Kategori: Yaşam

  • Prof. Dr. Özyaral termal suların hastalıklara doğal tedavi sunduğunu söyledi

    Prof. Dr. Özyaral termal suların hastalıklara doğal tedavi sunduğunu söyledi

    Rumeli Üniversitesi Rektör Yrd. Koruyucu Sağlık Uzmanı ve Mikrobiyolog Prof. Dr. Oğuz Özyaral özellikle kış tatili için vazgeçilmez olan termal su merkezlerinin doğal şifa arayanlar için saymakla bitmeyen özellikleri olduğunu belirtti..

    Mersin BN Hotel Termal&Spa’da termal suyun şifalarına yönelik düzenlenen seminere katılan Prof. Dr. Özyaral, birçok rahatsızlığın tedavisinde termal suların çok başarılı sonuçlar verdiğini belirtti.

    Prof. Dr. Oğuz Özyaral, yerin derinliklerinden yüzeye ulaşarak insan hayatına sayısız fayda sağlayan termal suların hastalıklara doğal tedavi sunduğunu söyledi.  Prof. Özyaral, “Boyun, bel, kalça, diz kireçlenmeleri, kronik bel ağrıları, egzama ve akne gibi birçok rahatsızlığının tedavisinde başarılı sonuç veren termal sular, doğru bir tedavi şekliyle uygulandığında birçok hastalığa çözüm sunarak kişinin yaşam kalitesini artırıyor” dedi.

    Prof.Dr. Oğuz Özyaral, Mersin İnternet Gazeteciler Derneği (MİGDER) yöneticileriyle de bir araya geldi.

    Bu arada otele eşiyle  kahvaltıya gelen MTSO Başkanı Ayhan Kızıltan’da gazeteci dostlarını yalnız bırakmadı. Prof Dr. Özyaral’la  Mersin ekonomisi ile ilgili bilgi alışverişinde bulundu.

    MERSİN, İHTİYACI OLAN TERMAL OTELE KAVUŞTU
    6388 mg/litre mineral değeriyle içilebilir termal suya sahip olan BN Hotel Termas&Spa’nın bölgedeki termal otel ihtiyacını giderdiğini belirten Genel Müdür Alp Atila, kadınlar ve erkekler için ayrı olmak üzere ailelere özel karma havuzlarıyla el değmemiş yemyeşil ormanların tam ortasında, Mersin’in İçmeler Mevkii’nde konukları ağırladıklarını söyledi. Atila, “Tesisimizde 23 adedi termal havuz olmak üzere toplam 35 adet açık ve kapalı havuz hem eğlenmeniz hem dinlenmeniz hem de sağlığınıza hizmet etmek için düzenlenmiştir. Kadınlara, erkeklere ve ailelere özel kullanıma sunulmuş bölümlerimizde; özgürce keyfini çıkarabilmeniz için hazırlanmış, uzmanlarımız tarafından uygulanan bakım kürlerinden ve terapi masajlarından faydalanabilirsiniz” diye konuştu.

     

  • Modada Kavramlara Veda Zamanı

    Modada Kavramlara Veda Zamanı

    Noe Happiness markasının kurucusu ve kreatif direktör Elif Olgun, değişen dünyayla birlikte yeniliklerle dolan modada sürdürülebilir, zamansız koleksiyonlara neredeyse tüm markaların yer vermeye başladığını söyledi.

    Modanın artık belli başlı otoritelerce değil, bizzat kullanıcı tarafından belirlendiği bir döneme girildiğini söyleyen Elif Olgun, yaklaşan yeni yılla birlikte yeni trendlere dair ipuçları verdi. Özellikle kadınların artık modanın dayatmalarına göre değil kendi talep ve beklentileriyle doğru oranda hem şık hem de rahat giyinmeyi istediklerini belirten Olgun, bunun temellerini tam 16 yıl önce Noe Happiness markasını kurarak attıklarını dile getirdi.

    YOK GİBİ HİSSETMEK!

    Zincir bir markanın bayiliğini alarak başladığı moda yolculuğunda sektörün gereksinimlerini tecrübe ettikten sonra Noe Happiness markasını kurma kararı alan Elif Olgun, “Noe bir tasarımcının değil bir kullanıcının ürünü. Günün her saatinde uygun kıyafetler düşleyen, zamanı ne giyeceğim diye düşünerek harcamak istemeyen, üstelik bu düşünü kadın, erkek, çocuk bütün bireylere yansıtan ahtopot gibi çok kollu bir zihnin ürünü. Sadık bir kullanıcı kitlesi olan Noe’nin en önemli özelliği ise ‘yok gibi’ hissettiren kumaş ve kalıpları…” dedi.

    EN BÜYÜK TREND RAHATLIK

    Özellikle çalışan yada sosyal hayatın içinde çok aktif olan kadınların modayla ilgili en büyük sorunlarının rahatlık olduğunu ifade eden Elif Olgun, 2022 trendlerinin bu motto üzerine şekilleneceğini öngörüyor. Olgun, “Artık hem şık, hem rahat, hem de tarz olmak mümkün. Yeni yılda kadınlar kadar erkeklerde de artık şalvarlar, dökümlü üst ve altlar, kısacası rahatlığı ön planda tutan tasarımlar göreceğiz” diye konuştu.

  • EYT Haktır. “Eğer Adalet Varsa, Çıksın Artık Bu Yasa”

    EYT Haktır. “Eğer Adalet Varsa, Çıksın Artık Bu Yasa”

    EYT(Emeklilikte taşa takılanlar): EYT 9 Eylül 1999 yılından önce sigorta başlangıcı olanlar yani; iş veren, çalışan ve devlet arasında yapılan sözleşmeye göre erkeklerde 25 yıl, kadınlarda ise 20 yıl sigortalı olarak çalışma süresini ve gerekli prim günü koşulunu doldurduktan sonra emeklilik sözü verilmişti.
    Fakat bu sözleşme ve verilen sözler hiçe sayılarak mağdur olan EYT’liler seçim zamanında kendilerine vaat edilen haklarını alamamaları üzerine ülkenin dört bir yanında bir araya gelerek siyasilere seslerini duyurmaya, adaleti ve haklarını talep ettiklerini ve adalet tecelli edene dek haklı oldukları davadan dönmeyeceklerini dile getirdiler.

    Toplantıda konu ile ilişkin basın açıklamalarında bulunan Mezitli Belediye Başkanı, Milletvekilleri, SGK Uzmanı Özgür Erdursun ve EYT Federasyonu Genel Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyelerinin konuşmalarının detayları haberin devamında yer almakta iken toplantıya katılamayan milletvekillerinden, CHP Adana Milletvekili Orhan Sümer başta olmak üzere “Haklı olduğunuz bu davada yanınızdayız.” mesajı verdiler.

    Toplantıya katılamayan ve kesinlikle azımsanmayacak kadar bir nüfusa sahip olan bir diğer kişi ise sayın Dünya Avşarlar Konferedasyonu Genel Başkan Yardımcısı Fatih Küpeli’ de “EYT’’lilerle ilgili konuyu yakından takip ettiklerini ve verilen sözlerin tutulması gerektiğini” belirtti.

    Neşet Tarhan (Mezitli Belediye Başkanı):

    Emeklilikte yaşa takılanlar ve bütün mağdurların hakkına kavuşacakları günü kendi mücadeleleri belirleyecektir.

    “Dert erken emeklilik değil, mezarda emeklilik ise hiç değildir” sözlerine değinen Başkan Neşet Tarhan asıl meselenin “çalınan hakkın geri verilmesidir” diyerek tüm EYT mağdurlarına “Demokratik hak arama mücadelenizi destekliyor, yanınızda olduğumu bir kez daha dile getiriyorum. Yolunuz açık olsun, haklıyız ve birlikte kazanacağız.” Diyerek sözlerini noktaladı.

    Alper Turna (Mersin CHP Milletvekili):

    “Mücadele adım adım kazanılır” 

    Apler Turna tüm EYT mağdurlarına attığınız her adımda yanınızdayız mesajlarını verdi.

    EYT iktidar partilerinin, iktidara gelmeden önce söz verdiği ve iktidara geldikten sonra ise çözmediği bir konudur diyerek şu anki iktidara karşılık “İktidarın 1 yılı var. Ya sözlerini tutarlar, sözlerini tutmazlar ise CHP iktidara geldiği ilk ay EYT’ yi çözecektir.” Açıklamalarında bulundu.

    Murat Sürücü (Mersin EYT Derneği Başkanı):

    “4447 SAYILI YASA İLE EMEKLİLİK İÇİN YAŞ ŞARTI GETİRİLDİ..”

    “Mağduriyetimiz bu yasanın yürürlüğe girmesi ile değil, bu yasanın geriye doğru işletilmesinden kaynaklandı.” diyen Murat Sürücü, “Bizler 9 Eylül 1999 tarihinden önce, SSK, BAĞ-KUR ya da Emekli Sandığına bağlı olarak çalışma hayatına başlarken emeklilik için iki şart bulunuyordu; bunlardan biri hizmet yılı, diğeri ise prim gün sayısı idi. Bu da kadınlarda 20 yıl 5 bin gün, erkeklerde ise 25 yıl 5 bin gün olarak belirlenmişti. 9 Eylül 1999’da 4447 sayılı yasa ile emeklilik için “yaş şartı getirildi.” dedi.

    “MAĞDURİYETİMİZ DEVAM ETTİKÇE MÜCADELEMİZ DE DEVAM EDECEKTİR…”

    Bizler “kesinlikle erken emeklilik değil” yasanın geriye işletilmesi sonucu elimizden alınan, hakkımız olan emekliliğimiz ile insanca yaşanır bir emekli maaşı bağlanmasını istiyoruz. Mağduriyetimiz devam ettikçe mücadelemiz de devam edecektir” şeklinde konuştu.

    Sürücü, amaçlarının emeklilikte hem yaş, hem aylık bağlama oranları maaş engeline takılan tüm çalışanların ve SGK yasalarından mağduriyet yaşayanların gelecekte rahat ve huzurlu bir hayat sürdürebilmesi olduğunu dile getirdi.

    Özgür Erdursun (Sosyal Güvenlik Uzmanı):

    Konu başlıkları ile sözlerine başladı.

    8 Eylül 1999 yılında değişen emeklilik yasasını açıklamasının ardından sözlerine;

    EYT’lilerin mağduriyeti

    EYT’lilerin hakkı olan paralarını devlete bıraktıkları

    Hükümetin ise bu parayı doğru düzgün kullanmadığı

    Sistem değişmez ise emeklilerin artık maaş dahi alamayacağı

    “TÜİK’in açıkladığı veriler yanlış!”

    TÜİK’in açıkladığı verilere göre Türkiye’de 29 milyon kişi çalışıyor. Fakat buna karşılık SGK’nın verilerine göre 24 milyon kişi çalışmaktadır. Bunların ise 1.5 milyonu stajyer ve kursiyer olduğundan dolayı prim yatırılmamaktadır. Bu da demek oluyor ki devletin kasasına yaklaşık olarak 22 milyon kişinin çalıştığı yıllar itibari ile prim yatırılırken resmi verilerde 29 milyon kişinin çalıştığı söyleniyor.

    “Devletin SGK konusunda denetim mekanizması yok”

    “Sizi geç emekli edeceğiz fakat merak etmeyin daha rahat yaşayacaksınız” denilmişti. Fakat bir kişinin yaklaşık 2.000 TL emekli maaşını göz önüne alacak olursak; 1 yıl maaş alamaması ortalaması 24.000 TL, 10 yıl maaş alamaması 240.000 TL. Ortalama EYT’lilerin 8-10 emeklilikte yaşa takıldığını düşünürsek her bir EYT’li 200-300 bin TL’sini yıllardır alamıyorlar.

    “EYT’lilerin paraları nerede?”

    2002 yılında SGK’nın gelir-gider karşılama oranı %70 iken ne yazık bu oran hala %70’tir. 

    “Peki sizin paralarınız nerede ? Bu milletin paraları nerede ?”

    Gönül Boran Özüpak (EYT Yönetim Kurulu Başkanı):

    “Biz sıradan ve haklarına sahip çıkan vatandaşlarız.”

    Biz bir kar tanesiydik, kar topu olduk. Büyüdük, çığ olduk. Şimdi ise yuvarlanarak tüm Türkiye’de var olduk. Bu davanın hepimizin davası olduğunu herkes benimsedi. Siyasiler evet siz haklısınız derken, hükümetimiz bizi duydu fakat görmezden geldi.

    “Bizler YAŞAMA, ÖL dedikleri kesimiz.”

    Biz mağdur edilen topluluk olarak anayasal hakkımız olan emeklilikten mahrum edilirken, aynı zamanda SOSYAL YARDIM NİTELİĞİNDE bağlanan emekli maaşlarıyla “yaşama, öl” olarak ilan edildik.

    Hükümetimize diyoruz ki “Biz anayasal hakkımızı istiyoruz. Erken emeklilik istemiyoruz!”

    Primlerimizi ve vergilerimizi peşinen bizden tahsil ettiniz. Bu doğrultuda bütçeye de asla yük değiliz. Kanunlar sürekli değişiyor fakat her defasında bizler mağdur oluyoruz. Geleceğimiz, çocuklarımız mağdur oluyor.

    “Bürokratlar ve vekiller, 1.500-2.000 TL ile 1 ay geçirin alnınızdan öpeceğiz!”

     Üzerimize böyle ters algılar ile gelen ve yasayı reddeden milletvekilleri ve bürokratlar; “gelin siz 1.500-2.000 TL ile hatta ve hatta asgari ücret ile yani 2825 TL ile bir ayı geçirin alınlarınızdan öpeceğiz” dediğimizde ne yazık ki bir cevap dahi veremediler. Niye ? 5 maaş 10 maaş alan bürokratlar maalesef bizim elimizden alınan anayasal hakkımız karşılığında paşa paşa keyifler sürüyorlar. Bize de bu sosyal yardım niteliğindeki maaşlar ile “Bekleyin daha 10 yıl sonra sizi emekli edeceğiz” diyerek bizlere ve ailelerimize böyle zorlu bir süreç yaşatıyorlar.

    “Asla kabul etmeyeceğiz.” diyerek sözlerini noktaladı ve ardından Mezitli Belediye Başkanı Sn. Neşet Tarhan kendisine plaket hediye eti. Özüpak ise bu plaketi tüm EYT mağdurları nezdinde aldığını beyan etti.

    Kaynak: GHA

  • Film Festivallerini Anlamak

    Film Festivallerini Anlamak

    Türkiye’de sinema sektörünün bileşenleri olan oyuncular açısından da izleyiciler açısından da film festivalleri önemli.

    Oyuncular, yönetmenler festivallerde ödül almak istiyor, izleyiciler festivallerde ödül alan filmlere öncelik veriyor, o filmleri daha çok konuşuyor.  Peki, Türkiye’nin en köklü, tanınmış 4 film festivalinin Türk sinemasına, düzenlendikleri kentin kültürüne, ekonomisine nasıl bir etkisi var?  Farklı üniversitelerden bilim insanları Antalya, Adana, İstanbul ve Ankara’daki 4 önemli film festivalini her ayrıntısıyla inceleyerek bu sorulara yanıt arayacak.  Bir yandan araştırmalar sürerken bir yandan da festivallerle eş zamanlı olarak tematik sempozyumlar yapılacak. Proje kapsamındaki ilk sempozyum 10-11 Kasım’da Ankara Film Festivali’nin katkılarıyla yapılacak.

    “DÖRT FESTİVALİN MONOGRAFİLERİNİ ÇIKARTMIŞ OLACAĞIZ”

    TUBİTAK 1001 Projeleri kapsamında desteklenen “Türkiye’de Film Festivalleri: Yapısı, Ekonomisi, İşleyişi, Seyirci Profili” projesinin yürütücüsü Mersin Üniversitesi’nden Doç. Hakan Erkılıç olacak.

    Erkılıç, “TUBİTAK 1001 kapsamında film festivallerini inceliyoruz. Festivallerin tarihsel gelişimi, kurumsal ve ekonomik yapıları, programları, yarışma ve jürileri, sektörle iş birliği, ulusal sinemaya katkıları, kente katkıları, seyirci profillerini araştırmayı planlıyoruz. Proje üç yıl sürecek. Proje sonunda dört festivalin monografilerini çıkartmış olacağız. Destekleri için TÜBİTAK’a, iş birlikleri için film festivallerine teşekkür ederiz” dedi.

    “İLK KEZ BU KADAR KAPSAMLI ARAŞTIRMA YAPILACAK”

    Film festivallerinin kültürel, sanatsal ve ekonomik birer faaliyet alanı olduğuna işaret eden Erkılıç, festivallerin filmlerin ve yeni yönetmenlerin ulusal ve küresel bağlamda tanınmasının sağladığını, kent ve ülke kültürüne, ekonomisine katkılar sağladığını ancak bu alanın Türkiye’de yeterince çalışılmadığını vurguladı.

    Erkılıç, “Araştırma kapsamında Türkiye’deki 4 büyük festival olan Antalya Altın Portakal Film Festivali, Adana Altın Koza Film Festivali, İstanbul Film Festivali ve Ankara Film Festivali ele alınacaktır. Böylece birbirinden farklı özellikler gösteren ve büyüklük açısından ön planda olan 4 büyük film festivalinin bütüncül olarak incelenmesiyle alandaki boşluk doldurulmuş olacaktır” ifadelerini kullandı. Erkılıç, projenin önemli bilimsel katkılarından birinin de festivallerin ulusal sinemanın gelişimindeki rollerini ortaya çıkarmak olacağını belirtti.  

    ANKARA FİLM FESTİVALİ DESTEĞİYLE SEMPOZYUM

    Erkılıç, proje kapsamında Film Festivalleri Sempozyumu düzenlediklerini de söyledi. Film Festivali Sempozyumu, her yıl Türkiye’deki bir başka festivalde dönüşümlü olarak gerçekleştirilecek. Sempozyumların Ankara, Antalya, Adana, İstanbul Film Festivalleri arasında festival zamanında dönüşümlü olarak yapılması planlanıyor.

    Film Festivali Sempozyumu’nun ilki, 10-11 Kasım 2021 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek. Davetli konuşmacı Marijke de Valck (Utrecht Üniversitesi, Hollanda), sempozyuma çevrimiçi katılacak.  

    ÇALIŞMADA KİMLER YER ALIYOR?

    2022 yılı içinde de film festivali temalı uluslararası hakemli Screenfest Film Festivali Araştırma Dergisi yayımlanmaya başlanacak. “Türkiye’de Film Festivalleri: Yapısı, Ekonomisi, İşleyişi, Seyirci Profili” projesinde araştırmacı olarak Prof. Dr. Senem A. Duruel Erkılıç (Mersin Üniversitesi), Prof. Dr. Emine Uçar İlbuğa (Akdeniz Üniversitesi), Doç. Dr. Serhat Sırrı Serter (Anadolu Üniversitesi), Doç. Dr. Ali Karadoğan (Munzur Üniversitesi), Doç.Dr. Aydın Çam (Çukurova Üniversitesi) yer alacak.

    Prof. Dr. Süleyman Değirmen (Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi), Prof.Dr. Kemal Birdir’in (Mersin Üniversitesi) danışman olarak görev alacağı projede bursiyerler Dr. Selver Dikkol, Arş.Gör. Servet Can Dönmez, Arş.Gör. Onur Aytaç, Nil Yüce ve Yunus Erdoğan da görev alacak.

  • Rönesans Holding’den iddiaları reddeden açıklama

    Rönesans Holding’den iddiaları reddeden açıklama

    Rönesans Holding’den yapılan açıklamada, “Rönesans ve hissedarları bahsi geçen şirketlerden hiçbirisi Ilıcak ailesi üyeleri haricinde hiçbir kimseye veya kuruma bağış, karşılıksız edinim ya da her ne nam ya da şekil altında olursa olsun bir fon aktarımı yapmamıştır” denildi.

    Rönesans Holding’den yapılan açıklamada, “Rönesans ve hissedarları bahsi geçen şirketlerden hiçbirisi Ilıcak ailesi üyeleri haricinde hiçbir kimseye veya kuruma bağış, karşılıksız edinim ya da her ne nam ya da şekil altında olursa olsun bir fon aktarımı yapmamıştır” denildi.

    Rönesans Holding’den son günlerde ortaya atılan yurt dışında ‘bağış’ iddialarını yalanlayan bir açıklama yapıldı. Açıklamada “Ilıcak ailesi üyeleri haricinde hiçbir kimseye veya kuruma bağış, karşılıksız edinim ya da her ne nam ya da şekil altında olursa olsun bir fon aktarımı yapmamıştır” denildi .

    Açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Rönesans ve hissedarları, 28 senedir yurt dışında yürüttükleri faaliyetleri neticesinde elde ettikleri gelirleri yine yurt dışında tüm yerel ve uluslararası mevzuata uygun ve şeffaf bir biçimde yatırım amacıyla değerlendirmiş ve ilgili içeriklerde bahsi geçen şirketlerden hiçbirisi Ilıcak ailesi üyeleri haricinde hiçbir kimseye veya kuruma bağış, karşılıksız edinim ya da her ne nam ya da şekil altında olursa olsun bir fon aktarımı yapmamıştır.

    Türkiye’nin küresel arenadaki en güçlü şirketlerinden biri olarak bugün toplam 28 ülkede faaliyet gösteren, gelirinin yüzde 80’ini yurt dışında hayata geçirdiği projelerden elde eden Rönesans Holding, hakkındaki iddialarla ilgili kamuoyuna açıklama yapma gereği duymuştur.

    Global pazarda büyürken Türkiye’ye değer katmaya devam eden Rönesans Holding’in, iddiaların tamamını reddettiği açıklama şu şekildedir:

    Rönesans, 1993 yılında Dr. Erman Ilıcak tarafından yurt dışında kurulmuştur. O günden bu yana grup şirketleriyle beraber 50’yi aşkın farklı ülkede inşaat-taahhüt ve yatırım projeleri gerçekleştirmiştir.

    1. yılında bugün Rönesans, Avrupa’nın en yüksek binasını, Avrupa’daki dünyanın en uzun demiryolu tünelini, kuzey kutbunda petrokimya tesislerini, Türkmenistan’da dünyanın en büyük doğalgazdan benzin üretim tesisini, Sri Lanka’da su arıtma tesislerini, Karayipler’de hastaneleri, Kuzey Kutbu Denizi’nde 650 bin tonluk betonarme yüzer doğalgaz platformunu, Hollanda’nın en uzun karayolu tünelini ve Türkiye’de dünyanın en büyük deprem izolatörlü yapısını inşa edip ENR mühendislik ödülünü de alarak Türk mimari ve mühendisliğinin yeteneklerini tüm dünyada gururla sergilemektedir.

    Rönesans, 2006 yılından bu yana ilk 100 şirket içinde bulunduğu Engineering News Record tarafından yayınlanan dünyanın en büyük uluslararası müteahhitlik firmaları listesinde Avrupalı müteahhitler arasında 9. sırada, tüm Dünya’da ise 28. sırada yer almaktadır.

    Rönesans 2012 yılında Türkiye’de taahhüt işlerine başladığında, Rönesans’ın yurt dışındaki faaliyetleri neticesinde oluşturduğu cirosu toplam 15 milyar Amerikan Dolarının üzerindeyken o günden bu yana Rönesans’ın toplam cirosunda Türkiye faaliyetlerinin payı ortalamada yüzde 19’un altında kalmıştır.

    Ne yazık ki bugüne kadar bunlarla ilgili birçok yanlış ve yanıltıcı haber yayınlanmıştır. Öncelikle bu durumun, toplam 40 milyar doları aşkın değerdeki yüzlerce projeyi yurt dışında teslim etmiş, Türkiye’nin yurt dışındaki gelmiş geçmiş en büyük müteahhitlik şirketi olan Rönesans’a ve onun 75.000’i aşkın çalışanına büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyoruz.

    Türkiye’deki faaliyetleri başladıktan sonra Rönesans, Türkiye’nin en çok istihdam oluşturan şirketleri arasında yer almış ve Rönesans’ın ana hissedarı olan Erman Ilıcak, yıllardır Türkiye’nin vergi rekortmenleri arasında bulunmuştur. Rönesans’ın bugün 75.000’i aşkın çalışanı ve Türkiye’de oluşturduğu tüm bu katma değere rağmen Türkiye’den elde ettiği ciro, toplam cirosunun ortalama yüzde 19’unu aşmamıştır.

    Sağladığı istihdamla birlikte hem dünyaya hem Türkiye’ye değer katmaya devam eden Rönesans Holding, gelirinin yüzde 80’ini yurt dışındaki projelerden elde etmiştir.

    Rönesans’ın tüm dünya üzerindeki haklı repütasyonuna rağmen, doğru-yanlış vakıalarla görüşlerini birbirinden ayırmaksızın birbiriyle nedensellik ilişkisi olmayan bilgileri yanıltıcı bir biçimde sıralayarak kamuoyunu yanıltacak ve Rönesans’ın, çalışanları, hissedarları, iş ortaklarının ticari itibarını zedeleyecek şekilde hazırlanan içerikleri ülkemizde yıllardır üzülerek takip ediyoruz.

    Rönesans ve hissedarları, 28 senedir yurt dışında yürüttükleri faaliyetleri neticesinde elde ettikleri gelirleri yine yurt dışında tüm yerel ve uluslararası mevzuata uygun ve şeffaf bir biçimde yatırım amacıyla değerlendirmiş ve ilgili içeriklerde bahsi geçen şirketlerden hiçbirisi Ilıcak ailesi üyeleri haricinde hiçbir kimseye veya kuruma bağış, karşılıksız edinim ya da her ne nam ya da şekil altında olursa olsun bir fon aktarımı yapmamıştır.

    Rönesans, hiçbir zaman yurtiçinden yurtdışına yerel ya da uluslararası mevzuata aykırı herhangi bir fon transferi yapmamıştır. Bu konularla ilgili tüm beyan, bildirim ve açıklamalar ilgili yerel ve uluslararası mevzuata uygun olarak ilgili makamlara yapılmıştır.

    Rönesans’ın kendisinin ve 75.000 çalışanının, hissedarlarının, iş ortaklarının ve tüm bu kişilerin ilişkili taraflarının ticari itibarlarını zedeleyen, asılsız, mesnetsiz ve spekülatif yayınlara karşı yasal haklarını kullanmayı tüm çerçevesiyle değerlendirdiğini kamuoyunun bilgisine sunarız.”