Sağlık
Alzheimer yaşlı hastalığı değil, gençleri de vuruyorhaberi
Genetik araştırmaların genç Alzheimer konusunu gündeme getirdiğini dile getiren Nöroloji Uzmanı Prof.
Genetik araştırmaların genç Alzheimer konusunu gündeme getirdiğini dile getiren Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ, 19 yaşındaki bir insanın Alzheimer hastalığına yakalanmasının hiç de sürpriz olmadığını, sahip olunan genetiğin buna neden olabildiğini söyledi.
Prof. Dr. Tanrıdağ: “19 yaşındaki bir insanın Alzheimer’a yakalanması büyük bir ihtimalle genetik olarak ailesinden gelen bir risk olduğunu gösterir.”
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ, Alzheimer hastalığı hakkında bilgi vererek, hastalığın genç yaşta görülebildiğini, bir yaşlı hastalığı olmadığını söyledi.
Çin’deki bir hafıza kliniğindeki nörologların, 19 yaşındaki bir genç erkeğe Alzheimer hastalığı teşhisi koyduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tanrıdağ, “Burada da önyargı var, bazı bilim insanları şaşırdılar çünkü yeteri kadar konu ile ilgili değiller. Yoksa Alzheimer hastalığı ile ilgili detaylı bir bilgiye sahip olan insanlar her zaman için genç vakaların olduğunu bilmektedir.” dedi.
Alzheimer’ın eskiden beri belli bir yaştan sonra karşılaşılan bir hastalık olarak değerlendirildiğini aslında bunun da hastalığın tarihçesiyle uygun olmadığını çünkü Alzheimer hastalığının 1906 yılında 55 yaşında bir insanda tanımlandığını anlatan Prof. Dr. Tanrıdağ, şöyle devam etti:
“Alzheimer yaşlılık hastalığı olarak tanımlanmamıştır. Alzheimer’ın yaşlılık hastalığı olarak tanımlanması çok sonraki yıllarda ortalama yaşam süresinin artmasıyla, yaşam beklentisinin artmasıyla karşılaşan vakaların artmasıyla oluşmuştur yoksa Alzheimer orijinal olarak tanımlandığı zaman yaşlılık hastalığı olarak tanımlanmamıştır.”
19 yaşındaki bir insanın Alzheimer hastalığına yakalanması sürpriz değil
Alzheimer’ın 40’ lı yaşların altında sık görülmediğine işaret eden Prof. Dr. Tanrıdağ, şunları kaydetti:
“Ama bu görülmüyor anlamına gelmez. Yaş meselesi bazı konulardaki bilgilerin ilerlemesiyle gerçekleşmiştir. Bunlardan bir tanesi genetik araştırmalardır. Genetik araştırmalar ile Alzheimer’ın ailesel formlarının olduğu tanımlanmıştır ve ondan sonra genç Alzheimer konusu gündeme gelmiştir. Buna karşılık çocuk gelişim bozuklukları ile ilgili gelişmeler oldukça, hatta doğumdan sonraki ilk aylarda bile Alzheimer patolojisi söz konusu olabilmektedir, bunun örneği Down Sendromudur. Çünkü Down Sendromu olan çocuklar yaşadıkları takdirde 30-35 yaşları civarında, beyinlerinde Alzheimer patolojisi ortaya çıkmaktadır. 19 yaşındaki bir insanın Alzheimer hastalığına yakalanması hiç de sürpriz değildir. Sahip olduğunuz genetik ve popülasyon çalışmalarıyla mümkündür ve bu 19 yaşındaki bir insanın Alzheimer’a yakalanması büyük bir ihtimalle genetik olarak ailesinden gelen bir risk olduğunu gösterir. Bazı kromozomların aileden kendisine devredildiğini ve dolayısıyla erken yaşlarda ortaya çıktığını göstermektedir. 19 yaşında bir Alzheimer’dan söz ediyorsak Dr. Alzheimer’ın tanımladığı hastalıktan söz ediyoruzdur demektir çünkü Nöropatolojik bulgular hiç değişmemiştir.”
Alzheimer ne kadar erken ortaya çıkıyorsa o kadar hızlı ve agresif ilerleyen bir hastalıktır
Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ, kural olarak Alzheimer hastalığı ne kadar erken ortaya çıkıyorsa o kadar hızlı ve agresif ilerleyen bir hastalık olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Hastalığın yavaş ilerlemesi çok ileri yaşlarda görüldüğü zaman söz konusu olmaktadır. Bunun da nedeni genç yaşlardaki Alzheimer vakalarından 3 tane kromozom sorumlu olduğu halde ileriki yaşlardaki Alzheimer’dan tek bir kromozomun sorumlu olmasıdır. Dolaysıyla genetik yük genç vakalarda daha fazladır genetik yük daha fazla olduğu için hastalığın ilerlemesi ve kapsamı diğer vakalardan daha geniş çaplı olmaktadır.”
Alzheimer hastalığının ne genç ne yaşlı insanlar için hiçbir tedavisi yok
Nöroloji uzmanı Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ, hastalığın hiçbir tedavisi olmadığını kaydederek, “Alzheimer hastalığının genç ve yaşlı insanlar için en son çıkan ilacının 24 yaşında olduğunu hatırlatmak isterim. Son 24 yıldır yeni bir Alzheimer ilacı ortaya çıkmamıştır. 20 yılda Alzheimer’ın beyindeki protein birikintilerini temizlemek amaçlı aşılar imal edilmiştir bu aşılar da ölümlere yol açması sebebiyle araştırmanın belli bir aşamasında geri çekilmiştir ve şu anda yeni bir ilaç yoktur.” diye anlattı.
Gençlerde genetik etki daha fazla
Hastalıkta yaş gençleştikçe genetik etkinin daha fazla olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tanrıdağ, şunları ifade etti:
“Son 30 yıl içinde risk faktörlerinden yaşlılık 2. ve 3. sebebe düşmüştür, genetik etki 1. sebebe çıkmıştır. Nereden bakarsanız bakın özellikle orta yaş ve genç yaş hastalarda genetik etki, familyan etki, kromozomların görevini yanlış yapması bir numaralı risk faktörüdür.”
Alzheimer’ın sadece genetik olarak aktarılmadığına işaret eden Prof. Dr. Tanrıdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bazı insanlarda da genetik mutasyon dediğimiz kişinin genleri ile ilgili ortaya çıkmaktadır, ailesinde olsun veya olmasın. İleri yaşlardaki insanlardaki genetik etki yavaşlıyor ve kromozom19 dediğimiz Apolipoprotein i kromozom aslında Alzheimer kromozomundan daha çok damar kromozomu. Dolaysıyla damar sağlığını bozarak Alzheimer’a daha kolay yol açıyor yani genetik etki her yaşta var gençlerden daha fazla var.”
Erken tanı için beyin check-up’ı önemli
Erken tanının önemine vurgu yapan Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ, “Erken tanı için bizim gibi beyin check-up’ın yapıldığı kurumlara ve bilinçli, bilgili doktorlara bir an önce başvurmak öncelikle bir numaralı olarak yapılması gereken etken bu” diye uyardı.
Prof. Dr. Tanrıdağ, Alzheimer’da bilinçsiz yaklaşımlar nedeniyle hastalığın orta ve ileri evrelere geldiğinde tanı imkanı olduğunu dile getirerek, bunun da var olan tedavi şansının kaybedilmesi anlamına geldiğini, erken tanı konan hastalarda beyindeki Asetilkolin çevrimini teşvik eden unutkanlığı biraz yavaşlatan tedavi forumlarının daha etkili olduğunu ifade etti.
İlaç tedavisinin ömür boyu kullanması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tanrıdağ, genç yaşlarda patolojik olarak veya genetik olarak Alzheimer tanısı konmuş olanların da ömür boyu yavaşlatıcı tedaviyi uygulaması gerektiğini belirtti.
Kronik depresyon Alzheimer’e zemin hazırlıyor
Prof. Dr. Tanrıdağ, depresyonun 3 misli daha fazla riski attırdığını ve kronik depresyonun da Alzheimer’a zemin hazırlayan çok önemli bir etken olduğunu kaydederek, şöyle devam etti:
“Down Sendromu Nörogelişimsel bir bozukluktur ve kromozom 21 ile ilgili bir bozukluktur iki ayağı yerine üç ayağı olan kromozom 21 aynı zamanda genç, erken başlayan Alzheimer’ın kromozomudur dolaysıyla Down Sendromuyla erken başlangıçtaki Alzheimer’ın kromozomal ortaklığı var.”
Genç yaşta başlayan Alzheimer ile geç yaşta başlayan Alzheimer belirtileri birbirinden farklı
Genç yaşta başlayan Alzheimer ile geç yaşta başlayan Alzheimer belirtileri birbirinden farklı olduğuna da dikkati çeken Prof. Dr. Tanrıdağ, “Genç başlangıçta Alzheimer’ın belirtileri o yaşta kolektif olarak beyin gücü nispeten yaştan dolayı daha çok korunmuş olduğu için genellikle psikiyatrik olarak ortaya çıkar ve gündelik yaşam aktivitelerin yeteri kadar yapılamaması, depresyon gibi etkenler ile ortaya çıkabilir. Ne zaman kolektif zayıflama ve yaşlanma eklenir unutkanlık ön plana çıkmaktadır.” dedi.
Alzheimer başlangıcı olan insanların unuttuğunu unuttuğunu dile getiren Prof. Dr. Tanrıdağ, “Böyle bir şey söz konusu olduğu zaman yeniden hatırlayan insanlarda veya öğrenme kadar doğal bir şekilde unutan beyninde, zihninde yer açma amacıyla dikkatini başka tarafa çevirmiş insanlara da boşu boşuna Alzheimer sorgulaması doğru değildir.” dedi.
Alzheimer öldürücü bir hastalık değil
Alzheimer hastalığının kendi başına öldürücü bir hastalık olmadığını da ifade eden Prof. Dr. Tanrıdağ, “Süründürücü bir hastalıktır, genel anlamda gündelik yaşam aktivitelerini etkileyen, kişinin bağımsızlığını etkileyen bir hastalıktır ama araya bir inme, başka bir beyin hastalığı, kalça kırığı, yaşlılık girerse daha fazla kayıp sayısı artmaktadır.” diye anlattı.
Genç insanlar söz konusu olduğunda nörologlara iş düşüyor
Erken başlangıç Alzheimer hastalığının dikkat eksikliği, depresyon veya psikiyatrik bir rahatsızlık gibi ortaya çıktığını dile getiren Prof. Dr. Tanrıdağ, sözlerini şöyle tamamladı:
“Genç yaşlarda Alzheimer’ın düşünülmemesi çok doğaldır psikiyatrisin yapacağı iş daha çok Alzheimer dışında psikiyatrik bir sendrom var mı, yok mu onu sorgulaması gerekir. Asıl nörologlara iş düşmektedir. Genç insanlar geldiği zaman nörologların çoğu ‘sende bir şey yok’, ‘bu yaşta olmaz’ diyerek hastalığı geri çevirmektedirler, bu yanlış daha çok nöroloji tarafında ortaya çıkmaktadır.
Alzheimer hastalığı meselesi değil beyine bağlı zihin hastalıkları ile ilgili farkındalık, bilinç başta tıp mensupları olmak üzere çok derece sınırlıdır azdır ve yanlış yönelimlidir. 40 yıldır kronik depresyon tanısı almış sonra unuttuğunu unutan bir hasta haline dönüşmüş bir kişide Alzheimer mutlak sürede sorgulanmalıdır.”
Prof. Dr. A Oğuz Tanrıdağ, ‘Alzheimer’dan Korkma Geç Kalmaktan Korkma’ adlı kitabına atıfta bulunarak, kitabını tavsiye ederek, “Okusunlar, Alzheimer ile normal yaşlanma arasındaki farkı anlasınlar şüphelendikleri zaman ilgili bir doktora götürsünler hastalarını” dedi
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Sağlık
Uzman doktordan Smile Lazer açıklaması: Yeni nesil lazer yöntemi nasıl uygulanıyor?
Göz sağlığı alanında yaşanan teknolojik gelişmeler, görme kusurlarının tedavisinde yeni yöntemlerin ortaya çıkmasını sağlıyor. Son yıllarda adından sıkça söz ettiren yöntemlerden biri olan Smile Lazer, özellikle miyop ve astigmat problemi yaşayan kişiler tarafından tercih ediliyor.
İstanbul’da görev yapan göz hastalıkları uzmanı Op. Dr. Kemal Gültekin, Smile Lazer yönteminin özellikleri hakkında bilgi verdi.
Uzman doktora göre Smile Lazer yöntemi, klasik lazer tedavilerinden farklı bir teknikle uygulanıyor.
“Smile Lazer yönteminde kornea üzerinde geniş bir kapak oluşturulmaz. Bunun yerine kornea içinde oluşturulan küçük bir doku parçası minimal bir kesiden çıkarılır.”
Bu teknik sayesinde göz yüzeyine daha az müdahale edildiği ifade ediliyor.
Smile Lazer yönteminin en önemli avantajlarından biri, operasyonun kısa sürede tamamlanabilmesi.
Uzmanlara göre işlem genellikle birkaç dakika içinde tamamlanıyor ve hastalar çoğu zaman aynı gün taburcu edilebiliyor.
Smile Lazer yöntemi özellikle şu durumlarda uygulanabiliyor:
- Miyop görme kusuru
- Astigmat problemi
Ancak her hasta lazer tedavisine uygun olmayabilir.
Bu nedenle tedavi öncesinde detaylı bir göz muayenesi yapılması gerekiyor.
Op. Dr. Kemal Gültekin’e göre uygun adayların belirlenmesi tedavinin başarısında büyük rol oynuyor.
Göz lazer tedavisi planlanmadan önce şu kriterler değerlendiriliyor:
- Göz numarasının stabil olması
- Kornea kalınlığının yeterli olması
- Genel göz sağlığının uygun olması
Uzmanlar işlem sonrasında doktorun önerdiği damlaların düzenli kullanılması gerektiğini belirtiyor.
Smile Lazer tedavisi hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenler Veni Vidi Göz Ataşehir’in resmi internet sitesinde yer alan bilgilere ulaşabiliyor.
https://venividigoz.com/smile-lazer
Sağlık
Uzmanı uyardı! Siyasi partiler seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmeli!haberi
Yerel seçimlerin genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da partiler arasında ciddi bir rekabete sahne olduğunu ifade eden uzmanlar, siyasi partilerin, adayların seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmesi önerisinde bulunuyor.
Yerel seçimlerin genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da partiler arasında ciddi bir rekabete sahne olduğunu ifade eden uzmanlar, siyasi partilerin, adayların seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmesi önerisinde bulunuyor. Siyasi partilerin seçim kampanya sürecinde toplumu kutuplaştırmayan bir dil kullanmalarının, toplumsal barışa önemli bir katkı sunacağını dile getiren Siyaset Bilimci Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Mümkün mertebe yumuşak ve toplumu kutuplaştırmayan bir dil kullanmaları, toplumsal barışa önemli bir katkı sunacaktır.” dedi.
Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Havva Kök Arslan, yerel seçimler öncesi olası kaotik durumları önlemek için yapılması gerekenlere işaret etti.
“Yerel seçimler, genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da rekabete sahne oluyor”
Yerel seçimlerin genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da partiler arasında ciddi bir rekabete sahne olduğunu ifade eden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, yerel seçimlerin özellikle büyük şehirlerde partilerin kendi adaylarının kazanmasının, ülkedeki siyasi itibarlarını güçlendirmesi ve iktidarlarını pekiştirmesi açısından, muhalefet partileri açısından da iktidar yarışında güç kazanmak için bir rekabet sahası olduğunu söyledi.
“Yerel seçimler ülkemizin demokrasi kültürüne olan bağlılığına katkı sunuyor”
“Böyle bir rekabet ortamında tüm partilerin seçim rekabetinin seçimi gölgelemesine izin vermeyecek şekilde davranması elzemdir.” diyen Prof. Dr. Havva Kök Arslan, şunları dile getirdi:
“Tüm partilerin seçmenlerine ve seçmenlerin kendi bölgelerindeki sandık tercihlerine saygılı davranacak şekilde davranmaları, seçmenlerine sakin sağduyulu ve bilinçli hareket etme konusunda dikkatli davranmalarını tavsiye etmeleri faydalı olacaktır. Aynı şekilde sandık görevlilerinin de sorumlu vatandaş bilinciyle hareket etmesi ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde şeffaf bir süreç yürütmeye özen göstermeleri olası olumsuz durumları engellemek veya asgariye indirmek açısından büyük öneme sahiptir. Yerel seçimler ülkemizin demokrasi kültürüne ve demokratik değerlerine olan bağlılığına da katkı sunmaktadır.”
“Adaylar seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmeli”
Siyasi partilerin, adayların seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmesi önerisinde de bulunan Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Mümkün mertebe yumuşak ve toplumu kutuplaştırmayan bir dil kullanmaları, toplumsal barışa önemli bir katkı sunacaktır. Seçim kampanya sürecinde kullanılacak dil ve genel atmosfer esasen seçim gününe nazaran toplumsal sükunet açısından daha önemlidir. Ancak yine de olumsuz durumlarla karşılaşılması durumunda partilerin de seçmenlerine soğukkanlı davranma konusunda çağrıda bulunmaları faydalı olacaktır.” dedi.
Seçim dönemlerinde sosyal medyanın rolü ve sorumluluğu nedir?
Prof. Dr. Havva Kök Arslan, seçim dönemlerinde sosyal medyanın rolünün de tıpkı medya gibi önemli olduğunu kaydederek, “Medyada olabileceği gibi sosyal medyada da bilgi kirliliğinin önüne tamamen geçmek mümkün değildir. Bu nedenle toplumun seçim öncesinde olduğu gibi sonrasında da dolaşıma giren bir bilgiyi teyit etmeden ciddiye almaması oldukça önemlidir. Her kesimden toplumun itibar ettiği ve sorumluluk bilinciyle hareket eden kişilerin paylaşımlarının dikkate alınması, kaynağı ve mesnedi belli olmayan birtakım şoke edici veya galeyana getirici paylaşımlara karşı soğukkanlı olunması her şeyden daha fazla önemlidir. Toplumumuz her ne kadar duygusal ve sıcakkanlı olsa da geçmişte olduğu gibi bugün de doğru zamanda soğukkanlılığını korumasını bilmiştir.” diye vurguladı.
“Rekabet siyasetin doğasında var”
Seçim sırasında şeffaf bir sürecin işletilmesine özen gösterilmesinin önemine işaret eden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Rekabet siyasetin doğasında vardır ve önceki seçimlerde olduğu gibi süreç içinde yer yer sandıklarda itirazlar olacaktır. Bu durumlarda herkesin kurallara ve kanunlara uygun hareket etmesi olası olumsuzlukları en aza indirebilecektir. Tüm vatandaşlar olarak sorumluluğumuz hukuka saygı duyarak, sakin ve huzurlu bir seçim geçirmek ve halk iradesinin en doğru şekilde sandığa yansımasına katkıda bulunmaktır. Bunun yolu da demokratik kültürü özümsemek ve seçmen iradesi hangi bölgede ne yönde olursa olsun saygı duymaktan geçmektedir.” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Sağlık
Medtronic, Cerrahide Yenilikçi Uygulamalar İçin Hekimleri Bir Araya Getirdihaberi
Medtronic tarafından düzenlenen “SurgInspire” başlıklı Genel Cerrahi Zirvesi, Bariatrik & Metabolik Cerrahi, Kolorektal Cerrahi ve Fıtık Cerrahisi konusunda uzman, 18 ülkeden 300’den fazla sağlık profesyonelini İstanbul’da bir araya getirdi.
Medtronic tarafından düzenlenen “SurgInspire” başlıklı Genel Cerrahi Zirvesi, Bariatrik & Metabolik Cerrahi, Kolorektal Cerrahi ve Fıtık Cerrahisi konusunda uzman, 18 ülkeden 300’den fazla sağlık profesyonelini İstanbul’da bir araya getirdi. 8-9 Mart tarihlerinde gerçekleşen, ulusal ve uluslararası 19 konuşmacının yer aldığı zirvede, cerrahi bakımın iyileştirilmesi hastalara daha fazla erişim, daha az komplikasyon, daha düşük bakım maliyeti ve daha iyi sonuçlara ulaşma gibi başlıklar ön plana çıktı.
En iyi klinik uygulamaların paylaşıldığı zirvede, yenilikçi teknolojilere erişim konusunda etkileşim fırsatı bulan cerrahlar, obezite cerrahisi, metabolik bozukluklar, kolorektal cerrahi ve fıtık cerrahisinin tüm yönlerini kapsayacak geniş konu yelpazesine sahip eğitim programlarına katıldı. Ayrıca, Medtronic Global Araştırma ve Geliştirme, Pazarlama ve Operasyon Departmanlarından temsilciler, Medtronic tarafından üretilen teknolojiler ve mühendislik üzerine sunumlar gerçekleştirdi. Katılımcı hekimler ile Medtronic mühendislerinin etkileşimde bulunma fırsatı yakaladığı sunumlarda hekimler ayrıca Ar-GE geri bildirimleri verme şansı buldular.
“Medikal İnovatif Teknolojiler ile Sağlığı Geliştiriyoruz”
Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Medtronic Türkiye, Batı Asya ve Levant Bölge Başkanı Ayhan Öztürk, Medtronic’in tıbbi cihaz endüstrisinde mükemmeliyete ve yeniliğe olan bağlılığına vurgu yaptı. Öztürk sözlerine şöyle devam etti: “Medtronic olarak, sizlerin de katkılarıyla, teknolojik gelişmeler ve stratejik Ar-Ge yatırımlarımızın sinerjisinden yararlanarak sağlık hizmetlerini dönüştürmede sıra dışı bir etki yaratıyoruz. Kendimizi, hastaların yaşam kalitesini artırmaya, klinik çıktıları iyileştirmeye ve tüm genel bakım maliyetlerini yönetmeye yardımcı olmak için klinik olarak ilgili ve ekonomik olarak değerli yenilikler sağlamaya adadık.”
“Bu amaçla da Türkiye’de dünyanın en gelişmiş eğitim merkezlerinden birini hayata geçirdik. 2014’te açılan Medtronic İnovasyon Merkezi (MIC), Türkiye’nin alanındaki sayılı eğitim merkezlerinden biri olarak faaliyetlerini sürdürüyor. Eğitim merkezimizde alanında uzman ve yetkin personelimizle, sağlık profesyonellerine teknik ve deneyimsel eğitimler veriyoruz. Cerrahi klinisyenlerinin, cerrahi yeterlilikleri ve hasta bakımını geliştiren yeni nesil tedavi seçenekleri ile önemli bir fırsatı temsil ettiklerine inanıyoruz. Cerrahi alanda uzmanlığın artırılması ve hasta bakımının geliştirilmesi amacıyla çalışmaya devam edeceğiz.”
Sağlığın geleceğine odaklanarak sağlık profesyonellerinin ileri cerrahi teknikler konusunda küresel uzmanlarla etkileşimde bulunmalarına ve önümüzdeki dönemde klinik iyileştirme stratejileri belirlemelerine olanak sağlayan zirve aynı zamanda bir sağlık teknolojileri markası tarafından bağımsız olarak düzenlenen; Türkiye, Batı Asya ve Levant bölgesinin en büyük genel cerrahi organizasyonu olma niteliği taşıyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
-
Fashion9 yıl agoThese ’90s fashion trends are making a comeback in 2017
-
Entertainment9 yıl agoThe final 6 ‘Game of Thrones’ episodes might feel like a full season
-
Fashion9 yıl agoAccording to Dior Couture, this taboo fashion accessory is back
-
Entertainment9 yıl agoThe old and New Edition cast comes together to perform
-
Sports9 yıl agoPhillies’ Aaron Altherr makes mind-boggling barehanded play
-
Business9 yıl agoUber and Lyft are finally available in all of New York State
-
Entertainment9 yıl agoDisney’s live-action Aladdin finally finds its stars
-
Sports9 yıl agoSteph Curry finally got the contract he deserves from the Warriors
