman azlığı nedeniyle network oluşturmak gibi bazı önemli noktalara yeterince vakit ve enerji ayıramıyoruz. Bu program ile arka planda bıraktığımız bu noktaları geliştirmeyi istedik. Bu amaca ulaşma yolundaki en büyük etken ise, üniversite, dernek ve sağlık sektöründeki önemli liderlerin yarattığı müthiş üçgen oldu! Deniz yıldızlarının hikayesini sanırım hepimiz biliyoruz. Kısaca, “onun için çok şey fark etti”. Bu programa katılan ilk 23 mezunumuz için umarım çok şey fark etti ve edecek!” ifadelerini kullandı. (BSHA- Bilim Ve Sağlık Haber Ajansı)

  • İLKSAN’da Zarar Devam Ediyor İddiası !

    İLKSAN’da Zarar Devam Ediyor İddiası !

    İLKSAN Hakkında Önemli İddia

    İLKSAN’da Zarar Devam Ediyor İddiası. Eğitim-Bir-Sen, İLKSAN Sandık yönetimini eleştirerek, “Üyesinden kanun zoruyla aldığı aidatları, yaklaşık 30 yıldır ölü ve verimsiz alanlarda heba etti” derken, BSHA’nın ulaştığı İLKSAN Yöneticileri, “Açıklama yapmayacağız, üyelerimizi bilgilendirdik” dedi. 

    İLKSAN Sandığı

    Eğitim-Bir Sen, konu hakkında şu iddialarda bulundu, “Üyesinden kanun zoruyla aldığı aidatları, yaklaşık 30 yıldır ölü ve verimsiz alanlarda heba eden Sandık yönetimi, finansal kaynaklarını büyük yatırımlara kanalize etmek, riski dağıtmak, uzun vadeli tasarruf ve bu tasarrufların artırılması prensibine dayandırmak yerine, üyelerin aidatlarını ve sandığın mal varlığını yüksek faiz-negatif reel gelir kısır döngüsüne mahkûm etmiştir. Sandık yönetimi, maalesef, mal varlığını reel olarak artırarak emeklilik yardımı ve sosyal yardımların miktarını çoğaltmak yerine, amatör yönetim anlayışıyla küçük işler yapmaktan, küçük esnaf zihniyetini sürdürmekten bıkacak gibi görünmüyor. Bu yönetim zihniyeti, yıllarca Sandığın kötü gidişatını bilanço makyajlarıyla kapatmaya çalıştı. 2021 faaliyet raporu da bu makyajın artık gediği kapatmaktan aciz olduğunu haykırıyor. Bilanço verilerinin neden az sayıda başlık altında toplandığı, örneğin, geçen yılların aksine gelirlerin neden kalem kalem bilançoda yer almadığı hususu, hangi gerçeği gizliyor, merak ediyoruz”

    İLKSAN Karda !

    2021 yılı faaliyet raporunda her ne kadar “Gelir Fazlamız 327 milyon TL’ye ulaşmıştır” denilse de piyasa verileri ve ekonomik göstergeler yok sayılmak suretiyle İLKSAN’ın kârda olduğu yönünde yanlış ve yanıltıcı bilgi verilmiştir. 2021 yılını zararla kapatan Sandık, zorlama muhasebe oyunlarıyla kâğıt üzerinde kârlı gösterilmeye çalışılmıştır. 2020 yılı Aralık ayı bilançosuna göre Sandığın varlıkları toplamı 2 milyar 178 milyon TL’dir. 2021 Aralık ayı bilançosunda ise İLKSAN aktifleri (yani mal varlığı) toplamı 2 milyar 547 milyon TL’dir. Bu tabloya bakıldığında Sandığın bir yılda yüzde 16,9 oranında büyüdüğü ve bilançosunda nominal olarak 368 milyon TL’lik bir artışın yaşandığı, böylelikle İLKSAN’ın büyük başarıların altına imza atan bir Sandık olduğu düşünülecektir. Hâlbuki 2021 yılında TÜFE oranında (yüzde 36,08) enflasyon değerindeki değişim sebebiyle Sandığın varlıklarındaki zorunlu minimum artış 786 milyon TL olmalıdır. Yıllık TÜFE oranının altında kalan her türlü nominal artış, kâr değil bilakis zarardır. 2020 Aralık ayındaki 2 milyar 178 milyon TL’nin 2021 yılı Aralık ayında 2 milyar 964 milyon TL olması gerekmektedir. Yani İLKSAN 2021 yılında faaliyet raporunun gösterdiği verilere göre 368 milyon TL büyümemiş, aksine net 417 milyon TL zarar etmiştir. İLKSAN’ın yerinde saymaması, yani mevcut varlıklarını koruyabilmesi için en az TÜFE oranında varlıklarını artırmak zorundadır. Aksi takdirde TL’de duran varlıkları enflasyona yenik düşecek, eriyecek ve Sandık iflasa sürüklenecektir. Zira Sandık, mal varlığını ve üye aidatlarını, geliri ve kârı artıracak yatırım kanallarına değil, faize ve faizciliğe yatırmaktadır.

    İLKSAN Mali Tabloları

    İLKSAN’ın mali tablolarından alınan verilere göre Sandığın tüm gelirleri içinde faiz kaynaklı gelirlerin oranı yüzde 97, faiz dışı kira ve diğer gelirlerin oranı ise yüzde 3’tür. Sandık yönetimi, faiz geliri elde etmenin kolaycılığı tuzağına düşmüş ve faiz dışındaki gelir kaynaklarından uzaklaşmayı tercih etmiştir. Gelirlerinin yüzde 97’si faize dayanan kurumun; banka faiz oranlarının düştüğü ve de enflasyon rakamlarının günden güne yükseldiği 2021 yılını 417 milyon zararla kapatması tesadüf değildir. Nisan 2022 (TÜFE) oranının yıllık yüzde 69,97’ye yükseldiği bir ortamda herhangi bir tedbir alınmadığı takdirde 2022 yılında İLKSAN’ın zararı ikiye katlanacaktır. 2021 yılında Sandık üyelerinin birikimleri artmadığı gibi enflasyon karşısında eriyerek İLKSAN zarara uğramıştır. Sandık, üyelerine ikraz adı altında, kamu bankalarının verdiği faiz oranının çok üstünde ihtiyaç kredisi vermeye devam etmesine rağmen (2021 yılındaki ikraz miktarı 1 milyar 639 milyon TL’dir) Sandık zarar etmiştir. Sandığın kasasına her ay, üyelerin maaşından kesilen yaklaşık 40 milyon TL nakit/garanti para girişi olmasına rağmen Sandık zarar etmiştir. Sandığa üyelik, gönüllülük esasına göre değil, zorunlu olmasına rağmen Sandık yine zarar etmiştir.

    İktisadi bir kuruluşun toplam varlıklarına göre ne kadar kârlı olduğunu ortaya koyan bir gösterge olan aktif kârlılık oranı da İLKSAN’da yerlerde gezinmektedir. İLKSAN kâr elde etmiş gözükse de yüzde 36,1 enflasyon oranı göz önüne alındığında Sandığın 2021 yılında elde edebildiği yüzde 12,9 aktif kârlılık oranı, mal varlığının erimekte olduğunu ortaya koymaktadır. İLKSAN, bugün için dünden çok daha büyük iki önemli riskle karşı karşıyadır. Birincisi, 2023 Ocak ayından itibaren öğretmenlere 3600 ek gösterge verilmesiyle on binlerce üyenin emekli olması ve emekli olacak üyelere yapılacak emekli yardımlarının yükünün Sandık tarafından karşılanamayacak olması; ikincisi ise, İLKSAN’ın gelirlerinin yüzde 97’sini faizin oluşturduğu gerçeğiyle birlikte düşük faiz oranları sebebiyle Sandığın gelir kaynaklarının büyük oranda azalarak kuruyacak olması.

    İLKSAN Alarm Veriyor

    Belirtilen iki husus ve diğer konularda İLKSAN Yönetim Kurulu, öngörülü ve basiretli davranmayarak, geleceğe, mal varlığını korumaya ve geliştirmeye dönük herhangi bir aksiyon alabilmiş değildir. İLKSAN Yönetim Kurulu üyeleri; dürüstlük, doğruluk, hesap verebilirlik, saydamlık, saygınlık, güvenilirlik, iyi niyet ve sorumluluk ilkelerini ihlal ederek sınıfta kalmıştır. Benzer şekilde, yönetim kurulu tarafından yetkisiz kişilere hazırlatılan 20.09.2021 tarihli aktüerya raporunda, “Aktüeryal denge hesabının 61 milyon TL teknik fazlalık” verdiği beyan edilmiştir (Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurulu sigorta aktüerleri,  Sandığın aktüeryal denetimini yapmakla yetkili gerçek muhataplardır. Bu konuda özel firmalardan hizmet satın alınması şüpheli bir işlemdir). Bahse konu rapordan üç yıl önce Sandık yönetimi bu sefer de akademisyenlere aktüerya raporu adı altında bir rapor hazırlatmıştır. 04.01.2019 tarihli bu raporda Sandığın “7,7 milyon TL aktüeryal fazlalığa sahip olduğu” iddia edilmiştir. Ocak 2019’dan Eylül 2021’e kadar İLKSAN’ın tüm mali tabloları alarm verirken, Sandığın aktif varlıklarında TÜFE oranının üstünde artış sağlanamazken, 2021 yılını Sandık 417 milyon TL zararla kapatmışken, İLKSAN’ın varlıkları enflasyon karşısında erimeye devam ederken, aradan geçen üç yıllık zaman zarfında yüzde 686,5’lik bir aktüeryal fazlalığın hangi mucize sonucunda ortaya çıktığı açıklanmalıydı. Bunun hesabını sorması gereken yer İLKSAN Denetleme Kurulu’dur. Ancak görünen o ki denetleme kurulu üyeleri, açıkça denetim fonksiyonunu yerine getirmemiştir. Bütün bu gerçeklere rağmen İLKSAN Denetleme Kurulu, 2021 yılında Sandığın 417 milyon TL zarar etmesini görmezden gelmiş, gidişata seyirci kalmış, bu zararı raporlarına yansıtmadığı gibi, yazdığı raporlarda yönetim kurulunu ve faaliyetlerini ‘başarılı’ bulmuştur. Temsilciler Kurulu, ana statünün 7 ve 23. maddelerinin kendisine verdiği yetki ve sorumluluk uyarınca kötü yönetimin bir sonucu olarak ortaya çıkan zararı aklamamalı, sorumluları temize çıkarmamalı, 2021 yılı yönetim ve denetleme kurulu faaliyet raporlarını ve mevcut yönetim ve denetleme kurulunu ibra etmemelidir. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

  • “Öğretim Elemanları Teknolojiyi Etkin Bir Şekilde Kullanmayı Öğrenmeli”

    “Öğretim Elemanları Teknolojiyi Etkin Bir Şekilde Kullanmayı Öğrenmeli”

    Öğretim Elemanları

    Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Erol Özvar, öğretim elemanlarına uyarıda bulunarak, “Öğretim Elemanları Teknolojiyi Etkin Bir Şekilde Kullanmayı Öğrenmeli” dedi. 

    Özvar, Anadolu Üniversitesi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ve Eskişehir Teknik Üniversitesini ziyaret ederek bir dizi etkinliklerde bulundu. Özvar’a ziyaretinde YÖK Yürütme Kurulu Üyeleri Prof. Dr. Naci Gündoğan ve Prof. Dr. Mehmet Şişman eşlik etti. İlk olarak Eskişehir Valiliğini ziyaret eden Özvar Vali Erol Ayyıldız ile görüşmesinin ardından Anadolu Üniversitesine geçerek Rektör Prof. Dr. Fuat Erdal ile birlikte üniversitenin senato toplantısına katıldı.

    Yükseköğretim kurumlarında dijital dönüşüm sürecinde öğretim elemanlarına önemli roller düştüğüne dikkat çeken Özvar, “Özellikle teknoloji ile desteklenmiş öğrenme ortamlarının tasarımında, geliştirilmesinde ve kullanılmasında yeni roller üstlendikleri malumunuzdur. Bu bağlamda öğretim elemanları teknolojiyi etkin bir şekilde kullanmayı öğrenmeli ve derslerinde yeni teknolojilere yer vermelidir. Ayrıca teknolojiyi öğretim süreçlerine daha fazla dahil etmeli, değerlendirme süreçlerinde farklı stratejiler geliştirmeli ve teknolojik açıdan gelişen yükseköğretim kurumlarına ayak uydurmalıdır. Öğretim elemanlarının, dijital dönüşüm ve teknoloji entegrasyonu süreçlerinde üniversiteler tarafından desteklenmesi gerekmektedir.” dedi.

    YÖK Başkanı Özvar, temaslarda bulundu.

    “Temel Amacımız, Açık, Uzaktan ve Hibrit Modelleri Çeşitlendirmektir”

    Dünyada gerçekleşen dijital dönüşümlere paralel olarak, başta Anadolu Üniversitesi olmak üzere birkaç üniversitemizde uygulandığı haliyle açıköğretimin mevcut biçiminin güncellenmeye ve çeşitlendirmeye ihtiyacı olduğunu belirten YÖK Başkanı Özvar şöyle devam etti:

    “Daha önemlisi, Türkiye’de açıköğretimin payı hem önlisans hem de lisans düzeyinde oldukça yüksektir. Önlisans düzeyinde açıköğretimin payı 2020-2021 öğretim yılında %73 olmuştur. Lisans düzeyinde ise açıköğretimin payı %52’dir. Bu oranlar oldukça yüksektir. Açıköğretim programlarını dönüştürme yoluyla mevcut payı önümüzdeki yıllarda azaltmayı hedefliyoruz. Yüksek lisans ve doktora düzeyindeki uzaktan eğitim programlarının payının ise artırılmasını hedefliyoruz. Bu çerçevede temel amacımız, açık, uzaktan ve hibrit modelleri çeşitlendirmektir.”

     YÖK Başkanı Özvar Öğrencilerle Buluştu

    Anadolu Üniversitesi Türk Dünyası Bilim Kültür ve Sanat Merkezi’nde öğrencilerle bir araya gelen Özvar, öğrencilerle buluşmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Öğrencilerden gelen soruları cevaplayan Özvar, Son yıllarda NFT ve blockchain gibi teknolojilere ilişkin üniversitelerde bölümler açılmasına ilişkin taleplerin olduğunu dile getirdi. Özvar “Son yıllarda en çok talep edilen alanlar bunlar. En çok hoca ihtiyacı duyduğumuz alanlar. Buraya nereden geliyor? Ya matematikten geliyor hocalar ya bilgisayar mühendisliğinden ya yazılım mühendisliğinden geliyorlar. Bu bölümlerde okuyan arkadaşlar 3’üncü, 4’üncü sınıflarda bir işe angaje oluyor. İyi de yapıyorlar. Dolayısıyla akademik çalışmaya, deyim yerindeyse pek gelmek istemiyorlar. Ciddi bir hoca açığı duyuyoruz şu anda. Doğrudan bu temaları da içeren bölüm ya da programlar tasarlıyoruz.” ifadelerini kullandı.

     ​“Adanmışlık Yoksa Bilim İnsanı Olmak Çok Zor”

    YÖK Başkanı Özvar, bir öğrencinin “Akademik kariyer yapmak isteyen öğrencilere önerileriniz nelerdir?” sorusu üzerine şunları söyledi:

    “Akademik kariyer, büyük ölçüde akademik başarıya dayanıyor. En az bir yabancı dile ihtiyaç var. Bir de çok okumayı sevmeniz lazım. Merak… Merak çok enteresan bir şey. İnsanoğlunun fıtratına, tabiatına konulan en kıymetli değerlerden bir tanesi. Merak lazım. Bakış açıma göre akademisyen olmanın ilk şartı, insanın adanmış olması lazım. Ne çalışmak istiyorsanız, hangi alanda çalışmak istiyorsanız kendinizi o alana adamanız gerekiyor. Adanmışlık yoksa bilim insanı olmak çok zor. Ömrünüzü bir şey için feda edeceksiniz. Akademisyenliği seçecek arkadaşların önce bundan sonraki hayatını yani lisans eğitimi bittikten sonraki hayatınızı o alana, nerede çalışacaksanız, feda etmeye karar vermeniz lazım. Bu yoksa ilim insanı olmak mümkün değil. Nerede çalışma yapmak istiyorsanız o alanın en iyileriyle tanışmak, onlarla görüşmek, onlarla bir arada olmayı tercih edin.”

     ​“Uzaktan eğitimin yeni şeklini önümüzdeki günlerde üniversitelerle paylaşacağız”

    Çevrim içi eğitimin öğrenciler üzerinde bazı etkilerinin olduğu ve bunun nasıl aşılabileceği sorusu üzerine Özvar “Online derslerin kampüs hayatını ikame edemeyeceğini hepimizin bilmesi lazım. Seçimlik dersler online yürüyebilir. Çünkü orada gönüllülük var. Bir de gerçekten fiziken yürütülmesi zor olan dersler olabilir. İşte onların da mutlaka online olarak yöneltilmesi lazım. Anadolu Üniversitesine imkânları dolayısıyla gelemeyecek öğrenciler olabilir. Yolculuk problemi, salgın olabilir. O zaman bence bunu çok ciddi bir şekilde uygulamaya koyabiliriz. Online eğitim artık bizim kampüs hayatımızın bir parçasıdır. Artık bunu çıkaramayız ama bunun oranını, şeklini iyi kontrol edebilmemiz lazım. Uzaktan eğitimin yeni şeklini önümüzdeki günlerde inşallah üniversitelerle paylaşacağız, duyuracağız.” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından Özvar, öğrencilerle fotoğraf çektirdi.

     ​Eskişehir Osmangazi Üniversitesini ve Eskişehir Teknik Üniversitesini Ziyaret

    YÖK Başkanı Erol Özvar, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Şenocak’ı ziyaret etti. Üniversite hakkında rektör Şenocak’tan bilgi alan Özvar, daha sonra üniversitenin senato toplantısına katıldı. Daha sonra Eskişehir Teknik Üniversitesine (ESTÜ) geçen Özvar, ESTÜ proje takımı ve kulüp üyesi öğrencilerle bir araya geldi. Üniversite Rektörü Prof. Dr. Tuncay Döğeroğlu tarafından karşılanan Özvar, Rektörlük yanındaki alanda proje takımı öğrencileri ve öğrenci kulüplerince hazırlanan stantları gezdi. Özvar, öğrencilerin projeleri ve kulüp çalışmaları hakkında bilgi aldı. Özvar, ESTÜ Senato Toplantısı’na da katıldı.

    Üniversite Tarafından İşletilen Dünyadaki Tek Havalimanı

    YÖK Başkanı Özvar, ESTÜ Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesine ait olan, dünyada üniversite tarafından işletilen ve uluslararası trafiğe açık ruhsatlı ilk ve tek havalimanı olma özelliğine sahip Eskişehir Hasan Polatkan Havalimanı’nı da ziyaret etti. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

     

  • MEB’de Ödülleri Kim Dağıtıyor !

    Eğitime Ayrılan Bütçe

    MEB’de Ödülleri Kim Dağıtıyor ? Türk Eğitim Sen Genel Başkan Talip Geylan, MEB personeline başarı, üstün başarı belgesi ve ödül verilmesine dair resmi yazının Personel Genel Müdürlüğü tarafından taşra teşkilatına gönderilmesinin ardından bir açıklama yaptı.

    Tebliğler Dergisi’nde yayınlanan ödül listeleri incelendiğinde  2019 yılında ödül alanların yüzde 68,2’sinin, 2020 yılında ise yüzde 66,5’inin   aynı sendika üyesi olduğuna dikkat çeken Geylan, “Bu sene kutudan ne çıkacak çok merak ediyoruz! MEB’de bir şeyler değişecek mi? Yoksa müesses nizam (aynı tas aynı hamam) devam edecek mi?” diye sordu. Genel Başkan Talip Geylan açıklamasında şunları söyledi: “MEB personeline başarı, üstün başarı belgesi ve ödül verilmesine dair resmi yazı 19.04.2022 tarihi itibariyle Personel Genel Müdürlüğü tarafından taşra teşkilatına gönderildi.

    Bu Yıl Kutudan Ne Çıkacak ?

    Bu yıl kutudan ne çıkacak çok merak ediyoruz. Çünkü, Tebliğler Dergisi’nin 2754 sayılı Temmuz-2020 sayısında yayınlanan ödül listesi ne göre, 2019 yılında ödüle layık görülen 7.576 MEB personelinin 5.169’u yani % 68,2’si aynı sendika üyesi idi. Tebliğler Dergisi’nin 2763 Sayılı Temmuz-2021 sayısında yayınlanan listeye göre de 2020 yılında ödül alan 8.439 kişinin 5.606’sı yani %66,5’i yine aynı sendikanın üyesi idi. Bu tablo üzerine “MEB’DE ÖDÜLLERİ KİM DAĞITIYOR?” diye sormuştuk. Bakalım; MEB’de bir şeyler değişecek mi? Yoksa müesses nizam (aynı tas aynı hamam) devam edecek mi?” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

  • MEÜ Öğrencileri uluslararası projede

    MEÜ Öğrencileri uluslararası projede

    Konuyla ilgili bilgi veren Doç. Dr. Ümit İzgi Onbaşılı, 2007 yılından bu yana “Yaşam Boyu Öğrenme Programı’na sıkı bir şekilde entegre edilen ve 2005 yılında Avrupa Komisyonu’nun e-öğrenme programının ana hareketi olarak başlatılan eTwinning Merkezi Destek Servisi’nin; Avrupa’daki okullar, öğretmenler ve öğrenciler için eğitimi geliştiren 31 Avrupa Eğitim Bakanlığı’nın uluslararası işbirliğinden oluşan “European Schoolnet” tarafından yönetildiğini belirtti. eTwinning Türkiye Ulusal Destek Servisi’nin, Milli Eğitim Bakanlığı Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösterdiğini kaydeden Doç Dr. Onbaşılı, “Ülkemiz eTwinning Initial Teacher Education (ITE) sürecine 2019 yılında dâhil olmuştur. Bu kapsamda eTwinning faaliyetlerinin üniversitelerin eğitim fakültelerine entegrasyon süreci başlamıştır. Özellikle son yıllarda merkezi destek servisi tarafından ITE enstitülerinin geliştirilmesi faaliyetleri önem kazanmıştır. Söz konusu proje ile geleceğin öğretmenleri olan öğretmen adaylarının, henüz lisans eğitimi sırasında uluslararası projelerle tanışması sağlanmaktadır” dedi.

    Türkiye’de eğitim fakültesi akademisyenleri ve öğretmen adaylarının eTwinning projesine dâhil olmasını esas alan “eTwinning ITE” kapsamında; Mersin Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Ana Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Ümit İzgi Onbaşılı ile Balıkesir Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Ana Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Burcu Sezginsoy Şeker tarafından “What Kind of World do We Want?” ve “Qualified Teacher of the Future” başlıklı 2 uluslararası proje yürütüldü. Türkiye, İtalya, Fransa ve Almanya’nın ortak ülkeler olarak yer aldığı projelerde öğretmen adayları, konusunda uzman akademisyenlerle tanışma ve çevrimiçi çalışma şansı elde ettiler.

    İlk projede sınıf öğretmeni adaylarının sürdürülebilir çevre, iklim değişikliğinin nedenleri ve etkileri konusunda farkındalıklarının artırılması amaçlanırken, ikinci proje ile farklı kültürlere sahip sınıf öğretmeni adaylarının eTwinning etkinlikleri aracılığıyla kültürel, kişisel ve mesleki gelişimlerine katkıda bulunmak için birlikte çalışmaları hedeflendi. Bu kapsamda yürütülen projelerden Türkiye, Almanya, Fransa ve İtalya’dan toplam 6 akademisyen ve 30 öğretmen adayının dâhil olduğu “Qualified Teacher of the Future” projesi, Fransa’da öğretmen eğitiminde öncü kurumlardan biri olan Picardy Jules Verne Üniversitesi web sitesinde de paylaşıldı.

    Proje sayesinde, Mersin ve Balıkesir Üniversite’sinde eğitim gören 12 sınıf öğretmeni adayı, Laon ve Amiens’teki INSPÉ merkezlerinden, Stuttgart-Ludwigsburg’daki Alman öğrencilerle ve Palermo’daki Università Degli Studi’den Sicilyalı öğrencilerle işbirliği yapabildiler.

    Bu tarz uluslararası projelerin yaygınlaşması için çalışmalarına devam eden akademisyenler, 25-30 Nisan 2022 tarihleri arasında İtalya’da Palermo Üniversitesi’nin ev sahipliğinde ve Erasmus personel hareketliliği kapsamında bir araya gelerek, gelecek yıllarda yapılabilecek projeler için fikir alışverişinde bulunacaklar.

  • Eğitimcilerden Kadın ve Çocuk İstismarı Açıklaması !

    Kadın ve çocuk istismarı

    Eğitimcilerden Kadın ve Çocuk İstismarı Açıklaması ! Eğitim Sen, Türkiye’de kadına ve çocuğa karşı baskı, şiddet ve istismarın yoğun biçimde devam ettiğini belirterek, “İstismar Faillerini Aklamanıza İzin Vermeyeceğiz” dedi.

    Türkiye’de, adalet mekanizmasına olan güven hızla azalmakta, eğitim sisteminden memnuniyetsizlik ise giderek artmaktadır. Böyle bir ortamda, okullarda, devlet ve tarikat yurtlarında neredeyse her gün bir yenisinin ortaya çıktığı cinsel istismar skandallarının birisi de İzmir’in Dikili ilçesinde bulunan bir ortaokulda, 2019 yılının Kasım ayında yaşandığını belirten sendika yetkilileri, “Bir öğretmen 8 öğrenciyi taciz ettiği iddiasıyla, ailelerin ve çocukların şikâyeti üzerine başlatılan idari soruşturma ile görevden alındı. Sonrasında gözaltına alınan öğretmen E.S. çıkarıldığı mahkemece tutuklandı, ancak Bergama Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın dördüncü duruşmasında “delil yetersizliği” gerekçesiyle tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi. Dava sürecinde, mağdur çocukların ailelerinin korkutularak sindirilmeye çalışıldığı, mağdur çocuklar lehine şahitlik yapacak olan sınıf arkadaşları ve ailelerine ulaşılıp tanıklıklarının geri çektirilmesine dair aile ve çocukların beyanlarına dayalı iddialar, yine bir failin aklanmasına çalışıldığına dair kuşkuları derinleştirdi. 12 Ekim 2021’de gerçekleşen duruşmada ise mağdur avukatlarının sanığın yeniden tutuklanması talebi, mahkeme heyeti tarafından “delil yetersizliği” nedeniyle reddedildi. Sanığın “delil yetersizliği” gerekçesi ile tahliye edilmesi, mağdur çocukların beyanlarının dikkate alınmadığını göstermektedir” dedi.

    Devlet Memurlarını Koruyan Yargı Kararları

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi, “Oysaki çocuğa karşı istismar ve cinsel suçlarda somut delilin elde edilmesi her zaman mümkün olmazken, bu suçlar çoğunlukla mağdurun yalnız olduğu ve herhangi bir kayıt cihazının olmadığı ortamlarda işlenmektedir. Bu nedenle, çocuğa karşı cinsel istismar suçlarında mağdurun beyanının esas alınması gerekmektedir.   Aksi durum çocukların şiddet tehdidi altında yaşamasına, mağdurların şikâyetçi olmasının ve etkin soruşturma yürütülmesinin zorlaşmasına ve faillerin cezasız bırakılmasına sebep olmaktadır. Siyasi iktidarın şiddet ve istismar faillerinin elini kolaylaştıran yasal düzenlemeleri ve özellikle kadına ve çocuğa yönelik şiddet ve istismardan yargılanan devlet memurlarını koruyan ve cezasız bırakan yargı kararları, toplumun her geçen gün adalete güvenini daha da zedelemekte, mağduriyetleri derinleştirmektedir. Eğitim Sen, 19 Nisan 2022’de kararın beklendiği bugünkü duruşmada, eğitimci kimliğini kullanarak çocuklara karşı istismar suçunu işleyen sanığın cezalandırılması için mağdur öğrencilerin tarafındadır. Kadını ve çocuğu her türlü şiddete karşı korumayı hükmeden uluslararası sözleşmelerde tanımlanmış tedbir, önlem ve sorumluluklar ile Türk Ceza Kanunu’nun kadını ve çocuğu koruyan yasa hükümleri derhal uygulanmalı, faillerin cesaret aldığı yargı kararlarına bir yenisi daha eklenmemelidir. Sendikamız kadınların ve çocukların haklarına yönelik her türlü müdahaleye karşı kararlılıkla mücadelesini sürdürecek, cinsel istismar suçlarının olağanlaştırılmasına izin vermeyecektir” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

  • Eğitimcilerden ‘Adil Yönetim’ Talebi !

    Eğitimcilerden ‘Adil Yönetim’ Talebi. Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Talip Geylan, dış yapıların yönetime müdahale ettiğini öne sürdü.

    Dışarıdan yapıların, kamuyu yönetme talep ve tasarruflarını da bir hadsizlik olarak gördüklerini; bu hadsizliğe göz yumanların da en az hadsizler kadar sorumlu olduğuna  inandıklarını ifade eden Talip Geylan, “Türk Eğitim Sen olarak, kamuyu yönetme sorumluluğu taşıyanlardan beklentimiz, her daim sadece adil yönetim anlayışı olmuştur” dedi. Geylan açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Kamu yönetiminin ve kamusal alanın, liyakat üzerinden değil de mensubiyetler üzerinden tanzim edilmesini bu ülkeye yapılan en büyük kötülük olarak görürüz. Nitekim, 15 Temmuz fetö ihaneti, bu kötülüğün en bariz sonucu ve acı örneğidir. Dışarıdan yapıların, kamuyu yönetme talep ve tasarruflarını da bir hadsizlik olarak görür; bu hadsizliğe göz yumanların da en az hadsizler kadar sorumlu olduğuna inanırız. Denir ya; devletin dini adalettir. Türk Eğitim Sen olarak, kamuyu yönetme sorumluluğu taşıyanlardan beklentimiz, her daim sadece adil yönetim anlayışı olmuştur. Bizim ahlakımıza göre kamusal görevler; nefislerimize amade nimetler ya da talan edilmesi gereken ganimetler değil, aziz milletimize hizmet vesilesidir. Sıfatınız, unvanınız, makamınız ne olursa olsun; Her şey bittiğinde, “Sonu” geldiğinde, Yaptıklarınızla ya da yapmadıklarınızla anılırsınız. İsminiz, ya hayırla ya da kahırla dile dökülür” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

  • “Temel Bilimlere İlgi İstenilen Oranda Değil”

    temel bilimler

    Temel Bilimlere İlgi İstenilen Oranda Değil ! Üniversitelerin matematik, fizik, kimya ve biyoloji gibi temel bilim programlarının mevcut durumunu değerlendirmek amacıyla Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanlığında bir toplantı düzenlendi.

    YÖK Başkanı Erol Özvar başkanlığında düzenlenen toplantıya YÖK Yürütme Kurulu Üyeleri ile çeşitli üniversitelerden alanında uzman akademisyenler katıldı. Toplantıda temel bilim programlarının mevcut durumunun yanı sıra, YKS yerleşme puanı yüksek öğrenciler için temel bilimlerin özendirilmesi ve tercih edilebilir hale getirilmesi, araştırma ve teknoloji altyapısının mevcut durumu ile iyileştirme önerileri, eğitim ve öğretim kalitesi, mezunların istihdamı ve iyileştirmelere ilişkin çözüm önerileri konuları ele alındı.

    ​”Fizik, Kimya, Biyoloji ve Matematik Bilimlerine İlgi İstenilen Düzeyde Değil

    YÖK Başkanı Özvar konuşmasında; Türkiye’deki temel bilimler eğitiminin durumunu değerlendirmek için bir araya gelmiş olduklarını belirterek, üniversitelerin fizik, kimya, biyoloji ve matematik gibi temel bilimler alanındaki bölümlerine ilginin istenilen oranda olmadığını gözlemlediklerini ve bu bölümlere ilginin artması için çözüm üreteceklerini aktardı. Toplantının, “üniversitelerin temel bilim alanlarından matematik, fizik, kimya ve biyoloji bölümlerinin mevcut durumunu değerlendirmek, son zamanlarda ortaya çıkan öğrenci sayılarının azalması ve mezunlarının istihdam olanakları gibi sorunlara çözüm aramak ve temel bilim bölümlerinde daha kaliteli bir eğitim ve öğretim vizyonu ortaya koyma konusunda” yeni dönemdeki yol haritasının oluşturulmasına katkı sağlayacağına inandığını vurgulayan Özvar, YÖK temsilcileri, rektörler ve çeşitli üniversitelerden alanında uzman bilim insanlarının katılımıyla gerçekleştirilen bu toplantıyı, konunun en üst düzeyde gündeme alınmasının bir başlangıcı olarak gördüğünü ifade etti.

    Ekonomi Üzerindeki Etkisi Yadsınamaz

    Öte yandan, Türkiye’nin Ar-Ge ve yenilikçilik performansının sürekliliği ve gelişimi için temel bilim alanlarına nitelikli gençlerin ilgisinin canlı ve devamlı tutulmasını sağlamak zorunda olduklarının altını çizen Özvar, “Temel bilimlerin araştırma faaliyetlerine ve katma değeri yüksek, inovatif ve yüksek teknolojik ürünlerin geliştirilmesine katkısı hepinizin malumudur. Temel bilimlerin, tıp, dişçilik, eczacılık gibi sağlık alanları, mühendislik alanları ve ekonomi üzerindeki etkisi yadsınamaz.” diye konuştu. Toplantıda temel bilim programlarının daha cazip hale getirmek için katılımcılar tarafından görüşler dile getirildi. Erol Özvar’ın başkanlığında yapılan toplantıya, YÖK Başkan Vekili Prof. Dr. M. İ. Safa Kapıcıoğlu, YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ömer Açıkgöz, YÖK Başkan Danışmanı Doç. Dr. Bekir S. Gür, YÖK Başkan Danışmanı Doç. Dr. Enes Gök, Bartın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Orhan Uzun, Uşak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ekrem Savaş, Eski YÖK Üyesi Prof. Dr. Durmuş Günay, Eski Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Umran İnan, YÖK Kurum Danışmanları Doç. Dr Ahmet Çalık, Dr. Maksud Önal, F. Betül Coşkun, YÖK Eğitim- Öğretim Dairesi Başkan V. Adına Tevhide Uçan, YÖK Uzmanları Adnan Doğan ve Handan Demir katıldı. Programa farklı üniversitelerden Prof. Dr. Muhammet Şakiroğlu, Prof. Dr. Müşerref Önal, Prof. Dr. İlhami Gülçin, Prof. Dr. Çağatay Tavşanoğlu, Prof. Dr. Selim Süalp Çağlar, Prof. Dr. Ekbel Özbay, Prof. Dr. Bektaş Tepe, Prof. Dr. Havva Yağcı Acar, Prof. Dr. Hakan Altan, Prof. Dr. Gülay Özcengiz, Prof. Dr. Ezel Boyacı, Prof. Dr. Cihangir Tanyeli, Prof. Dr. Ferruh Özbudak, Prof. Dr. Ahmet Altındal, Prof. Dr. Filiz Vardar, Prof. Dr. Meral Birbir, Prof. Dr. Elif Akalın, Prof. Dr. Ayşe Erol, Prof. Dr. Mustafa Tüzen, Prof. Dr. Mustafa Soylak, Prof. Dr. Rana Nomak Sanyal ve Prof. Dr. Nihat Sadık Değer katıldı.​ (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

  • Öğretmenlere Mektup Var !

    Memura rehaf payı

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Genel Başkanı Nejla Kurul, eğitimcilere mektupla seslendi.

    İşte o Mektup

    “Size bu mektubu yazmamın nedeni, öğretmenlik mesleğimizi öğrencilerimiz ve velilerimizle birlikte bütüncül olarak yeniden düşünmek! Öğretmenlerle öğrencilerin hatta velilerin yazgılarının birbirine ne kadar bağlı olduğunu fark etmek! Okul binaları, eğitim programları, eğitim yönetimi, ders kitapları, okul içi karşılaşmalar eğitimin bütün bileşenlerinin yaşamını etkiliyor. Okul ortamı çoğul, demokratik, katılımcı ve sevinçli ise herkes için öyledir. Okul ortamı kederli, otoriter, baskıcı, yıldırıcı ve aynılaştırıcı ise yine eğitimin tüm bileşenleri için öyledir. Şimdilerde yaşamdan kopuk, öğretmenlerin çocuklara bir şeyleri “ezberletmek”le meşgul olduğu, eğitimin sınav için yapılır hale geldiği, diğer bir deyişle tüm eğitimin “dersaneleştiği”, öğretmenlerin edilginleştirildiği, öğretmen emeğinin değerinin azaldığı, buna paralel olarak da nihayetinde öğrencilerin diplomalarının yüksek işsizlik oranları karşısında ciddi değer kaybına uğradığı bir sürecin içinde çözüm yolları arıyoruz. Sorular soruyoruz, sorularımızı başka sorular izliyor: Bu koşullarda okullarımız bugün kime/kimlere hizmet ediyor? ‘Öteki’ne ve doğaya duyarlı, özenli, nazik, cesur, adil, üretken, kısaca iyi insan yetiştirebiliyor muyuz? Okulların dışında yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar sürerken iyiyi, doğruyu ve güzeli anlatabiliyor muyuz sınıflarımızda? Kutuplaştırılmış Türkiye siyaseti içinde sınıfımızda kendimizi özgür biçimde ifade edebiliyor muyuz? Geçinebiliyor muyuz?  Diliyorum, bu sorulara olumlu yanıtlar verebiliyorsunuzdur. Ancak Eğitim Sen olarak, içinde yaşadığımız eğitim koşullarından çok daha iyisini hak ettiğimizi düşünüyoruz. Başka bir yaşam, başka bir emek süreci ve başka eğitim mümkün diyoruz”

    Köy Enstitüleri

    Yaşamakta olduğumuz sorunların önemli bir kısmına döneminde çözüm üretebilmiş Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü bugün. Köy Enstitüleri tarihsel, toplumsal, kültürel bir varlığımız! Aynı zamanda güncelliğini de koruyan önemli derslerle dolu eşsiz bir deneyim. Mektubumun elinize geçtiği günden tam 82 yıl önce, 17 Nisan 1940’ta Köy Enstitüleri kurulmuş! Genç Cumhuriyetin düşünce dünyasında, efsane Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in özgürlükçü ve eşitlikçi siyasal ufku, İsmail Hakkı Tonguç’un üretken sevinci, eğitim kuramcılığı ve eylemciliği ve 17 binin üzerinde köy enstitülü kız ve erkek çocukların ve öğretmenlerin zekâsı, duyguları ve devinimleri üzerinde yükselmiş Köy Enstitüleri ! Köy Enstitüleri öylesine güçlü etkiler, etkileşimler, titreşimler, karşılaşmalar yaratmış ki zihnimiz ve yüreğimiz bir romandan, bir öyküden, bir şiirden, bir filmden gelen bu etkilerin izlerini 82 yıl sonra da hala taşıyor. Eğitim Sen’in öncü kurumlarından olan Türkiye Öğretmen Sendikası Genel Başkanı Fakir Baykurt’un romanlarını, öykülerini, otobiyografilerini, eşsiz filmlere, oyunlara konu olan eşsiz yapıtlarını unutmak mümkün mü? Böylesi bir insan nasıl yetişebilir diye sorulduğunda, Köy Enstitüleri gelir akla geliyor çokça. Aklın ve duygunun özgürleştiği, geliştiği ve güçlendirildiği koşullar… Köyün kıyısına yerleşmiş özgürlükçü bir kent olarak tahayyül ediliyor Köy Enstitüleri. Fakir Baykurt yüz binlerce öğretmenin devrimci mücadelesine güç veren çok güçlü bir yazar, öğretmen, devrimci! Ayrıca Mahmut Makal, Dursun Akçam, Talip Apaydın, Ümit Kaftancıoğlu, Emin Özdemir, Adnan Binyazar ve daha niceleri… Hepsi onurumuz olan Köy Enstitülü yazarlar. Tek sesliliğin karşısına çok sesliliği, çok dilliliği ve çoğul anlamı koyabilmiş yazarlar.

    Biz Öğretmenler Ne Yapabiliriz ?

    Köy Enstitüleri ile köylünün, köy çocuklarının bilincinde pencereler açılmış, dünyanın farkına varması sağlanmış, güç ilişkileri içinde aldıkları konum ve ne olabileceklerine ilişkin zengin bir karşılaşma olmuştur. Köy Enstitüleri bir kalıba sığmamış, sınırlardan taşmış, köyde ve ülkede yaşamakta olan yediden yetmişe her kuşağa ulaşmayı hedeflemiş, hem köy çocuklarının eğitim hakkını, hem köylü nüfusun yaygın eğitimini hem de köye öğretmen yetiştirmeyi başarabilmiş.  İsmail Hakkı Tonguç’un ifadesi ile Köy Enstitüleri ile yapılmak istenen ve yapılan tam anlamıyla “köyün canlanması”! Köy Enstitüleri mezunları bu ülkeye çok şey armağan ettiler. Köy Enstitüsü deneyimini ve Köy Enstitülü yazarların eserlerini onurla ve gururla yeniden ve yeniden okuyacağız ve anlatacağız. Yurttaşların bilim, sanat, siyaset, sevgi ve iş ile özgürleşmesinden, güçlenmesinden gelişmesinden korkan insanların kapattığı Köy Enstitülerinin mekânlarını, yapıtlarını ve düşlerini canla başla koruyacağız ve savunacağız. Ancak bu yetmez diye düşünüyorum. Enstitülerin ilk dersi “yapmadıkça yaşamadıkça” ilkesini kendi hakikatimiz yapmadıkça üretemeyiz. Her yaştan şimdiki kuşaklar olarak sıra bizde! Köy Enstitülerinden aldığımız esin ve itici güç ile bizler, biz öğretmenler, biz eğitim ve bilim emekçileri ne yapabiliriz?

    Karma Eğitim

    Öğretmenler, eğitim emekçileri betonlaşmış, milyonlarca işsiz ve işten eve evden işe giden adeta sivil ölüme mahkûm edilmiş kentlerimizi, yoksullukların yaşadığı kent çeperlerini, kâğıt üzerinde kentin bir mahallesine dönüştürülmüş olsa bile kentleri, köy-kentleri, köyleri canlandırmak için ne yapabiliriz? Bu sorular biz öğretmenleri, eğitim emekçilerini, bilim insanlarını çağırıyor! Bir yandan COVID-19 salgınını yaşarken aydın öğretmenler olarak kent yaşamını, iklim krizini, tarım alanındaki tahribatı Köy Enstitüleri gibi bütünsel bir açıdan ele alarak ekoloji ile uyumlu bir toplumun inşasına nasıl katkı sağlayacağız! Tek boyutlu, ezberci, zekâları tepedekilerin, başkalarının zekâsına bağlayan, özgüveni her gün sarsılan çocukları ve gençleri aynı zamanda meslektaşlarımızı çok yönlü eğitim deneyimlerine nasıl açacağız? Bir yandan düşünürken, bir yandan uygulamaya, deneye yönelerek eğitimde ve yaşamda kuram-uygulama bütünlüğünü yeniden nasıl inşa edeceğiz? Kız ve erkek çocukların karma eğitimine, toplumsal cinsiyet eşitliğine, planlı çalışmalara, her çocuğun ve öğretmenin değerini gören bir geliştirme/yönlendirme anlayışına, üretkenliğe, yerelden evrensele, evrensel yerele etkileşimlere, ürettiklerimizin hakça bölüşümüne, öz yönetime, etkin teknoloji kullanımına, yapıcı ve yaratıcı bir etiğe, yurttaşın, öğrencilerin ve öğretmenlerin yazgı birliğine doğru çalışmaları nasıl yapacağız?

    Eğitim Sen’e Çağırıyorum

    “Eğitimde Köy Enstitüleri gibi önceliğimiz eğitime erişemeyen çocuklar olmalı değil mi? Yoksul çocuklar, güçleri toplumsal cinsiyet kalıpları ile engellenmiş kız çocukları, engelli çocuklar, anadili farklı olan çocuklar, farklı inançlara sahip çocuklar, çocuk işçiler, mülteci çocuklar… Bu nedenle nitelikli ve parasız bir eğitim için eğitim hakkı mücadelesinin bir parçası olmayacak mıyız? Eğitim her gün dinselleştirilirken laik, bilimsel eğitim ve cinsiyet eşitlikçi bir eğitim için ne yapabiliriz? Köy Enstitüleri kültür ve dilin insan yaşamına kattığı zenginliğin farkında kurumlardı, ülkemizde yaşayan anadili farklı olan çocuklar için ne yapacağız? Apartmanlaşan okullarımızda yaşamla bağı nasıl kuracağız? Sevgili öğretmen arkadaşlarım Eğitim Sen’de bir yandan tüm çocuklar ve gençler için eğitim hakkı mücadelesi verirken, bir yandan da eğitim ve bilim emekçilerinin ekonomik, demokratik ve özlük hakları mücadelesini emek, demokrasi ve barış duyarlılığı ile birleştirmeye çalışıyoruz. İnsan onuruna yaraşır bir yaşam için “Hep birlikte ne yapabiliriz?” sorusuna birlikte yanıt vermek, birlikte eylemek için Eğitim Sen’e çağırıyorum” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)