Sağlık
HİASD’den ‘Büyük Deprem ve Çıkarılacak Dersler’ Toplantısı
Herkes İçin Acil Sağlık Derneği (HİASD) Deprem ve Afet Yönetimi konusunda zoom üzerinden bir toplantı gerçekleştirdi. Bilim Sağlık Haber Ajansı’nın da (BSHA) davetli olarak katılım sağladığı toplantıda HİASD Başkanı Ülkümen Rodoplu, deprem bölgesine dair gözlemlerini aktararak, bundan sonra yapılması gerekenlere dikkat çekti. Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMOD) Genel Başkanı, Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Recep Akdur, afet yönetimi konusunda bilgilendirmelerde bulundu. BSHA’nın ‘Deprem bölgelerinde salgın hastalıklara karşı neler yapılmalı? sorusuna yanıt veren Akdur, sınır komşumuz Suriye’deki kolera salgınının deprem bölgesine sıçrama riskinden bahsederek acil önlem alınması çağrısında bulundu. Önlem alınmaz ise kolera riski de dahil diğer salgın hastalıklarla birlikte çok sayıda can kaybının yaşanabileceğini söyledi.

Uzmanlar Büyük Deprem ve Alınacak Dersleri Konuştu
Toplantıda Kahramanmaraş merkezli 10 ilde etkili olan depremlerden çıkarılacak dersler, eksiklikler, depremler sonrası posttravmatik stres sendromu, afet yönetimi ve halk sağlığı konularında alanında uzman katılımcılar açıklamalarda bulundu. HİASD Genel Sekreteri Büşranur Berrak’ın moderatörlük yaptığı toplantıda, HİASD Başkanı, Dünya Sağlık Örgütü Eğitimcisi, Afet Tıbbı Uzmanı Ülkümen Rodoplu açılış sunumu yaptı. Toplantıda, Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMOD) Genel Başkanı, Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Recep Akdur’un depremde afet yönetimi ve deprem bölgelerindeki halk sağlığı riskleri konusunda açıklamalarda bulundu. Davranış Araştırmaları ve Terapileri Merkezi (DATEM) Kurucusu Prof. Dr. Ebru Şalcıoğulu, deprem sonrası depremzedeler ve tüm toplumda posttravmatik stres sendromu konusunda önemli açıklamalarda bulundu. HİASD zoom etkinliğinde ayrıca deprem bölgesinde görev alan Arama Kurtarma Uzmanı Sadettin Uslu ve Paramedik Mehmet Ataklı da büyük depremde arama kurtarma alanında yaşanan aksaklıklardan bahsederek, çıkarılması gereken dersler hakkında bilgiler verdi.

HİASD Başkanı Uzman Dr. Rodoplu: Depremde Sınıfı Tek Geçen Gönüllüler Oldu
Deprem bölgesinde bulunan, görev alan HİASD Başkanı Uzman Dr. Ülkümen Rodoplu, açılış konuşmasında, beton tabutlar içinde günlerce can çekişerek, bacağı, kolu kanayarak kurtarılmayı bekleyen 10 binler olduğunu, bunu hak etmediklerini söyleyerek başladı. Rodoplu şöyşe devam etti: “Birkaç saniyede olsa onları düşünmenizi diliyorum. Bu deprem sadece o bölgede etki altında kalan 15 milyonu değil, 85 milyon, dünyanın her yerindeki insanlar 14 gündür bütün dünyanın gözü hem bizde hem de Suriye’dedir. Kahramanmaraş Pazarcık merkezli deprem geniş bir alanı etkiledi. Toplamda 234 artçı deprem oldu. 72 bin 663 ölen olacağı tahmin ediliyor. 100 binin üzerinde yaralı var. Toplam nüfusumuzun yüzde 15,7 sini bu depremde kaybettik. Yıkılan binaların yüzde 52’sinin 2001’den, yani 1999 Gölcük depreminden sonra yapılmış olması hayret vericidir. Depremde arama kurtarma çalışmalarında ilk iki gün, ilk 48 saat altın saatlerde eksiklikler yaşandı. Üçüncü gün arama kurtarma anlamında bir yoğunlaşma oldu. 14 bin 604 arama kurtarmacının 3 bin 40’ının yabancı ülkelerden geldiği bilgisini paylaşmak isterim. Hayat kurtarmak için elimizdeki bütün kaynakları kullanmamız gerekir anında harekete geçecek Mehmetçik, gönüllüler anında depolardan çıkan çadırlar, anında harekete geçen kurumlara ihtiyacımız var. Bu deprem sonrası ülke olarak sınıfta kaldık. Tek başarılı olan, sınıfı geçen gönüllüler oldu. Geleceğe tutkuyla sarılabilmek için çok sebebimiz var” dedi.
14 Mayıs’ta seçimlerin olacak olması afet yönetimini de etkiledi
Başkan Ülkümen Rodoplu konuşmasına yaşanan depremi, 1999 depremi ile kıyaslayarak devam etti. Marmara depreminde ilk iki gün emniyet güçlerinin, askerin deprem bölgesinde olduğuna dikkat çeken Rodoplu, “Statlar, toplanma alanları Marmara Depremi’nin aksine daha geç kullanılmaya başlandı. Çok seri harekete geçilemedi. Afet Yönetimi Daire Başkanlığı afetlerde daha hızlı olunması için kurulmuştu ama gördük ki bazı dersler çıkarmamız gerekiyor. Senaryo kötüydü. Bugüne kadar dünyada bundan daha büyük depremler oldu ama 9 saat arayla aynı şiddette bir artçı söz konusu olmadı. Depremin saati, artçıların büyük olması, yılın en soğuk günlerinde olması daha ölümcül olmasına neden oldu. Türkiye’de 14 Mayıs’ta seçimlerin olacak olması afet yönetimini de etkiledi. Bir hizmet sunma yarışına girildi. Bir şeyler yapılmadığı halde yapılıyormuş gibi gösterildi. Kesinlikle gecikme vardı. Marmara Depremi’nden sonra da bölgede olan bir hekim olarak şunu diyebilirim; o zaman da afet yönetiminde aksaklıklar vardı ama güvenlik gecikmemişti. Güvenlik birimleri afet yönetiminde olmazsa olmazlarıdır. Arama kurtarma 48 saatin sonunda yavaş yavaş başladı. Arama kurtarmanın en kıymetli olduğu altın saatlerde yeterli arama kurtarma faaliyeti Kahramanmaraş Depremi’nde başlamadı. Toplumda da bir büyük beklenti vardı. Geç harekete geçildi. Resmi açıklamalar zamanında oldu ama ne yazık ki toplumda bir güvensizlik de yaşandığı için inandırıcı olmadı. Kızılay çadırları nereye gitti? Depolardan bir yerlere mi gitti? Sattılar mı ne oldu hiç görmedim. Devlet kurumları hızlı hareket etmeyince gönüllüler devreye girdi. AFAD yönetimiyle beraber Bakanlar da sahadaydı. Sistem tıkır tıkır çalışsa bakanlara ihtiyaç olmazdı. Koordinasyonsuzluk, organizasyonsuzluk güvensizliğe neden oldu. Sistem çökebilir ve burada çöktü. İnsanlar kendileri yaraları sarmaya başladılar. Afetlerin insanları birleştirdiğine tanık olduk. Ermenistan sınırı açıldı. Yunanistan ekipleri buradaydı, İsrail arama kurtarma ekipleri Suriyeli depremzedeleri kurtardı. Dirençli bir toplum kurabilmemiz için geleceğe dair bir umut gördük. Bilenlerin bilmeyenlerin bir arada olabileceğini anladık” diye konuştu. Rodoplu konuşmasını Meksika Arama Kurtarma Ekibi’nin enkaz altında kalarak hayatını kaybeden Kurtarma Köpeği Prote’ye teşekkür ederek son verdi.

TÜMOD Başkanı Akdur: Her Ailenin Bir Afet Planı Olmalı!
TÜMOD Genel Başkanı Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Recep Akdur, yaşanan büyük depremde ortaya çıkan en önemli konunun devletin geleceği şekillendirebilmesi olduğunu söyledi. Akdur, bir devlet ve o devleti yönetenler gelecekte söz sahibi olabiliyorlarsa, planlama ve örgütlenme, afet koordinasyonu, denetleme işlemlerini yerine getirerek kendisinden bekleneni, görevlerini yerine getirmişlerse başarılı sayılacaklarının altını çizdi. Akdur, devlet mekanizması içerisinde afetlere karşı var olan yapılandırma sistemleri ile ilgili yaptığı sunumda mevut yapının tüm birimleri içerisinde bulundurduğunu ancak yaşanan büyük depremde bu yapıların işlemediğini söyledi. Şu anda Türkiye’nin yaşanan depremde dış yardım ve kriz yönetimi evresinde olunduğunu belirten Akdur, “Kriz yönetiminin temel amacı afete uğrayan toplumun yaşamının sürdürülmesi ikincil afetlerin önlenmesi ve toplumu geleceğe taşımadır. Depremden çok önce planlama yapılmalıydı. Afet kamplarının yer tespitleri ve alt yapıların önceden belirlenmesi gerekiyordu. 6 Şubat’tan beri herkes koordinasyon bozuktu dedi. Koordinasyon yoksa ihmaller ortaya çıkar. Arama kurtarma 48 saat sonra başladı. Türkiye’nin potansiyel gücünün kullanılamaması gecikmelere neden oldu. Etkisiz harcamalar oldu. Afet planı deyince bir başka algılama hatası var. Afet planının iki bacaklı olduğunu unutmamamız gerekir. Her ailenin bir afet planı olması lazım. Selse sel, yangınsa yangın ve depremse deprem planı olması lazım. Her kentin her apartmanın bir afet planı olması lazım. Kurumların da afet planları olması lazım. Bundan sonra planlama anlayışına bir an önce geçmemiz gerekir. Afet planları en küçük birimden büyüğe doğru gitmelidir. Kurumlarda da en küçük birimden büyüğüne doğru gitmelidir. Aksi takdirde bütün birimler tek tek plan yapmazlar ise kendi durumunu tespit edip plan yapamazlar. Şu anda aksayan durum hangi kurumlarla ilgilidir? Türkiye’de hiç kimse sorunun sorumlu kurumuna çok değinmek istemiyor” dedi. Afetlerde risk yönetimi, ana çözüm ortaklarından bahseden Prof. Dr. Akdur, mevcut kurumların da kendilerinden beklenenleri, planlamalarının olması gereklerini yerine getirmesi gerektiğine dikkat çekti. ‘Sağlık Bakanlığı bu afetin neresinde?’ sorusunu sorarak bakanlık nezdinde acil ve sağlık hizmetleri genel müdürlüğü ve ona bağlı 6 dairenin olduğuna dikkat çekti. Arama kurtarma konusunda Sağlık Bakanlığı’na bağlı ASKOM, 112, UMKE, HAP (hastane afet planları) ekiplerinin olduğunu söyledi.
Deprem Kritiği…1999’dan Sonra Yaşanan Bu Durum Kabul Edilemez!
Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Recep Akdur, “Zaten acımız sıkıntımız çok büyük. Sadece deprem bölgesinde olanlar değil, bizler de oralarda olmayanlarda da acı var. Olaya anında el koyulmaması çok sıkıntılı bir durum. Bunları hangi birimlerin, hangi kurumların yapması gerektiği, beklenen görevleri ne kadar yerine getirdikleri, ne kadar başarılı oldukları hem kendileri hem de bizler tarafından değerlendirilmelidir. Marmara Depremi’nden sonra Türkiye’nin böyle bir afet başarısı göstermesi gerçekten kabul edilebilecek, algınabilecek bir şey değildir. Kahramanmaraş Depremi sonrası illerde henüz ilk yardım evresindeyiz. Kamplar bile tamamlanmadı. 12’üncü günde tuvalet ihtiyacı bile giderilmedi. Eğer yer sallandığında Türkiye’deki binalardan, insanlar yataklarından bile çıkmaya ihtiyaç duymazlarsa işte o zaman kriz yönetimi tamanlanmış demektir. 8 saat geçmeden sokaktaki yuttaşımıza çorba verebilen, 72 saat geçmeden arama kurtarma organizasyonuna kavuşursak başarılı olabiliriz. Umarım böyle hızlı bir yeniden yapılanmayla acılarımızı hafifletir, gelecek için daha güvenli bir hale gelmiş oluruz” diye konuştu.
Sınırımızdaki Kolera Salgını Tehdidi Vurgusu
Prof. Dr. Recep Akdur , BSHA’nın deprem bölgelerindeki salgın riski konusundaki sorusuna şöyle yanıt verdi: “Şu anda deprem bölgesinde sağlık açısından çok ciddi sorunlar var. Henüz tuvalet ve temiz içme suyu, kullanım suyu konusunu bile çözemedik. Ciddi disiplinli lokanta ve yemekhanelerin kurulduğu yerler sağlanamadı. Çadırkent, afet kenti koşullarına uygun değil. Hal böyle olunca birçok salgın tehlikesi var. İçme suyu ve bu sulardan yapılan yemekler yoluyla oluşabilecek akut ishal salgınları, solunum yolu enfeksiyonları gibi salgınların yaşanma riski çok yüksek. Kalabalık ortamlardan kaynaklı olarak risk gruplarında; yaşlılarda çocuklarda pnömoni, bronşit gibi rahatsızlıkların oluşması riski söz konusu. Dünya deprem tarihi şunu gösteriyor. Depremlerden sonraki salgınlar en az depremlerdeki kadar can kayıplarına neden olmuştur. Haiti depreminden sonra 6’ıncı dönem kolera salgını hala devam ediyor. Sınırlarımızda yakın bu tür enfeksiyonlar var. Uyuz, bit, pire parazitlerine bağlı sorunlar vardı. Hava sıcaklıkları arttığı zaman sivrisinekler, kara sinekler çok artacak. Çevre sağlığı koşullarımız gerçekten çok bozuk durumdadır. Çok hızlı ama çok hızlı bir şekilde halk sağlığı konusunda önlem almak gereklidir.”
Deprem Bölgelerinde Düşük Kaliteli Yakacaklar Risk Oluşturuyor
Deprem bölgelerinde kalitesi düşük linyitlerle, güvenliği düşük sobalarla ısınma yapılmaya çalışıldığına dikkat çeken Akdur şöyle konuştu: “Deprem bölgelerinde akşam saat 17.00-18.00’dan sonra duman her yeri basıyor. Görüntüleri görseniz burada yangın mı oldu dersiniz. Sağlık açısından çok sıkıntılı koşullar mevcuttur. Su sıkıntılı, tuvaletler kalabalıklar tarafından kullanılıyor. Beslenme konusunda da büyük problemler mevcut. Depremden sonraki üç dört gün içerisinde çadır kamp yerleşmelerini tamamlayıp gebeleri anne adaylarına taramalara geçmemiz gerekirdi. Gebeler, yaşlılar, çocuklar, engellilerimiz, tek yaşayanlarımız başlı başına risk grubudur. Bu risk gruplarını kısa bir sürede belli periyotla gözetim altında tutulmalı gerekli sağlık taramaları yapılması gereklidir. Ama 10 binden fazla kişinin toplandığı bir alanda, gayri nizami yerleştirilmiş çadırlarda nasıl koordinasyon ve kontrol sağlanır. Sıkıntılar çok büyük umarım daha iyiye gidilir.”

Psikolog Prof. Dr. Şalcıoğlu: Online Terapilerle Hızla İyileştirme Hedeflenmeli
DATEM Kurucusu Klinik Psikolog Prof. Dr. Ebru Şalcıoğlu, 1999 Marmara Depremi sonrası depremzedelerin yaşadıkları psikoloij sorunlar üzerine gerçekleştirdiği çalışmalardan bahsederek bugün yaşanılan depremde etki alanının ve etkilenen insan sayısının daha fazla olmasından ötürü depremin psikolojik etkilerinin de daha fazla olacağına işaret etti. Prof. Dr. Şalcıoğlu, post travmatik stres sendromu yaşayan depremzedelere yönelik olarak iyileştirme çalışmalarının yapılması gerektiğine vurgu yaptı. Psiko destek anlamında Türkiye’de uzman eksikliklerinin olduğuna işaret eden Şalcıoğlu, deprem bölgelerinde korku, öfke, güvensizlik ve kaygının çok yüksek olduğunu önlem alınmaz ise bu duygu durumlarının kalıcı kronik rahatsızlıklara dönüşebileceğini vurguladı. Afetler sonrasında toplumda çok yoğun bir şekilde kaygı sorunları görüldüğüne işaret eden Şalcıoğlu, “Çok sıklıkla depresyon görülüyor. Alkol madde kullanımlarında artışlar olabiliyor. Yaşanan tramvayla baş edememe nedeniyle insanlar bilinçlerini değiştirmek üzere alkol ve madde kullanımını arttırabiliyor. Travma sonrası stres bozukluğu en sık karşı karşıya geldiğimiz sorundur. Travma sonrası stresin en önemli belirtisi travma yaşayan insanlar yaşadıkları olaylarla ilgili görüntü ve anıları bir türlü akıllarından atamazlar. Fotoğraf karesi film klipleri gibi gözlerinin önüne gelir ve aynı olayı tekrar tekrar yaşarlar. Kişiler tekrar korku, öfke duygularını deneyimlerler. Psikolojik tepkilere ek olarak fizyolojik etkiler de olur. Kalp çarpıntısı, uyku sorunları da yaşayabilirler. Bir parça uyuyunca rüyalarında bu olayları görürler. Bu anıları akıllarından atmaya çabalarlar. Bir süre sonra bu tramvayı olayı hatırlatan insanlardan kaçınma davranışı başlar. Bu tavır rahatlatan bir şeydir aslında ama kısa vadede ama uzun vadede sorun yaratan bir davranıştır. Kişi sürekli kaçınarak yaşamak zorunda olur ama bastırmaya çalıştığı duyguların uzamasına yol açar. Ve bu kişiler çok yoğun duygularla mücadele etmek zorunda kalır ve kronik bir soruna neden olur” dedi.
Deprem Korkusu…İstanbul’da Çok Sayıda İnsan Korku İçerisinde
İstanbul’da da çok sayıda insanın şu anda korku içerisinde olduğuna işaret eden Şalcıoğlu şunları söyledi: “Depremin merkez üssüne yakın yerde yaşamış ağır yıkımla yüzleşmiş 4 kişiden birinde travmaya bağlı stres sendromu yaşanıyor. Risk faktörü deprem sırasında duyulan korku birinci sırada bu sendromu belirleyen nedenler arasındadır. Korku kronikleşiyor ve yayılıyor. Deprem sırasındaki korku daha sonra kronik şekilde yaşanabiliyor. Alanımızda çok fazla mezun veriyoruz ama çok fazla insana yetkinlik kazandıramıyoruz. Bu alanda yeteri kadar bilgi sahibi olan ve etkili çalışma yapabilen uzman sayımız oldukça az.. Ruh sağlığı hizmetlerinin koordinasyonu söz konusu değil. İnandığımız doğrultusunda yapabileceğimiz de sorunlara neden olabiliyor. Ruh sağlığı hizmetleri belirli bir model çerçevesinde düzenlenmelidir. 99 depreminden sonra yaptığımız çalışmalar deprem travmasının etkili travması için bir davranış terapisi modeli geliştirilmişti. Deprem travması ile mücadelenin sağlam bir kuramsal temeli olması gereklidir. Kuramsal çalışma elzemdir. İnsanlara etkili olan terapileri uygulamalıyız. Çoğu tedavi Batı’dan ithal edilmiş tedavilerdir. Batı kültüründe ki tedaviler illaki Doğu toplumlarında uygulanabilir diye bir şey yoktur. Terapiler kısa süreli ve daha çok sayıda insana ulaştırılabilecek şekilde olmalıdır. Travmanın etkileriyle baş etmeye yönelik bir repertuarımız var insanlar kendi başlarına uygulayabilecek yöntemlerle de iyileşebilirler. Bu konuda sosyal medya da önemli rol oynuyor. Online terapiler, aplikasyonlar aracılığıyla da insanlar tedavi ulaştırılabilir. Bu da bir vizyon gerektiriyor. Mobilize olmak ve standart bir hizmet gerektiriyor.”
Sadettin Uslu: Bu Acıları Unutmamalı, Unutturmamalıyız!
Kahramanmaraş Depremi’nde deprem bölgelerinde görev alan Arama Kurtarma Uzmanı Sadettin Uslu toplantıda, arama kurtarma çalışmalarında yaşanan eksikliklerden, sorunlardan, koordinasyonsuzluklardan ders çıkarılması gerektiğini Türkiye’de her vatandaşın afet durumlarında ne yapması gerektiğine yönelik eğitim almasının şart olduğuna vurgu yaptı. Uslu, “Burada önemli olanın şu olduğunu acı da olsa gördük ki 72 saat hizmet gelmezse biz ne yaparız? Bu nedenle vatandaşların afet bilgisine sahip olması gerekiyor. Bunun da çözümü önceden yapılmalı. Hala bu konuda afette yara sarma durumundayız. Risk boyutunda eksiklikler var. Afette bizi kurtaracak şey eğitimdir. Planlamalar konusunda çok eksiklikler var. Deprem bölgelerinde arama kurtarma yaparken en büyük sıkıntı haberleşmeydi. Telsizlerimiz çalışmadı. Olay yerine gitmeye çalışıyorsunuz, ulaşım sıkıntısı yaşıyorsunuz. En büyük acılardan biri enkaz başına varıyorsunuz insanlar diyor ki dün ses geliyordu bugün gelmiyor. Neden dün gelemedim diyorsunuz. Van Depremi’nde müdahale daha erkendi. 23 sene önceki depremde müdahale daha erkendi. Burada bunca ders almamız gerekirken geride kaldık. İnsanların yakarışlarını asla unutamayacağımız. Hasta kazazede yakınları belki bir ümit diyor ama canlı ihbarı alınca o enkazı bırakıp kesin canlı olan yerlere gitmek zorunda kalıyorsunuz. O insanların bakışlarını, yakarışlarını asla unutturmamız lazım. Bu acılardan ders çıkararak herkesin daha çok eğitim alması, elini taşın altına koyması lazım ki daha az acı, can kaybı yaşansın. Yara sarma konusunda daha hızlı reaksiyon almamız gerekir” dedi. (BSHA-Bilim Ve Sağlık Haber Ajansı)
Sağlık
Uzman doktordan Smile Lazer açıklaması: Yeni nesil lazer yöntemi nasıl uygulanıyor?
Göz sağlığı alanında yaşanan teknolojik gelişmeler, görme kusurlarının tedavisinde yeni yöntemlerin ortaya çıkmasını sağlıyor. Son yıllarda adından sıkça söz ettiren yöntemlerden biri olan Smile Lazer, özellikle miyop ve astigmat problemi yaşayan kişiler tarafından tercih ediliyor.
İstanbul’da görev yapan göz hastalıkları uzmanı Op. Dr. Kemal Gültekin, Smile Lazer yönteminin özellikleri hakkında bilgi verdi.
Uzman doktora göre Smile Lazer yöntemi, klasik lazer tedavilerinden farklı bir teknikle uygulanıyor.
“Smile Lazer yönteminde kornea üzerinde geniş bir kapak oluşturulmaz. Bunun yerine kornea içinde oluşturulan küçük bir doku parçası minimal bir kesiden çıkarılır.”
Bu teknik sayesinde göz yüzeyine daha az müdahale edildiği ifade ediliyor.
Smile Lazer yönteminin en önemli avantajlarından biri, operasyonun kısa sürede tamamlanabilmesi.
Uzmanlara göre işlem genellikle birkaç dakika içinde tamamlanıyor ve hastalar çoğu zaman aynı gün taburcu edilebiliyor.
Smile Lazer yöntemi özellikle şu durumlarda uygulanabiliyor:
- Miyop görme kusuru
- Astigmat problemi
Ancak her hasta lazer tedavisine uygun olmayabilir.
Bu nedenle tedavi öncesinde detaylı bir göz muayenesi yapılması gerekiyor.
Op. Dr. Kemal Gültekin’e göre uygun adayların belirlenmesi tedavinin başarısında büyük rol oynuyor.
Göz lazer tedavisi planlanmadan önce şu kriterler değerlendiriliyor:
- Göz numarasının stabil olması
- Kornea kalınlığının yeterli olması
- Genel göz sağlığının uygun olması
Uzmanlar işlem sonrasında doktorun önerdiği damlaların düzenli kullanılması gerektiğini belirtiyor.
Smile Lazer tedavisi hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenler Veni Vidi Göz Ataşehir’in resmi internet sitesinde yer alan bilgilere ulaşabiliyor.
https://venividigoz.com/smile-lazer
Sağlık
Uzmanı uyardı! Siyasi partiler seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmeli!haberi
Yerel seçimlerin genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da partiler arasında ciddi bir rekabete sahne olduğunu ifade eden uzmanlar, siyasi partilerin, adayların seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmesi önerisinde bulunuyor.
Yerel seçimlerin genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da partiler arasında ciddi bir rekabete sahne olduğunu ifade eden uzmanlar, siyasi partilerin, adayların seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmesi önerisinde bulunuyor. Siyasi partilerin seçim kampanya sürecinde toplumu kutuplaştırmayan bir dil kullanmalarının, toplumsal barışa önemli bir katkı sunacağını dile getiren Siyaset Bilimci Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Mümkün mertebe yumuşak ve toplumu kutuplaştırmayan bir dil kullanmaları, toplumsal barışa önemli bir katkı sunacaktır.” dedi.
Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Havva Kök Arslan, yerel seçimler öncesi olası kaotik durumları önlemek için yapılması gerekenlere işaret etti.
“Yerel seçimler, genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da rekabete sahne oluyor”
Yerel seçimlerin genel seçimlerde olduğu kadar olmasa da partiler arasında ciddi bir rekabete sahne olduğunu ifade eden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, yerel seçimlerin özellikle büyük şehirlerde partilerin kendi adaylarının kazanmasının, ülkedeki siyasi itibarlarını güçlendirmesi ve iktidarlarını pekiştirmesi açısından, muhalefet partileri açısından da iktidar yarışında güç kazanmak için bir rekabet sahası olduğunu söyledi.
“Yerel seçimler ülkemizin demokrasi kültürüne olan bağlılığına katkı sunuyor”
“Böyle bir rekabet ortamında tüm partilerin seçim rekabetinin seçimi gölgelemesine izin vermeyecek şekilde davranması elzemdir.” diyen Prof. Dr. Havva Kök Arslan, şunları dile getirdi:
“Tüm partilerin seçmenlerine ve seçmenlerin kendi bölgelerindeki sandık tercihlerine saygılı davranacak şekilde davranmaları, seçmenlerine sakin sağduyulu ve bilinçli hareket etme konusunda dikkatli davranmalarını tavsiye etmeleri faydalı olacaktır. Aynı şekilde sandık görevlilerinin de sorumlu vatandaş bilinciyle hareket etmesi ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde şeffaf bir süreç yürütmeye özen göstermeleri olası olumsuz durumları engellemek veya asgariye indirmek açısından büyük öneme sahiptir. Yerel seçimler ülkemizin demokrasi kültürüne ve demokratik değerlerine olan bağlılığına da katkı sunmaktadır.”
“Adaylar seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmeli”
Siyasi partilerin, adayların seçim kampanyalarını itidalli bir şekilde yürütmesi önerisinde de bulunan Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Mümkün mertebe yumuşak ve toplumu kutuplaştırmayan bir dil kullanmaları, toplumsal barışa önemli bir katkı sunacaktır. Seçim kampanya sürecinde kullanılacak dil ve genel atmosfer esasen seçim gününe nazaran toplumsal sükunet açısından daha önemlidir. Ancak yine de olumsuz durumlarla karşılaşılması durumunda partilerin de seçmenlerine soğukkanlı davranma konusunda çağrıda bulunmaları faydalı olacaktır.” dedi.
Seçim dönemlerinde sosyal medyanın rolü ve sorumluluğu nedir?
Prof. Dr. Havva Kök Arslan, seçim dönemlerinde sosyal medyanın rolünün de tıpkı medya gibi önemli olduğunu kaydederek, “Medyada olabileceği gibi sosyal medyada da bilgi kirliliğinin önüne tamamen geçmek mümkün değildir. Bu nedenle toplumun seçim öncesinde olduğu gibi sonrasında da dolaşıma giren bir bilgiyi teyit etmeden ciddiye almaması oldukça önemlidir. Her kesimden toplumun itibar ettiği ve sorumluluk bilinciyle hareket eden kişilerin paylaşımlarının dikkate alınması, kaynağı ve mesnedi belli olmayan birtakım şoke edici veya galeyana getirici paylaşımlara karşı soğukkanlı olunması her şeyden daha fazla önemlidir. Toplumumuz her ne kadar duygusal ve sıcakkanlı olsa da geçmişte olduğu gibi bugün de doğru zamanda soğukkanlılığını korumasını bilmiştir.” diye vurguladı.
“Rekabet siyasetin doğasında var”
Seçim sırasında şeffaf bir sürecin işletilmesine özen gösterilmesinin önemine işaret eden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Rekabet siyasetin doğasında vardır ve önceki seçimlerde olduğu gibi süreç içinde yer yer sandıklarda itirazlar olacaktır. Bu durumlarda herkesin kurallara ve kanunlara uygun hareket etmesi olası olumsuzlukları en aza indirebilecektir. Tüm vatandaşlar olarak sorumluluğumuz hukuka saygı duyarak, sakin ve huzurlu bir seçim geçirmek ve halk iradesinin en doğru şekilde sandığa yansımasına katkıda bulunmaktır. Bunun yolu da demokratik kültürü özümsemek ve seçmen iradesi hangi bölgede ne yönde olursa olsun saygı duymaktan geçmektedir.” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Sağlık
Medtronic, Cerrahide Yenilikçi Uygulamalar İçin Hekimleri Bir Araya Getirdihaberi
Medtronic tarafından düzenlenen “SurgInspire” başlıklı Genel Cerrahi Zirvesi, Bariatrik & Metabolik Cerrahi, Kolorektal Cerrahi ve Fıtık Cerrahisi konusunda uzman, 18 ülkeden 300’den fazla sağlık profesyonelini İstanbul’da bir araya getirdi.
Medtronic tarafından düzenlenen “SurgInspire” başlıklı Genel Cerrahi Zirvesi, Bariatrik & Metabolik Cerrahi, Kolorektal Cerrahi ve Fıtık Cerrahisi konusunda uzman, 18 ülkeden 300’den fazla sağlık profesyonelini İstanbul’da bir araya getirdi. 8-9 Mart tarihlerinde gerçekleşen, ulusal ve uluslararası 19 konuşmacının yer aldığı zirvede, cerrahi bakımın iyileştirilmesi hastalara daha fazla erişim, daha az komplikasyon, daha düşük bakım maliyeti ve daha iyi sonuçlara ulaşma gibi başlıklar ön plana çıktı.
En iyi klinik uygulamaların paylaşıldığı zirvede, yenilikçi teknolojilere erişim konusunda etkileşim fırsatı bulan cerrahlar, obezite cerrahisi, metabolik bozukluklar, kolorektal cerrahi ve fıtık cerrahisinin tüm yönlerini kapsayacak geniş konu yelpazesine sahip eğitim programlarına katıldı. Ayrıca, Medtronic Global Araştırma ve Geliştirme, Pazarlama ve Operasyon Departmanlarından temsilciler, Medtronic tarafından üretilen teknolojiler ve mühendislik üzerine sunumlar gerçekleştirdi. Katılımcı hekimler ile Medtronic mühendislerinin etkileşimde bulunma fırsatı yakaladığı sunumlarda hekimler ayrıca Ar-GE geri bildirimleri verme şansı buldular.
“Medikal İnovatif Teknolojiler ile Sağlığı Geliştiriyoruz”
Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Medtronic Türkiye, Batı Asya ve Levant Bölge Başkanı Ayhan Öztürk, Medtronic’in tıbbi cihaz endüstrisinde mükemmeliyete ve yeniliğe olan bağlılığına vurgu yaptı. Öztürk sözlerine şöyle devam etti: “Medtronic olarak, sizlerin de katkılarıyla, teknolojik gelişmeler ve stratejik Ar-Ge yatırımlarımızın sinerjisinden yararlanarak sağlık hizmetlerini dönüştürmede sıra dışı bir etki yaratıyoruz. Kendimizi, hastaların yaşam kalitesini artırmaya, klinik çıktıları iyileştirmeye ve tüm genel bakım maliyetlerini yönetmeye yardımcı olmak için klinik olarak ilgili ve ekonomik olarak değerli yenilikler sağlamaya adadık.”
“Bu amaçla da Türkiye’de dünyanın en gelişmiş eğitim merkezlerinden birini hayata geçirdik. 2014’te açılan Medtronic İnovasyon Merkezi (MIC), Türkiye’nin alanındaki sayılı eğitim merkezlerinden biri olarak faaliyetlerini sürdürüyor. Eğitim merkezimizde alanında uzman ve yetkin personelimizle, sağlık profesyonellerine teknik ve deneyimsel eğitimler veriyoruz. Cerrahi klinisyenlerinin, cerrahi yeterlilikleri ve hasta bakımını geliştiren yeni nesil tedavi seçenekleri ile önemli bir fırsatı temsil ettiklerine inanıyoruz. Cerrahi alanda uzmanlığın artırılması ve hasta bakımının geliştirilmesi amacıyla çalışmaya devam edeceğiz.”
Sağlığın geleceğine odaklanarak sağlık profesyonellerinin ileri cerrahi teknikler konusunda küresel uzmanlarla etkileşimde bulunmalarına ve önümüzdeki dönemde klinik iyileştirme stratejileri belirlemelerine olanak sağlayan zirve aynı zamanda bir sağlık teknolojileri markası tarafından bağımsız olarak düzenlenen; Türkiye, Batı Asya ve Levant bölgesinin en büyük genel cerrahi organizasyonu olma niteliği taşıyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
-
Fashion9 yıl agoThese ’90s fashion trends are making a comeback in 2017
-
Entertainment9 yıl agoThe final 6 ‘Game of Thrones’ episodes might feel like a full season
-
Fashion9 yıl agoAccording to Dior Couture, this taboo fashion accessory is back
-
Entertainment9 yıl agoThe old and New Edition cast comes together to perform
-
Sports9 yıl agoPhillies’ Aaron Altherr makes mind-boggling barehanded play
-
Business9 yıl agoUber and Lyft are finally available in all of New York State
-
Entertainment9 yıl agoDisney’s live-action Aladdin finally finds its stars
-
Sports9 yıl agoSteph Curry finally got the contract he deserves from the Warriors
