Sağlık
“Sağlıkta Şiddetin ve Siyasi Baskının Artması Nedeniyle Göç Ettim!”
Doktorlar Türkiye’den Neden Gidiyor? Son yıllarda artan ‘Hekim Göçü’nde en önemli neden ne? Bilim Sağlık Haber Ajansı’nın (BSHA) ‘Türkiye’den Göç Eden Hekimler Anlatıyor’ haber dizisindeki röportajlarında bu hafta, Elazığ’ın Karakoçan İlçesi doğumlu 34 yaşındaki Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Emrah Yıldırım konuk oldu.
‘Türkiye’den Göç Eden Hekimler Anlatıyor’
Yine bir ‘hekim göçü’ hikayesi, yine bir hekim… Gidenler, kalanlar ve gitmeye çalışanların hikayelerini anlatmaya devam ediyoruz. 2018 yılının Eylül ayında kendisi gibi asistan hekim olan eşiyle birlikte Almanya’ya göç eden Dr. Emrah Yıldırım, Konya Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, mecburi hizmet için Muş’a atanıyor. Bu arada tıpta uzmanlık sınavına girerek İnönü Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nü kazanıyor ve asistanlık sürecine giriyor. 4 yıl kadar asistan hekim olarak çalışıyor. Haziran 2015’te seçimlerin iptali ile başlayan ve FETÖ Darbe Girişimi ile devam eden süreçte, siyasi atmosfer gittikçe baskıcı bir hal almaya başlayınca, meslektaşlarının soruşturmalar sarmalında olduğuna tanıklık ediyor. Kendisi hakkında da bir dava açılıyor. Ve bu bardağı taşıran son damla oluyor, uzmanlık sınavına 10 ay kala ani bir karar alarak istifa ediyor. Almanya’ya gitme yönünde ilk adımı atıyor. Almanya’da 2 yıl dil eğitimi alıyor. Yeni bir dil, yeni bir ülke ve yeni bir yaşama adapte olmaya çabalıyor ve başarıyor. Almanya’da ilk olarak 200 yataklı küçük bir hastanede asistan hekim olarak çalışmaya başlıyor. Ardından da hastane değiştirerek daha büyük kapasiteli bir hastanenin ortopedi servisinde işe başlıyor.
İlk Görev Yeri, İlk Hayal Kırıklığı!
Mesleğe yeni başlayan bütün doktorların olduğu gibi o da hevesli ve heyecanlı bir şekilde beyaz önlüğü giymiş üstüne ama işler çok da hayal ettiği gibi ilerlememiş. Op. Dr. Yıldırım şöyle anlatıyor yaşadıklarını: “İcra ettiğimiz mesleğin kolay olmadığının farkında olsam da açıkçası çalışmaya başlayana kadar beni nelerin beklediğini bilmiyormuşum. İlk hayal kırıklığımı, mecburi hizmetteki ilk görev yerim Muş’ta yaşadım. Bir hasta yakını elinde bıçakla acil servisi basıp, kardeşine rapor yazmadığım için bana ‘haddimi bildirmek’ istedi. Asistanlık dönemimde de İnönü Üniversitesi Ortopedi Bölümü’nde de benzer olayları mütemadiyen yaşamaya devam ettim. Sağlık çalışanlarına şiddet en temel problemlerimizden biriydi.”
‘Şiddet’ Demokles’in Kılıcı Gibi Başımızda Sallanıyordu!
Büyük hayaller kurarak doktor olmayı isteyen Dr. Emrah, kendisini yurt dışına gitmeye iten nedenler arasında ilk sıraya ‘sağlıkta şiddet’ olaylarıyla sıkça karşılaşmış olmasını koyuyor. Bu şiddet bir tek hastadan ve hasta yakınından kaynaklı değil, asistanlıkta karşılaştığı yönetici mobbingleri de bu olaylara dahil… Dr. Yıldırım, bu durumu şöyle özetledi: “Cerrahi branşlardaki sert hiyerarşi, etik olmayan, tanı veya tedavide yeri bulunmayan istekleri karşılanmayınca agresifleşen ve tehdit eden hasta ve hasta yakınlarıyla fazlasıyla karşılaşıyorduk. Bunun yanında hocalarımızın ve diğer meslektaşlarımızın yaptığı mobbing, Cimer’e veya Başhekimliğe yazılan her şikâyetin başımızda Demokles’in Kılıcı gibi sallanması, biz mobbinge veya şiddete uğrarken ölü numarası yapan yöneticilerin, en ufak şikâyette bizi soruşturmalarla bezdirmeye çalışmaları bir noktadan sonra bizi nefes alamayacak hale getirdi.”
Türkiye’den Ayrılmak Kaçınılmaz Sondu, Hissetmiştim!
“Kronik yorgun, mobbinge uğrayan, poliklinikte günlük 100-120 hasta bakmak zorunda kalan, sözlü ve fiziksel şiddete uğrayan bir hekim olarak Türkiye’den ayrılmanın kaçınılmaz bir son olduğunun farkına varmıştım” diyen Doktor Emrah Yıldırım, “İngilizcemi ilerletmeye başladım. Kanada’dan, İtalya’dan ve İspanya’dan birçok hastane ile yazıştım. Amacım önce yurt dışında kısa bir rotasyon yapma ve 2019 yılında uzmanlık eğitimimi tamamlayıp yurt dışına gitmekti. Bu hastanelerin birçoğundan rotasyon için kabul de aldım” dedi.
“Kendimi Artık Bu Ülkeye Ait Hissetmekte Zorlanıyordum”
Siyasi Atmosfer, Baskı Ortamı Gidişini Hızlandırdı!
Türkiye’de siyasi ortam ve atmosferin 7 Haziran 2015 tarihinde gerçekleştirilen seçimlerin iptal edilmesi, yeniden seçimlere gidilmesi, kaos ortamı, Ankara Gar Katliamı, Suruç’taki bombalı saldırı ve diğer sivil katliamların yarattığı pskilojik durumundan etkilendiğinden bahseden Dr. Yıldırım, “Kendimi artık bu ülkeye ait hissetmekte zorlanıyordum. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra ise herkesin malumu baskı giderek arttı. Ülke nefes alınamayacak hale geldi. Birçok meslektaşım bu süreçte ihraç edildi ve tutuklandı. 2018 yılının başında ise benim hakkımda da bir dava açıldı. Türkiye’de adaletin ne kadar adaletsiz olduğunu bu süreçte bizzat yaşayarak öğrendim. Suçsuz olmanız bir anlam ifade etmiyordu. Devlet sizi cezalandırmak istiyorsa buna engel olamıyorsunuz. O yüzden çok zor bir karar almak zorunda kaldım. Uzmanlığıma 10 ay kalmışken istifa edip eşimle birlikte Türkiye’den ayrıldık ve Almanya’ya geldik. Oturum izni ve diğer evrak işlerini hallettikten sonra Almanca öğrenmeye başladık. Denklik sürecini tamamlayıp, tıbbi Almanca sınavını geçtikten sonra da 200 yataklı bir hastanede çalışmaya başladım. Eşim ise eş zamanlı başka bir hastanede dahiliye asistanı olarak çalışmaya başladı. 6 ay önce ise büyük bir hastanenin ortopedi bölümüne geçtim. Şu an orada çalışmaya devam etmekteyim” dedi.

Almanya’da Çalışma Koşulları Nasıl?
Almanya’da çalışma koşullarının Türkiye ile kıyaslanmayacak derecede iyi olduğunu söyleyen Dr. Yıldırım “Poliklinikte 100 hasta, acil serviste 300 hasta bakmak zorunda değilsiniz. Hastalar ve yakınları oldukça kibar ve anlayışlı. Yarım saati mola olmak üzere günde sadece 8.5 saat mesai yapıyorsunuz. Fazla mesai yapmak zorunda kalırsanız, işveren bunu size ödemek zorunda. Türkiye’de bir asistan aralıksız 36 saat çalışmak zorunda kalıyorken, burada 24 saatlik nöbetler bile hemen hemen tamamen kalkmış durumda. Hemen hemen hiçbir yerde 24 saat nöbet tutmak zorunda değilsiniz. Nöbet ertesi de mesai yapmak yok. Daha doğrusu yapmanıza izin verilmiyor. Türkiye’de asistan hekimlerin 20 iş günü tatil hakkı var. Bazı klinikler bunu bile kullanmanıza izin vermiyor. Almanya’da ise 30 iş günü tatil hakkınız bulunmakta. Almanya’da hiyerarşi yok denecek kadar az. Bölümün şefi hariç, bütün hocalarıma ve meslektaşlarıma ismi ile hitap ediyorum” diye konuştu.
“Türkiye’de Hayal Edilebilecek Bir Durum Bile Değildi”
Türkiye’deki çarpık hiyerarşiden bahseden Dr. Emrah Yıldırım şunları anlattı: “Ülkemizde senden 3 ay önce mesleğe başlamış bir meslektaşının bile her isteğinin emir kabul edildiği, ismi ile hitap etmenin yasak olduğu bir ülkeden gelen bir cerrahi asistanı için Almanya’da şaşkınlık yaşadım. Türkiye’de bu hayal edilebilecek bir durum bile değil. Almanya’da meslektaşlarım, hocalarım ve bölüm şefim son derece mütevaziler. Mukayese edersek mobbing burada belirgin biçimde az. Hiyerarşide sizin üstünüzde yer alan meslektaşlarınız size saygı duyuyor. İş tanımınız belli, sorumluluklarınız, görevleriniz ve haklarınız kanunen belirlenmiş. Haksızlığa uğradığınızı düşündüğünüzde başvurabileceğiniz ve hukuki destek alabileceğiniz bir hastane kurulu ve hekim sendikası var.”

Almanya’da Hekimlik Yapmanın Zorlukları Var Mı?
Çalışma koşulları güzel, mesleki anlamda değerli hissetme, mobbing, sağlıkta şiddet olayları en asgari düzeyde ama yurt dışında çalışmanın bazı dezavantajları da var diyor Doktor Emrah, “Almanya’da hekimlik yapabilmek için yurt dışından gelen biri öncelikle kendisini kanıtlamalı” diyen Yıldırım şöyle devam etti: “Kendinizi kanıtlayana kadar kalifikasyonunuzun altında çalışmak zorunda kalıyorsunuz. Almanca zor bir dil, dil bariyerini aşmanız ve akıcı bir Almanca konuşmanız uzun sürüyor. Haliyle kendinizi ifade etmekte zorlanıyor, kendinizi iş ortamında rahat hissetmiyorsunuz. Hastanede yaptığınız her şeyi ayrıntılı olarak dokümante etmek zorundasınız. Bu bizim pek alışık olmadığımız bir durum. Bunun yanında doğal olarak arkadaşlarınızı ve ailenizi özlüyorsunuz. Bunların yanı sıra ülkenin genel siyasi atmosferinin daha stabil olması ve maaşınızın size belli bir hayat standardı sağlaması Almanya’yı daha cazip hale getiriyor. Bunların hepsini üst üste koyduğunuzda iyi ki gelmişim diyorum.”
Türkiye’deki Hekimlerin Yurt Dışına Talepleri Artıyor
Türkiye’de çalışma koşullarının kendi ayrıldığı zamanla kıyaslayan Dr. Emrah, takip ettiği ve arkadaşları ile yaptığı görüşmelerden anladığı kadarıyla durumların daha da kötüleştiğini söyledi ve devam etti: “Yurt dışında hekimliğe talebin Türkiyeli meslektaşlarım arasında giderek artması durumların daha da kötüye gittiğinin göstergesi diye düşünüyorum. Yurt dışında hekimliğin zorlukları var ama zannedilen kadar zor değil. Benim değersizleştirilen, emeğinin karşılığı verilmeyen, siyasi çıkarlar için kışkırtılmış hasta ve yakınlarına tabiri caizse paspas edilen, insanca çalışma koşulları elinden alınmış, mesleğini onurluca icra etmesi engellenen, istenmeyen meslektaşlarım için birçok alternatif var. Almanya bu ülkelerden biri. Dil öğrensinler, gelsinler, mesleklerini daha insani koşullarda icra etsinler. İsviçreli yazar Bichsel’in yazdığı gibi; ‘Ruhe finden ist so etwas wie Heimat finden’ Türkçesi; “Huzuru bulmak, vatanı bulmak gibidir.”
“Ailem, Arkadaşlarım, Doğduğum Yer Gözümde Tütüyor”
Türkiye’ye Dönmek Mümkün Mü?
Her şeye rağmen Almanya’dan Türkiye’ye dönmek ister misiniz? sorumuza “Kesinlikle” diye cevap veriyor Dr. Emrah Yıldırım, “Ülkemin dağları, ovaları, ırmakları beni bekliyor. Ailem, arkadaşlarım, doğduğum yer gözümde tütüyor. Ama Türkiye’nin bu denli çorak, adaletten uzak, muhakemesini yitirmiş, vasatı yücelten iklimine geri dönmek bizim için bir seçenek değil şu an. Celladın ipinin, polisin kırbacının, spikerin çenesinin, baskı makinesinin zalimlerin elinde olmadığı bir Türkiye’de yaşamak ve çalışmak ümidi ile” diye de son veriyor sözlerine. BSHA-Bilim Ve Sağlık Haber Ajansı
Sağlık
Uzman doktordan Smile Lazer açıklaması: Yeni nesil lazer yöntemi nasıl uygulanıyor?
Göz sağlığı alanında yaşanan teknolojik gelişmeler, görme kusurlarının tedavisinde yeni yöntemlerin ortaya çıkmasını sağlıyor. Son yıllarda adından sıkça söz ettiren yöntemlerden biri olan Smile Lazer, özellikle miyop ve astigmat problemi yaşayan kişiler tarafından tercih ediliyor.
İstanbul’da görev yapan göz hastalıkları uzmanı Op. Dr. Kemal Gültekin, Smile Lazer yönteminin özellikleri hakkında bilgi verdi.
Uzman doktora göre Smile Lazer yöntemi, klasik lazer tedavilerinden farklı bir teknikle uygulanıyor.
“Smile Lazer yönteminde kornea üzerinde geniş bir kapak oluşturulmaz. Bunun yerine kornea içinde oluşturulan küçük bir doku parçası minimal bir kesiden çıkarılır.”
Bu teknik sayesinde göz yüzeyine daha az müdahale edildiği ifade ediliyor.
Smile Lazer yönteminin en önemli avantajlarından biri, operasyonun kısa sürede tamamlanabilmesi.
Uzmanlara göre işlem genellikle birkaç dakika içinde tamamlanıyor ve hastalar çoğu zaman aynı gün taburcu edilebiliyor.
Smile Lazer yöntemi özellikle şu durumlarda uygulanabiliyor:
- Miyop görme kusuru
- Astigmat problemi
Ancak her hasta lazer tedavisine uygun olmayabilir.
Bu nedenle tedavi öncesinde detaylı bir göz muayenesi yapılması gerekiyor.
Op. Dr. Kemal Gültekin’e göre uygun adayların belirlenmesi tedavinin başarısında büyük rol oynuyor.
Göz lazer tedavisi planlanmadan önce şu kriterler değerlendiriliyor:
- Göz numarasının stabil olması
- Kornea kalınlığının yeterli olması
- Genel göz sağlığının uygun olması
Uzmanlar işlem sonrasında doktorun önerdiği damlaların düzenli kullanılması gerektiğini belirtiyor.
Smile Lazer tedavisi hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenler Veni Vidi Göz Ataşehir’in resmi internet sitesinde yer alan bilgilere ulaşabiliyor.
https://venividigoz.com/smile-lazer
Sağlık
Uzmanı uyardı! Siyasi partiler seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmeli!haberi
Yerel seçimlerin genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da partiler arasında ciddi bir rekabete sahne olduğunu ifade eden uzmanlar, siyasi partilerin, adayların seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmesi önerisinde bulunuyor.
Yerel seçimlerin genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da partiler arasında ciddi bir rekabete sahne olduğunu ifade eden uzmanlar, siyasi partilerin, adayların seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmesi önerisinde bulunuyor. Siyasi partilerin seçim kampanya sürecinde toplumu kutuplaştırmayan bir dil kullanmalarının, toplumsal barışa önemli bir katkı sunacağını dile getiren Siyaset Bilimci Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Mümkün mertebe yumuşak ve toplumu kutuplaştırmayan bir dil kullanmaları, toplumsal barışa önemli bir katkı sunacaktır.” dedi.
Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Havva Kök Arslan, yerel seçimler öncesi olası kaotik durumları önlemek için yapılması gerekenlere işaret etti.
“Yerel seçimler, genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da rekabete sahne oluyor”
Yerel seçimlerin genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da partiler arasında ciddi bir rekabete sahne olduğunu ifade eden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, yerel seçimlerin özellikle büyük şehirlerde partilerin kendi adaylarının kazanmasının, ülkedeki siyasi itibarlarını güçlendirmesi ve iktidarlarını pekiştirmesi açısından, muhalefet partileri açısından da iktidar yarışında güç kazanmak için bir rekabet sahası olduğunu söyledi.
“Yerel seçimler ülkemizin demokrasi kültürüne olan bağlılığına katkı sunuyor”
“Böyle bir rekabet ortamında tüm partilerin seçim rekabetinin seçimi gölgelemesine izin vermeyecek şekilde davranması elzemdir.” diyen Prof. Dr. Havva Kök Arslan, şunları dile getirdi:
“Tüm partilerin seçmenlerine ve seçmenlerin kendi bölgelerindeki sandık tercihlerine saygılı davranacak şekilde davranmaları, seçmenlerine sakin sağduyulu ve bilinçli hareket etme konusunda dikkatli davranmalarını tavsiye etmeleri faydalı olacaktır. Aynı şekilde sandık görevlilerinin de sorumlu vatandaş bilinciyle hareket etmesi ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde şeffaf bir süreç yürütmeye özen göstermeleri olası olumsuz durumları engellemek veya asgariye indirmek açısından büyük öneme sahiptir. Yerel seçimler ülkemizin demokrasi kültürüne ve demokratik değerlerine olan bağlılığına da katkı sunmaktadır.”
“Adaylar seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmeli”
Siyasi partilerin, adayların seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmesi önerisinde de bulunan Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Mümkün mertebe yumuşak ve toplumu kutuplaştırmayan bir dil kullanmaları, toplumsal barışa önemli bir katkı sunacaktır. Seçim kampanya sürecinde kullanılacak dil ve genel atmosfer esasen seçim gününe nazaran toplumsal sükunet açısından daha önemlidir. Ancak yine de olumsuz durumlarla karşılaşılması durumunda partilerin de seçmenlerine soğukkanlı davranma konusunda çağrıda bulunmaları faydalı olacaktır.” dedi.
Seçim dönemlerinde sosyal medyanın rolü ve sorumluluğu nedir?
Prof. Dr. Havva Kök Arslan, seçim dönemlerinde sosyal medyanın rolünün de tıpkı medya gibi önemli olduğunu kaydederek, “Medyada olabileceği gibi sosyal medyada da bilgi kirliliğinin önüne tamamen geçmek mümkün değildir. Bu nedenle toplumun seçim öncesinde olduğu gibi sonrasında da dolaşıma giren bir bilgiyi teyit etmeden ciddiye almaması oldukça önemlidir. Her kesimden toplumun itibar ettiği ve sorumluluk bilinciyle hareket eden kişilerin paylaşımlarının dikkate alınması, kaynağı ve mesnedi belli olmayan birtakım şoke edici veya galeyana getirici paylaşımlara karşı soğukkanlı olunması her şeyden daha fazla önemlidir. Toplumumuz her ne kadar duygusal ve sıcakkanlı olsa da geçmişte olduğu gibi bugün de doğru zamanda soğukkanlılığını korumasını bilmiştir.” diye vurguladı.
“Rekabet siyasetin doğasında var”
Seçim sırasında şeffaf bir sürecin işletilmesine özen gösterilmesinin önemine işaret eden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Rekabet siyasetin doğasında vardır ve önceki seçimlerde olduğu gibi süreç içinde yer yer sandıklarda itirazlar olacaktır. Bu durumlarda herkesin kurallara ve kanunlara uygun hareket etmesi olası olumsuzlukları en aza indirebilecektir. Tüm vatandaşlar olarak sorumluluğumuz hukuka saygı duyarak, sakin ve huzurlu bir seçim geçirmek ve halk iradesinin en doğru şekilde sandığa yansımasına katkıda bulunmaktır. Bunun yolu da demokratik kültürü özümsemek ve seçmen iradesi hangi bölgede ne yönde olursa olsun saygı duymaktan geçmektedir.” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Sağlık
Medtronic, Cerrahide Yenilikçi Uygulamalar İçin Hekimleri Bir Araya Getirdihaberi
Medtronic tarafından düzenlenen “SurgInspire” başlıklı Genel Cerrahi Zirvesi, Bariatrik & Metabolik Cerrahi, Kolorektal Cerrahi ve Fıtık Cerrahisi konusunda uzman, 18 ülkeden 300’den fazla sağlık profesyonelini İstanbul’da bir araya getirdi.
Medtronic tarafından düzenlenen “SurgInspire” başlıklı Genel Cerrahi Zirvesi, Bariatrik & Metabolik Cerrahi, Kolorektal Cerrahi ve Fıtık Cerrahisi konusunda uzman, 18 ülkeden 300’den fazla sağlık profesyonelini İstanbul’da bir araya getirdi. 8-9 Mart tarihlerinde gerçekleşen, ulusal ve uluslararası 19 konuşmacının yer aldığı zirvede, cerrahi bakımın iyileştirilmesi hastalara daha fazla erişim, daha az komplikasyon, daha düşük bakım maliyeti ve daha iyi sonuçlara ulaşma gibi başlıklar ön plana çıktı.
En iyi klinik uygulamaların paylaşıldığı zirvede, yenilikçi teknolojilere erişim konusunda etkileşim fırsatı bulan cerrahlar, obezite cerrahisi, metabolik bozukluklar, kolorektal cerrahi ve fıtık cerrahisinin tüm yönlerini kapsayacak geniş konu yelpazesine sahip eğitim programlarına katıldı. Ayrıca, Medtronic Global Araştırma ve Geliştirme, Pazarlama ve Operasyon Departmanlarından temsilciler, Medtronic tarafından üretilen teknolojiler ve mühendislik üzerine sunumlar gerçekleştirdi. Katılımcı hekimler ile Medtronic mühendislerinin etkileşimde bulunma fırsatı yakaladığı sunumlarda hekimler ayrıca Ar-GE geri bildirimleri verme şansı buldular.
“Medikal İnovatif Teknolojiler ile Sağlığı Geliştiriyoruz”
Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Medtronic Türkiye, Batı Asya ve Levant Bölge Başkanı Ayhan Öztürk, Medtronic’in tıbbi cihaz endüstrisinde mükemmeliyete ve yeniliğe olan bağlılığına vurgu yaptı. Öztürk sözlerine şöyle devam etti: “Medtronic olarak, sizlerin de katkılarıyla, teknolojik gelişmeler ve stratejik Ar-Ge yatırımlarımızın sinerjisinden yararlanarak sağlık hizmetlerini dönüştürmede sıra dışı bir etki yaratıyoruz. Kendimizi, hastaların yaşam kalitesini artırmaya, klinik çıktıları iyileştirmeye ve tüm genel bakım maliyetlerini yönetmeye yardımcı olmak için klinik olarak ilgili ve ekonomik olarak değerli yenilikler sağlamaya adadık.”
“Bu amaçla da Türkiye’de dünyanın en gelişmiş eğitim merkezlerinden birini hayata geçirdik. 2014’te açılan Medtronic İnovasyon Merkezi (MIC), Türkiye’nin alanındaki sayılı eğitim merkezlerinden biri olarak faaliyetlerini sürdürüyor. Eğitim merkezimizde alanında uzman ve yetkin personelimizle, sağlık profesyonellerine teknik ve deneyimsel eğitimler veriyoruz. Cerrahi klinisyenlerinin, cerrahi yeterlilikleri ve hasta bakımını geliştiren yeni nesil tedavi seçenekleri ile önemli bir fırsatı temsil ettiklerine inanıyoruz. Cerrahi alanda uzmanlığın artırılması ve hasta bakımının geliştirilmesi amacıyla çalışmaya devam edeceğiz.”
Sağlığın geleceğine odaklanarak sağlık profesyonellerinin ileri cerrahi teknikler konusunda küresel uzmanlarla etkileşimde bulunmalarına ve önümüzdeki dönemde klinik iyileştirme stratejileri belirlemelerine olanak sağlayan zirve aynı zamanda bir sağlık teknolojileri markası tarafından bağımsız olarak düzenlenen; Türkiye, Batı Asya ve Levant bölgesinin en büyük genel cerrahi organizasyonu olma niteliği taşıyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
-
Fashion9 yıl agoThese ’90s fashion trends are making a comeback in 2017
-
Entertainment9 yıl agoThe final 6 ‘Game of Thrones’ episodes might feel like a full season
-
Fashion9 yıl agoAccording to Dior Couture, this taboo fashion accessory is back
-
Entertainment9 yıl agoThe old and New Edition cast comes together to perform
-
Sports9 yıl agoPhillies’ Aaron Altherr makes mind-boggling barehanded play
-
Business9 yıl agoUber and Lyft are finally available in all of New York State
-
Entertainment9 yıl agoDisney’s live-action Aladdin finally finds its stars
-
Sports9 yıl agoSteph Curry finally got the contract he deserves from the Warriors
