Sağlık
Sol, Ekoloji Mücadelesinin İtici Gücüdür!
Ekolojik Yıkımla Mücadele Haftası ve 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü andığımız bugünlerde politik ekoloji alanında çalışmalar yürüten, siyasi ekoloji, iklim krizi gibi çok sayıda konuda kaleme aldığı makaleler ile toplumu aydınlatan Özgür Üniversite’nin kurucuları arasında yer alan Akademisyen Doç. Dr. Hakan Yurdanur, Bilim Sağlık Haber Ajansı’nın, ‘Bilim ve Çevre’ konusundaki haber dizimizin konuğu oldu.
“Ekolojik Sorunlar İlk Beşe Bile Giremez”
Hakan Yurdanur ile ‘ekoloji ve siyasi ekoloji’ kavramı arasındaki ayrımı, bireylerde ekoloji bilincinin oluşmasının önemi, ekolojik bilincinin oluşmasında ve ekolojik mücadelede kadının rolü, çevre ve doğa katliamları, devlet politikaları gibi pek çok konuda bir söyleşi gerçekleştirdik. Siyasi Ekoloji kitabını derleyerek çok sayıda akademisyenin ve bilim insanının yazılarını okurla buluşturan Doç. Dr. Hakan Yurdanur, Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’nin geride bırakan Türkiye’de ekolojinin, ekoloji politikalarının seçmen ve seçilen üzerindeki etkilerine yönelik de önemli tespitlerde bulundu. Yurdanur, “Ekolojik sorunlar ilk beşe bile giremez. Hal böyle olunca da seçmenin ilgi alanı içine çekilemez. Halkın, ekoloji mücadelesinden hep daha önemli sorunları vardır ve var olacaktır. Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aşırı sağ ile merkez sağ yarışını izledik. Ortada sol adına pek bir şey göremedik. Sol demek, ekoloji mücadelesinin itici gücü demektir. Sol yoksa ekoloji mücadelesinin hızlıca gelişmesini bekleyemezsiniz” vurgusunda bulundu.
BSHA: Ekolojiyi ve siyasi ekolojiyi birbirinden ayıran en önemli nokta nedir?
H.Y: Yaklaşık bir yıl önce 14 değerli dostun katkısı ile Siyasi Ekoloji isimli bir kitap yayınlamıştık. Neden siyasi ekoloji sorusu o günden beri çokça sorulmaktadır. Şöyle ki; kapitalizm insana, topluma, doğaya ve hayvanlara çoklu şekilde saldırmakta. Ve bu saldırı sınıfsal çelişkileri de içinde barındırmakta. Tüm saldırıların siyasi olduğunu ve karşı çıkışın da siyasi temel de gerçekleşmesi gerektiğini belirtmek için bu ismi kullandık. Biliyorsunuz ki ekoloji tek başına ele alındığında “canlıların kendileri ve çevreleri ile olan ilişkilerini inceleyen bir bilim dalı. “Birçok alt dalı var. Olaya buradan bakınca bir sorun görünmüyor. Saf, temiz, kendinden menkul, etliye sütlüye karışmayan bir bilim dalı karşımızda duruyor. Oysa durum böyle değil. Sınıflı bir toplum da tarafsız bilim olmaz, olamaz! Bilim, iktidarların elinde önemli bir güçtür ve teknoloji ciddi bir silahtır. Bu anlamı ile bizler siyasi ekoloji derken, ekolojinin kapitalizm marifeti ile uğradığı saldırıları ve buna verilen cevapları kastediyoruz. Siyasi ekoloji sadece teori de değil pratikte de mücadele ve örgütlenmenin sesidir.
‘Baltalar Elimizde, Biz Gideriz Ormana’ Tarzı Bir Ekolojik Bilinçle Karşı Karşıyayız
BSHA: Bir birey de ekoloji bilinci ne zaman ve nasıl oluşur ?
H.Y: Az önce söylediklerimden devam etmek gerekirse, ekoloji biliminin her şeyden bağımsız, tek başına oluşmadığını görmekteyiz. Ekoloji, ekonomi, siyaset, sosyo kültürel durum, bilim ve sanat iç içe geçmiş durumda. Buna feminist hareketleri ve hayvan hakları mücadelesini de eklemeliyiz. Ekolojik bilinç de bunların gelişimine paralel bir seyir izlemektedir. Bizim gibi “çevre hareketi” orjinli ülkeler de ekoloji mücadelesinin gelişim seyri oldukça yavaştır. Bugün büyük bir kitle ekoloji mücadelesini görmezden geliyor. Kuşlar, çiçekler, börtü böcekler etkinliği olarak algılıyor. Yaşadığı bölgeye (köyüne, kasabasına) santral kurulacak veya maden ocağı açılacaksa “benim bölgem de yapmayın, gidin nere de yaparsanız yapın” diyerek karşı çıkıyor. Başka bir yerde yapılmasını pek umursamıyor. Ormanı, ağacı, denizi, hayvanı kendisinin malı gibi görüyor ve işine yaramayacağını düşündüğü an ilişkisini kesiyor. Bu insan merkezli anlayış ırkçılık ve türcülüğün de gelişmesinde son derece etkilidir. Bugün insana, topluma, doğaya ve hayvanlara karşı yükselen ırkçı ve türcü söylem ve eylem mevcut. Bunlar; milliyetçilik, faşizm ve nihayetin de kapitalizm orjinli gelişmelerdir. Bugün “baltalar elimiz de, uzun ip belimiz de biz gideriz ormana” türküsünün eşlik ettiği bir ekolojik bilinçle karşı karşıyayız.

BSHA: Ekolojik bilincin oluşmasında ve ekolojik mücadelede kadının rolü nedir ?
H.Y: Çok hem de çok önemli rolü var kadınların. Kadınlar, sadece kapitalist sistemi sorgulamıyor aynı zaman da ona karşı örgütlenip mücadele ediyor. Bu anlamı ile çok önemli bir yere sahip olan “Ekofeminist” hareket 1970’lerden bu yana aktif şekilde mücadele ediyor. Ekofeminst hareketler, yeryüzünün sömürüsü ile tüm canlıların sömürüsü arasında ki bağlantıları görüp deşifre etmekte. Tabi burada biyolojik varlık olarak sınırlandırılmış, doğayla özdeşleşmiş kadın orjinli tanımların hatasına düşmemek gerek. Doğa Ana, Bakir Toprak gibi söylemler cinsiyetçi bakışı gizliden de olsa savunur. Doğa, kadın ve hayvanı ötekileştirir. Oysa kadın, doğa, hayvan arasında toplumsal ve tarihsel bağlantıları görmek ve söylemek gereklidir. Kapitalizmin bir cinsiyeti varsa o da erkek olduğudur. Erkeğin egemenliği yok edici, sindirici, sömürücü ve yağmacıdır. Bu anlamı ile ekofeminist hareketler erkek egemenliği ile birlikte ardında yatan kapitalist şiddetle de mücadele halindedir.
Batı Ülkeleri Ürettiği Atığı Bizim Gibi Çevre Ülkelere Gönderir
BSHA: Siyasi ekoloji dünya genelinde de üretilen politikalara baktığımızda çevre ve doğa katliamları ile karşılaşmaktayız. Doğaya ve canlılara karşı daha yaşanabilir değil, yaşanamaz ve yok edici bir saldırı var. Nasıl yorumluyorsunuz?
H.Y: Bir kere şu çok önemli; batı, doğu olduğu için, doğuyu sömürdüğü için batıdır! Deniliyor ki; batı ülkeleri ne kadar temiz, çevreye ve doğaya ne kadar saygılı. Burada iki önemli husus var. Birincisi; batı ülkeleri ürettiği her tür atığı bizim gibi çevre ülkelere gönderir. İkincisi, kendi sermayesine yeni alanlar açmak için çevre ülkelerde santral yapar maden arar. Burada ucuz hammadde, ucuz ve örgütsüz iş gücü, devlet desteği gibi önemli faktörleri de eklemeliyiz. Batılı ülkelerin sokaklarında kedi, köpek yok çünkü hepsini zamanında öldürmüş! Bunun adına da medeniyet deniyor! Çağdaşlaşma deniyor! Öyle olmak içinde yırtınıp duruluyor. En son asbest yüklü savaş gemisi söküm için Aliağa’ya gelecekti. Yöre halkının ve diğer örgütlerin desteği ile önlendi biliyorsunuz. Bu resmen hem yöre halkına hem de çevresine ve tüm canlılara ölüm getirmek demekti. Batı temiz falan değil. Çünkü kapitalizm kirlidir ve kirletmeden var olamaz!
BSHA: Ekolojik mücadelenin hakkını veren ve kazanımları en çok olan ülke ve ülkeler hangileridir ?
H.Y: Sanırım Afrika’nın, Amazon ormanlarının, Avustralya yerlilerinin yaşadığı yerlerdir. Tabi hala o bölgelere girilmediyse… İnsan ve doğa yok edilmediyse… Şu an kapitalizmin girmediği, talan etmediği, ele geçirmediği yer kalmadı. Yani kirlenmemiş, yok edilmemiş alan yok. O nedenle ekolojik anlamda zarar görmeyen ülke de yok. Kapitalizm var oldukça bu süreç devam edecek. Kızılderililerin söylediği gibi “son ağaç kalıncaya dek” sömürü sürmeye devam edecek.
BSHA: Ekoloji politikalarına baktığımızda doğa ve canlılara yönelik alınan kararlar, çıkartılan yönetmelikler doğrultusunda pek de iç açıcı bir 20 yıl geçirmedik. Bir seçim sürecinden geçtik. Mevcut iktidar yeniden seçildi. Seçimin hemen sonrasında Samsun’da köylüler yaşam alanlarının katliamına karşı isyandaydı. Oysaki bu seçmen tercihini iktidar partisinden yana kullanmıştı. Bu ikircikli durumu nasıl okumalıyız?
H.Y: “Benim bölgeme santral yapma, maden ocağı açma, git başka yere ne yaparsan yap” zihniyetinin hakimiyeti olduğu sürece genel bir mücadele perspektifi yakalamak çok zor. Seçim sürecinde ben hemen hemen hiç bir partinin (bir ikisi hariç) ekoloji mücadelesi ve hayvan hakları üzerine önemli tespit ve çözümlerine rastlamadım. Burada bir analiz yapalım: Kapitalizm sorunları numaralandırır. Birinci sorun ülkenin bekasıdır. İkinci sorun terör, üçüncü sorun ekonomi şeklinde liste uzar gider. Ekolojik sorunlar ilk beşe bile giremez. Hal böyle olunca da seçmenin ilgi alanı içine çekilemez. Halkın ekoloji mücadelesinden hep daha önemli sorunları vardır ve var olacaktır. Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aşırı sağ ile merkez sağ yarışı izledik. Ortada sol adına pek bir şey göremedik. Sol demek , ekoloji mücadelesinin itici gücü demektir. Sol yoksa ekoloji mücadelesinin hızlıca gelişmesini bekleyemezsiniz.
Ekolojiye Saldırı Politiktir, Cevap Da Politik Olmak Zorundadır
BSHA: Ekolojiye yeni başlayanlar için önerileriniz nelerdir?
H.Y: En önemli konu, ekoloji mücadelesi ile çevre hareketleri arasında ki önemli ayrımı iyice öğrenmek olacaktır. Bizde kavramlar yerli yerinde kullanılmıyor ve büyük sorunlar yaratıyor. Çevre hareketleri, düzen içi, düzen sınırları ile çevrelenmiş hareketlerdir. Kapitalizmi sorgulamazlar. Koşulsuz kabul ederler. Küçük başarılar ve sonuçlar onları fazlası ile mutlu eder. İmza kampanyaları, dilekçeler, açılan davalar, ÇED raporları, teknik detaylar… Bunlar ilk etapta gerekli olabilir fakat ilerisi için asla yeterli değildir ve sönümlenmeye mahkumdur. Zaten politik bir saldırının karşılığı hukuki yollarla verilemez. Ekolojiye saldırı politiktir ve cevap da politik olmak zorundadır.
BSHA: Ekoloji, siyasi ekoloji alanındaki bilgileri paylaştığınız, sorularımıza verdiğiniz cevaplar için teşekkürler. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
H.Y: Ekoloji mücadelesine gelecek olursak; az önce çevre hareketleri ile ilgili neler söylediysem tam tersini ekoloji mücadelesi için söyleyebilirim. Tüm dünyada ekolojik hareketlenme, bilinç, örgütlenme ve eylemlilik bu yolla tesis edilebilir. Tersi treni sallamaktan öteye geçemez! Değerli sohbet için size çok teşekkür ederim. Sağ olun, var olun… (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)
Sağlık
Uzman doktordan Smile Lazer açıklaması: Yeni nesil lazer yöntemi nasıl uygulanıyor?
Göz sağlığı alanında yaşanan teknolojik gelişmeler, görme kusurlarının tedavisinde yeni yöntemlerin ortaya çıkmasını sağlıyor. Son yıllarda adından sıkça söz ettiren yöntemlerden biri olan Smile Lazer, özellikle miyop ve astigmat problemi yaşayan kişiler tarafından tercih ediliyor.
İstanbul’da görev yapan göz hastalıkları uzmanı Op. Dr. Kemal Gültekin, Smile Lazer yönteminin özellikleri hakkında bilgi verdi.
Uzman doktora göre Smile Lazer yöntemi, klasik lazer tedavilerinden farklı bir teknikle uygulanıyor.
“Smile Lazer yönteminde kornea üzerinde geniş bir kapak oluşturulmaz. Bunun yerine kornea içinde oluşturulan küçük bir doku parçası minimal bir kesiden çıkarılır.”
Bu teknik sayesinde göz yüzeyine daha az müdahale edildiği ifade ediliyor.
Smile Lazer yönteminin en önemli avantajlarından biri, operasyonun kısa sürede tamamlanabilmesi.
Uzmanlara göre işlem genellikle birkaç dakika içinde tamamlanıyor ve hastalar çoğu zaman aynı gün taburcu edilebiliyor.
Smile Lazer yöntemi özellikle şu durumlarda uygulanabiliyor:
- Miyop görme kusuru
- Astigmat problemi
Ancak her hasta lazer tedavisine uygun olmayabilir.
Bu nedenle tedavi öncesinde detaylı bir göz muayenesi yapılması gerekiyor.
Op. Dr. Kemal Gültekin’e göre uygun adayların belirlenmesi tedavinin başarısında büyük rol oynuyor.
Göz lazer tedavisi planlanmadan önce şu kriterler değerlendiriliyor:
- Göz numarasının stabil olması
- Kornea kalınlığının yeterli olması
- Genel göz sağlığının uygun olması
Uzmanlar işlem sonrasında doktorun önerdiği damlaların düzenli kullanılması gerektiğini belirtiyor.
Smile Lazer tedavisi hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenler Veni Vidi Göz Ataşehir’in resmi internet sitesinde yer alan bilgilere ulaşabiliyor.
https://venividigoz.com/smile-lazer
Sağlık
Uzmanı uyardı! Siyasi partiler seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmeli!haberi
Yerel seçimlerin genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da partiler arasında ciddi bir rekabete sahne olduğunu ifade eden uzmanlar, siyasi partilerin, adayların seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmesi önerisinde bulunuyor.
Yerel seçimlerin genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da partiler arasında ciddi bir rekabete sahne olduğunu ifade eden uzmanlar, siyasi partilerin, adayların seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmesi önerisinde bulunuyor. Siyasi partilerin seçim kampanya sürecinde toplumu kutuplaştırmayan bir dil kullanmalarının, toplumsal barışa önemli bir katkı sunacağını dile getiren Siyaset Bilimci Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Mümkün mertebe yumuşak ve toplumu kutuplaştırmayan bir dil kullanmaları, toplumsal barışa önemli bir katkı sunacaktır.” dedi.
Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Havva Kök Arslan, yerel seçimler öncesi olası kaotik durumları önlemek için yapılması gerekenlere işaret etti.
“Yerel seçimler, genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da rekabete sahne oluyor”
Yerel seçimlerin genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da partiler arasında ciddi bir rekabete sahne olduğunu ifade eden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, yerel seçimlerin özellikle büyük şehirlerde partilerin kendi adaylarının kazanmasının, ülkedeki siyasi itibarlarını güçlendirmesi ve iktidarlarını pekiştirmesi açısından, muhalefet partileri açısından da iktidar yarışında güç kazanmak için bir rekabet sahası olduğunu söyledi.
“Yerel seçimler ülkemizin demokrasi kültürüne olan bağlılığına katkı sunuyor”
“Böyle bir rekabet ortamında tüm partilerin seçim rekabetinin seçimi gölgelemesine izin vermeyecek şekilde davranması elzemdir.” diyen Prof. Dr. Havva Kök Arslan, şunları dile getirdi:
“Tüm partilerin seçmenlerine ve seçmenlerin kendi bölgelerindeki sandık tercihlerine saygılı davranacak şekilde davranmaları, seçmenlerine sakin sağduyulu ve bilinçli hareket etme konusunda dikkatli davranmalarını tavsiye etmeleri faydalı olacaktır. Aynı şekilde sandık görevlilerinin de sorumlu vatandaş bilinciyle hareket etmesi ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde şeffaf bir süreç yürütmeye özen göstermeleri olası olumsuz durumları engellemek veya asgariye indirmek açısından büyük öneme sahiptir. Yerel seçimler ülkemizin demokrasi kültürüne ve demokratik değerlerine olan bağlılığına da katkı sunmaktadır.”
“Adaylar seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmeli”
Siyasi partilerin, adayların seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmesi önerisinde de bulunan Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Mümkün mertebe yumuşak ve toplumu kutuplaştırmayan bir dil kullanmaları, toplumsal barışa önemli bir katkı sunacaktır. Seçim kampanya sürecinde kullanılacak dil ve genel atmosfer esasen seçim gününe nazaran toplumsal sükunet açısından daha önemlidir. Ancak yine de olumsuz durumlarla karşılaşılması durumunda partilerin de seçmenlerine soğukkanlı davranma konusunda çağrıda bulunmaları faydalı olacaktır.” dedi.
Seçim dönemlerinde sosyal medyanın rolü ve sorumluluğu nedir?
Prof. Dr. Havva Kök Arslan, seçim dönemlerinde sosyal medyanın rolünün de tıpkı medya gibi önemli olduğunu kaydederek, “Medyada olabileceği gibi sosyal medyada da bilgi kirliliğinin önüne tamamen geçmek mümkün değildir. Bu nedenle toplumun seçim öncesinde olduğu gibi sonrasında da dolaşıma giren bir bilgiyi teyit etmeden ciddiye almaması oldukça önemlidir. Her kesimden toplumun itibar ettiği ve sorumluluk bilinciyle hareket eden kişilerin paylaşımlarının dikkate alınması, kaynağı ve mesnedi belli olmayan birtakım şoke edici veya galeyana getirici paylaşımlara karşı soğukkanlı olunması her şeyden daha fazla önemlidir. Toplumumuz her ne kadar duygusal ve sıcakkanlı olsa da geçmişte olduğu gibi bugün de doğru zamanda soğukkanlılığını korumasını bilmiştir.” diye vurguladı.
“Rekabet siyasetin doğasında var”
Seçim sırasında şeffaf bir sürecin işletilmesine özen gösterilmesinin önemine işaret eden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Rekabet siyasetin doğasında vardır ve önceki seçimlerde olduğu gibi süreç içinde yer yer sandıklarda itirazlar olacaktır. Bu durumlarda herkesin kurallara ve kanunlara uygun hareket etmesi olası olumsuzlukları en aza indirebilecektir. Tüm vatandaşlar olarak sorumluluğumuz hukuka saygı duyarak, sakin ve huzurlu bir seçim geçirmek ve halk iradesinin en doğru şekilde sandığa yansımasına katkıda bulunmaktır. Bunun yolu da demokratik kültürü özümsemek ve seçmen iradesi hangi bölgede ne yönde olursa olsun saygı duymaktan geçmektedir.” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Sağlık
Medtronic, Cerrahide Yenilikçi Uygulamalar İçin Hekimleri Bir Araya Getirdihaberi
Medtronic tarafından düzenlenen “SurgInspire” başlıklı Genel Cerrahi Zirvesi, Bariatrik & Metabolik Cerrahi, Kolorektal Cerrahi ve Fıtık Cerrahisi konusunda uzman, 18 ülkeden 300’den fazla sağlık profesyonelini İstanbul’da bir araya getirdi.
Medtronic tarafından düzenlenen “SurgInspire” başlıklı Genel Cerrahi Zirvesi, Bariatrik & Metabolik Cerrahi, Kolorektal Cerrahi ve Fıtık Cerrahisi konusunda uzman, 18 ülkeden 300’den fazla sağlık profesyonelini İstanbul’da bir araya getirdi. 8-9 Mart tarihlerinde gerçekleşen, ulusal ve uluslararası 19 konuşmacının yer aldığı zirvede, cerrahi bakımın iyileştirilmesi hastalara daha fazla erişim, daha az komplikasyon, daha düşük bakım maliyeti ve daha iyi sonuçlara ulaşma gibi başlıklar ön plana çıktı.
En iyi klinik uygulamaların paylaşıldığı zirvede, yenilikçi teknolojilere erişim konusunda etkileşim fırsatı bulan cerrahlar, obezite cerrahisi, metabolik bozukluklar, kolorektal cerrahi ve fıtık cerrahisinin tüm yönlerini kapsayacak geniş konu yelpazesine sahip eğitim programlarına katıldı. Ayrıca, Medtronic Global Araştırma ve Geliştirme, Pazarlama ve Operasyon Departmanlarından temsilciler, Medtronic tarafından üretilen teknolojiler ve mühendislik üzerine sunumlar gerçekleştirdi. Katılımcı hekimler ile Medtronic mühendislerinin etkileşimde bulunma fırsatı yakaladığı sunumlarda hekimler ayrıca Ar-GE geri bildirimleri verme şansı buldular.
“Medikal İnovatif Teknolojiler ile Sağlığı Geliştiriyoruz”
Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Medtronic Türkiye, Batı Asya ve Levant Bölge Başkanı Ayhan Öztürk, Medtronic’in tıbbi cihaz endüstrisinde mükemmeliyete ve yeniliğe olan bağlılığına vurgu yaptı. Öztürk sözlerine şöyle devam etti: “Medtronic olarak, sizlerin de katkılarıyla, teknolojik gelişmeler ve stratejik Ar-Ge yatırımlarımızın sinerjisinden yararlanarak sağlık hizmetlerini dönüştürmede sıra dışı bir etki yaratıyoruz. Kendimizi, hastaların yaşam kalitesini artırmaya, klinik çıktıları iyileştirmeye ve tüm genel bakım maliyetlerini yönetmeye yardımcı olmak için klinik olarak ilgili ve ekonomik olarak değerli yenilikler sağlamaya adadık.”
“Bu amaçla da Türkiye’de dünyanın en gelişmiş eğitim merkezlerinden birini hayata geçirdik. 2014’te açılan Medtronic İnovasyon Merkezi (MIC), Türkiye’nin alanındaki sayılı eğitim merkezlerinden biri olarak faaliyetlerini sürdürüyor. Eğitim merkezimizde alanında uzman ve yetkin personelimizle, sağlık profesyonellerine teknik ve deneyimsel eğitimler veriyoruz. Cerrahi klinisyenlerinin, cerrahi yeterlilikleri ve hasta bakımını geliştiren yeni nesil tedavi seçenekleri ile önemli bir fırsatı temsil ettiklerine inanıyoruz. Cerrahi alanda uzmanlığın artırılması ve hasta bakımının geliştirilmesi amacıyla çalışmaya devam edeceğiz.”
Sağlığın geleceğine odaklanarak sağlık profesyonellerinin ileri cerrahi teknikler konusunda küresel uzmanlarla etkileşimde bulunmalarına ve önümüzdeki dönemde klinik iyileştirme stratejileri belirlemelerine olanak sağlayan zirve aynı zamanda bir sağlık teknolojileri markası tarafından bağımsız olarak düzenlenen; Türkiye, Batı Asya ve Levant bölgesinin en büyük genel cerrahi organizasyonu olma niteliği taşıyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
-
Fashion9 yıl agoThese ’90s fashion trends are making a comeback in 2017
-
Entertainment9 yıl agoThe final 6 ‘Game of Thrones’ episodes might feel like a full season
-
Fashion9 yıl agoAccording to Dior Couture, this taboo fashion accessory is back
-
Entertainment9 yıl agoThe old and New Edition cast comes together to perform
-
Sports9 yıl agoPhillies’ Aaron Altherr makes mind-boggling barehanded play
-
Business9 yıl agoUber and Lyft are finally available in all of New York State
-
Yaşam Tarzı4 yıl agoBilgi güçtür
-
Entertainment9 yıl agoDisney’s live-action Aladdin finally finds its stars
