Sağlık
Türk Toraks’tan ‘Enkaz Atıklarının Bertarafında Mevzuata Uyun’ Çağrısı
Türk Toraks Derneği, 5 Haziran Dünya Çevre Günü nedeniyle yaptığı basın açıklamasında çevre sorunları konusunda önemli verileri paylaşarak uyarılarda bulundu. Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu tarafından yapılan açıklamada, 6 Şubat Depremleri sonrası yapılan enkaz kaldırma çalışmalarında ortaya çıkan tehlikelere dikkat çekilerek enkaz atıklarının bertarafı konusunda yetkililere mevzuatlara uygun hareket edilmesi yönünde çağrıda bulunuldu.

Ekolojik Yaşam Alanları İşgal Edilmektedir!
Asbest tehlikesine dikkat çeken Türk Toraks Derneği Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Sekreteri Uzm. Dr. Selin Çakmakcı Karakaya, “Bölgede, enkazlar ve katı atıklar, yönetmeliklere uygun olmadan yanlış uygulamalarla hızla ve hiçbir önlem alınmadan kaldırılmakta, üstü açık kamyonlarla uygun olmayan alanlara gelişigüzel dökülmektedir. Ekolojik yaşam alanları işgal edilmekte ve geri dönüşü olmayabilecek etkilere neden olmaktadır. Bu süreçte oluşan tozlar, geniş bir alanda hava kirliliğine yol açmaktadır. Havaya saçılan yüksek yoğunluktaki tozlara ve parçacık maddelere maruz kalım, akut ve kronik solunumsal sorunlara (akciğer zedelenmesi, bronşlarda daralma, kronik öksürük, kalıcı bronşiyal aşırı duyarlılık, akciğer fonksiyonunda azalma) ve astım, KOAH alevlenlenmelerine neden olmaktadır. Beton ve sıva ile kaplanmış duvarlar ve diğer yüzeylerden yüksek konsantrasyonda salınabilen silika partikülleri, silikozise neden olabilir. Enkazların ve alt yapının kaldırılması sırasında havaya salınan asbest lifleri solunum yolu ile vücuda girerek yıllar içerisinde akciğer kanseri, akciğer zarı kanseri (mezotelyoma), yutak kanseri ve akciğer sertleşmesine ve fibrozise (asbestozis) neden olabilir. Çocuklar, yaşlılar, gebeler ve daha önceden solunumsal ve kalp damar hastalığı gibi kronik hastalığı bulunanlar bu kirleticilere en çok duyarlı olan kişilerdir. Aynı zamanda arama-kurtarma, enkaz kaldırma ve atık yönetimi çalışanları için de sağlık riskleri oluşturur.”

4 Numunede Asbest Tespit Edildi
Uzm. Dr. Çakmakcı Karakaya, dere yatakları, tarım arazileri ve su kaynaklarına çok yakın bölgelere enkazların döküldüğünü belirterek asbest tehlikesine dikkat çekti: “Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi tarafından, 21-22 Nisan 2023 tarihlerinde Hatay ve Samandağ ilçesinde üç adet döküm sahası ve bir adet yerleşim yerinden olmak üzere toplam 8 adet katı asbest numuneleri alarak analiz edilmiştir. Dört numunede (malzeme: eternit) asbest (krizotil) tespit edilmiştir. Hazırlanan raporda konutların, çadırların ve kamu kurumların (okullar, spor merkezleri vs…) yaklaşık 100 metre yakınında döküm sahaları tespit edilmiştir. Dere yatakları, orman arazileri, zeytinlikler, seralar, tarım arazileri ve su kaynaklarına çok yakın bölgeleri döküm sahası olarak tercih edildiği bildirilmiştir. Bu durum, yeni bir afetin göstergesidir. Deprem bölgesinde yıkımla ilgili yapılan bütün çalışmalar asbest söküm uzmanları kontrolünde ve eğitimli personel tarafından yürütülmelidir. İlk adım olan birincil koruma için, 25 Ocak 2013 tarihli ve 28539 sayılı Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik’te belirtilen şekilde asbest veya asbestli malzeme tozuna maruz kalım riski bulunan çalışmalarda gerekli genel önlemlere göre çalışma alanlarında gerekli düzenlemeler yapılmalı, ortam ölçümleri yapılmalı, çalışanlara uygun kişisel koruyucu donanım (asbest koruyucu maske; FFP3, tulum; tyvek kategori 5/6, iş eldiveni) verilmelidir. Enkaz çalışmaları sonlanana kadar bölgedeki herkese FFP3 maske verilmeli ve kullanımı sağlanmalıdır. Tüm sorumlulara, inşaat ve yıkıntı atıklarının taşınması, geçici depolama sahalarında ayrıştırılması ve atıkların bertarafı süreçlerinde mevzuatlara uygun davranmaları, yasal sorumluluklarını yerine getirmeleri ve denetim mekanizmalarını işletmeleri için çağrıda bulunuyoruz.”

Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Genç, Mikro ve Nanoplastikler Konusunda Uyardı
Günümüzün en önemli çevre sorunlarından biri olan mikroplastikler konusunda da uyarıda bulunan Türk Toraks Derneği, Dünya Çevre Günü’nün önemine işaret ederek mikroplastiklerin; yediğimiz sebze, meyvelerden deniz ürünlerine kadar birçok yiyecek ile besin zincirimize girerek obezite, diyabet ve kronik karaciğer hastalığına neden olduğuna dikkat çekti. Ayrıca nanoplastiklerin de kanser oluşumunda rol oynayan kimyasalları harekete geçirebileceğinin bilimsel çalışmalar ile saptandığına işaret eden Türk Toraks Derneği Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Sebahat Genç, “Türk Toraks Derneği olarak, insan sağlığının ve evrende yaşam şansı bulabildiğimiz tek yer olan dünyamızın geleceğinin tehdit altında olduğu, yaşadığımız iklim krizi, hava kirliliği ve deprem felaketi nedeniyle kayıplarımızın olduğu bu dönemde Dünya Çevre Günü’nü önemsiyoruz. Hava kirliliği, iklim krizi ve gezegen sağlığına etkileri günümüzde sıklıkla vurguladığımız, önlem alınması için uyarılarda bulunduğumuz çok önemli sorunlar. Bu yıl, daha az bahsedilen ama yine çok önemli bir sorun olan plastik kirliliğine ve ülkemizde yaşadığımız deprem felaketi ve ardından yaşadığımız çevre ve insan sağlığına ağır etkileri olan enkaz kaldırılması sorununa vurgu yapmak istiyoruz” diyerek plastik kirliliğine dikkat çekti.

2 Litre Su İçen Biri Yılda 90 Bin Plastik Parçacığı Vücuduna Alıyor
Prof. Dr. Genç, günde 2 litre plastik şişeden su içen kişilerin yılda 90 bin plastik parçacığını vücutlarına aldığını belirterek şunları söyledi: “Aslında plastik sorununun en büyüğü, gözle görülemeyecek ve okyanuslara, havaya, toprağa dağılmış durumda olan yüz milyarlarca ‘MİKROPLASTİK’tir. Plastik atıkları, aşınma ve bozunma yolu ile mikro ve nanoparçacıklara ayrılır. Boyutları 0,001 ile 5 mm arasında değişen mikroplastikler ve 0,001 mm’den daha küçük olan nanoplastikler, nihayetinde deniz ürünleri ve hatta meyve ve sebzeler aracılığıyla besin zincirimize girmekte, yediğimiz yiyeceğe, içtiğimiz suya ve hatta soluduğumuz havaya karışmaktadır. Deniz ürünlerinde, bira, bal, sofra tuzu, şişelenmiş maden suları gibi yiyecek ve içeceklerde mikroplastik varlığına rastlanmıştır. Düzenli kabuklu deniz hayvanı tüketen bireylerin yılda yaklaşık 11.000 adet mikro- ve/veya nanoplastik tükettiği tahmin edilmektedir. Ayrıca plastik şişelerden sıvı tükettiğimizde de vücuda girebilmekte, bu şişelerden günde 1,5-2 litre su içen kişiler yılda 90 bin plastik parçacığını vücutlarına almış olmaktadırlar. Bu parçacıkların bir başka kaynağı da birçok sağlık ve güzellik ürününde bilinçli olarak kullanılan mikro taneciklerdir.”
“Nanoplastikler Kansere Yol Açan Kimyasalları Harekete Geçirebilir”
Prof. Dr. Genç, plastiklerin yarattığı risklere de dikkat çekerek şunları söyledi: “Yutulan mikro ve nanoplastiklerin bir sağlık riski oluşturup oluşturmadığı çok sayıda çalışmada araştırılmaya devam edilmekte olup hala uzun vadeli etkileri büyük ölçüde bilinmemektedir. Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki araştırma ekibi, mide-bağırsak yolundan geçen parçacıkların bağırsak mikrobiyomunun bileşiminde değişikliklere yol açtığını belirterek, bu değişikliklerin obezite, diyabet ve kronik karaciğer hastalığı gibi metabolik hastalıklarla bağlantılı olduğuna dikkat çekmiştir. Çalışmada, parçacıkların, lokal inflamasyonu ve bağışıklık yanıtını tetikleyebileceği ve özellikle nanoplastiklerin kanser oluşumunda rol oynayan kimyasalları harekete geçirebileceği saptanmıştır. Yine mikroplastikler plasentada gösterilmiş, doğan bebeklerde düşük doğum ağırlığı ile ilişkili bulunmuşlardır. Ayrıca plastiklerin içeriğinde bulunan Akrilonitril, Bisfenol-A ve Fitalat gibi kimyasalların kanserojen olduğu, meme kanseri ve prostat kanserine yol açabilecekleri bildirilmiştir.”
Günümüzde Plastik Kirliliğinin Boyutu
Türk Toraks Derneği açıklamasında, dünyanın, plastikler tarafından istila edildiğini, her yıl yarısı yalnızca bir kez kullanılmak üzere tasarlanmış 400 milyon tondan fazla plastik üretilmekte olduğuna işaret ederek şu bilgileri paylaştı: “Bunun ancak %10’dan azı geri dönüştürülmekte, tahminen 19-23 milyon ton plastik göller, nehirler ve denizlerde son bulmaktadır. Bugün plastik, çöplüklerimizden taşmakta, okyanuslara sızmakta, zehirli dumana dönüşerek atmosfere salınmakta ve gezegenimizin sağlığını tehdit etmektedir. 60 yıldır biriken plastik atıkların oluşturduğu çöp adaları, dev boyutlara ulaşarak KITA olarak adlandırılabilecek boyutlara gelmiştir. Pasifik Okyanusu’nun ortasındaki devasa atık yığını kabaca, 1,6 milyon km2 (Türkiye’nin 2,5 katı) genişliğine ulaşmıştır.”
#PlastikKirliliğineDurDe!
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından bu yılın temasının plastik üretimi ve kullanımını azaltmak üzere olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Genç sözlerini şöyle tamamladı: “Ekonomik Kalkınma ve İş birliği Örgütü (OECD)’ne göre, dünyada plastik atık son 20 yılda iki misli arttı ve 2019’da yılda 353 milyon tona ulaştı. Yine OECD’ye göre, gerekli önlemler alınmadığı taktirde, plastik atıkların 2060’a gelindiğinde üç misli artacağı öngörülmektedir. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), plastik atıkların 2040’a kadar %80 azaltılmasını amaçlayan yol haritasını Paris’te düzenlenen uluslararası konferansta tartışmaya açmıştır. Yol haritası, ülkelerin, şirketlerin çevreyi kirleten mevcut teknolojilerden vazgeçmesi ve gerekli pazar düzenlemelerini yapmaları halinde, plastik atıkların azaltılmasında önemli adımlar atılacağı iddiasını ortaya koymaktadır. Plastik kirliliğinin çok ağır boyutlara ulaştığı, atıkların havamızı, suyumuzu ve toprağımızı kirlettiği gerçeği gün gibi ortadadır. Tek kullanımlık plastik üretimi ve kullanımı azaltılmalıdır. Bu nedenle UNEP bu yıl Dünya Çevre Günü temasını #PlastikKirliliğiniYen olarak belirlemiştir. Biz de tüm kurumlarımızı ve halkımızı plastik kirliliğini durdurmak için harekete geçmeye davet ediyoruz ve #PlastikKirliliğineDurDe! diyoruz.” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)
Sağlık
Uzman doktordan Smile Lazer açıklaması: Yeni nesil lazer yöntemi nasıl uygulanıyor?
Göz sağlığı alanında yaşanan teknolojik gelişmeler, görme kusurlarının tedavisinde yeni yöntemlerin ortaya çıkmasını sağlıyor. Son yıllarda adından sıkça söz ettiren yöntemlerden biri olan Smile Lazer, özellikle miyop ve astigmat problemi yaşayan kişiler tarafından tercih ediliyor.
İstanbul’da görev yapan göz hastalıkları uzmanı Op. Dr. Kemal Gültekin, Smile Lazer yönteminin özellikleri hakkında bilgi verdi.
Uzman doktora göre Smile Lazer yöntemi, klasik lazer tedavilerinden farklı bir teknikle uygulanıyor.
“Smile Lazer yönteminde kornea üzerinde geniş bir kapak oluşturulmaz. Bunun yerine kornea içinde oluşturulan küçük bir doku parçası minimal bir kesiden çıkarılır.”
Bu teknik sayesinde göz yüzeyine daha az müdahale edildiği ifade ediliyor.
Smile Lazer yönteminin en önemli avantajlarından biri, operasyonun kısa sürede tamamlanabilmesi.
Uzmanlara göre işlem genellikle birkaç dakika içinde tamamlanıyor ve hastalar çoğu zaman aynı gün taburcu edilebiliyor.
Smile Lazer yöntemi özellikle şu durumlarda uygulanabiliyor:
- Miyop görme kusuru
- Astigmat problemi
Ancak her hasta lazer tedavisine uygun olmayabilir.
Bu nedenle tedavi öncesinde detaylı bir göz muayenesi yapılması gerekiyor.
Op. Dr. Kemal Gültekin’e göre uygun adayların belirlenmesi tedavinin başarısında büyük rol oynuyor.
Göz lazer tedavisi planlanmadan önce şu kriterler değerlendiriliyor:
- Göz numarasının stabil olması
- Kornea kalınlığının yeterli olması
- Genel göz sağlığının uygun olması
Uzmanlar işlem sonrasında doktorun önerdiği damlaların düzenli kullanılması gerektiğini belirtiyor.
Smile Lazer tedavisi hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenler Veni Vidi Göz Ataşehir’in resmi internet sitesinde yer alan bilgilere ulaşabiliyor.
https://venividigoz.com/smile-lazer
Sağlık
Uzmanı uyardı! Siyasi partiler seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmeli!haberi
Yerel seçimlerin genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da partiler arasında ciddi bir rekabete sahne olduğunu ifade eden uzmanlar, siyasi partilerin, adayların seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmesi önerisinde bulunuyor.
Yerel seçimlerin genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da partiler arasında ciddi bir rekabete sahne olduğunu ifade eden uzmanlar, siyasi partilerin, adayların seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmesi önerisinde bulunuyor. Siyasi partilerin seçim kampanya sürecinde toplumu kutuplaştırmayan bir dil kullanmalarının, toplumsal barışa önemli bir katkı sunacağını dile getiren Siyaset Bilimci Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Mümkün mertebe yumuşak ve toplumu kutuplaştırmayan bir dil kullanmaları, toplumsal barışa önemli bir katkı sunacaktır.” dedi.
Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Havva Kök Arslan, yerel seçimler öncesi olası kaotik durumları önlemek için yapılması gerekenlere işaret etti.
“Yerel seçimler, genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da rekabete sahne oluyor”
Yerel seçimlerin genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da partiler arasında ciddi bir rekabete sahne olduğunu ifade eden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, yerel seçimlerin özellikle büyük şehirlerde partilerin kendi adaylarının kazanmasının, ülkedeki siyasi itibarlarını güçlendirmesi ve iktidarlarını pekiştirmesi açısından, muhalefet partileri açısından da iktidar yarışında güç kazanmak için bir rekabet sahası olduğunu söyledi.
“Yerel seçimler ülkemizin demokrasi kültürüne olan bağlılığına katkı sunuyor”
“Böyle bir rekabet ortamında tüm partilerin seçim rekabetinin seçimi gölgelemesine izin vermeyecek şekilde davranması elzemdir.” diyen Prof. Dr. Havva Kök Arslan, şunları dile getirdi:
“Tüm partilerin seçmenlerine ve seçmenlerin kendi bölgelerindeki sandık tercihlerine saygılı davranacak şekilde davranmaları, seçmenlerine sakin sağduyulu ve bilinçli hareket etme konusunda dikkatli davranmalarını tavsiye etmeleri faydalı olacaktır. Aynı şekilde sandık görevlilerinin de sorumlu vatandaş bilinciyle hareket etmesi ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde şeffaf bir süreç yürütmeye özen göstermeleri olası olumsuz durumları engellemek veya asgariye indirmek açısından büyük öneme sahiptir. Yerel seçimler ülkemizin demokrasi kültürüne ve demokratik değerlerine olan bağlılığına da katkı sunmaktadır.”
“Adaylar seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmeli”
Siyasi partilerin, adayların seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmesi önerisinde de bulunan Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Mümkün mertebe yumuşak ve toplumu kutuplaştırmayan bir dil kullanmaları, toplumsal barışa önemli bir katkı sunacaktır. Seçim kampanya sürecinde kullanılacak dil ve genel atmosfer esasen seçim gününe nazaran toplumsal sükunet açısından daha önemlidir. Ancak yine de olumsuz durumlarla karşılaşılması durumunda partilerin de seçmenlerine soğukkanlı davranma konusunda çağrıda bulunmaları faydalı olacaktır.” dedi.
Seçim dönemlerinde sosyal medyanın rolü ve sorumluluğu nedir?
Prof. Dr. Havva Kök Arslan, seçim dönemlerinde sosyal medyanın rolünün de tıpkı medya gibi önemli olduğunu kaydederek, “Medyada olabileceği gibi sosyal medyada da bilgi kirliliğinin önüne tamamen geçmek mümkün değildir. Bu nedenle toplumun seçim öncesinde olduğu gibi sonrasında da dolaşıma giren bir bilgiyi teyit etmeden ciddiye almaması oldukça önemlidir. Her kesimden toplumun itibar ettiği ve sorumluluk bilinciyle hareket eden kişilerin paylaşımlarının dikkate alınması, kaynağı ve mesnedi belli olmayan birtakım şoke edici veya galeyana getirici paylaşımlara karşı soğukkanlı olunması her şeyden daha fazla önemlidir. Toplumumuz her ne kadar duygusal ve sıcakkanlı olsa da geçmişte olduğu gibi bugün de doğru zamanda soğukkanlılığını korumasını bilmiştir.” diye vurguladı.
“Rekabet siyasetin doğasında var”
Seçim sırasında şeffaf bir sürecin işletilmesine özen gösterilmesinin önemine işaret eden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Rekabet siyasetin doğasında vardır ve önceki seçimlerde olduğu gibi süreç içinde yer yer sandıklarda itirazlar olacaktır. Bu durumlarda herkesin kurallara ve kanunlara uygun hareket etmesi olası olumsuzlukları en aza indirebilecektir. Tüm vatandaşlar olarak sorumluluğumuz hukuka saygı duyarak, sakin ve huzurlu bir seçim geçirmek ve halk iradesinin en doğru şekilde sandığa yansımasına katkıda bulunmaktır. Bunun yolu da demokratik kültürü özümsemek ve seçmen iradesi hangi bölgede ne yönde olursa olsun saygı duymaktan geçmektedir.” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Sağlık
Medtronic, Cerrahide Yenilikçi Uygulamalar İçin Hekimleri Bir Araya Getirdihaberi
Medtronic tarafından düzenlenen “SurgInspire” başlıklı Genel Cerrahi Zirvesi, Bariatrik & Metabolik Cerrahi, Kolorektal Cerrahi ve Fıtık Cerrahisi konusunda uzman, 18 ülkeden 300’den fazla sağlık profesyonelini İstanbul’da bir araya getirdi.
Medtronic tarafından düzenlenen “SurgInspire” başlıklı Genel Cerrahi Zirvesi, Bariatrik & Metabolik Cerrahi, Kolorektal Cerrahi ve Fıtık Cerrahisi konusunda uzman, 18 ülkeden 300’den fazla sağlık profesyonelini İstanbul’da bir araya getirdi. 8-9 Mart tarihlerinde gerçekleşen, ulusal ve uluslararası 19 konuşmacının yer aldığı zirvede, cerrahi bakımın iyileştirilmesi hastalara daha fazla erişim, daha az komplikasyon, daha düşük bakım maliyeti ve daha iyi sonuçlara ulaşma gibi başlıklar ön plana çıktı.
En iyi klinik uygulamaların paylaşıldığı zirvede, yenilikçi teknolojilere erişim konusunda etkileşim fırsatı bulan cerrahlar, obezite cerrahisi, metabolik bozukluklar, kolorektal cerrahi ve fıtık cerrahisinin tüm yönlerini kapsayacak geniş konu yelpazesine sahip eğitim programlarına katıldı. Ayrıca, Medtronic Global Araştırma ve Geliştirme, Pazarlama ve Operasyon Departmanlarından temsilciler, Medtronic tarafından üretilen teknolojiler ve mühendislik üzerine sunumlar gerçekleştirdi. Katılımcı hekimler ile Medtronic mühendislerinin etkileşimde bulunma fırsatı yakaladığı sunumlarda hekimler ayrıca Ar-GE geri bildirimleri verme şansı buldular.
“Medikal İnovatif Teknolojiler ile Sağlığı Geliştiriyoruz”
Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Medtronic Türkiye, Batı Asya ve Levant Bölge Başkanı Ayhan Öztürk, Medtronic’in tıbbi cihaz endüstrisinde mükemmeliyete ve yeniliğe olan bağlılığına vurgu yaptı. Öztürk sözlerine şöyle devam etti: “Medtronic olarak, sizlerin de katkılarıyla, teknolojik gelişmeler ve stratejik Ar-Ge yatırımlarımızın sinerjisinden yararlanarak sağlık hizmetlerini dönüştürmede sıra dışı bir etki yaratıyoruz. Kendimizi, hastaların yaşam kalitesini artırmaya, klinik çıktıları iyileştirmeye ve tüm genel bakım maliyetlerini yönetmeye yardımcı olmak için klinik olarak ilgili ve ekonomik olarak değerli yenilikler sağlamaya adadık.”
“Bu amaçla da Türkiye’de dünyanın en gelişmiş eğitim merkezlerinden birini hayata geçirdik. 2014’te açılan Medtronic İnovasyon Merkezi (MIC), Türkiye’nin alanındaki sayılı eğitim merkezlerinden biri olarak faaliyetlerini sürdürüyor. Eğitim merkezimizde alanında uzman ve yetkin personelimizle, sağlık profesyonellerine teknik ve deneyimsel eğitimler veriyoruz. Cerrahi klinisyenlerinin, cerrahi yeterlilikleri ve hasta bakımını geliştiren yeni nesil tedavi seçenekleri ile önemli bir fırsatı temsil ettiklerine inanıyoruz. Cerrahi alanda uzmanlığın artırılması ve hasta bakımının geliştirilmesi amacıyla çalışmaya devam edeceğiz.”
Sağlığın geleceğine odaklanarak sağlık profesyonellerinin ileri cerrahi teknikler konusunda küresel uzmanlarla etkileşimde bulunmalarına ve önümüzdeki dönemde klinik iyileştirme stratejileri belirlemelerine olanak sağlayan zirve aynı zamanda bir sağlık teknolojileri markası tarafından bağımsız olarak düzenlenen; Türkiye, Batı Asya ve Levant bölgesinin en büyük genel cerrahi organizasyonu olma niteliği taşıyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
-
Fashion9 yıl agoThese ’90s fashion trends are making a comeback in 2017
-
Entertainment9 yıl agoThe final 6 ‘Game of Thrones’ episodes might feel like a full season
-
Fashion9 yıl agoAccording to Dior Couture, this taboo fashion accessory is back
-
Sports9 yıl agoPhillies’ Aaron Altherr makes mind-boggling barehanded play
-
Entertainment9 yıl agoThe old and New Edition cast comes together to perform
-
Business9 yıl agoUber and Lyft are finally available in all of New York State
-
Entertainment9 yıl agoDisney’s live-action Aladdin finally finds its stars
-
Yaşam Tarzı4 yıl agoBilgi güçtür
